Diyanet İşleri
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
Kıyâmet suresi
Kıyâmet suresi, 28. ayet. وَظَنَّ أَنَّهُ ٱلْفِرَاقُ
veżanne ennehü-lfirâḳ.
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Can boğaza dayandığında Kıyâmet 26–35 3
Bel kemiklerini kıran bir felakete uğratılacaklarını anlarlar.
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
O, (Peygamberi) doğrulamamış, namaz da kılmamıştı.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 26–30. ayetler için yazılmıştır.
26-27. Yüce Allah, kullarına ölüm döşeğindeki kişinin halini hatırlatarak öğüt vermektedir. Onun ruhu gırtlağın kenarındaki kemiklere gelip dayandığında, işte o vakit, kişi oldukça büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalır. Kendisini şifaya kavuşturacağını, rahata kavuşturacağını zannettiği her bir çare ve sebebe başvurmak ister. İşte bundan dolayı devamla: “Kim (şifa bulsun diye ona) okuyup üfleyecek?” denildiği…” buyrulmaktadır. Yani onu okuyup üflemek gibi manevi bir yolla tedavi edecek kimse var mıdır?, diye sorarlar. Çünkü normal tedavi sebeplerinden ümitlerini kesmişlerdir ve artık ilâhî sebeplere yönelirler. Fakat kaza ve kaderin gerçekleşmesi kesinlik kazanıp da bu hale geldiğinde onu hiçbir kimse geri çeviremez.
28-30. “Artık” dünyadan “ayrılık vaktinin geldiğini anladığı ve bacaklar birbirine dolaştığı zaman.” Yani zorluklar bir araya gelecek, sarmaş dolaş olacak, alabildiğine büyük ve sıkıntılı bir hal alacak, ruhun alışageldiği, onunla birlikte olduğu bedenden çıkması istenecek. Amellerinin karşılığını vermesi ve yaptıklarını kendisine itiraf ettirmesi için Yüce Allah’a götürülecek.
İşte Yüce Allah’ın sözünü ettiği bu öğüt, gerçekten kalpleri kurtuluşa götürecek yollara sevkeder. Helake götürecek yolları izlemekten de alıkoyar.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Can çekişmekte olan kimse o zaman, ölümüyle birlikte dünyadan kesin olarak ayrılmakta olduğunu kesin olarak anladığında.
Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Aynı kök: فرق (72 geçiş) · Ortak kavram: Zan
Şeytan, onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı. İnananlardan bir grup dışında hepsi ona uydular.
Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Ortak kavram: Zan
Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O'na döneceklerini çok iyi bilirler.
Aynı kök: ظنن (69 geçiş) · Ortak kavram: Zan
Bunların bir de ümmi takımı vardır; Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.
Aynı kök: فرق (72 geçiş)
Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
Aynı kök: فرق (72 geçiş)
Hani, doğru yolu tutasınız diye Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) ve Furkan'ı vermiştik.
Aynı kök: فرق (72 geçiş)
Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah'ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(26, 27, 28, 29, 30) Doğrusu (can), köprücük kemiğine dayanıp "Tedavi edebilecek kimdir?" dendiğinde, bunun gerçek bir ayrılık olduğunu anlayıp bacak(lar) birbirine dolaştığında, işte o gün varılacak yer sadece Rabbinin huzuru olacaktır.
Artık ayrılık vaktinin gelip çattığına aklı iyice yatmıştır;
kendisi de bilir ki bu ayrılma vaktidir,
Bilmiştir ki, yaşanacak o malum ayrılık!
Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.
(Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.
Zaten ayrılık zamanı olduğunu anlamıştır.
- Hayır! Can köprücük kemiğine dayandığında, "Kim tedavi edecektir?" dendiğinde, onun kesin ayrılış olduğunu anladığında, bacaklar birbirine dolaştığında, o gün sevk yeri yalnızca Rabbinin huzurudur.
Bunun artık o ayrılık zamanı olduğunu anlar.
Bunun artık o ayrılık zamanı olduğunu anlar.
ve o zaman (o da bunun) tam bir ayrılış olduğunu sezmiş,
Ve sezer o dem temamelfirak
Bunun ayrılık anı dipnot 1 olduğunu anlar.
Bunun ayrılık anı dipnot 1 olduğunu anlar.
Bunun ayrılık anı dipnot 1 olduğunu anlar.
Artık gerçekten, kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır.
Ve (can çekişen) hakıyki bir ayrılış olduğunu anladı (anlayacak).
Ve ayrılık vaktinin geldiğini anlar.
(26-40) Hayır! Hayır! vefat hali köprücüğe ulaştığında ve denildiğinde kim şifacı? okuyacak kim? (Okuyup üflemede ki anlam) zanneder ki / anlar ki artık kesinlikle o bir ayrılık anıdır / ayrışmadır / firaktır. Bacak bacağa dolaşır. O gün sevk yeri Rabbinedir. Bağlılığını d oğrulamadı ve de destek vermedi. Velakin / ve fakat yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek / çalımla salına salına ait olduklarına / ehline gitti. Sana layık / evla, tam da bu layık, sonra sana yine layık / evla, tamda bu layık. İnsan, başıboş bırakılacağını / terkedileceğini mi değerlendiriyor / hesap ediyor. Sen değil miydin dökülen meniden olan nutfe? Sonra yarattığı ve şekillendirdiği alaka . (Kan pıhtısı şekilli döllenmiş yumurta) ondan da erkek kadın iki eş / türdeş yaptı. Hayat verme ve öldürmede ki kudret te bu değil midir?
Anlar ki, bu bir ayrılış.
Ve kendisi artık bunun, ayrılık zamanı olduğunu anlar,
O da ayrılık vaktinin geldiğini anlar dipnot 1 ,
Artık o, ayrılık vaktinin geldiğini anlar
Anlar ki, bu bir ayrılış.
Anlar ki, bu bir ayrılış.
Sezinlemiştir ki odur ayrılık.
But it is concluded that death is impending and he is to depart.
when he knows it is the final parting;
And he will conclude that it was (the Time) of Parting;
and he realises that the hour of parting is come,
and he knows it is indeed the final parting,
And he (the dying person) will conclude that it was (the time) of parting (death);
and he knows that it is the [time of] parting,
And he himself realizes that it is the (time of) parting.
and he thinks that it is the parting
Then man knows that it is time to leave.
and he will think that it is his parting [hour].
He assumes it is the time of passing.
And shall think it to be his departure out of this world;
And he is sure that it is the time of parting
And he expects that it is the parting,
And he knoweth that it is the parting;
He will then realise it is the parting,
the while he [himself] knows that this is the parting,
And the dying person realizes it is ˹their˺ time to depart,
And he assumes it is the time of passing.
He knows it is the end.
And the dying one is certain that it is the [time of] separation
(And he thinks that it is the departing,
But he knows that this is the parting.
And he will conclude that it was (the time) of leaving (this world):
and he realizes that it is (the time of) departure (from the world,)
And he assumes it is the time of passing.