Diyanet İşleri
(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Vâkıa suresi
Vâkıa suresi, 16. ayet. مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.
(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Öne geçenlerin ve sağdakilerin nimetleri Vâkıa 13–40 3
(13-14) Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.
(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
(17-21) Ebediyen genç kalan uşaklar, onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları, cennet pınarından doldurulmuş sürahileri, ibrikleri ve kadehleri, beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 15–16. ayetler için yazılmıştır.
15. Altın, gümüş, inci, mücevherat vb. gibi Yüce Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği pek çok süs ve zinet eşyası ile işlenmiş “işlemeli tahtlar üzerindedirler.”
16. “Onlara yaslanıp” bu tahtlar üzerinde rahat ve huzur içinde kalıcı olmak üzere kurulacaklardır; kalplerinin temizliği, karşılıklı sevgileri ve güzel edepleri dolayısı ile de yüz yüze bakarark “karşılıklı otururlar.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Karşılıklı oturup bu tahtlara yaslanırlar. Onlardan hiçbiri başkasının ensesine bakmaz.
Aynı kök: وكا (11 geçiş)
Kadın, bunların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı. (Ziyafet düzenleyip) onlar için oturup yaslanacakları yer hazırladı. Her…
Aynı kök: وكا (11 geçiş)
İşte onlar için içlerinden ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtlar üzerine kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın…
Aynı kök: وكا (11 geçiş)
Musa dedi ki: "O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm."
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(15, 16) Karşılıklı olarak yaslanacakları mücevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde (ağırlanacaklar)dır.
onlara yaslanıp tarifsiz bir (sevinci) paylaşacaklar;
(ve) birbirlerine (sevgi ile) bakarak uzanacaklar.
Karşılıklı kurulmuşlardır.
Karşılıklı yaslanmışlardır.
karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
Karşılıklı otururlar.
- Mücevherlerle işlenmiş divanlar üzerinde karşılıklı olarak yaslanırlar.
Karşılıklı yaslanmışlardır.
Karşılıklı yaslanmışlardır.
karşı karşıya kurulmuşlar.
Karşı karşıya kurulmuşlar
Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.
Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.
Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.
Karşılıklı yaslanmışlardır.
Üstlerinde karşı karşıya yaslanan (bahtiyar) lar olacak.
Karşılıklı olarak üzerinde yaslanırlar.
(7-26) Sizler üç türdünüz, Sağın sahipleri! nedir sağın sahipleri? Solun sahipleri! nedir sonun sahipleri? Yarıştıkça yarışanlar! Bunlar Naim cennetlerinde yakınlaşanlar / akrabalaşanlardır. Evvelkilerden sülalece sonrakilerden azıcık . (Yarışanlar zamanla azalsa da hep varlar) Oymalı, işlemeli koltuklar üzerinde , karşılıklı olarak yaslanır vaziyetteler , a ralarında, kaynağından doldurulmuş kadehler ibrikler ve sürahilerle ölümsüz gençler dolaşır , o içtikleri şeyden dolayı ne başları döner ne de başları ağrır , seçip beğendikleri meyvelerden ve iştah ettikleri kuşun etinden, ve de iri gözlü saklı inciler misali hurilerden , yaptıklarının karşılığıdır, o rada ne bir boş laf işitirler ne de kötülenirler , onlara s adece Selam Selam denilir.
Karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.
karşılıklı olarak onlara yaslanacaklar dipnot 1 .
Karşılıklı yaslanıp keyifle otururlar.
Karşı karşıya oturup, arkalarına yaslanmışlardır.
Karşı karşıya oturup, arkalarına yaslanmışlardır.
Onlar üstünde karşılıklı yan gelip yaslanırlar.
They recline thereon facing each other.
they will sit facing each other;
Reclining on them, facing each other.
reclining on them, arrayed face to face;
reclining on them face to face.
Reclining thereon, face to face.
reclining on them, face to face.
(They will be) reclining thereupon (and sitting) face to face.
reclining upon them, set face to face,
neighboring each other.
reclining on them face to face.
Residing in them, neighboring each other.
sitting opposite to one another thereon.
Reclining on them, facing one another.
Reclining upon them, facing one another.
Reclining therein face to face.
Reclining face to face.
reclining upon them, facing one another [in love].
reclining face to face.
Residing in them, neighbouring each other.
Enjoying everything, they will be neighbors.
Reclining on them, facing each other.
Reclining upon them, facing one another.
Reclining thereon, socializing.
Reclining on them, face to face,
reclining on them, facing each other.
Reclining in them, facing each other.