Diyanet İşleri
Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.
Yûsuf suresi
Yûsuf suresi, 103. ayet. وَمَآ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ
vemâ ekŝeru-nnâsi velev ḥaraṣte bimü'minîn.
Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu "Bu kıssa gayb haberidir"; akıl sahipleri için ibret Yûsuf 102–111 3
Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yusuf'a) saygı ile eğildiler. Yusuf dedi ki: "Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."
Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat."
İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.
Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.
Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) alemler içinde ancak bir öğüttür.
Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.
Onların çoğu Allah'a ancak ortak koşarak inanırlar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
103. Yüce Allah peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır: “Sen” insanların iman etmelerini için “ne kadar arzulasan da insanların çoğu iman etmezler.” Çünkü onların elde etmek istedikleri şeyler de maksatları da bozuktur. Onlara karşı gerçekten samimi olup iyiliklerini isteyenlerin bu konudaki gayretlerinin onlara faydası olmaz. İsterse bunlar, onları kendilerinin hayrına olan şeylere çağırsınlar, onlara öğretsinler, onlardan kötülükleri uzaklaştırmak istesinler, herhangi bir ücret ve karşılık beklemeksizin bütün bunları yapsınlar ve doğruluklarına delil olacak bunca âyet, belge ve delili ortaya koysunlar ve böylelikle iman etmelerine engel olan her şey ortadan kalkmış olsun; fark etmez, yine de durum değişmez. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmakdadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Resul!- Onların iman etmeleri için sen ne kadar çalışıp çabalasan da insanların çoğu iman etmezler. Üzülüp kendini helak etme!
Aynı kök: حرص (5 geçiş)
Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah'a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl…
Aynı kök: حرص (5 geçiş)
Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem…
Aynı kök: حرص (5 geçiş)
Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da…
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf
Hani Yusuf, babasına "Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı" demişti.
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf
Babası, şöyle dedi: "Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır."
Aynı kıssa: Hz. Yûsuf
"İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu asla iman edecek değildir. dipnot 1
Hem -sen gönülden arzuluyor olsan dahi- insanların çoğu yine de inanmayacak.
Yine de -bunu ne kadar yürekten istersen iste- insanların çoğu (bu vahye) inanmayacaklar.
Sen (bu konuda onlara yardımcı olmak için) ne kadar hırslı olsan da, insanların çoğunluğu tahkiki imanı yaşayamaz.
Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.
Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.
Sen, ne denli çok istesen de insanların çoğu inanmaz.
Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.
Ne kadar istesen de halkın çoğunluğu gerçeği onaylamayacaktır.
Ne kadar istesen de halkın çoğunluğu inanmıyacaktır.
Ve insanların çoğu sen ne kadar çok arzu etsen de mümin değillerdir!
Ve insanların ekserisi sen ne kadar hırslansan mü'min değildirler
Ama ne kadar çok istesen de insanların çoğu iman edecek değildir.
Ama ne kadar çok istesen de insanların çoğu inanacak değildir.
Ama ne kadar çok istesen de insanların çoğu inanacak değildir.
Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu inançlılar (olacak) değildir.
Sen ne kadar hırs göstersen yine insanların çoğu iman ediciler değildir.
Sen, ne kadar hırs göstersen de; yine insanların çoğu, inanmazlar.
(102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.
Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu iman etmezler.
Ama sen, ne kadar istesen de, yine insanların çoğu inanacak değillerdir.
Sen ne kadar istesen de insanların çoğu inanacak değildir dipnot 1 .
Ne kadar çırpınırsan çırpın, insanların çoğu sana inanmazlar.
Sen ne kadar çok istesen de, insanların çoğu iman etmezler.
Sen ne kadar çok istesen de, insanların çoğu inanmazlar.
Sen hırslanasıya istesen de, insanların çoğu inanmayacaktır.
Nor are most people moved by the convincing divine signs and marvels, expositions and illustrations to exercise spiritual apprehension of divine truths nor do they justify faith as a conviction operative on their character and will, even though you Muhammad are full of keen desire to guide them into all truth.
However eagerly you may want them to, most men will not believe.
Yet no faith will the greater part of mankind have, however ardently thou dost desire it.
And most of the people, howsoever you might so desire, are not going to believe.
But most people, for all your eagerness, are not muminun.
And most of mankind will not believe even if you desire it eagerly.
Yet most people will not have faith, however eager you should be.
And many people, even though you ardently desire (it), will not at all believe.
Yet, be thou ever so eager, the most part of men believe not.
What a shame that most people, no matter what you do, will choose not to believe.
And yet most men, though thou shouldst be urgent, will not believe.
Most people will not acknowledge, even if you wish eagerly.
But the greater part of men, although thou earnestly desire it, will not believe.
That is one of the stories of the unseen that We inspire in you (Muhammad). You were not with them when they agreed in their affair when they were scheming.
And, though you be (so) eager, in no way are most of mankind believers.
And though thou try much, most men will not believe.
Many men will not believe howsoever you wish,
Yet - however strongly thou mayest desire it -most people will not believe [in this revelation],
And most people will not believe—no matter how keen you are—
And most of the people, even if you are diligent, will not believe.
Most people, no matter what you do, will not believe.
And most of the people, although you strive [for it], are not believers.
And most men — though thou be desirous — are not believers.
(Although you narrated the accurate account of Joseph as they demanded), most of these people will not believe even as you compassionately so desire.
Still the larger part of mankind will not have any Faith: However much you may like it (for them).
Most of the people are not going to believe despite your strong desire for it.
And most of the people, even if you are diligent, will not believe.