Diyanet İşleri
Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 67. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.
Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve Firavun Şuarâ 10–68 3
Ötekileri de oraya yaklaştırdık.
Musa'yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.
Sonra ötekileri suda boğduk.
Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.
Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.
Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 63–68. ayetler için yazılmıştır.
63. “Biz de Mûsâ’ya: Asanla denize vur, diye vahyettik.” O da denize vurdu. “Ardından deniz yarıldı” on iki yola ayrılıp yolların “her bir tarafı büyük bir dağ gibi oldu.” Mûsâ da kavmi ile birlikte bu haldeki denizin içine girdi.
64. “Diğerlerini” Firavun’u ve kavmini de “oraya” o yere “yanaştırdık.” Mûsâ ve kavminin girdiği yola onların da girmelerini sağladık.
65. “Mûsâ’yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtardık.” Geriye onlardan biri bile kalmamak üzere hepsi denizden bütünüyle çıktılar.
66. “Sonra da diğerlerini suda boğduk.” Onlardan da boğulmadık hiçbir kimse kalmadı.
67. “Şüphesiz ki bunda bir ibret vardır.” Mûsâ’nın getirdiklerinin doğruluğuna, Firavun’un ve kavminin izledikleri yolun da batıl oluşuna dair pek büyük bir delil vardır. “Onların çoğu” kalplerinin fesadı dolayısıyla imanı gerektiren bunca ibret ve delile rağmen “iman etmemişti.”
68. “Şüphe yok ki Rabbin, Azizdir, Rahimdir.” O, izzetiyle (güç ve kudretiyle) yalanlayan kâfirleri helâk etti; rahmetiyle de Mûsâ’yı ve onunla birlikte olanları tamamen kurtardı.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz denizin Musa için ikiye ayrılmasında, boğulmaktan kurtulmasında, Firavun ve kavminin helak olmalarında Musa'nın doğru olduğunu gösteren bir ayet ve ibret vardır. Öyle iken Firavun ile beraber olanların çoğu Mümin değillerdir.
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Hani, sizi azabın en kötüsüne uğratan, kadınlarınızı sağ bırakıp, oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda, size Rabbinizden…
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Hani, sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış, gözlerinizin önünde Firavun ailesini suda boğmuştuk.
Aynı kıssa: Hz. Mûsâ
Hani, biz Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Elbet bu (Musa kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
Bu (kıssada), şüphesiz, (bütün insanlar için) bir ders vardır; velev ki onlardan çoğu inanmasa da.
Muhakkak ki bu olayda bir mucize - ders var! Onların çoğunluğu ise buna iman etmiş değillerdir.
Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir.
Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.
Şüphesiz bunda bir ders vardır, ama çokları inanmamaktadır.
Elbette bunda bir ders vardır; ama çokları onaylamaz.
Elbette bunda bir ders vardır; ama çokları inanmazlar.
Şüphesiz bunda gerçekten bir ibret vardır; fakat çokları inanmadı.
Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Kuşkusuz bunda bir ayet dipnot 1 vardır. Buna rağmen onların çokları inanmamaktadır.
Kuşkusuz bunda bir ayet dipnot 1 vardır. Buna rağmen onların çokları inanmamaktadır.
Kuşkusuz bunda bir ayet dipnot 1 vardır. Buna rağmen onların çokları inanmamaktadır.
Şüphesiz bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Bunda elbette bir ibret vardı. (Fakat) onların çoğu iman etmiş değillerdi.
Şüphesiz ki bunda, bir ayet vardır. Ama onların çoğu inananlar değildi.
(4, 7, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68) Rabbin Musa ya dedi ki , zalim topluluğa git, Firavun kavmine git , sakınmazlar mı? Dedi ki Rabbim beni yalanlamalarından korkuyorum, göğsüm daralır, dilim / lisanım dolaşır, Harun'u da yolla / gönder. Onlara karşı bir ayıbım da var, dolayısıyla beni öldürmelerinden korkarım. Dedi ki hayır! ikiniz de ayetlerimizle varın / ulaşın muhakkak ki sizinle beraberiz, sizi işitenleriz. Firavun boyuna / kavmine ulaşın / varın , deyin ki bizler alemlerin Rabbinin İsrailoğullarını bizimle beraber göndermen için gönderdikleriyiz / elçileriyiz. Dedi ki evlatken sana yetiştiricilik / mürebbiyelik yapmadık mı? Ömründe n seneleri içimizde geçirdin v e ayrıca O yaptığın şeyi de yaptın işte (ayıbını hatırlattı) asıl sen yok sayansın / kafirsin. Dedi ki o nu (o öldürme olayını) yaptığım vakit, ben ne yaptığını bilmez biri idim / delalette idim, sizden korktuğumdan hemen kaçtım, Rabbim bana hüküm verme yeteneği bağışladı / hibe etti, beni gönderilenlerden / elçilerden yaptı , b enim başıma kaktığın / bana minnet ettiğin nimet ise İsrailoğullarını kul edinmen içindi / kul edinmek için kullandın. (Hz. Musa’nın o zamana kadar ki hayat serüveni, saraya su yolu ile geliş, evlat edinilerek prens olarak büyüyüş, Habeş ordusuna komuta edecek kadar yükseliş, ardından cinayet ve kaçış) Firavun dedi ki alemlerin rabbi de nedir? (Firavun kişisel olarak saldırdı olmayınca bu defa içerikten saldıracak) Eğer ki yakinen bilirseniz / yaşayarak anlayabilirseniz, göklerin ve yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir dedi. Firavun etrafındakilere işitiyor musunuz? Dedi, Musa devamla, sizin de rabbinizdir evvelki babalarınızın da Rabbidir dedi. Firavun evet size bir Resul gönderilmiş ama Mecnun bir Resul gönderilmiş dedi. Musa, eğer akledebilirseniz doğunun da batının da ve bu ikisi arasının da rabbidir dedi. Firavun dedi ki; eğer benden başka bir ilah edinirsen seni zindanlık biri yaparım dedi. Musa, şayet sana, apaçık bir şey getirsem de mi dedi? Firavun, eğer sözüne bağlı biri isen hemen onu getir dedi. O da asasını bıraktı ve birde baktı ki o apaçık bir yılan oldu. (Bu bırakmak almak için yapılan bırakmak fırlatıp atmak değil) elini çekti çıkardı birden o, bakanlara beyaz göründü. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere dedi ki kesinlikle bu, bilge bir sihirbazdır, sizi sihri ile yerinizden çıkarmak istiyor, şimdi ne iş yapayım/ ne emredersiniz dedi. Dediler ki onu ve kardeşine alıkoy, şehirlerde toplayıcıları harekete geçir, bilge tüm sihirbazları sana getirsinler. Bilinen günün belirlenmiş vaktinde sihirbazlar bir araya toplandılar. İnsanlara da sizler de toplanır mısınız? Denildi, onlarda böylelikle belki bizler de eğer ki galip olurlar ise sihirbazlara tabi oluruz dediler. Sihirbazlar geldikleri zaman firavuna dediler ki, eğer galip olur isek bize bir ödül / bir ecir var mı? Firavun evet var, işte o zaman sizler benim yakınım / akrabam olacaksınız dedi. Musa onlara, neyi bırakacaksanız bırakın dedi. Onlar da iplerini ve sopalarını / âsâlarını bıraktılar ve bırakırken de Firavunun itibarı / izzeti için muhakkak ki bizler galip geleceğiz dediler . Musa da sopasını / asasını bıraktı birden o, onların uydurdukları şeyleri yutmaya başladı. Sihirbazlar hemen kendilerini secdeye bıraktılar, dediler ki Harun ve Musa'nın Rabbi olan alemlerin Rabbine iman ettik. Firavun, ben izin vermeden önce siz, iman mı ettiniz? kesinlikle o, sizin büyüğünüz ve size de sihri öğret endir dedi. (Sihirbazlar mucize ile sihir arasındaki farkı bildiklerinden dolayı inandılar, firavun hâlâ inanamadı çünk ü sihirbazlar ve Musa’nın bir şekilde usta çırak iş birliği içinde olduklarını düşünüyor. ) İleride bileceksiniz, kesinlikle sizin e llerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi de kesinlikle asacağım dedi. Sihirbazlar z iyanı yok /zararı yok, biz muhakkak ki Rabbimize döneceğiz , ilk inananlar arasında olmamızdan dolayı , Rabbimiz hatalarımızı bağışlar , diye arzuluyoruz dediler. Musa'ya, geceleyin kullarımla yürü, muhakkak ki sizler onlar tarafından takip edileceksiniz diye vahyettik. Firavun şehirlere toplayıcılar gönderdi, onlar kesinlikle az bir zümredir ve bizleri de kızdırıyorlar /öfkelendiriyorlar, biz ise dikkatli ve de uyanık bir topluluğuz dediler. Onları / Firavun kavmini, bahçelerinden, gözelerinden, hazinelerinden ve verilmiş pozisyonlarından / makamlarından bu şekilde çıkardık ve o yerlere İsrailoğullarını mirasçı ettik. Güneş doğarken / işrak vakti onların peşine düştüler, İki cemaat birbirini gördü, Musa'nın arkadaşları dedi ki kesinlikle biz yakalanacağız / yetiştiler, dedi ki asla! Muhakkak ki Rabbim benimledir ve beni yönlendirecektir. Musa'ya sopanı / asanı denize vur diye vahyettik ve de deniz yarıldı / infilak etti, h er parçası kocaman bir dağ gibi oldu , diğerlerini de / Firavun kavmini de iyice yaklaştırdık, Musa'yı ve beraberindekilerinin hepsini kurtardık, diğerlerini ise suda boğduk. Bunda kesinlikle bir ayet vardı , onların çoğu da iman eden olmadı. Muhakkak ki Rabbim O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama çokları inanmazlar.
İşte bu anlatılanlarda tam bir ayet /ibret vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.
İşte bu olayda kesin bir belge vardır. Ama onların çoğu inanacak değillerdi.
Şüphesiz bunda bir “ayet/işaret” vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.
Şüphesiz bunda bir "ayet/işaret" vardır. Yine de onların çoğu iman etmezler.
Bunda elbette bir ibret vardır ama onların çoğu inanmış kimseler değildi.
This is indeed emblematic of Allah's Omnipotence and Authority but most of them denied Allah, the Creator. (to Pharaoh' people Allah was the Pharaoh himself).
There truly is a sign in this, though most of them do not believe:
Verily in this is a Sign: but most of them do not believe.
Surely there is a Sign in this, dipnot 1 but most of them would not believe.
There is certainly a Sign in that yet most of them are not muminun.
Verily in this is indeed a sign (or a proof), yet most of them are not believers.
There is indeed a sign in that, but most of them do not have faith.
Behold! there is a (marvelous) sign in this (episode), yet most of them would not be believers.
Surely in that is a sign, yet most of them are not believers.
This by itself is a sufficient proof for the disbelievers. What a shame that most people do not join the believers.
and that is a sign: but most of them will never be believers!
In that is a sign, but most of them are not those who acknowledge.
Verily herein was a sign; but the greater part of them did not believe.
We drowned the others.
Surely in that is indeed a sign, and in no way were most of them believers.
Lo! herein is indeed a portent, yet most of them are not believers.
Verily there is a sign in this, but most of them do not believe.
In this [story] behold, there is a message [unto all men], even though most of them will not believe [in it].
Surely in this is a sign. Yet most of them would not believe.
In that is a sign, but most of them are not believers.
This should be a sufficient proof, but most people are not believers.
Indeed in that is a sign, but most of them were not to be believers.
In that is a proof, but most of them are not believers.
Herein is indeed a lesson. Yet, most people are not believers in the Law of Requital.
Surely, there is a Sign in this: But most of them do not believe.
Surely, in this there is a sign, but most of them are not believers,
In that is a sign, but most of them are not believers.