Diyanet İşleri
İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler de vardır.
Bakara suresi
Bakara suresi, 8. ayet. وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ
vemine-nnâsi mey yeḳûlü âmennâ billâhi vebilyevmi-l'âḫiri vemâ hüm bimü'minîn.
İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler de vardır.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Münafıklar ve iki benzetme Bakara 8–20 3
İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.
Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.
Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler de vardır.
Bunlar Allah'ı ve mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.
Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.
Bunlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, "Biz ancak ıslah edicileriz!" derler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 8–9. ayetler için yazılmıştır.
8-9. Şu bilinmelidir ki nifak (münafıklık) dışa hayır izhar etmek, içte şer gizlemektir. Bu tarifin kapsamına hem itikadî münafıklık, hem de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadis-i şerifte söz konusu ettiği amelî münafıklık girer: “Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, ona emanet verilirse hainlik eder.” Bir başka rivâyette de şu vasıf beyan buyrulmaktadır: “Tartıştığı/davalaştığı zaman haddi aşar.”
Kişiyi İslâm çerçevesinin dışına çıkartan itikadî münafıklık, Yüce Allah’ın gerek bu sûrede gerekse diğerlerinde münafıkları kendisiyle nitelendirdiği münafıklıktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke’den Medine’ye hicretinden önce de hicretten hemen sonra da Medine’de münafıklık yoktu. Ta ki Bedir vakası meydana geldikten sonra Allah mü’minleri muzaffer kılıp güçlendirinceye kadar. İşte o zaman Medine’de müslüman olmayanlar zelil duruma düşünce onlardan bazıları korkarak ve müslümanları aldatarak müslüman olduklarını izhar ettiler. Böylelikle kanlarının dökülmesini ve mallarına zarar gelmesini önlemek istemişlerdi. Bunlar müslümanlar arasında yaşarlardı ve zahiren müslümanlardan görünmekle birlikte, hakikatte müslümanlardan değillerdi.
İşte Yüce Allah’ın mü’minlere lütfunun bir tecellisi olarak O, bu münafıkların kendilerini başkalarından ayırt eden niteliklerini açıkça ortaya koydu ki, mü’minler onlara aldanmasınlar ve münafıklar da yapacakları pek çok kötülüklerden böylelikle vazgeçsinler. Nitekim bir başka yerde Yüce Allah: “Münafıklar haklarında kalplerinde olanı kendilerine açıkça haber verecek bir sûrenin indirilmesinden çekinirler.” (et-Tevbe, 9/64) diye buyurmaktadır.
Yüce Allah münafıkları, münafıklığın asıl özelliği ile vasfederek şöyle buyurmaktadır: “İnsanlardan öyleleri de vardır ki, Allah’a ve âhiret gününe iman ettik derler.” Yani onlar kalplerinde olmayan şeyleri dilleri ile söylerler. Yüce Allah; “Oysa mümin değildirler” buyruğu ile onların yalancı olduklarını ifade etmektedir. Çünkü gerçek iman için kalp ile dil arasında bir uyum bulunmalıdır. Bu şekilde (ikiyüzlü) bir tutum ise sadece Allah’ı ve O’nun mü’min kullarını aldatmaya çalışmaktır.
Aldatmaya çalışmak (muhâdaa); aldatmak isteyenin aldatmaya çalıştığı kimseye içinde gizlediğinden farklı görünmesidir ki aldattığı kimseye karşı gözettiği maksadı böylelikle gerçekleştirebilsin. İşte bu münafıklar Allah’a ve Allah’ın kullarına karşı böyle bir yol izlemeye çalışmışlar fakat aldatmaları bizzat kendi başlarına geçmiş, aleyhlerine dönmüştür. Bu da hayret edilecek bir husustur. Çünkü aldatmaya çalışan bir kimsenin bu aldatması ya sonuç verir ve maksadını elde eder yahut da o, ne lehine ne de aleyhine hiçbir sonuç olmaksızın başa baş kalır. Bunların aldatmaları ise kendi aleyhlerine dönmüştür. Sanki onlar, yaptıkları hileleri bizzat kendilerini helâk etmek, kendilerine zarar vermek, kendilerini tuzağa düşürmek için yapıyor gibidirler. Zira Yüce Allah onların aldatmak istemelerinden hiçbir şekilde zarar görmez, mü’min kullarına da onların hile ve tuzaklarının hiçbir zararı dokunmaz. Zira münafıkların iman ettiklerini açığa vurmalarının mü’minlere bir zararı yoktur. Böylelikle münafıklar mallarını kurtarmış ve kanlarını korumuş olurlar ama bu hile ve tuzakları bizzat kendi başlarına geçer, bundan dolayı da dünya hayatında rezil ve rüsvay olurlar. Mü’minlerin elde ettikleri güç ve zaferler dolayısıyla sürekli kederlenir, tasalanırlar. Bundan sonra âhirette de onlara yalan söylemeleri, küfürleri ve günahkârlıkları sebebi ile oldukça feci, ızdırap ve acı verici, can yakıcı azap vardır. Ne var ki onlar cahillikleri ve ahmaklıklarından ötürü bunun farkına dahi varamazlar.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
İnsanlardan bir grup, iman ettiklerini iddia ederler. Bunu canları ve malları adına korktukları için sadece dilleri ile söylerler. Onlar içlerinden iman etmezler.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
İnsanlardan öylesi vardır ki asla inanmadıkları hâlde "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derler.
İnsanlardan öyleleri de var ki, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" der(ler); ama onlar mü'min değiller.
Ve öyle kimseler var ki, gerçekte inanmadıkları halde "Biz Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanıyoruz" derler.
İnsanlardan bir kısmı "B" işareti kapsamınca (varlıklarını Allah Esma'sının oluşturduğu inancıyla) Allah'a ve ahiret süreçlerine (sonsuzluk içinde, kendilerinden açığa çıkanın sonuçlarını yaşayarak yer alacaklarına) iman ettiklerini söylerler; ne var ki imanları gerçekte bu kapsamda değildir!
İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.
İnsanlardan bazıları da vardır ki, (inanmadıkları halde) «Allah’a ve ahiret gününe inandık» derler. Halbuki onlar mü'min değillerdir.
Ayrıca, insanlar arasında öyleleri vardır ki, "Allah'a ve Sonsuz Yaşam Günü'ne inandık!" derler; oysa inanmazlar.
İnsanlardan bazıları inanmadıkları halde,"Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler.
Halktan öyle kimseler var ki aslında onaylamadıkları halde "ALLAH'a ve ahiret gününü onayladık" derler.
Halktan öyle kimseler var ki aslında inanmadıkları halde 'ALLAH'a ve ahiret gününe inandık,' derler.
İnsanların içinde kimi de vardır ki: "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler; halbuki iman etmiş değillerdir.
İnsanlar içinden kimisi de vardır ki Allaha ve son güne iman ettik derler de mü'min değillerdir
Kimi insanlar, iman etmedikleri halde, Allah'a ve ahiret gününe iman ettiklerini söylerler.
Kimi insanlar, inanmadıkları halde, Allah'a ve Ahiret Günü'ne inandıklarını söylerler.
Kimi insanlar, inanmadıkları halde, Allah'a ve Ahiret Günü'ne inandıklarını söylerler.
İnsanlardan öyleleri vardır ki "Tanrı'ya ve ahiret gününe inandık" derler; (oysa) onlar inançlı değildir.
İnsanlardan öyle kimseler vardır ki kendileri iman etmiş olmadıkları halde, "Allaha ve ahiret gününe inandık" derler. Halbuki onlar inanıcı (insan) lar değildir.
İnsanlardan öyleleri vardır ki inanmadıkları halde Allah'a ve ahiret gününe inandık, derler.
(8-20) İnsanlardan Allah’a ve diğer güne / ahiret gününe inanıyoruz diyenler var, onlar iman etmiş değillerdir, Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya / kandırmaya çalışırlar oysa onlar ancak kendilerini aldatıyorlar ve bilincinde değiller / şuurunda değiller, k alplerinde hastalık vardır, Allah’ta hastalıklarını / marazlarını artırmıştır. Onlara, yalanlıyor olmalarından dolayı acıtıcı /elemli bir azap vardır , onlara, arzda bozgun / fesat çıkarmayın denildiğinde derler ki biz ıslah edicileriz , hayır onlar kesinlikle ve kesinlikle bozguncudurlar ve fakat bilincinde değillerdir , onlara insanların iman ettiği gibi siz de iman edin denildiğinde akılsızların / sefihlerin imanı gibi mi iman edeceğiz derler , hayır asıl onlar akılsızdırlar/sefihtirler ve fakat bilmiyorlar , iman edenlerle buluştuklarında iman ettik derler, şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise biz sizle beraberiz biz onlarla alay ediyoruz derler, Allah’ ta onlarla alay eder ve taşkınlıkları içerisinde bocalasınlar diye de onlara süre tanır, (Münafığın bu şekil imanı onu ölünceye kadar emniyette tutar, öldükten sonrası felaket.) Sapıklığı, yola girmiş olmaya tercih edip satın alanlar, ticaretlerinde kâr edemediler onlar yolu da bulamadılar, onların misali, ateş yakan birisine benzer, yakılan ateş etrafını ışıklandırınca, Allah’ın onların ışığını gidermesi ile onları karanlıkta bırakması ve onların artık görememesi gibidir, sağırdırlar dilsizdirler, kördürler, onlar gerisin geri dönemezler (karanlıktaki halleri budur) yahut o kişi, gökten boşalan, içinde karanlığın, gök gürültüsünün ve şimşeğin olduğu yağışa tutulan birileri gibidir, yıldırımdan dolayı ölüm korkusu ile parmaklarını kulaklarına tıkarlar, Allah, kafirleri kuşatmıştır, şimşek çakar gözleri kamaşır , her bir aydınlanmasında o yağmurda ancak yürüyebilirler, karanlıktayken / şimşek çakmazken de ayakta kalakalırlar, eğer Allah dileseydi işitmelerini de görmelerini de giderirdi (ne şimşek görürlerdi ne gök gürültüsü duyarlardı) Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır.
İnsanlardan bir kısmı da iman etmediği halde; "Allah’a ve ahiret gününe iman ettik" derler.
İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler.
İnsanlardan öylesi de vardır ki "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derler. Halbuki onlar inanıp güvenmiş değildirler. dipnot 1
Kimi insanlar da ‘Allah'a ve ahiret gününe inanırız." derler ama inanıp güvenmezler.
İnsanlardan bir kısmı da iman etmediği halde; "Allah’a ve ahiret gününe iman ettik" derler.
İnsanlardan bir kısmı da inanmadığı halde: -Allah'a ve ahiret gününe inandık, diyen kimselerdir.
İnsanlar içinden bazıları vardır, "Allah'a ve ahıret gününe inandık" derler ama onlar inanmış değillerdir.
Among people are those who pretend to believe in Allah, give credence to His Omnipotence and Authority and acknowledge the truth of the Hereafter while in fact they hug their old irreverent conviction to their hearts;
Some people say, ‘We believe in God and the Last Day,’ when really they do not believe.
Of the people there are some who say: "We believe in Allah and the Last Day;" but they do not (really) believe.
There are some who say: "We believe in Allah and in the Last Day," while in fact they do not believe.
Among the people there are some who say, ‘We have iman in Allah and the Last Day,’ when they are not muminun.
And of mankind, there are some (hypocrites) who say: "We believe in Allâh and the Last Day" while in fact they believe not.
And among the people are those who say, ‘We have faith in Allah and the Last Day,’ but they have no faith.
THERE are some people who say, `We believe in Allâh and the Last Day,' while they are no believers at all.
And some men there are who say, 'We believe in God and the Last Day'; but they are not believers.
There are (a third group of people known as hypocrites) who (verbally and not from the bottom of their hearts) proclaim that they believe in God and the day of judgment; but they are not true believers.
And there are those among men who say, 'We believe in God and in the last day;' but they do not believe.
Among the people are those who say, "We acknowledge God and the Last day," but they do not acknowledge.
There are some who say, We believe in God, and the last day; but are not really believers:
And there are those among men who say, "We believe in Allah and in the last day;" but they do not believe.
And of mankind (there) are some who say, "We have believed in Allah and in the Last Day. " And in no way are they believers.
And of mankind are some who say: We believe in Allah and the Last Day, when they believe not.
And there are some who, though they say: "We believe in God and the Last Day," (in reality) do not believe.
And there are people who say, "We do believe in God and the Last Day," the while they do not [really] believe.
And there are some who say, "We believe in Allah and the Last Day," yet they are not ˹true˺ believers.
And from the people are those who Say: "We believe in God and in the Last Day, " but they are not believers.
Then there are those who say, "We believe in GOD and the Last Day," while they are not believers.
And of the people are some who say, "We believe in Allah and the Last Day," but they are not believers.
And of men are some who say: “We believe in God and the Last Day,” but they are not believers.
(The line between belief and denial can be subtle in the sense that) among people are those who claim to believe in Allah and in the Last Day (or in the Law of Recompense, but their actions, which speak louder than words, contradict their claim). And they have indeed not attained belief.
And of the people there are some who say: "We believe in Allah and the Last Day;" But they do not (really) believe.
And among men there are some who say, "We believe in Allah and in the Last Day", yet they are not believers.
And from the people are those who say: "We believe in God and in the Last Day," but they are not believers.