A'râf suresi

A'râf suresi, 108. ayet

A'râf suresi, 108. ayet. وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.

Diyanet İşleri

Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

A'râf 105–111 · surenin 108. ayeti / 206

Konu Mûsâ ve Firavun; sihirbazların iman edişi A'râf 103–126 3

  1. A'râf 105

    Bana, Allah'a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.

  2. A'râf 106

    Firavun, "Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen" dedi.

  3. A'râf 107

    Bunun üzerine Musa, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.

  4. 108

    Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.

  5. A'râf 109

    Firavun'un kavminden ileri gelenler, dediler ki: "Şüphesiz bu adam usta bir sihirbazdır."

  6. A'râf 110

    "Sizi yerinizden çıkarmak istiyor." Firavun, ileri gelenlere, "Öyle ise siz ne düşünüyorsunuz?" dedi.

  7. A'râf 111

    Onlar şöyle dediler: "Musa'yı ve kardeşini (bir süre) beklet (haklarında bir işlem yapma) ve şehirlere toplayıcılar yolla."

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

108. “Elini” koynundan “çıkardı, bir de ne görsünler! O,” herhangi bir hastalıktan dolayı olmaksızın “bakanların önünde bembeyaz parlıyordu.”

İşte bunlar, Mûsâ’nın getirdiklerinin gerçekliğine, onun doğru söylediğine ve âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğuna delalet eden apaçık iki büyük mucize idi. Fakat iman etmeyen kimselere ne kadar mucize gelirse gelsin can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler. İşte bundan dolayı şöyle dediler:

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Elini gömleğinin göğüs tarafından ya da koltuk altından çıkararak gösterdi. Eli bembeyazdı. Bu beyazlık abraş hastalığı olan kişilerdeki beyazlık gibi değildi. Elinin şiddetli beyazlığından dolayı bakanlara ışıldamaya başladı.

Kelimeler

6 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَنَزَعَ ve nezea ve (böğründen) çıkardı kök: نزع
  2. يَدَهُۥ yedehu elini kök: يدي
  3. فَإِذَا fe iza birden
  4. هِىَ hiye o
  5. بَيْضَآءُ beyda'u bembeyaz parlayıverdi kök: بيض
  6. لِلنَّـٰظِرِينَ linnazirine bakanlar için kök: نظر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: بيض (12 geçiş) · Aynı kök: نزع (20 geçiş) · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.

  • Aynı kök: بيض (12 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    (22-23) "Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık…

  • Aynı kök: بيض (12 geçiş) · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    "Elini koynuna sok; Firavun'a ve onun kavmine gönderilen dokuz mucizeden biri olarak, kusursuz bembeyaz olarak çıksın. Çünkü onlar fasık bir…

  • Aynı kök: نزع (20 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ

    Sihirbazlar, işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli gizli konuştular.

  • Aynı kök: نزع (20 geçiş) · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    De ki: "Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil…

  • Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    "Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım."

  • Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana…

  • Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    Firavun, "Demek, ben size izin vermeden önce ona (Musa'ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

72 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Elini de (koynundan) çıkarmıştı. Bir de ne görsünler, o (eli) bakanlara bembeyaz (görünmüştü). dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    "Elin beyaz olması" ifadesi, "maddi anlamda bir beyazlık"tan ziyade, "manevi olarak arınmış olma"yı ifade etse gerektir. Tâhâ 20:22 ve Neml 27:12'de de aynı gerçeğe işaret edilmektedir.

Mustafa İslamoğlu

Ve elini çıkardı: Bir de baktılar ki, göz kamaştırıcı bir parlaklık!

Muhammed Esed

Ve (sonra) elini yukarı kaldırdı: Oo! Bir de baktılar, bembeyaz, ışıl ışıl!

Ahmed Hulusi

Ve (Musa) elini çekip çıkardı, birden o (el) parlayan beyaz ışık halinde göründü!

Ali Bulaç

(Bir de) Elini sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (görünüverdi).

Ali Özek ve heyeti

Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.

Ali Rıza Safa

Ve elini çekip çıkardığında, o ışıltıyı seyrettiler.

Bayraktar Bayraklı

Elini çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.

Edip Yüksel

Elini çıkardı, bakanlar için bembeyaz oluverdi.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Elini çıkardı, bakanlar için bembeyaz oluverdi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Elini sıyırıp çıkardı, ne baksın; o seyredenlere ışık saçan bembeyaz bir el!

Elmalılı Hamdi Yazır

ve elini sıyırdı çıkardı, ne baksın o bakanlara bembeyaz parlıyor

Erhan Aktaş

Ve elini çıkardığı zaman, eli bakanlar için bembeyaz parlayıverdi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve elini çıkardığı zaman, eli bakanlar için bembeyaz parlayıverdi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve elini çıkardığı zaman, eli bakanlar için bembeyaz parlayıverdi.

Gültekin Onan

(Bir de) Elini sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (görünüverdi).

Hasan Basri Çantay

Elini çıkardı. Ne görsünler: O da temaşa edenlere (ışıklar saçan) bembeyaz (bir el).

İbni Kesir

Elini çıkardı, ne görsün; o da bakanlara bembeyaz.

Mehmet Alagaş

(103-156) Onların arkasından firavuna ve onun seçkinlerine , ayetlerimizle Musa’yı yarattık, ona zulmettiler. Hele bak bozguncuların / müfsitlerin sonu / akıbeti nasıl oldu. Musa dedi ki, ey firavun kesinlikle ben, alemlerin Rabbinin elçisiyim. Hakikat şu ki Allah hakkında gerçek olandan / haktan başka söz söyleyemem , kesinlikle size rabbinizden apaçık delillerle geldim, İsrail oğullarını benimle beraber yolla / gönder. Dedi ki; eğer ayet ile geldinse eğer ki sözüne bağlı isen / sadık isen onu bize getir. Asasını bır aktı apaçık bir ejderha /yılan oldu. Elini çekip çıkardığı vakit o da bakanlara bembeyaz oldu. Firavun kavminden seçkin olanlar, kesinlikle bu , bilgili bir sihirbaz dır. Sizi yerinizden / arzınızdan çıkarmak gibi bir dileği var, peki o halde ne emredersiniz dediler. Dediler ki Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcılar / organizatörler gönder. Bilgili sihirbazların her birini sana getirsinler. Sihirbazlar firavuna geldi ve dediler ki eğer galip olursak bize bir ücret / ecir var değil mi? Dedi ki evet, kesinlikle yakınlardan / akrabalardan olacaksınız. Dediler ey Musa sen mi bıra kacaksın ya da bizler mi bırakalım ? Dedi ki siz bırakın , bıraktıkları zaman insanların gözlerini büyülediler / etki altına aldılar, onları ürküttüler, büyük bir sihir getirdiler. Biz de Musa’ya hadi bırak asanı diye vahyettik, o vakit asa, uydurduklarını / ifklerini yutuyordu. Gerçek / hak ortaya çıktı /vuku buldu ve yaptıkları boşa çıktı / iptal oldu. İşte orada yenildiler / mağlup oldular. Küçü lmüş hale / önemsiz hale dönüştüler . Sihirbazlar secdeye kendilerini bıraktılar. Alemlerin rabbine Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik dediler. Firavun dedi ki; size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz ? kesin bu bir kurulu tuzak , şehirde iken halkını oradan çıkarmak için onu kurmuşsunuz, i leride bileceksiniz. Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama / karşısından / hilafından doğrayacağım / keseceğim, sonra da hepinizi asacağım / sallandıracağım. Dediler ki; bizler rabbimize dönüyoruz / inkılap ediyoruz. Bizden öc alman / intikam alman ın nedeni, Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara iman ettiğimizdendir. Rabbimiz üzerimize sabır yağdır Müslümanlar olarak canlılığımızı al / vefat ettir. Firavun kavminden seçkinler dedi ki; Musa’yı ve kavmini arzda bozgun yapsınlar, ilahlarını ve seni terk etsinler diye bırakıyor musun? Dedi ki; oğullarını öldüreceğiz , kadınlarını hayatta bırakacağız onların üzerinde ezici güçteyiz / kahrediciyiz. Musa kavmine dedi ki; Allaha sığının ve sabredin , kesinlikle Arz, Allah içindir , Ona, kullarından istediği ni varis edecek ve sonuçta / akıbette sakınanların / muttakilerin olacak. İsrail oğulları d ediler ki; sen bize gelmeden önce eziyet edildik sen geldikten sonra da eziyet ediliyoruz. Musa dedi ki u mulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve sizleri arzın devralanları / halifeleri yapar ve de n asıl amel ediyorsunuz ona bakar. Gerçekten biz Firavun yandaşları nı / ailesini senelerce yakaladık, ürünlerden / semerelerden de kısıtladık böylelikle belki düşünürler. Güzellik geldiğinde bu bizdendir dediler , eğer ki kötülük isabet ettiğindeyse bu, Musa ’nın ve beraberindekilerin uğursuzluğudur dediler. (Tayyir; Arapların bir işin uğuru yahut uğursuzluğu için kuş uçurmalarından gelir) Dikkat edin ! muhakkak onların uğursuzlukları Allah yanındadır ve lakin onların çoğu bilmiyorlar. Firavun kavmi, Musa’ya b izleri büyülemek için ayetlerden her neyi getirsen getir, bizler sana inananlar değiliz dediler . Biz de onlara tufan, çekirge haşerat, kurbağa, kan gibi ayrıntılı / detaylı ayetler gönderdik. Büyüklendiler ve suçlu kavim oldular. Üzerlerine pislik etki edince dediler ki Ey Musa , Rabbine, sana olan vaadi gereği çağrıda bulun / dua et , ü zerimizden pisliği giderirsen sana iman edeceğiz, senle beraber İsrail oğullarını da göndereceğiz. Üzerlerinden pisliği erişebi lecekleri belli süreye kadar giderdiğimiz de ise, aynısını tekrarladılar / nüksettiler. Bizde onlardan int ikam aldık denizde onları boğduk , kesinlikle ayetlerimizi yalanladılar ve de ondan bihaber kaldılar / gafil oldular . Düşkün biçare kavmi, içinde bereket olan arzın, doğusundan batısına kadar mirasçı ettik. Rabbinin İsrail oğulları üzerindeki kelimeleri , sabırlarından dolayı güzellikle tamamlandı. (Bilal-i Şam Nil Fırat arası onların oldu) Firavun ve kavmini yaptıklarından dolayı imha ettik. Onlar taht kurmuşlardı / arş kurmuşlardı. İsrail oğullarını denizden geçirdik, bir kavme uğradılar onlar putlara tapıyorlardı, Dediler ki ey Musa onların ilahları gibi bize de ilah yap , sizler kesinlikle cahillik eden bir kavimsiniz dedi. Muhakkak puta tapanların içinde bulundukları durum helak olacaktır ve yaptıkları her neyse boşa gitmişti / batıldır /iptaldir. Dedi ki; O sizi alemlerde tercih edip faziletl i kılmışken / erdemli kılmışken ben size Allahtan gayrı ilah ister miyim? Bir vakit sizi Firavun yandaşlarından kurtarmıştık , kötü şekilde azap çekiyordunuz , oğullarınızı öldürüyorlar ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı, bunda, Rabbinizden, size büyük bir imtihan / bela vardı. Musa ile 30 gecelik sözleştik / vaatleştik ona 10 gece ekleyerek, Rabbinin tayin ettiği vakit olan 40 geceye tamamlandı. (Zilkade ayından 30 ve zilhicceden 10 gün) Musa Kardeşi Harun’a dedi ki; kavmimde benim yerimi devralan ol / halifem ol. Onları düzenle / ıslah et, bozucuların yoluna uyma. Musa tayin edilen vakitte geldi ve Rabbi onunla konuştu , Musa, bana göster / gözük , sana bakayım dedi, dedi ki; sen beni göremezsin ve lakin dağa bak, mek ânında istikrar ederse/ yerinde kalmayı başarırsa sen beni görebilirsin, (Ben görünmem demedi len erâ demedi len tera göremezsin dedi, bu bedende bu göz ile olmaz) Rabbi dağa belirince / tecelli edince onu paramparça yaptı, Musa bayılarak yere düştü, Ayılınca dedi ki; seni üstün tutarım sana tövbe ettim, ben müminlerin ilkiyim / evveliyim. Ey Musa dedi; kesin olarak seni insanlara mesajlarım ve konuşmalarım için seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol. Onun için, levhalar içine her bir konuyu / mevzuyu ve her bir şeyi ayrıntılı olarak / detaylı olarak yazdık , onu kuvvetle tut ve kavmine de emret, güzellikle onlarda tutsunlar , sana yoldan çıkmışların yurdunu ilerde göstereceğim. Haksız yere arzda büyüklenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım , a yetlerin hepsini görseler dahi onlara iman etmezler , erişkinlik yolunu / rüşte erdiren yolu görseler dahi onu yol olarak edinmezler , azgınlık yolunu gördüklerinde ise onu yol olarak edinirler , bu onların ayetlerimizi yalanlamalarındandır ve on lardan bihaberdirler / gafildiler. Ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanlar öyleleridir ki yaptıkları ameller, boşa çıkmıştır / başarıya ulaşmamıştır , yaptıklarıyla cezalandırılmıyorlar mı? Sonrasında Musa kavmi , süs eşyalarından yapma böğürmesi olan buzağı bedenini edindi , görmezler mi ki gerçekten o, onlarla konuşmuyor / kelam etmiyor, yola da yönlendirmiyor, onu edindiler ve de zalimler oldular. Onlar ileri sürdüklerinde pişman oldular ve gerçekten onlar ne yapacaklarını bilemez hallerini de gördüler, dediler ki; Rabbimiz eğer ki sen bize merhamet etmez isen bizi bağışlamazsan hasara uğrayanlardan / hüsran olanlardan olacağız. Musa kavmine öfkeli ve tasalı bir şekilde döndüğü vakit, benden so nra ne kadar kötü bir halifelik yaptınız , Rabbinizin emri için acelemi ettiniz dedi, levhaları bıraktı , kardeşinin başını eline aldı, kendine doğru çekti, Harun dedi ki; anamın oğlu, kavmin beni düşkün / biçare / mustazaf hale getirdiler ve nerdeyse beni öldüreceklerdi , beni düşmanlara güldürme , beni zalim kavimle beraber bir tutma. Musa d edi ki; Rabbim beni ve kardeşimi bağışla , bizi, rahmetine dahil eyle, sen merhametlilerin en merhametlisisin. Buzağıyı edinenler kesinlikle onlar , ileride Rablerinden hışıma / gazaba ve dünya hayatında horlanmaya / zillete nail olacaklar, İftiracıları işte böyle cezalandırırız. Öyle ki kötülük yaptılar, sonra o kötülüklerinin ardından vazgeçtiler ve de iman ettiler, Rabbin de el bet bağışlayıcıdır, kollayandır / esirgeyendir. Musa’daki kızgınlık sessizleşince / yatışınca levhaları aldı, ki o nüshalardan birinde "Rablerinden ürkenler için / korkanlar için rahmet ve yönlendirme / hidayettir " ayeti vardı. Musa kavminden 40 adamı tayin edilen vakit için / randevu zamanı için seçti, onları bir sarsıntı aldığındaysa dedi ki Rabbim isteseydin onları ve beni daha öncesinde helak edebilirdin , bizden aklı kıtların / sefihlerin / aptalların yaptıklarından ötürü bizi helak mı edeceksin? kesin bu senin bir sınamandır / fitnendir, sen o nunla istediğini saptırırsın , istediğini de yola sokarsın , sen bizim dostumuzsun / velimizsin, bizi bağışla , bize merhamet et , sen bağışlayıcıların hayırlısısın. Bize bu dünyada da ahirette de güzellik yaz, biz sana yöneldik , dedi; azabım istediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyden daha geniştir. Onu / rahmetimi kesinlikle sakınanlara ve zekât verenlere yazacağım, onlar ayetlerimize iman ediyorlar.

Rowwad Tercüme Merkezi

Elini çıkardı. Ne görsünler! O bakanlara bembeyaz parlıyordu.

Süleyman Ateş

Ve elini (böğründen) çıkardı, birden o, bakanlar için, bembeyaz parlayan bir şey oldu.

Süleymaniye Vakfı

Bir de elini (koynundan) çıkardı ki! O da bakanlar için bembeyaz...

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Elini çıkardı, ona bakanlar için bembeyaz oluverdi.

Şaban Britch

Elini koynundan çıkardı. Birden o bakanların (gözünü kamaştıran) bembeyaz (bir el) oluverdi.

Şaban Piriş

Elini koynuna soktu. O şimdi bakanların (gözünü kamaştıran) bembeyaz bir el idi

Yaşar Nuri Öztürk

Elini çekip çıkardı; birden o el, bakanların önünde bembeyaz kesildi.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

And he drew his hand from the folds of his garment and there it was instantaneously transfigured in a radiance of white divine light.

Abdul Haleem

and then he pulled out his hand and- lo and behold!- it was white for all to see.

Abdullah Yusuf Ali

And he drew out his hand, and behold! it was white to all beholders!

Abul A'la Maududi

Then he drew out his hand, and it appeared luminous to all beholders. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Moses was granted these two miraculous signs in order to provide testimony to his being a Messenger of God, the creator and sovereign of the universe. As we have mentioned earlier, whenever the Prophets introduced themselves as God's Message-bearers, people asked them to produce some miraculous sign, to perform something supernatural. In response to those demands the Prophets produced what the Qur'an terms as 'signs', and which are called 'miracles' by theologians.Those who tend to play down the supernatural character of such signs or miracles, and who try to explain them in terms of natural laws of causation, in fact attempt to build a mid-way house between believing and disbelieving in the statements of the Qur'an. Such an approach can hardly be considered reasonable. What it does demonstrate, however, is how such people can be pulled in two opposite directions. On the one hand, they are not inclined to believe in a Book which abounds in narrations of a supernatural kind. On the other hand, being born followers of their ancestral religion, they are not inclined to reject the Book which carries supernatural narrations. With regard to miracles, there are two basic questions that people should ask themselves. Did God, after creating the universe and establishing a system of natural causations therein, suspend Himself such that it is no longer possible for Him to interfere in the workings of the universe? Or does He still hold the reins to His realm in His owns Hands so that His command is enforced every moment, and He does retain the power to alter the shape of things and the normal course of events - either partially or fully, - as and when He wills? It is impossible for those who respond in the affirmative to the first question to accept the idea of miracles. For clearly miracles do not fit in with their concept of God and the universe. Honesty demands that instead of indulging in far-fetched explanations of Qur'anic statements on miracles, such people should clearly declare that they do not believe in the Qur'an. For quite obviously the Qur'an is explicit, even quite emphatic in affirming the former concept of God. As for those who, being convinced by Qur'anic arguments, respond in the affirmative to the second question regarding God and the universe, for them there is no difficulty in accepting miracles. Let us take the instance mentioned in verse 107, namely, that the rod of Moses turned into a serpent. Now, there are those who believe that serpents can come into being only through one process - the known biological process. Such people are bound to reject the statement that Moses' rod changed into a serpent and later reverted to its original shape. On the contrary, if you are fully convinced that it is God's command alone which causes life to arise from lifeless matter, and that God has full power to confer whichever kind of life He wills, the transformation of the rod into a serpent and its subsequent reversion to its original state is no stranger than the transformation of any other lifeless matter into a living entity. The fact that the latter happens virtually every day whereas the former took place only a few times in history is not enough to declare the first as incredibly, strange and the second as 'natural'.

Aisha Bewley

And he drew out his hand and there it was, pure white to those who looked.

Al-Hilali & Khan

And he drew out his hand, and behold! it was white (with radiance) for the beholders.

Ali Quli Qarai

Then he drew out his hand, and behold, it was white to the onlookers.

Amatul Rahman Omar

And he drew forth his hand then lo! it was shining white (-blemishless) for the beholders.

Arthur John Arberry

And he drew forth his hand, and lo, it was white to the beholders.

Bijan Moeinian

Then Moses took his hand out of his pocket and it started to radiate a white light.

E. Henry Palmer

and he drew out his hand, and lo! it was white to the beholders.

Edip-Layth

He drew out his hand, and it became pure white for the spectators.

George Sale

And he drew forth his hand, and lo! it appeared white to the beholders.

Hamid S. Aziz

And he drew out his hand, and lo! It was white to the beholders.

Mahmoud Ghali

And he drew out his hand, and only then was it white to the on-lookers.

Marmaduke Pickthall

And he drew forth his hand (from his bosom), and lo! it was white for the beholders.

Mohamed Ahmed - Samira

And he drew forth his hand, and behold, it looked white to those who beheld it.

Muhammad Asad

and he drew forth his hand, and lo! it appeared [shining] white to the beholders.

Mustafa Khattab

Then he drew his hand ˹out of his collar˺ and it was ˹shining˺ white for all to see.

Progressive Muslims

And he drew out his hand, and it became pure white for the onlookers.

Rashad Khalifa

He took out his hand, and it was white to the beholders.

Sahih International

And he drew out his hand; thereupon it was white [with radiance] for the observers.

Sam Gerrans

And he drew forth his hand — and then was it white for the beholders!

Shabbir Ahmed

The strength of his conviction shone bright to those present (20:17-21).

Syed Vickar Ahamed

And, he drew out his hand, and look! It was white (lit up) to all those seeing!

Taqi Usmani

and he drew out his hand, and it was luminous for the onlookers.

The Monotheist Group

And he drew out his hand, and it became pure white for the onlookers.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 108. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 108. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 108. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩