A'râf suresi

A'râf suresi, 149. ayet

A'râf suresi, 149. ayet. وَلَمَّا سُقِطَ فِىٓ أَيْدِيهِمْ وَرَأَوْا۟ أَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا۟ قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

velemmâ süḳiṭa fî eydîhim veraev ennehüm ḳad ḍallû ḳâlû leil lem yerḥamnâ rabbünâ veyagfir lenâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.

Diyanet İşleri

İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz" dediler.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

A'râf 146–152 · surenin 149. ayeti / 206

Konu Buzağı, levhalar, yetmiş kişi ve ümmî peygamber A'râf 148–157 3

  1. A'râf 146

    Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her ayeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.

  2. A'râf 147

    Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını çekerler.

  3. A'râf 148

    Musa'nın kavmi onun (Tur'a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilah) edindiler de zalim kimseler oldular.

  4. 149

    İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz" dediler.

  5. A'râf 150

    Musa, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) "Ey anam oğlu" dedi, "Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma."

  6. A'râf 151

    (Musa), "Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" dedi.

  7. A'râf 152

    Buzağıyı ilah edinenlere mutlaka (ahirette) Rablerinden bir gazab, dünya hayatında ise bir zillet erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

149. Mûsâ, kavminin yanına döndüğünde onların bu halde olduklarını görüp sapıklıklarını onlara bildirince “(buzağıya taptıklarına) pişman olup” yaptıklarından dolayı üzülüp kederlenince ve “sapmış olduklarını görünce” Yüce Allah’a yönelerek yalvarıp yakarmaya koyuldular ve: “Andolsun eğer Rabbimiz bize merhamet etmez” kendisine ulaştıran yolu bize göstermez, bize kendisine ibadet etmeyi nasip etmez ve salih amel işleme tevfikini vermezse “bizi” işlediğimiz buzağıya tapma fiili dolayısı ile “bağışlamazsa şüphesiz hüsrana uğrayanlardan” dünyayı da âhireti de kaybedenlerden “oluruz, dediler.”

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Kendilerinin Allah ile birlikte buzağıyı ilah edinip dosdoğru yoldan saptıklarını anlayıp şaşırarak pişman olduklarında Allah'a yalvararak dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize merhamet edip bizi kendisine itaat etmeye muvaffak kılmasaydı, buzağıya tapmaya yöneldiğimizden dolayı bizi bağışlamasaydı, dünyası ve ahireti hüsrana uğrayanlardan olurduk."

Kelimeler

18 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَلَمَّا velemma ne zaman ki
  2. سُقِطَ sukita düşürüldü kök: سقط
  3. فِىٓ fi arasına
  4. أَيْدِيهِمْ eydihim (başları) ellerinin kök: يدي
  5. وَرَأَوْا۟ ve raev ve gör(üp anla)dılar kök: راي
  6. أَنَّهُمْ ennehum kendilerinin
  7. قَدْ kad gerçekten
  8. ضَلُّوا۟ dellu sapmış olduklarını kök: ضلل
  9. قَالُوا۟ kalu dediler ki kök: قول
  10. لَئِن lein eğer
  11. لَّمْ lem
  12. يَرْحَمْنَا yerhamna bize acımazsa kök: رحم
  13. رَبُّنَا rabbuna Rabbimiz kök: ربب
  14. وَيَغْفِرْ ve yegfir ve bağışlamazsa kök: غفر
  15. لَنَا lena bizi
  16. لَنَكُونَنَّ lenekunenne elbette oluruz kök: كون
  17. مِنَ mine -dan
  18. ٱلْخَـٰسِرِينَ l-hasirine ziyana uğrayanlar- kök: خسر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: سقط (8 geçiş) · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten…

  • Aynı kök: خسر (65 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Ortak kavram: Hüsran

    "Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlar olursunuz."

  • Aynı kök: خسر (65 geçiş) · Aynı kök: يدي (120 geçiş) · Ortak kavram: Hüsran

    Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce…

  • Aynı kök: خسر (65 geçiş) · Ortak kavram: Hüsran · Ortak kavram: Dalâlet (Sapma)

    "Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar.…

  • Aynı kök: سقط (8 geçiş)

    Gaybın anahtarları yalnızca O'nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin…

  • Aynı kök: سقط (8 geçiş)

    Onlardan "Bana izin ver, beni fitneye (isyana) sevk etme" diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar (böyle diyerek) fitnenin ta içine düştüler. Şüphesiz ki…

  • Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.

  • Aynı kıssa: Hz. Mûsâ · Aynı kök: يدي (120 geçiş)

    "Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım."

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

84 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

(Başları) ellerine düşünce (pişman olup) saptıklarını görüp anladıklarında "Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa elbette kaybedenlerden olacağız!" demişlerdi.

Mustafa İslamoğlu

Pişmanlık içinde elleri kolları dökülüp de sapmış olduklarının farkına varınca "Eğer Rabbimiz bize acıyıp da bizi bağışlamazsa, işte o zaman büsbütün kaybedenlerden olacağız!" diye dövündüler.

Muhammed Esed

(sonradan) yoldan çıktıklarını fark ederek pişmanlık içinde ellerini dizlerine vurup da, "Doğrusu, Rabbimiz acıyıp da bağışlamazda, biz gerçekten ziyana uğramış kimselerden olacağız!" deseler bile.

Ahmed Hulusi

Düşünüp, hakikatten sapmış olduklarını fark ederek pişman olduklarında: "Yemin olsun ki, Rabbimiz bize rahmet etmez ve bizi mağfiret etmez ise, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz" dediler.

Ali Bulaç

Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp saptıklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler.

Ali Özek ve heyeti

Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: «Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!»

Ali Rıza Safa

Başları ellerinin arasına düşürülünce ve sapkınlıklarını anlayınca, şöyle dediler: "Efendimiz, bize merhamet etmezse ve bizi bağışlamazsa, kesinlikle yitime uğrayanlar arasında oluruz!"

Bayraktar Bayraklı

Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce, dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!"

Edip Yüksel

Yaptıklarına pişman olup sapmış olduklarını anlayınca da, "Efendimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa kaybedenlerden oluruz" dediler.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Yaptıklarına pişman olup sapmış olduklarını anlayınca da, 'Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa kaybedenlerden oluruz,' dediler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ne zaman ki ellerine kırağı düşürüldü (şiddetli bir pişmanlığa düştüler), gerçekten sapıtmış olduklarını görünce: "Andolsun ki, Rabbimiz merhamet etmez ve bağışlamazsa muhakkak hüsranda kalanlardan olacağız!" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vaktaki ellerine kırağı düşürüldü ve cidden sapmış olduklarını gördüler, kasem olsun ki, dediler: eğer bize merhamet etmez de rabbımız, mağfiret buyurmazsa her halde husranda kalanlardan olacağız

Erhan Aktaş

Ne zaman ki akılları başlarına gelip gerçekten sapmış olduklarını görünce: "Eğer Rabb'imiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz." dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ne zaman ki akılları başlarına gelip gerçekten sapmış olduklarını görünce: "Eğer Rabb'imiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz." dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sapkınlıklarını anlayıp, yanıldıklarını görünce: "Eğer Rabb'imiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz." dediler.

Gültekin Onan

Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp saptıklarını görünce: "Eğer rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler.

Hasan Basri Çantay

Vaktaki (buzağıya tapmakdan) çok peşiman oldular ve kendilerinin muhakkak sapdıklarını gördüler: "Eğer Rabbimiz bize acımaz, bizi bağışlamazsa her halde en büyük ziyana uğrayanlardan olacağız" dediler.

İbni Kesir

Elleri böğründe, çaresiz kalıp kendilerinin de sapıtmış olduklarını görünce; dediler ki: Rabbımız bize merhamet etmezse ve bizi bağışlamazsa muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.

Mehmet Alagaş

(103-156) Onların arkasından firavuna ve onun seçkinlerine , ayetlerimizle Musa’yı yarattık, ona zulmettiler. Hele bak bozguncuların / müfsitlerin sonu / akıbeti nasıl oldu. Musa dedi ki, ey firavun kesinlikle ben, alemlerin Rabbinin elçisiyim. Hakikat şu ki Allah hakkında gerçek olandan / haktan başka söz söyleyemem , kesinlikle size rabbinizden apaçık delillerle geldim, İsrail oğullarını benimle beraber yolla / gönder. Dedi ki; eğer ayet ile geldinse eğer ki sözüne bağlı isen / sadık isen onu bize getir. Asasını bır aktı apaçık bir ejderha /yılan oldu. Elini çekip çıkardığı vakit o da bakanlara bembeyaz oldu. Firavun kavminden seçkin olanlar, kesinlikle bu , bilgili bir sihirbaz dır. Sizi yerinizden / arzınızdan çıkarmak gibi bir dileği var, peki o halde ne emredersiniz dediler. Dediler ki Onu ve kardeşini alıkoy ve şehirlere toplayıcılar / organizatörler gönder. Bilgili sihirbazların her birini sana getirsinler. Sihirbazlar firavuna geldi ve dediler ki eğer galip olursak bize bir ücret / ecir var değil mi? Dedi ki evet, kesinlikle yakınlardan / akrabalardan olacaksınız. Dediler ey Musa sen mi bıra kacaksın ya da bizler mi bırakalım ? Dedi ki siz bırakın , bıraktıkları zaman insanların gözlerini büyülediler / etki altına aldılar, onları ürküttüler, büyük bir sihir getirdiler. Biz de Musa’ya hadi bırak asanı diye vahyettik, o vakit asa, uydurduklarını / ifklerini yutuyordu. Gerçek / hak ortaya çıktı /vuku buldu ve yaptıkları boşa çıktı / iptal oldu. İşte orada yenildiler / mağlup oldular. Küçü lmüş hale / önemsiz hale dönüştüler . Sihirbazlar secdeye kendilerini bıraktılar. Alemlerin rabbine Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik dediler. Firavun dedi ki; size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz ? kesin bu bir kurulu tuzak , şehirde iken halkını oradan çıkarmak için onu kurmuşsunuz, i leride bileceksiniz. Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama / karşısından / hilafından doğrayacağım / keseceğim, sonra da hepinizi asacağım / sallandıracağım. Dediler ki; bizler rabbimize dönüyoruz / inkılap ediyoruz. Bizden öc alman / intikam alman ın nedeni, Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara iman ettiğimizdendir. Rabbimiz üzerimize sabır yağdır Müslümanlar olarak canlılığımızı al / vefat ettir. Firavun kavminden seçkinler dedi ki; Musa’yı ve kavmini arzda bozgun yapsınlar, ilahlarını ve seni terk etsinler diye bırakıyor musun? Dedi ki; oğullarını öldüreceğiz , kadınlarını hayatta bırakacağız onların üzerinde ezici güçteyiz / kahrediciyiz. Musa kavmine dedi ki; Allaha sığının ve sabredin , kesinlikle Arz, Allah içindir , Ona, kullarından istediği ni varis edecek ve sonuçta / akıbette sakınanların / muttakilerin olacak. İsrail oğulları d ediler ki; sen bize gelmeden önce eziyet edildik sen geldikten sonra da eziyet ediliyoruz. Musa dedi ki u mulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve sizleri arzın devralanları / halifeleri yapar ve de n asıl amel ediyorsunuz ona bakar. Gerçekten biz Firavun yandaşları nı / ailesini senelerce yakaladık, ürünlerden / semerelerden de kısıtladık böylelikle belki düşünürler. Güzellik geldiğinde bu bizdendir dediler , eğer ki kötülük isabet ettiğindeyse bu, Musa ’nın ve beraberindekilerin uğursuzluğudur dediler. (Tayyir; Arapların bir işin uğuru yahut uğursuzluğu için kuş uçurmalarından gelir) Dikkat edin ! muhakkak onların uğursuzlukları Allah yanındadır ve lakin onların çoğu bilmiyorlar. Firavun kavmi, Musa’ya b izleri büyülemek için ayetlerden her neyi getirsen getir, bizler sana inananlar değiliz dediler . Biz de onlara tufan, çekirge haşerat, kurbağa, kan gibi ayrıntılı / detaylı ayetler gönderdik. Büyüklendiler ve suçlu kavim oldular. Üzerlerine pislik etki edince dediler ki Ey Musa , Rabbine, sana olan vaadi gereği çağrıda bulun / dua et , ü zerimizden pisliği giderirsen sana iman edeceğiz, senle beraber İsrail oğullarını da göndereceğiz. Üzerlerinden pisliği erişebi lecekleri belli süreye kadar giderdiğimiz de ise, aynısını tekrarladılar / nüksettiler. Bizde onlardan int ikam aldık denizde onları boğduk , kesinlikle ayetlerimizi yalanladılar ve de ondan bihaber kaldılar / gafil oldular . Düşkün biçare kavmi, içinde bereket olan arzın, doğusundan batısına kadar mirasçı ettik. Rabbinin İsrail oğulları üzerindeki kelimeleri , sabırlarından dolayı güzellikle tamamlandı. (Bilal-i Şam Nil Fırat arası onların oldu) Firavun ve kavmini yaptıklarından dolayı imha ettik. Onlar taht kurmuşlardı / arş kurmuşlardı. İsrail oğullarını denizden geçirdik, bir kavme uğradılar onlar putlara tapıyorlardı, Dediler ki ey Musa onların ilahları gibi bize de ilah yap , sizler kesinlikle cahillik eden bir kavimsiniz dedi. Muhakkak puta tapanların içinde bulundukları durum helak olacaktır ve yaptıkları her neyse boşa gitmişti / batıldır /iptaldir. Dedi ki; O sizi alemlerde tercih edip faziletl i kılmışken / erdemli kılmışken ben size Allahtan gayrı ilah ister miyim? Bir vakit sizi Firavun yandaşlarından kurtarmıştık , kötü şekilde azap çekiyordunuz , oğullarınızı öldürüyorlar ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı, bunda, Rabbinizden, size büyük bir imtihan / bela vardı. Musa ile 30 gecelik sözleştik / vaatleştik ona 10 gece ekleyerek, Rabbinin tayin ettiği vakit olan 40 geceye tamamlandı. (Zilkade ayından 30 ve zilhicceden 10 gün) Musa Kardeşi Harun’a dedi ki; kavmimde benim yerimi devralan ol / halifem ol. Onları düzenle / ıslah et, bozucuların yoluna uyma. Musa tayin edilen vakitte geldi ve Rabbi onunla konuştu , Musa, bana göster / gözük , sana bakayım dedi, dedi ki; sen beni göremezsin ve lakin dağa bak, mek ânında istikrar ederse/ yerinde kalmayı başarırsa sen beni görebilirsin, (Ben görünmem demedi len erâ demedi len tera göremezsin dedi, bu bedende bu göz ile olmaz) Rabbi dağa belirince / tecelli edince onu paramparça yaptı, Musa bayılarak yere düştü, Ayılınca dedi ki; seni üstün tutarım sana tövbe ettim, ben müminlerin ilkiyim / evveliyim. Ey Musa dedi; kesin olarak seni insanlara mesajlarım ve konuşmalarım için seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol. Onun için, levhalar içine her bir konuyu / mevzuyu ve her bir şeyi ayrıntılı olarak / detaylı olarak yazdık , onu kuvvetle tut ve kavmine de emret, güzellikle onlarda tutsunlar , sana yoldan çıkmışların yurdunu ilerde göstereceğim. Haksız yere arzda büyüklenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım , a yetlerin hepsini görseler dahi onlara iman etmezler , erişkinlik yolunu / rüşte erdiren yolu görseler dahi onu yol olarak edinmezler , azgınlık yolunu gördüklerinde ise onu yol olarak edinirler , bu onların ayetlerimizi yalanlamalarındandır ve on lardan bihaberdirler / gafildiler. Ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanlar öyleleridir ki yaptıkları ameller, boşa çıkmıştır / başarıya ulaşmamıştır , yaptıklarıyla cezalandırılmıyorlar mı? Sonrasında Musa kavmi , süs eşyalarından yapma böğürmesi olan buzağı bedenini edindi , görmezler mi ki gerçekten o, onlarla konuşmuyor / kelam etmiyor, yola da yönlendirmiyor, onu edindiler ve de zalimler oldular. Onlar ileri sürdüklerinde pişman oldular ve gerçekten onlar ne yapacaklarını bilemez hallerini de gördüler, dediler ki; Rabbimiz eğer ki sen bize merhamet etmez isen bizi bağışlamazsan hasara uğrayanlardan / hüsran olanlardan olacağız. Musa kavmine öfkeli ve tasalı bir şekilde döndüğü vakit, benden so nra ne kadar kötü bir halifelik yaptınız , Rabbinizin emri için acelemi ettiniz dedi, levhaları bıraktı , kardeşinin başını eline aldı, kendine doğru çekti, Harun dedi ki; anamın oğlu, kavmin beni düşkün / biçare / mustazaf hale getirdiler ve nerdeyse beni öldüreceklerdi , beni düşmanlara güldürme , beni zalim kavimle beraber bir tutma. Musa d edi ki; Rabbim beni ve kardeşimi bağışla , bizi, rahmetine dahil eyle, sen merhametlilerin en merhametlisisin. Buzağıyı edinenler kesinlikle onlar , ileride Rablerinden hışıma / gazaba ve dünya hayatında horlanmaya / zillete nail olacaklar, İftiracıları işte böyle cezalandırırız. Öyle ki kötülük yaptılar, sonra o kötülüklerinin ardından vazgeçtiler ve de iman ettiler, Rabbin de el bet bağışlayıcıdır, kollayandır / esirgeyendir. Musa’daki kızgınlık sessizleşince / yatışınca levhaları aldı, ki o nüshalardan birinde "Rablerinden ürkenler için / korkanlar için rahmet ve yönlendirme / hidayettir " ayeti vardı. Musa kavminden 40 adamı tayin edilen vakit için / randevu zamanı için seçti, onları bir sarsıntı aldığındaysa dedi ki Rabbim isteseydin onları ve beni daha öncesinde helak edebilirdin , bizden aklı kıtların / sefihlerin / aptalların yaptıklarından ötürü bizi helak mı edeceksin? kesin bu senin bir sınamandır / fitnendir, sen o nunla istediğini saptırırsın , istediğini de yola sokarsın , sen bizim dostumuzsun / velimizsin, bizi bağışla , bize merhamet et , sen bağışlayıcıların hayırlısısın. Bize bu dünyada da ahirette de güzellik yaz, biz sana yöneldik , dedi; azabım istediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyden daha geniştir. Onu / rahmetimi kesinlikle sakınanlara ve zekât verenlere yazacağım, onlar ayetlerimize iman ediyorlar.

Rowwad Tercüme Merkezi

Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce: "Eğer Rabbimiz, bize merhamet etmez ise ve bizi bağışlamazsa hüsrana uğrayanlardan oluruz." dediler.

Süleyman Ateş

Ne zaman ki (pişmanlıklarından ötürü) başları elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını gör(üp anla)dılar, dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, elbette ziyana uğrayanlardan oluruz!"

Süleymaniye Vakfı

Pişman olup akılları başlarına gelince gerçekten sapmış olduklarını gördüler ve şöyle dediler: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve suçumuzu örtmezse büsbütün kaybedenlerden oluruz."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Başları önlerine eğdirilip saptıklarını gördüklerinde dediler ki "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa (durumumuzu düzeltmezse) tamamen kaybetmiş oluruz."

Şaban Britch

Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce: Eğer Rabbimiz, bize merhamet etmez ise ve bizi bağışlamazsa hüsrana uğrayanlardan oluruz, dediler.

Şaban Piriş

Ellerindeki düşürüldüğü ve sapmış olduklarını gördükleri zaman: -Eğer Rabbimiz, bize acımazsa ve bizi bağışlamazsa mahvolanlardan oluruz, dediler.

Yaşar Nuri Öztürk

Başları avuçları arasına düşürülüp de sapmış olduklarını fark ettiklerinde şöyle yakardılar: "Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşenlerden olacağız."

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

When they realized that they had committed themselves to an evil line of conduct and have wandered from the path of righteousness they said: " Now, unless Allah, our Creator extends His mercy to us and forgives us, we will most certainly be great losers".

Abdul Haleem

When, with much wringing of hands, they perceived that they were doing wrong, they said, ‘If our Lord does not have mercy and forgive us, we shall be the losers.’

Abdullah Yusuf Ali

When they repented, and saw that they had erred, they said: "If our Lord have not mercy upon us and forgive us, we shall indeed be of those who perish."

Abul A'la Maududi

And when they were afflicted with remorse and realized that they had fallen into error, they said: 'If our Lord does not have mercy on us and does not pardon us, we shall be among the losers.'

Aisha Bewley

When they took full stock of what they had done and saw they had been misled, they said, ‘If our Lord does not have mercy on us and forgive us, we will certainly be among the lost. ’

Al-Hilali & Khan

And when they regretted and saw that they had gone astray, they (repented and) said: "If our Lord have not mercy upon us and forgive us, we shall certainly be of the losers."

Ali Quli Qarai

But when they became remorseful and realised they had gone astray, they said, ‘Should our Lord have no mercy on us, and forgive us, we will be surely among the losers. ’

Amatul Rahman Omar

And when (the magic spell was broken) they were smitten with remorse and realised that they had indeed gone astray, they said, `Unless our Lord have mercy on us and protect us (against the consequences of our sins) we shall surely be of the losers. '

Arthur John Arberry

And when they smote their hands, and saw that they had gone astray, they said, 'If our Lord has not mercy on us, and forgives us not, surely we shall be of the lost. '

Bijan Moeinian

When they [saw Moses and] came to their senses, they realized that they have gone too far. They then prayed: "If our Lord does not show mercy and does not forgive us, we are nothing but the losers."

E. Henry Palmer

but when they bit their hands with fruitless rage and saw that they had gone astray, they said,' Verily, if our Lord have not compassion on us and forgive us we shall surely be of those who lose!'

Edip-Layth

When they were smitten with remorse and they saw that they had gone astray, they said, "If our Lord will not have mercy on us and forgive us, then we will be of the losers!"

George Sale

And when they were smitten with remorse and saw that they had indeed gone astray, they said, 'If our Lord have not mercy on us and forgive us, we shall surely be of the losers. '

Hamid S. Aziz

But when they bit their hands (in realization and fear) and saw that they had gone astray, they said, "Verily, if our Lord have not compassion on us and forgive us we shall surely be of those who are lost!"

Mahmoud Ghali

And as soon as it was made to fall down in their hands, (i. e., they regretted.) and (they) saw that they had already erred, they said, "Indeed in case our Lord has no mercy on us and does not forgive us, indeed, we will definitely be of the losers.".

Marmaduke Pickthall

And when they feared the consequences thereof and saw that they had gone astray, they said: Unless our Lord have mercy on us and forgive us, we verily are of the lost.

Mohamed Ahmed - Samira

Then they were filled with remorse and saw that they had erred and said: "If our Lord does not forgive us we will surely be lost. "

Muhammad Asad

although [later, ] when they would smite their hands in remorse, having perceived that they had gone astray, they would say, "Indeed, unless our Sustainer have mercy on us and grant us forgiveness, we shall most certainly be among the lost!"

Mustafa Khattab

Later, when they were filled with remorse and realized they had gone astray, they cried, "If our Lord does not have mercy on us and forgive us, we will certainly be losers."

Progressive Muslims

And when they realized what their hands had done, and they saw that they had gone astray, they said: "If our Lord will not have mercy on us and forgive us, then we will be of the losers!"

Rashad Khalifa

Finally, when they regretted their action, and realized that they had gone astray, they said, "Unless our Lord redeems us with His mercy, and forgives us, we will be losers."

Sahih International

And when regret overcame them and they saw that they had gone astray, they said, "If our Lord does not have mercy upon us and forgive us, we will surely be among the losers. "

Sam Gerrans

And when regret overcame them and they saw that they had gone astray, they said: “If our Lord have not mercy on us and forgive us, we will be among the losers.”

Shabbir Ahmed

When they regretted their action and realized that they had gone astray, they said, "Unless our Lord embraces us with Mercy and forgives us, we surely will be lost. "

Syed Vickar Ahamed

When they felt sorry (and regretted), and saw that they had made a mistake, they said: "If our Lord does not have mercy upon us and forgive us, we shall be truly of those who perish. "

Taqi Usmani

When they became remorseful and saw that they had gone astray, they said, "If Allah shows no mercy to us, and does not forgive us, we shall certainly be among the losers."

The Monotheist Group

And when they realized what their hands had done, and they saw that they had gone astray, they said: "If our Lord will not have mercy on us and forgive us, then we will be of the losers!"

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 149. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 149. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — A'râf suresi, 149. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩