Diyanet İşleri
Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler.
Rûm suresi
Rûm suresi, 7. ayet. يَعْلَمُونَ ظَٰهِرًا مِّنَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَهُمْ عَنِ ٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ غَٰفِلُونَ
ya`lemûne żâhiram mine-lḥayâti-ddünyâ. vehüm `ani-l'âḫirati hüm gâfilûn.
Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Rumların yenilgisi ve gelecek zaferi Rûm 1–10 3
(2-5) Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah'ındır. O gün Allah'ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü'minler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
Allah, (onlara zafer konusunda) bir vaadde bulunmuştur. Allah, vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Onlar dünya hayatının ancak dış yönünü bilirler. Ahiret konusunda ise tamamen gaflettedirler.
Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkar ediyorlar.
(Yine) onlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler. Yeryüzünü sürüp işlemişler ve orayı kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi. Allah, onlara asla zulmediyor değildi. Fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Sonra, Allah'ın ayetlerini yalanladıkları ve onlarla alay etmekte oldukları için, kötülük işleyenin sonu daha da kötü oldu.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
7. Bu bilmeyen kimseler, eşyanın iç yüzlerini ve nihai âkıbetlerini bilmezler. Onlar ancak “dünya hayatının dış yüzünü bilirler.” Sebeplere bakar ve kendi görüşlerine göre var oluş sebepleri tahakkuk etmiş işlerin kesin olarak meydana geleceğini iddia ederler. Buna karşılık var olmalarını gerektirecek sebepleri görmedikleri işlerin, hiçbir şekilde meydana gelmeyeceğine inanırlar. Böylece sebeplerin ötesine geçemezler. Bu sebepleri yaratanın ve onlarda tasarruf edenin kudretine dikkate almazlar.
“Ahiretten yana ise onlar tamamen gaflet içerisindedirler.” Bunların kalpleri, arzuları ve iradeleri yalnızca dünyaya, dünyevi arzu ve isteklere, dünyanın değersiz malına yönelmiştir. Bunun için çalışır, bunun için gayret ederler, buna yönelir, yapacaklarını bu uğurda yapar ve âhiretten gafil kalırlar. Bunların kalpleri, cenneti arzulamadığı gibi cehennem ateşinden de korkmaz. Allah’ın huzurunda durmaktan ve O’na kavuşmaktan yana da çekinmez. Bu ise bedbahtlığın açık bir alâmetidir, sebebi de âhiretten yana gafil olmaktır.
Bu konuda hayret edilecek bir husus vardır ki o da şudur: Bu tür insanların büyük bir çoğunluğunun, dünyanın görünen yüzü hakkındaki zeka ve kavrayışları, akılları şaşırtacak, insanı dehşete düşürecek noktadadır. Bunlar atomla ve elektrikle ilgili öyle keşifler yapmış; kara, deniz ve hava taşıtları yönünde öyle ilerlemeler kaydetmiş bulunuyorlar ki bu hususta gerçekten üstünlük sağlamış ve öne geçmiş bulunuyorlar. Hatta kendi akıllarını kendileri de beğeniyor ve başkalarını Allah’ın kendilerini muktedir kıldığı şeylerden âciz kabul ediyorlar. O bakımdan başkalarına küçümseyici gözlerle bakıyorlar. Halbuki dinleri hususunda insanların en kavrayışsızları, en kıt akıllıları onlardır. Âhiret hususunda onlardan daha gafil hiç kimse yoktur. İşlerin akıbetlerini onlardan daha az bilen yoktur. Derin basiret sahipleri ise onların cahillikleri içerisinde şaşkınca dolaştıklarını, sapıklıkları içerisinde bocaladıklarını, batılları içinde gidip geldiklerini görmektedirler. Onların Allah’ı unuttuklarını, Allah'ın da kendilerine bizzat kendilerini unutturduğunu, böylece onların fasıkların ta kendileri olduklarını anlarlar. Yine onların Allah’ın kendilerine verdiği şeylere, kendilerini muktedir kıldığı dünya ve dünyanın zahiri ile ilgili ince fikirlere, diğer taraftan mahrum bulundukları ulvi akla bakarlar, bunu düşünürler ve emrin bütünü ile Allah’a ait olduğunu, kulları hakkında yalnız O’nun hüküm verdiğini, her şeyin O’nun muvaffak kılmasına veya yardımını esirgemesine bağlı olduğunu anlarlar. Rablerinden korkar ve kendilerine bağışlamış olduğu akıl ve iman nurunu tamamlamasını isterler ki O’na kavuşabilsinler ve O’nun himayesine girebilsinler. Bütün bu teknoloji ve ilerlemelerle birlikte iman da bulunsa ve bunlar iman temeli üzere kurulsa sonuç olarak çok üstün bir gelişme ve pek güzel bir hayat ortaya çıkar. Ancak bunların pek çoğu, Allah’ı inkâr temeli üzerine kurulduğu için onlar, ahlâkî düşüklükten, yok oluş ve tahribatın sebeplerinden başka bir sonuç vermemektedir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onlar şeri hükümleri ve imanı bilmezler. Ancak geçimi kazanmak ve maddi uygarlığın inşası ile alakalı dünya hayatının zahirini bilmektedirler. Onlar, gerçek hayat diyarı olan ahiretten yüz çevirip, ona önem verip aldırış etmezler.
Aynı kök: غفل (35 geçiş) · Aynı kök: ظهر (59 geçiş) · Ortak kavram: Dünya
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size…
Aynı kök: غفل (35 geçiş) · Ortak kavram: Dünya · Ortak kavram: Hayat
(7-8) Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile ayetlerimizden gafil olanlar var ya;…
Aynı kök: غفل (35 geçiş) · Ortak kavram: Dünya · Ortak kavram: Hayat
Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini…
Ortak kavram: Dünya · Ortak kavram: Hayat
Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.
Ortak kavram: Dünya · Ortak kavram: Hayat
İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah'ı şahit tutar.…
Ortak kavram: Dünya · Ortak kavram: Hayat
İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların…
Aynı kök: ظهر (59 geçiş)
Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab'ı (Tevrat'ı) doğrulayıcı bir peygamber gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki…
Aynı kök: ظهر (59 geçiş)
Sana, hilalleri soruyorlar. De ki: "Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir. Ama iyi davranış,…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. dipnot 1 Onlar ahiretten tamamen habersiz(miş gibi davranır)lar.
onlar sadece bu dünya hayatının görünür yüzünü tanırlar, ama onlar (görünmeyen) öteki hayattan gafildirler.
Onlar bu dünya hayatının yalnız görünen yüzünü tanırlar, ebedi ve nihai olandan ise tamamen habersizdirler.
Onlar kozalarında yaşamaları yüzünden sonsuz gelecek yaşamdan habersizdirler; dünya hayatını madde yanı itibarıyla bilip kabul ederler!
Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.
Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen gafildirler.
Onlar, dünya yaşamının dış yüzünü bilirler. Sonsuz yaşam konusunda ise aymazlık içindedirler.
Onlar, dünya hayatının sadece görünen kısmını bilirler. Oysa onlar, gerçekten ahiretten habersizdirler.
Onlar dünya hayatının dış (görünen) yüzünü bilirler. Ahiretten ise habersizdirler.
Onlar dünya hayatının dış yüzünü yanını bilirler. Ahiretten ise habersizdirler.
Onlar, bu dünya hayatının dış yüzünü bilirler; ahiretten ise hep gafildirler.
Bir zahir bilirler Dünya hayattan, Ahıretten ise hep gafildirler
Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Onlar, ahiret hayatının bilincinde değildirler.
Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Onlar, ahiret hayatının bilincinde değildirler.
Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü bilirler. Onlar, ahiret hayatının bilincinde değildirler.
Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.
Onlar (bu) dünya hayatından (yalınız) bir dış (taraf) ı bilirler. Ahiretden ise onlar gaafillerin ta kendileridir.
Onlar dünya hayatının yalnız dış yüzünü bilirler. Ve onlar ahiretten ise gafillerdir.
(6-16) Allah’ın vaadidir, Allah vaadine karşıt / hilaf bir şey yapmaz ve fakat insanların ekserisi bilmiyorlar. Dünya hayatının görünenini biliyorlar, Ahiret ise onların dikkatlerinden kaçıyo r / gafillerdir, kendilerine dönük olarak fikir üretemezler mi? Allah semaları, arzı ve bu ikisi arasındakileri ne diye yarattı? sadece gerçek olsun ve belirli süre de olsun diye yarattı. İnsanların ekserisi Rableri ile buluşma yokmuş gibi davranıyorlar. Arzda gezmiyorlar mı? ve bakmıyorlar mı? Onlardan öncekilerin sonları /ak ıbetleri nasıl olmuş görmüyorlar mı? Kuvvet olarak ta ve arzda bıraktıkları iz olarak ta daha şiddetli idiler, onların imar etmelerinden daha fazla onu imar etmişlerdi , onlara Resulleri açıklamalarla geldiler , Allah onlara zulmediyor değildi, lakin onlar kendilerine zulmediyorlardı, sonra da Allah’ın ayetlerini yalanlamaları ve onlarla alay etmeleri nedeniyle kötülerin sonu / akıbeti kötü oldu . Allah ilk kez yaratmaya başlar ve o yara 2tmayı tekrarlar, sonra da O’na döndürülürsünüz. O saat gelip çattığı gün, suçlular umutsuzluğa düşerler , ortak koştuklarından onlara aracı olacaklar / şefaatçiler yoktur , o rtak koştukları onları görmezden geldiler. O saat gelip çattığında ayrışırlar / tefrikalaşırlar. İman edenler ve salih amel işleyenler ise onlar çiçekli alanda / ravzada neşelenirler, kafirler, ayetlerimizi ve ahiretle buluşmayı yalanlayanlar ise işte onlar azap için hazır hale getirilmiş olacaklar.
Onlar dünya hayatından sadece dış görünüşü bilirler. Ahiretten ise gaflettedirler.
Onlar, sadece şu yakın hayatın dış yüzünü bilirler; ahiretten ise onlar tamamen gafildirler.
Onlar dünya hayatını yüzeysel olarak bilirler. Onlar ahireti ise hiç umursamazlar.
Bütün bildikleri dünya hayatının görüntüsüdür. Onlar Ahireti dikkate almazlar. İlgi duymazlar.
Onlar, dünya hayatının görünen zahirini bilirler. Onlar, ahiretten gafil kimselerdir.
Onlar, dünya hayatının görünüşünü bilirler. Onlar, ahiretten gafil kimselerdir.
Onlar basit ve iğreti hayattan, bir dış görünüşü bilirler. Ama ahiretten tam bir gaflet içindedirler onlar!
They -people- only look at things in life with respect to the aspect presenting itself to a slight or casual mental view and they are deceived by the smiling surface of the deep. They fail to take into account what the deep end affecting them profoundly is like. They are allured by the mundane, and oblivious of the Hereafter.
they only know the outer surface of this present life and are heedless of the life to come.
They know but the outer (things) in the life of this world: but of the End of things they are heedless.
People simply know the outward aspect of the worldly life but are utterly heedless dipnot 1 of the Hereafter.
They know an outward aspect of the life of this world but are heedless of the Next World.
They know only the outside appearance of the life of the world (i.e. the matters of their livelihood, like irrigating or sowing or reaping, etc.), and they are heedless of the Hereafter.
They know just an outward aspect of the life of the world, but they are oblivious of the Hereafter.
They know only the apparent side of the present life, and they are completely unmindful of the next.
They know an outward part of the present life, but of the Hereafter they are heedless.
People are so engaged in this worldly life that they are careless about Hereafter.
They know the outside of this world's life, but of the hereafter they are heedless.
They only know the outside appearance of the worldly life; and regarding the Hereafter, they are ignorant.
They know the outward appearance of this present life; but they are careless as to the life to come.
It is Allah's promise! Allah will not fail His promise, but most of mankind know not.
They know an outward (part) of the present life, (Literally: lowly life, i. e., the life of this world) and of the Hereafter they, (it is) they who are heedless.
They know only some appearance of the life of the world, and are heedless of the Hereafter.
They only know the palpable life of this world, and are oblivious of the Hereafter.
they know but the outer surface of this world’s life, whereas of the ultimate things they are utterly unaware.
They ˹only˺ know the worldly affairs of this life, but are ˹totally˺ oblivious to the Hereafter.
They only know the outside appearance of the worldly life; and regarding the Hereafter, they are ignorant.
They care only about things of this world that are visible to them, while being totally oblivious to the Hereafter.
They know what is apparent of the worldly life, but they, of the Hereafter, are unaware.
They know an outward part of the life of this world, but of the Hereafter they are heedless.
They know and care only about the apparent instant gratifications of the life of this world, and remain oblivious to the Eternal life to come.
They know only the appearance (the outer things) of life in this world: But they do not care for the end of (all) things.
They know something superficial of the worldly life, but of the Hereafter they are negligent.
They only know the outside appearance of the worldly life; and regarding the Hereafter, they are ignorant.