Diyanet İşleri
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.
Ahzâb suresi
Ahzâb suresi, 72. ayet. إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
innâ `araḍne-l'emânete `ale-ssemâvâti vel'arḍi velcibâli feebeynâ ey yaḥmilnehâ veeşfaḳne minhâ veḥamelehe-l'insân. innehû kâne żalûmen cehûlâ.
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu "Mûsâ'ya eziyet edenler gibi olmayın"; emanet Ahzâb 69–73 3
Ey iman edenler! Siz Musa'ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allah onu onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Musa, Allah katında itibarlı bir kimse idi.
(70-71) Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.
Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.
Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve Allah'a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
72. Yüce Allah, “emanet”in şanını yüceltmektedir ki bu emanet, mükelleflere verdiği açıktan olduğu gibi gizli hallerde de emirleri yerine getirmek ve haramlardan sakınmak vazifesidir.
Bu emaneti pek büyük varlıklar olan göklere, yere ve dağlara arz ve takdim ettiğini bildirmektedir ki bu teklif, kesin bir emir suretinde değil, muhayyerlik şeklinde idi. Yani onlara: Eğer sizler, bu emanetin gereğini yerine getirir, hakkını gereğince ifa edecek olursanız sizler için mükâfat vardır; gereğini yerine getirmeyecek, hakkını da eda etmeyecek olursanız o takdirde cezalandırılacaksınız, denildi.
Ama “onu yüklenmekten çekindiler ve (gereğini yerine getirememekten) korktular.” Kendilerine yükletilecek bu yükü taşıyamamaktan korktular. Yoksa ne Rablerine isyan maksadı ile ne de O’nun vereceği mükâfata muhtaç olmadıklarından değil.
Yüce Allah ise bu emaneti sözü geçen şarta bağlı olarak insana teklif etti. O da bunu kabul etti. Zalimliğine ve bilgisizliğine rağmen bunu alıp yüklendi, bu ağır yükün altına girdi.
Bu emanetin gereklerini yerine getirip getirmemek bakımından insanlar üç kısma ayrılır: Münafıklar bu emaneti zahiren yerine getirirler, batınen getirmezler. Müşrikler hem zahiren hem batınen bu emaneti yerine getirmeyi terk ederler. Müminler ise bunun gereklerini hem zahiren hem batınen yerine getirirler.
İşte Yüce Allah, bu üç kısmın amellerini ve onların karşı karşıya kalacakları mükâfat ve cezayı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz biz; dini sorumlulukları, malları ve sırları korumayı göklere, yere ve dağlara sunduk (arz ettik). Onlar, bunu (emaneti) yüklenmekten imtina ettiler ve bu emanetin akıbetinden korktular. Onu insan yüklendi. Şüphesiz insan, nefsine karşı çok zalimdir ve yüklendiği emanet hakında ise çok cahildir.
Aynı kök: جهل (24 geçiş) · Aynı kök: عرض (79 geçiş)
Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize…
Aynı kök: جهل (24 geçiş) · Aynı kök: عرض (79 geçiş)
Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.
Aynı kök: جهل (24 geçiş) · Aynı kök: عرض (79 geçiş)
Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz…
Aynı kök: جبل (41 geçiş) · Aynı kök: حمل (64 geçiş)
(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.
Aynı kök: حمل (64 geçiş) · Aynı kök: عرض (79 geçiş)
Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.
Aynı kök: حمل (64 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)
İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki…
Aynı kök: حمل (64 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)
Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve…
Aynı kök: عرض (79 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)
Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Biz emaneti (sorumluluğu) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler, (sorumluluğundan) korkmuşlardı. dipnot 1 Onu insan yüklenmişti. Şüphesiz ki o (insan), çok zalimdir, dipnot 2 çok cahildir.
İşin gerçeği Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; ve onlar emanete ihanetten kaçındılar; nihayet onu insan yüklendi: ne var ki, o da zalim ve cahil biri olup çıktı.
Gerçek şu ki, Biz (akıl ve irade) emaneti(ni) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi; zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa son derece meyyal biridir.
Muhakkak ki biz o Emaneti (Esma şuuruyla yaşamayı), semalara (benlik bilincine), arza (bedene) ve dağlara (organlara) önerdik de, onu yüklenmekten kaçındılar (Esma bileşimleri onu açığa çıkarmaya elvermedi); ve ondan korktular! Onu, İnsan (hilafeti oluşturan Esma manalarını açığa çıkarma şuuru) yüklendi! Muhakkak ki o zalim (hakikatini hakkıyla yaşamakta yetersiz) ve cahildir (sınırsız Esma'yı bilmede yetersizdir)!
Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.
Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.
Sorumluluğu, göklere, yeryüzüne ve dağlara verdik; onu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular. Ve insan, onu yüklendi. Aslında, o, çok haksızlık yapar; çok bilisizdir.
Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalimdir; çok cahildir.
Biz sorumluluğu (sınanmayı) göklere, yere, dağlara sunmuştuk da onlar onu yüklenmekten çekinmişler ve kabul etmemişlerdi. Ancak onu insan yüklendi; o zalim ve cahil olmuştu.*
Biz sorumluluğu (sınanmayı) göklere, yere, dağlara sunmuştuk da onlar onu yüklenmekten çekinmişler ve kabul etmemişlerdi. Ancak onu insan yüklendi; o zalim ve cahil olmuştu.
Evet Biz, o emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar ve ondan korktular da insan yüklendi onu. O gerçekten çok zalim, çok cahil bulunuyor
Evet, biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi, o cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor
Biz, emaneti dipnot 1 göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmeye yanaşmadılar. dipnot 2 Ondan korktular. dipnot 3 Onu insan yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir. dipnot 4
Biz, emaneti dipnot 1 göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmeye yanaşmadılar dipnot 2 . Ondan korktular. dipnot 3 Onu insan yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir. dipnot 4
Biz, emaneti dipnot 1 göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu taşımaya yanaşmadılar dipnot 2 . Ondan korktular. dipnot 3 Onu insan taşıdı. O, çok zalim ve çok cahildir. dipnot 4
Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim çok cahildir.
Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) etdik de onlar bunu yüklenmekden çekindiler, bundan endişeye düşdüler. İnsan (a gelince: O, tutdu) bunu sırtına yükledi. Çünkü o, çok zulümkar, çok cahildir.
Gerçekten Biz, emaneti; göklere, yeryüzüne ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Ve korkup titrediler. Onu insan yüklendi. Doğrusu insan; pek zalim ve pek cahil oldu.
(69-73) Ey iman edenler, Musa’ya eza verenler gibi olmayın, Allah Onu hakkında söylenen şeylerden temize çıkardı / beraat ettirdi, Allah katında O, yüz sahibidir. Ey iman edenler Allah’tan sakının ve düzgün / sedid konuşun. (Söz söyleme sanatı; hakkı ve doğruyu söyle 33:70, münasip bir üslupla konuş, 4:5, 8:3, detaylı eksiksiz konuş 4:63, yumuşak üslupla konuş; 20:44) Sizi ve amellerinizi ıslah etsin, sizi günahlarınızdan dolayı bağışlasın, her kim Allah’a ve Resulüne uyarsa, büyük bir başarı başarmıştır. Biz emane ti semalara, yere ve dağlara sunduk / arz ettik, onu taşımaktan çekindiler ve ondan ürktüler. Onu insan yüklendi. Muhakkak ki O zalimdi (Kendine de zalim) ve cahildi (Bilmesi gerekeni bilmeyen) (Zalim; adil olması gerekirken olmayan) bundan dolayı Allah, erkek münafıklara ve kadın münafıklara, erkek müşriklere ve kadın müşriklere azap edecektir , erkek müminlerin ve kadın müminlerin tövbelerini kabul edecektir. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu taşımaktan kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir.
Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, on(un sorumluluğun)dan korktular; onu insan yüklendi; (fakat onun ağır sorumluluğunu tam kavrayamadı) doğrusu o, çok zalim, çok cahildir.
Biz emaneti dipnot 1 göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar yüklenmekten kaçındılar, ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi, o da sürekli yanlış yapan ve cahillik edip duran dipnot 2 bir hale dönüştü dipnot 3 .
Biz emaneti dipnot 1 ; göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi. O da çok zalimleşti dipnot 2 ve kendine hakim olamadı dipnot 3 . .
Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu taşımaktan kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir.
Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu taşımaktan kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi. O, zalim ve cahil oldu.
Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
We offered the "trust" to the heavens, the earth and the mountains -with what it entails of expectation of knowing and reasoning, of feeling and thinking and of obligations and responsibilities- but they declined to bear it for what it involves of burdensome consequences. But man (Adam -his genes-) accepted it and was willing to bear the responsibility and to give an undertaking of fidelity; He was indeed unfair to himself, having no knowledge of the logical Sequence.
We offered the Trust to the heavens, the earth, and the mountains, yet they refused to undertake it and were afraid of it; mankind undertook it- they have always been inept and foolish.
We did indeed offer the Trust to the Heavens and the Earth and the Mountains; but they refused to undertake it, being afraid thereof: but man undertook it;- He was indeed unjust and foolish;-
We offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to carry it and were afraid of doing so; but man carried it. Surely he is wrong-doing, ignorant. dipnot 1
We offered the Trust to the heavens, the earth and the mountains but they refused to take it on and shrank from it. But man took it on. He is indeed wrongdoing and ignorant.
Truly, We did offer Al-Amânah (the trust or moral responsibility or honesty and all the duties which Allâh has ordained) to the heavens and the earth, and the mountains, but they declined to bear it and were afraid of it (i.e. afraid of Allâh’s Torment). But man bore it. Verily, he was unjust (to himself) and ignorant (of its results).[2]
Indeed We presented the Trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to bear it, and were apprehensive of it; but man undertook it. Indeed he is most unfair and senseless.
Verily, We presented the trust (- Our injunctions and laws) to the heavens and the earth and the mountains and they refused to prove false to it, and they were struck with awe of it. On the other hand a human-being has proved false to it (by betraying the trust and violating the Divine commandments), for he could be unjust and is forgetful.
We offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to carry it and were afraid of it; and man carried it. Surely he is sinful, very foolish.
I (God) offered the responsibility [freedom of choice and being God’s vice-gerent] to the heavens, the earth and the mountains [this indicates that the matter is also a living species having a spirit of its own. After all, how can its electrons circle around their nucleolus without energy and spirit?], they refused to bear it[as they were afraid of failing in such a big mission.] Only man accepted this mission; how ignorant this unjust creature is.
Verily, we offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to bear it, and shrank from it; but man bore it: verily, he is ever unjust and ignorant.
We have offered the trust to the heavens and the earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were fearful of it. But the human being accepted it; he was transgressing, ignorant.
We proposed the faith unto the heavens, and the earth, and the mountains: And they refused to undertake the same, and were afraid thereof; but man undertook it: Verily he was unjust to himself, and foolish:
He will put your deeds into a right state (correctly adjust, harmonise, make whole) for you, and forgive you your faults; and whoever obeys Allah and His Messenger, he indeed achieves a mighty success.
Surely We presented (Literally: set before) the Trust (i. e., Trust of devotion) to the heavens and the earth and mountains. Yet they refused to carry it and felt timorous about it, and man carried it. Surely he has been constantly unjust, constantly ignorant.
Lo! We offered the trust unto the heavens and the earth and the hills, but they shrank from bearing it and were afraid of it. And man assumed it. Lo! he hath proved a tyrant and a fool.
We had offered the Trust (of divine responsibilities) to the heavens, the earth, the mountains, but they refrained from bearing the burden and were frightened of it; but man took it on himself. He is a faithless ignoramus.
Verily, We did offer the trust [of reason and volition] to the heavens, and the earth, and the mountains: but they refused to bear it because they were afraid of it. Yet man took it up - for, verily, he has always been prone to be most wicked, most foolish.
Indeed, We offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they ˹all˺ declined to bear it, being fearful of it. But humanity assumed it, ˹for˺ they are truly wrongful ˹to themselves˺ and ignorant ˹of the consequences˺,
We have offered the trust to the heavens and the Earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were fearful of it. But the human being accepted it; he was transgressing, ignorant.
We have offered the responsibility (freedom of choice) to the heavens and the earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were afraid of it. But the human being accepted it; he was transgressing, ignorant.,
Indeed, we offered the Trust to the heavens and the earth and the mountains, and they declined to bear it and feared it; but man [undertook to] bear it. Indeed, he was unjust and ignorant.
We presented the trust to the heavens and the earth and the mountains, and they refused to bear it and were afraid of it; but man bore it — he is unjust and ignorant —
Verily, We did offer the trust of compliance to the heavens, and the earth, and the mountains and they, being fearful, breach not what is entrusted upon them. Yet man, with his free will, is the only one who breaches this trust of compliance. For, verily, he wrongs himself without knowing it. (Haml = Accept or bear and = Betray the trust - Like Haram = Forbiddingly bad and = Sacred).
Truly, We did offer the trust, duty and responsibility to the heavens, and the earth, and the mountains; But they refused to undertake it, because they were afraid of it: But man undertook it— Verily, he was being ignorant (and foolish about the responsibility)—
We did offer the Trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to bear its burden and were afraid of it, and man picked it up. Indeed he is unjust (to himself), unaware (of the end).
We have offered the trust to the heavens and the earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were fearful of it. But man accepted it; he was transgressing, ignorant.