23. sure · dinle

Mü'minûn Suresi المؤمنون

Okunan kelime metin üstünde işaretlenir; sure baştan sona kesintisiz çalar. Betik çalışmazsa her ayetin altındaki oynatıcı yine çalışır.

Mü'minûn suresi sayfasına dön

2 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 2. ayet. ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَـٰشِعُونَ

Onlar, salâtlarında (ibadetlerinde) huşu içinde (saygılı) olanlardır.

3 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 3. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

Onlar boş (şeyler)den yüz çevirenlerdir.

4 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 4. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَـٰعِلُونَ

Onlar arınmak için çalışanlardır.

5 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 5. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ

Onlar namuslarını koruyanlardır.

6 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 6. ayet. إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

Ancak eşleri yani (evlilik yoluyla) meşru olarak sahip oldukları kişiler hariç; şüphesiz ki onlar (eşleriyle ilişkilerinde) kınanmazlar.

7 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 7. ayet. فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ

Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise haddini aşanların ta kendileridir.

8 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 8. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ

Onlar, emanetlerine ve sözlerine uyanlardır.

9 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 9. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ

Onlar, bütün ibadetlerini koruyanlardır.

10 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 10. ayet. أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ

İşte onlar, gerçek mirasçıların ta kendileridir.

11 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 11. ayet. ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ

Firdevs (cennetin)e mirasçı olacak olan bu kişiler orada ebedî kalıcıdır.

12 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 12. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن سُلَـٰلَةٍۢ مِّن طِينٍۢ

Yemin olsun ki biz insanı çamurdan (süzülen) bir özden yarattık.

13 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 13. ayet. ثُمَّ جَعَلْنَـٰهُ نُطْفَةًۭ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍۢ

Sümme onu sağlam bir yerde nutfe (zigot) hâline getirdik.

14 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 14. ayet. ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةًۭ فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةًۭ فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَـٰمًۭا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَـٰمَ لَحْمًۭا ثُمَّ أَنشَأْنَـٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَـٰلِقِينَ

Sonra o nutfeyi (zigotu) ‘alaka (embriyo) yaptık. Sonra o ‘alakayı (embriyoyu) bir mudğa (et parçacığı) hâline soktuk; o et parçacığını kemiğe çevirdik; o kemiği de etle (kasla) kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla oluşturduk. Yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir.

15 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 15. ayet. ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ

Sonra, şüphesiz ki bunun ardından elbette öleceksiniz.

16 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 16. ayet. ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ تُبْعَثُونَ

Sonra da şüphesiz ki kıyamet gününde diriltileceksiniz.

17 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَـٰفِلِينَ

Yemin olsun ki üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yaratmaktan habersiz değiliz.

18 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 18. ayet. وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍۢ فَأَسْكَنَّـٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَـٰدِرُونَ

Gökten bir ölçüyle su indirip onu yerde durdurmaktayız. Şüphesiz ki onu gidermeye de gücümüz yeter.

19 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 19. ayet. فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّـٰتٍۢ مِّن نَّخِيلٍۢ وَأَعْنَـٰبٍۢ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌۭ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

Böylece o (su)yun sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bunlarda sizin için pek çok meyveler vardır; onlardan yiyorsunuz.

20 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 20. ayet. وَشَجَرَةًۭ تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍۢ لِّلْـَٔاكِلِينَ

Sînâ Dağı (çevresi)nde yetişen bir ağaç daha (yarattık ki) bu ağaç hem yağ hem de yiyenler(in ekmeğin)e katık edecekleri (zeytini) verir.

21 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 21. ayet. وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَـٰمِ لَعِبْرَةًۭ ۖ نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَـٰفِعُ كَثِيرَةٌۭ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ

Şüphesiz ki hayvanlarda da sizin için ibret vardır. Onların karınlarındakinden (sütlerinden) size içiriyoruz. Onlarda sizin için yararlar vardır; etlerinden de yiyorsunuz.

22 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 22. ayet. وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ

O (hayvan)ların ve gemilerin üzerinde taşınıyorsunuz.

23 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 23. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَـٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ

Yemin olsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine göndermiştik de "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin! Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?" demişti.

24 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 24. ayet. فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَـٰٓئِكَةًۭ مَّا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ

Bunun üzerine, kavminden kâfir olan yöneticiler şöyle demişlerdi: "Bu ancak sizin gibi bir adamdır (insandır). Size üstün olmak istiyor. Allah (peygamber göndermek) isteseydi, elbette melekleri gönderirdi. Biz önceki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.

25 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 25. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌۭ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍۢ

Bu, yalnızca kendisinde cinlenmişlik bulunan bir adam (insan)dır. (Öyle ise) bir süreye kadar onu gözetleyin (bakalım)!"

26 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 26. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

(Nuh) "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" demişti.

27 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 27. ayet. فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ ۙ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّۢ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَـٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ ۖ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ

Ona şöyle vahyetmiştik: "Gözlerimizin önünde ve vahyettiğimiz şekilde gemiyi yap! Emrimiz gelip de tandır kaynayınca her tür (canlı)dan iki çift ile -içlerinden (boğulacağına dair) aleyhinde söz geçen(ler) dışında- aileni ona (gemiye) bindir! Haksızlık edenler hakkında bana (herhangi bir şey) söyleme! Şüphesiz ki onlar boğulacaklardır."

28 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 28. ayet. فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ

Sen beraberindekilerle birlikte gemiye yerleştiğinde de ki: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun!"

29 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 29. ayet. وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًۭا مُّبَارَكًۭا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ

De ki: "Rabbim! Beni bereketli bir yere indir! Sen (insanları uygun bir yere) indirenlerin en hayırlısısın."

30 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 30. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍۢ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ

Şüphesiz ki bunda çeşitli dersler vardır. Doğrusu biz (kullarımızı böyle) deneriz.

31 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 31. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ

Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirmiştik.

32 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 32. ayet. فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًۭا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ

Onlardan kendilerine "Allah'a kulluk edin! Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?" (diye mesajı ulaştıran) bir Elçi (Hud'u) göndermiştik.

33 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 33. ayet. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَـٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

Onun halkından, kâfir olan, ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz yöneticiler "Bu ancak sizin gibi bir insandır.Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor!" demişlerdi.

34 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 34. ayet. وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًۭا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًۭا لَّخَـٰسِرُونَ

(Şöyle demişlerdi): "Doğrusu, sizin gibi bir insana itaat ederseniz şüphesiz ki kaybedersiniz!

35 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 35. ayet. أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًۭا وَعِظَـٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ

Size, öldüğünüz, toprak ve kemik hâline geldiğinizde, (mezardan) çıkartılacağınızı mı vadediyor?

36 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 36. ayet. هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ

Size vadedilen çok uzaktır, çok uzak!

37 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 37. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

O (hayat), sadece şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha asla diriltilecek de değiliz.

38 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 38. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًۭا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ

O (Hud), Allah hakkında sadece yalan uyduran bir adamdır; biz ona asla inananlar değiliz."

39 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 39. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ

(Hud) "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" demişti.

40 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 40. ayet. قَالَ عَمَّا قَلِيلٍۢ لَّيُصْبِحُنَّ نَـٰدِمِينَ

(Allah da) şöyle buyurmuştu: "Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!"

41 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 41. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَـٰهُمْ غُثَآءًۭ ۚ فَبُعْدًۭا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ

(Nitekim) onları bir amaç için korkunç bir ses yakalamış ve kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirmiştik. O zalimler topluluğuna "Uzak olun (defolun)!" (denmişti).

42 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 42. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ

Sonra onların ardından başka nesiller meydana getirmiştik.

43 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 43. ayet. مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ

Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.

44 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 44. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا ۖ كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةًۭ رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًۭا وَجَعَلْنَـٰهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًۭا لِّقَوْمٍۢ لَّا يُؤْمِنُونَ

Sonra elçilerimizi peyderpey göndermiştik. Her toplum, kendilerine gelen elçiyi yalanlamıştı. Biz de onları (helak ederek) birbiri ardına takmış ve onları sözlere (ibretlik anılara) dönüştürmüştük. İman etmeyen kavim (merhametten) uzak olsun!

45 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 45. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَـٰرُونَ بِـَٔايَـٰتِنَا وَسُلْطَـٰنٍۢ مُّبِينٍ

(45, 46) Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.

46 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 46. ayet. إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ

(45, 46) Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.

47 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 47. ayet. فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَـٰبِدُونَ

Onlar şöyle demişlerdi: "Toplumları bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki insana inanır mıyız hiç!"

48 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 48. ayet. فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ

Böylece o ikisini yalanlamış ve helak edilenlerden olmuşlardı.

49 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 49. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

Yemin olsun ki biz Musa'ya, doğru yola ulaşsınlar diye Kitabı vermiştik.

50 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 50. ayet. وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةًۭ وَءَاوَيْنَـٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍۢ ذَاتِ قَرَارٍۢ وَمَعِينٍۢ

Meryem oğlunu ve (onun) annesini de bir ayet (mucize) kılmıştık. Onları yerleşime elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirmiştik.

51 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 51. ayet. يَـٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَـٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَـٰلِحًا ۖ إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌۭ

Ey elçiler! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın! Şüphesiz ki ben sizin yaptıklarınızı bilmekteyim.

52 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 52. ayet. وَإِنَّ هَـٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ

Şüphesiz ki bu (peygamberler ve müminler), tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben sizin Rabbinizim. Öyle ise bana karşı takvâlı (duyarlı) olun!

53 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 53. ayet. فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًۭا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

(Ne var ki) insanlar, kendi aralarında işlerini parça parça edip kitaplara ayrıldılar. Her grup kendi yanında bulunanla sevinmektedir.

54 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 54. ayet. فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ

Şimdi sen onları bir zamana kadar şaşkınlıkları içinde bırak!

55 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 55. ayet. أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍۢ وَبَنِينَ

(55, 56) Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.

56 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 56. ayet. نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ بَل لَّا يَشْعُرُونَ

(55, 56) Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.

57 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 57. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

Şüphesiz ki onlar; Rablerine olan saygıdan dolayı korkanlar,

58 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 58. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ

Rablerinin ayetlerine inananlar,

59 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 59. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ

Rablerine ortak koşmayanlar,

60 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 60. ayet. وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ

Rablerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri korkudan ürpererek verenler;

61 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 61. ayet. أُو۟لَـٰٓئِكَ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَـٰبِقُونَ

İşte onlar, hayırlarda yarışanlar ve onun için önde olanlardır.

62 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 62. ayet. وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَلَدَيْنَا كِتَـٰبٌۭ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

Biz kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemeyiz. Katımızda gerçeği konuşan bir kitap vardır; onlar, haksızlığa uğratılmayacaklardır.

63 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 63. ayet. بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍۢ مِّنْ هَـٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَـٰلٌۭ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَـٰمِلُونَ

(Hayır), aslında onların (inkârcıların) kalpleri bu konuda şaşkındır. Onların bunun dışında (bazı kötü) işleri vardır ki onlar bu işleri yapanlardır.

64 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 64. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ

Sonunda şımarıklarını azaba uğrattığımızda bir de bakarsın ki feryat ediyorlar.

65 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 65. ayet. لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ ۖ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ

(Onlara şöyle denecektir:) "(Boşuna) sızlanmayın bugün! Şüphesiz ki siz bizden yardım göremeyeceksiniz!

66 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 66. ayet. قَدْ كَانَتْ ءَايَـٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَـٰبِكُمْ تَنكِصُونَ

(66, 67) Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe'nin etrafında) saçmalıyordunuz."

67 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 67. ayet. مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَـٰمِرًۭا تَهْجُرُونَ

(66, 67) Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe'nin etrafında) saçmalıyordunuz."

68 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 68. ayet. أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi!

69 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 69. ayet. أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ

Yoksa elçilerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar!

70 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 70. ayet. أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ ۚ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَـٰرِهُونَ

Yoksa onda bir cinlenmişlik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine gerçeği getirmiştir. Onların çoğu ise gerçek(ler)den hoşlanmamaktadır.

71 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 71. ayet. وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَـٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَـٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ

Gerçek onların isteklerine uysaydı, gökler, yer ve bunlarda bulunanlar bozulup giderdi. Hayır! Biz onlara zikirlerini (Kur'an'ı) getirdik; (fakat) onlar (gerçeği) hatırlamalarından yüz çevirenlerdir.

72 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 72. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًۭا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌۭ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ

Yoksa sen onlardan herhangi bir karşılık (ücret) mi istiyorsun? Rabbinin vereceği karşılık (nimet) hayırlı olandır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

73 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 73. ayet. وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ

Şüphesiz ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

74 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 74. ayet. وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَـٰكِبُونَ

Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar ise yoldan çıkanlardır.

75 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 75. ayet. وَلَوْ رَحِمْنَـٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّۢ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَـٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

Onlara merhamet edip içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, elbette azgınlıkları içerisinde bocalayarak direnirlerdi.

76 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 76. ayet. وَلَقَدْ أَخَذْنَـٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ

Yemin olsun ki biz onları azapla yakalamıştık da Rablerine yine boyun eğmemişler, yalvarıp yakarmamışlardı.

77 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 77. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًۭا ذَا عَذَابٍۢ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

Sonunda üzerlerine azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada ümitsiz kalmışlardır!

78 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 78. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَـٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَشْكُرُونَ

O, sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler yaratandır. Ne kadar da azınız şükrediyor!

79 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 79. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; (mahşerde) yalnızca O'nun huzurunda toplanacaksınız.

80 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 80. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَـٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

O, yaşatan ve öldürendir. Gecenin ve gündüzün (birbiri ardınca) değişmesi yalnızca O'na aittir. Akıl etmiyor musunuz?

81 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 81. ayet. بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ

Gerçekte onlar da öncekilerin dedikleri gibi dediler:

82 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 82. ayet. قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

"Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi diriltileceğiz?

83 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 83. ayet. لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَـٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّآ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ

Şüphesiz ki bu (tehdit), bize de daha önce atalarımıza da vadedilmişti. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" demişlerdi.

84 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 84. ayet. قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

De ki: "Biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?"

85 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 85. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

"Allah'a aittir." diyeceklerdir. De ki: "Öyle ise (gerçeği) hatırlamaz mısınız?"

86 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 86. ayet. قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ

De ki: "Yedi kat göklerin Rabbi, yüce arşın Rabbi kimdir?"

87 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 87. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ

"Allah'a aittir." diyecekler. De ki: "(O'na karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?"

88 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 88. ayet. قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍۢ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

De ki: "Biliyorsanız (söyleyin), her şeyin egemenliği kendisinin elinde olan, her şeyi koruyup kollayan fakat kendisi korunmaya (ihtiyacı olmaya)n (güç) kime aittir?"

89 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 89. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ

"Allah'a aittir." diyeceklerdir. De ki: "Öyle ise nasıl da büyüleniyorsunuz?"

90 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 90. ayet. بَلْ أَتَيْنَـٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ

Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; şüphesiz ki onlar yalancıdır.

91 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 91. ayet. مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍۢ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَـٰهٍ ۚ إِذًۭا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَـٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍۢ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

Allah asla çocuk edinmemiştir; O'nunla birlikte ilah da yoktur. Aksi takdirde, her ilah kendi yarattığına gider (onunla ilgilenir); mutlaka onlardan biri diğerine üstün gelirdi. Allah onların (müşriklerin) yakıştırmalarından yücedir.

92 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 92. ayet. عَـٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَتَعَـٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

Görünmeyeni ve görüneni bilendir. (Müşriklerin) ortak koştuklarından yücedir.

93 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 93. ayet. قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ

De ki: "Rabbim! Onlara vadedileni (azabı) mutlaka bana göstereceksen,

94 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 94. ayet. رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ

Rabbim! Bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma!"

95 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 95. ayet. وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَـٰدِرُونَ

Biz onlara vadettiğimiz (azabı) sana göstermeye elbette gücü yetenleriz.

96 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 96. ayet. ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ ۚ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ

Sen kötülüğü en güzel şekilde sav! Biz onların yakıştırmalarını çok iyi bileniz.

97 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 97. ayet. وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَـٰطِينِ

De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınıyorum!

98 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 98. ayet. وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ

Rabbim! Onların bana yaklaşmalarından da sana sığınıyorum."

99 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 99. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ

Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde "Rabbim! Beni geri gönderin!" der.

100 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 100. ayet. لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَـٰلِحًۭا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّآ ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا ۖ وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

"Belki terk ettiğim (dünya)da iyi iş(ler) yaparım!" Hayır! Söylediği bu söz, (boş) laftan ibarettir. Onların arkasında diriltilecekleri güne kadar bir engel vardır.

101 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 101. ayet. فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ

Sûr'a üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır;birbirlerini de soramazlar.

102 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 102. ayet. فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

Kimin terazi(de sevap)ları ağır gelirse, işte onlar kurtulanların ta kendileridir.

103 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 103. ayet. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَـٰلِدُونَ

Kimin de terazi(de sevap)ları hafif gelirse, artık onlar kendilerine yazık edenlerdir; (onlar) ebedî cehennemdedir.

104 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 104. ayet. تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَـٰلِحُونَ

Ateş, yüzlerini yalar (yakar); orada dişleri dışarı fırlar bir hâlde bulunurlar.

105 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 105. ayet. أَلَمْ تَكُنْ ءَايَـٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

Ayetlerim size tilavet edilmemiş (okunup aktarılmamış) mıydı! Siz de onları yalanlamıştınız.

106 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 106. ayet. قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًۭا ضَآلِّينَ

Onlar şöyle demiş (olacak)lardır: "Rabbimiz! Azgınlığımız bize galip geldi; biz bir sapkınlar topluluğuyduk.

107 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 107. ayet. رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَـٰلِمُونَ

Rabbimiz! Bizi buradan çıkar! Bir daha (yaptıklarımıza) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız."

108 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 108. ayet. قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

(Allah) şöyle buyurmuş (olacak)tır: "Alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın artık!

109 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 109. ayet. إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌۭ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

Şüphesiz ki kullarımdan bir grup, ‘Rabbimiz! İman ettik, bizi affet; bize merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın' demişlerdi.

110 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 110. ayet. فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ

İşte siz onlarla alay etmiştiniz; sonunda (bu alaycılığınız) size beni anmayı unutturdu; onlara gülüyordunuz.

111 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 111. ayet. إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ

Şüphesiz ki bugün ben de onlara, (dünyada) sabretmelerinin karşılığını verdim; şüphesiz ki onlar başaranlardır."

112 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 112. ayet. قَـٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ

(Allah, inkârcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye soracaktır.

113 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 113. ayet. قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍۢ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ

Onlar da "(Muhtemelen) bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık; işte sayanlara sor!" cevabını vereceklerdir.

114 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 114. ayet. قَـٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًۭا ۖ لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

(Allah) şöyle buyuracaktır: "Sadece az bir süre kaldınız; keşke (bunu) bilmiş olsaydınız!

115 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 115. ayet. أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَـٰكُمْ عَبَثًۭا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve şüphesiz ki huzurumuza döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

116 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 116. ayet. فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۖ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka ilah yoktur. O, değerli arşın sahibidir.

117 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 117. ayet. وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَـٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَـٰفِرُونَ

Kim Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarırsa -ki bu kişinin hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin katındadır. Şüphesiz ki kâfirler kurtulamayacaklardır.

118 ayet sayfası

Mü'minûn suresi, 118. ayet. وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

De ki: "Rabbim! Affet! Merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın."