Diyanet İşleri
"Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!"
Yâsîn suresi
Yâsîn suresi, 25. ayet. إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمْ فَٱسْمَعُونِ
innî âmentü birabbiküm fesme`ûn.
"Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!"
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Şehrin öbür ucundan koşarak gelen adam Yâsîn 20–27 3
"Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O'na döndürüleceksiniz."
"O'nu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar."
"O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum."
"Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!"
(26-27) (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): "Cennete gir!" denildi. O da, "Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!" dedi.
Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 22–25. ayetler için yazılmıştır.
22. Anlaşıldığı kadarıyla kavmi onun verdiği öğüdü kabul etmemişti. Aksine peygamberlere tâbi olduğundan ve dinini yalnızca Allah’a halis kıldığından dolayı onu kınamaya koyulmuşlardı. Bunun üzerine onun şöyle dediğini görüyoruz: “Ben beni yaratana ne diye ibadet etmeyecekmişim? Üstelik siz, yalnız O’na döndürüleceksiniz.” Yani ibadete mutlak olarak layık olana ibadet etmekten beni alıkoyan nedir? Çünkü yoktan var eden, beni yaratan, bana rızık veren ve bütün yaratıkların kendisine döneceği ve onlara amellerinin karşılığını verecek olan O’dur.
Yaratmak ve rızık vermek elinde bulunan, dünyada da âhirette de kullar arasında hüküm verecek olan, ibadete asıl layık olandır. Yalnız O’na hamd-ü senada bulunulur ve yalnız O’nun şanı yüceltilir. Hiçbir fayda sağlayamayan, hiçbir zarar veremeyen, hiçbir şey verip hiçbir şeyi engelleyemeyen, öldüremeyen, hayat veremeyen, öldükten sonra diriltemeyen, bunların hiçbirisine layık değildir. Bundan dolayı sözlerini şöyle sürdürdüğünü görüyoruz:
23. “Ben, O’ndan başka ilâhlar mı edineyim? Halbuki Rahman hakkımda bir zarar dilese onların şefaatinin bana hiçbir faydası olmaz.” Çünkü O’nun izni olmaksızın Allah’ın nezdinde hiçbir kimse şefaat edemez ve onların şefaatlerinin bana hiçbir faydası olmaz. “Ve onlar beni” Allah’ın bana vermek istediği zarardan “kurtaramazlar da.”
24-25. “O takdirde ben” eğer bu niteliğe sahip ilâhlara ibadet edecek olursam “kesinlikle apaçık bir sapıklık içinde olurum.” Bu sözleri ile onlara hem samimi olarak öğüt vermiş, hem peygamberlerin peygamberliğine ve hidâyette oluşlarına şahitlikte bulunmuş, hem de yalnızca Yüce Allah’a ibadet etmenin gerektiği haberini vermiş oluyordu.
Ayrıca buna dair delilleri zikrettiğini de görüyoruz. O’ndan başkasına ibadetin batıl olduğunu belirttiği gibi buna dair delilleri de söz konusu etmiştir. Allah’tan başka ilâhlara tapanların sapık olduğunu bildirmiş, imanını -onların kendisini öldüreceklerinden korkmakla birlikte- açıkça ilan etmiştir. Nitekim şöyle demiştir: “Gerçekten ben Rabbinize iman ettim, artık bana kulak verin!”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
"Ey Kavmim! Şüphesiz ben; sizin Rabbiniz ve benim Rabbim olan Allah'a iman ettim. Beni dinleyin. Ben sizin, beni kendisiyle tehdit ettiğiniz ölümden de korkmuyorum." dedi. Kavmi onu öldürdü. Allah da onu cennetine koydu.
Aynı kıssa: Ashâb-ı Karye (Şehir Halkı)
(Ey Muhammed!) Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti.
Aynı kıssa: Ashâb-ı Karye (Şehir Halkı)
Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, "Şüphesiz biz size…
Aynı kıssa: Ashâb-ı Karye (Şehir Halkı)
Onlar şöyle dediler: "Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahman, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz."
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Şüphesiz ki ben Rabbinize güvendim; siz de beni dinleyin (ve O'na güvenin)!"
İşte artık ben sizin de Rabbiniz olana iman etmiş bulunuyorum: artık beni dinleyin!"
"(Ey kavmim,) ben sizin Rabbinize iman ediyorum, öyleyse bana kulak verin!"
"Gerçekten ben sizde de açığa çıkan Rabbe iman ettim; beni dinleyin!"
"Şüphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; işte beni işitin."
«Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni dinleyin.»
"Aslında, ben, Efendinize inandım; artık beni duyun!"
"Ben sizin Rabbinize iman ettim, artık beni dinleyiniz!"
"Ben sizin Efendinizi onayladım; lütfen beni dinleyin."
'Ben sizin Rabbinize inandım; lütfen beni dinleyin.'
Haberiniz olsun ki, ben Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni!"
Haberiniz olsun ki ben rabbınıza iyman getirdim, gelin dinleyin beni
"Ben, sizin de Rabb'iniz olana inandım. Beni dinleyin!"
"Ben, sizin de Rabb'iniz olana inandım. Beni dinleyin!"
"Ben, sizin de Rabb'iniz olana inandım. Beni dinleyin!"
"Şüphesiz ben, sizin rabbinize inandım; işte beni işitin."
"Gerçek, ben Rabbinize iman etdim. İşte bunu benden duyun".
Şüphesiz ki ben, Rabbınıza inandım. Artık beni dinleyin.
(13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 30, 31, 32) Onlara şu memleket halkının örneğini ver, onlara elçiler gelmişti, onlara iki elçi göndermiştik, her ikisini de yalanladılar, üçüncüsü ile destek verdik / güçlendirdik , onlar da kesinlikle bizler sizlere gönderildik , dediler. S izler bizler gibi derilisiniz / beşersiniz, Rahman herhangi bir şey indirmemiştir, siz kesin yalan söylüyorsunuz dediler. Onlar da Rabbimiz de biliyor ki biz kesinlikle sizlere gönderilmiş elçileriz dediler. Bizim üzerimize düşen a paçık bilgilendirmektir / tebliğ etmektir. Onlar ise s izlerle biz uğursuzluğa uğradık, eğer vazgeçmez iseniz sizi taşlarız ve de bizden size acıtıcı / elem verici bir azap dokunur dediler. Size hatırlatmada bulunulduğu için mi uğursuzlandık diyorsunuz? uğursuzluğunuz zaten sizinle beraberdi, bilakis sizler israfçı bir kavimsiniz dediler. O esnada şehrin uzak tarafından bir adam koşturdu ve ey kavmim elçilere uyun / t âbi olun dedi, sizden ücret dahi istemeyenlere uyun, onlar yol a girmişler, beni yaratana niye ibadet etmeyeyim ki? hepiniz ona tekrar döneceksiniz / rücu edeceksiniz, Ondan başka ilah edinir miyim? Rahma n bana bir zarar mura t etse onların aracılığı / şefaati bana bir fayda sağlamaz, beni kurtaramazlar , işte o zaman ben , apaçık sapmışlıkta / dalalette olurum, ben Rabbinize iman ettim beni işitin dedi. Allah tarafından ona, haydi gir cennete denildi, O da keşke kavmim , Rabbimin beni bağışladığını ve bana ikramda bulunduğunu bilebilseydi , dedi. Onun ardından, kavmine gökten bir ordu dahi indirmedik, indirecekte değildik, s adece tek bir ses oldu / sayha oldu ve de söndüler. O kullar, hasretliğini çeksinler ki / kaçırdıklarına özlem duysunlar ki Resullerden her ne veril di ise onunla sadece alay ettiler. Onların öncelerinde memleketlerden ne kadarını helak etmişiz görmüyorlar mı? Onlar, bunlara geri de dönemiyorlar. Kesinlikle hepsi toparlanıp bizim için hazır hale getirilmiş vaziyetteler.
"Şüphesiz ben; Rabbinize iman ettim. Beni dinleyin!"
"Ben sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin."
Ben sizin Rabbinize /Sahibinize inandım, beni dinleyin!" dedi.
İşte ben Rabbinize inandım; beni dinleyin."
Şüphesiz ben, Rabbinize iman ettim, beni dinleyin!
Şüphesiz ben, Rabbi'nize iman ettim, beni dinleyin!
"Ben, sizin Rabbinize iman ettim, artık dinleyin beni!"
"Hear me", he said, "as I declare that I have acknowledged Allah, your Creator, and accepted His system of faith and worship with a consenting mind and you shall bear witness to this declaration here and Hereafter".
I believe in your Lord, so listen to me.’
"For me, I have faith in the Lord of you (all): listen, then, to me!"
I believe in your Lord; dipnot 1 so listen to me."
I have iman in your Lord so listen to me!’
"Verily! I have believed in your Lord, so listen to me!"
Indeed I have faith in your Lord, so listen to me. ’
`I have believed in your (true) Lord, therefore listen to me. '
Behold, I believe in your Lord; therefore hear me!'
"Surely I believe in the Lord of you all; please hear me. "
verily, I believe in your Lord, then listen ye to me!'
"I have acknowledged your Lord, so listen to me!"
Verily I believe in your Lord; wherefore hearken unto me.
"Then truly I shall manifest (clear, obvious) error:
Surely I believe in your Lord, so hear me!"
Lo! I have believed in your Lord, so hear me!
I believe in your Lord, so listen to me. "
"Verily, [O my people,] in the Sustainer of you all have I come to believe: listen, then, to me!"
I do believe in your Lord, so listen to me."
"I have believed in your Lord, so listen to me!"
"I have believed in your Lord; please listen to me."
Indeed, I have believed in your Lord, so listen to me. "
“I believe in your Lord; so hear me!”
Verily, I have come to believe in your Lord. Listen, then, to me!"
"For me, I have faith in the Lord of you (all): Then, listen to me!"
Undoubtedly I have believed in your Lord; so listen to me."
"I have believed in your Lord, so listen to me!"