Diyanet İşleri
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Duhân suresi
Duhân suresi, 29. ayet. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ
femâ beket `aleyhimü-ssemâü vel'arḍu vemâ kânû münżarîn.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Firavun kavmi ve İsrâiloğullarının kurtuluşu Duhân 17–33 3
Nice ekinler, nice güzel konaklar!
Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!
İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
(30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.
Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) alemlere üstün kıldık.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
29. “Gök de yer de onlar için ağlamadı.” Yüce Allah, onları helak ettiğinde gök ve yer onlar için ağlamadı. Yani onlar adına üzülmedi. Onlardan ayrıldığı için kederlenmedi. Aksine gökler ve yer de dahil herkes, onların helâk edilmelerine sevindi. Çünkü onlar, geride yüzlerini karartacak ve bütün âlemler tarafından kendilerine lanet okunup öfke duyulmasını gerektirecek şeylerden başka bir şey bırakmadılar.
“ve onlara mühlet de verilmedi.” Cezalandırılmaları ertelenmedi, onlara süre tanınmadı. Aksine onlar derhal helâk edildiler.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Firavun ve kavminin suda boğulup helak olmaları ile gök de yer de ağlamadı. tövbe edinceye kadar kendilerine mühlet de verilmedi.
Aynı kök: بكي (7 geçiş)
Artık kazandıklarının karşılığı olarak, az gülsünler, çok ağlasınlar.
Aynı kök: بكي (7 geçiş)
(Yusuf'u kuyuya bırakıp) akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
Aynı kök: بكي (7 geçiş)
Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır.
Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Hani siz, "Ey Musa! Biz Allah'ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
Aynı kök: نظر (129 geçiş)
Onlar, "Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın" dediler. Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; dipnot 1 kendilerine zaman da tanınmamıştı.
Ne gök ağladı onlara, ne de yer; ve ne de cezaları ertelendi.
onlara ne gök ne de yer ağladı ve ne de bir mühlet verildi.
Onlara (bedensellikte boğulanlara) sema ve arz ağlamadı ve onlar nazar edilenlerden olmadılar.
Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Onlar için, gök ve yeryüzü ağlamadı; süre de verilmedi.
Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.
Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.
Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.
Sonuçta ne gök ağladı üzerlerine, ne yer; ne de kendilerine bir mühlet verildi.
Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular
Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.
Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.
Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.
Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.
Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.
Gök ve yer onların helakine ağlamadı. Ve onlar, mühlet verilenler de olmadı.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Onlar mühlet verilenler de olmadı.
Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.
Firavun'a ve ordusuna ne gök ağladı ne de yer. Onlara süre de tanınmadı.
Firavun'a ve ordusuna ne gök ağladı, ne de yer. Onlara yeni bir fırsat da verilmedi.
Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.
Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.
Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!
And neither the heaven nor the earth shed tears over them; they were not going to weep at what they were glad for; nor was the wicked's just punishment meant to be put in respite.
Neither heavens nor earth shed a tear for them, nor were they given any time.
And neither heaven nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again).
Then neither the sky shed tears over them nor the earth. dipnot 1 They were granted no respite.
Neither heaven nor earth shed any tears for them and they were granted no reprieve.
And the heavens and the earth wept not for them,[1] nor were they given a respite.
So neither the sky wept for them, nor the earth; nor were they granted any respite.
And neither (the residents of) the heaven nor (those of) the earth mourned over them, nor were they reprieved.
Neither heaven nor earth wept for them, nor were they respited;
None cared about their death and they were not given any more opportunity.
And the heaven wept not for them, nor the earth, nor were they respited.
Neither the heaven, nor the earth wept over them, and they were not reprieved.
Neither heaven nor earth wept for them; neither were they respited any longer.
So the heaven and the earth did not weep for them, nor were they respited.
So, in no way did the heaven and the earth weep for them, and in no way were they respited.
And the heaven and the earth wept not for them, nor were they reprieved.
Neither did the heavens weep for them, nor the earth, nor were they granted respite.
and neither sky nor earth shed tears over them, nor were they allowed a respite.
Neither heaven nor earth wept over them, nor was their fate delayed.
Neither the heaven, nor the Earth wept over them, and they were not respited.
Neither the heaven, nor the earth wept over them, and they were not respited.
And the heaven and earth wept not for them, nor were they reprieved.
And the heaven and the earth wept not for them, nor were they granted respite,
And neither the sky nor the earth wept over them, nor were they reprieved again.
And neither heaven nor earth shed a tear for them: And they were not given any relief (again).
So, neither the sky and earth wept over them, nor were they given a respite.
Neither the heaven, nor the earth wept over them, and they were not respited.