Diyanet İşleri
Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 139. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
fekeẕẕebûhü feehleknâhüm. inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Hûd ve Âd kavmi Şuarâ 123–140 3
Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."
"Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir."
"Biz azaba uğratılacak da değiliz."
Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Semud kavmi de Peygamberleri yalanladı.
Hani kardeşleri Salih, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 139–140. ayetler için yazılmıştır.
139. “Böylece onu yalanladılar.” Yani peygamberi yalanlamak onların bir karakteri, bir ahlâkı oldu. Hiçbir öğüt, bu işten onları vazgeçirmedi. “Biz de onları helâk ettik.” Neyle helâk edildikleri bir başka buyrukta şöyle açıklanmaktadır: “Âd’a gelince onlar da ıslıklı ve azgın bir fırtına ile helâk edildiler. O, o rüzgarı onlara yedi gece ve sekiz gün peş peşe musallat kıldı. O kavmi o süre içinde içleri boşalmış hurma kütükleri imiş gibi yere serilmiş görürdün.” (el-Hakka, 69/5-7) “Şüphesiz bunda” peygamberimiz Hud aleyhisselam’ın doğru söylediğine, getirdiklerinin doğruluğuna, onun kavminin şirk ve zorbalıklarının da batıl olduğuna dair “bir ibret vardır. Ama onların çoğu” iman etmeyi gerektiren bunca âyet, belge ve mucizenin varlığına rağmen “iman etmezler.”
140. “Şüphe yok ki” kudretiyle Hud kavmini, güçlerine ve yakaladıklarını zorbaca yakalayışlarına rağmen helâk eden “Rabbin Azizdir.” Peygamberi Hud’u ve onunla birlikte bulunan mü’minleri kurtaran “Rahimdir.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
(Onlar) Peygamberleri Hûd -aleyhisselam-'ı yalanlamaya devam ettiler. Yalanlamaları sebebi ile Biz de onları yok edici bir rüzgâr ile helak ettik. Bunda ibret alanlar için öğüt vardır. Onların çoğu ise Mümin değillerdir.
Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Ortak kavram: Helâk
(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Ortak kavram: Helâk
O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.
Aynı kök: هلك (68 geçiş) · Ortak kavram: Helâk
Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın…
Aynı kıssa: Hz. Hûd
Ad kavmine de kardeşleri Hud'u peygamber olarak gönderdik. Onlara, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah yoktur.…
Aynı kıssa: Hz. Hûd
Kavminin ileri gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri…
Aynı kıssa: Hz. Hûd
Hud, şöyle dedi: "Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Aksine ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Böylece onu (Hud'u) yalanlamışlar; biz de kendilerini helak etmiştik. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Neticede, onu işte böyle yalanladılar; bunun üzerine Biz de onları helak ettik. Elbet bu (Hud kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
İşte o'nu böyle yalanladılar; ve bunun üzerine Biz de onları yok ettik. Bu (kıssada da insanlar için) mutlaka, bir ders vardır, onlardan çoğu (buna) inanmasa da...
Böylece Onu yalanladılar, biz de onları helak ettik! Muhakkak ki bu olayda bir mucize - ders vardır! Onların ekseriyeti de iman eden değillerdir.
Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.
Böylece, Onu yalanladılar. Sonunda, onları yıkıma uğrattık. Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.
-"Biz yaptıklarımızdan dolayı ceza görmeyeceğiz" deyip onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Bunda kesinlikle bir ders vardır. Onların çoğu inanmamış olsa da.
Böylece onu yalanladılar. Nihayet biz de onları yok ettik. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz.
Böylece onu yalanladılar. Nihayet biz de onları yok ettik. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
O'nu yalanladılar; Biz de kendilerini helak ediverdik. Şüphesiz bunda mutlak bir ibret vardır, ama çokları iman etmedi.
Diye onu tekzib ettiler de kendilerini helak ediverdik. Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Onu dipnot 1 yalanladılar. Bunun üzerine onları helak ettik. Bunda bir ayet dipnot 2 vardır. Buna rağmen İnsanların pek çoğu inanmamaktadırlar.
Onu dipnot 1 yalanladılar. Bunun üzerine onları helak ettik. Bunda bir ayet dipnot 2 vardır. Buna rağmen insanların pek çoğu inanmamaktadırlar.
Onu dipnot 1 yalanladılar. Bunun üzerine onları helak ettik. Bunda bir ayet dipnot 2 vardır. Buna rağmen insanların pek çoğu inanmamaktadırlar.
Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Hulasa: Onu yalan saydılar da biz de kendilerini helak etdik. Şübhesiz bunda bir ibret vardır elbet. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.
Böylece onu yalanladılar. Ve Biz, onları yok ettik. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Muhakkak bunda bir ayet vardır. Onların çoğu da iman etmiş değildi."
(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Böylece Hud'u yalancı yerine koydular. Biz de onları helak ettik. İşte bu anlatılanlarda tam bir ayet /bir ibret vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.
Böylece Hud'u yalancı yerine koydular, biz de onları helak ettik. Bunda kesin bir ibret var ama bunların çoğu inanacak değillerdir.
Hûd’u yalanladılar. Biz de onları yok ettik. İşte bunda bir ibret vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.
Hud'u yalanladılar. Biz de onları yok ettik. İşte bunda bir ibret vardır. Yine de onların çoğu inanacak değildir.
Onu bu şekilde yalanladılar, biz de onları helak ettik. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu müminlerden değildi.
And they disbelieved him and refused credence to Our message wherefore We reduced them to a useless form. This is indeed emblematic of Allah's Omnipotence and Authority, but most of them denied Allah Who brought them into existence.
They denounced him as a liar, and so We destroyed them. There truly is a sign in this, though most of them do not believe:
So they rejected him, and We destroyed them. Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.
Eventually they gave the lie to him and We destroyed them. dipnot 1 Surely there is a Sign in this, but most of them would not believe.
So they denied him and We destroyed them. There is certainly a Sign in that, yet most of them are not muminun.
So they belied him, and We destroyed them. Verily in this is indeed a sign, yet most of them are not believers.
So they impugned him, whereupon We destroyed them. There is indeed a sign in that; but most of them do not have faith.
Thus they cried him lies and We destroyed them. There is indeed, a remarkable sign in this (episode), yet most of them would not be believers.
So they cried him lies; then We destroyed them. Surely in that is a sign, yet most of them are not believers.
They chose to disbelieve and, consequently, I destroyed them as a punishment. This should be a great lesson; yet most people care less.
but we destroyed them. Verily, in that is a sign, but most of them will never be believers.
So they denied him, and We destroyed them. In that is a sign, but most do not acknowledge.
And they accused him of imposture: Wherefore We destroyed them. Verily herein was a sign: But the greater part of them believed not.
"For we are not the ones to be doomed (or tormented). "
So they cried him lies, then We caused them to perish. Surely in that is indeed a sign; and in no way were most of them believers,
And they denied him; therefor We destroyed them. Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.
Then they accused him of lies; so We annihilated them. Verily there is a sign in this, but most of them do not believe.
And so they gave him the lie: and thereupon We destroyed them. In this [story], behold, there is a message [unto men], even though most of them will not believe [in it].
So they rejected him, and ˹so˺ We destroyed them. Surely in this is a sign. Yet most of them would not believe.
So they denied him, and We destroyed them. In that is a sign, but most are not believers.
They thus disbelieved and, consequently, we annihilated them. This should be a lesson, but most people are not believers.
And they denied him, so We destroyed them. Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.
And they denied him, then We destroyed them. In that is a proof, but most of them are not believers.
So, they rejected him and We destroyed them. Therein, behold, is a sign, even though most people are not believers (in the Law of Requital).
So they rejected him, and We destroyed them. Surely there is a Sign in this but most of them do not believe.
Thus they rejected him, so We destroyed them. Surely, in this there is a sign, but most of them are not believers,
So they denied him, and We destroyed them. In that is a sign, but most are not believers.