Ahzâb suresi

Ahzâb suresi, 72. ayet

Ahzâb suresi, 72. ayet. إِنَّا عَرَضْنَا ٱلْأَمَانَةَ عَلَى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱلْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا ٱلْإِنسَٰنُ إِنَّهُۥ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

innâ `araḍne-l'emânete `ale-ssemâvâti vel'arḍi velcibâli feebeynâ ey yaḥmilnehâ veeşfaḳne minhâ veḥamelehe-l'insân. innehû kâne żalûmen cehûlâ.

Diyanet İşleri

Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Ahzâb 69–73 · surenin 72. ayeti / 73

Konu "Mûsâ'ya eziyet edenler gibi olmayın"; emanet Ahzâb 69–73 3

  1. Ahzâb 69

    Ey iman edenler! Siz Musa'ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allah onu onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Musa, Allah katında itibarlı bir kimse idi.

  2. Ahzâb 70–71

    (70-71) Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.

  3. 72

    Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.

  4. Ahzâb 73

    Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve Allah'a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

72. Yüce Allah, “emanet”in şanını yüceltmektedir ki bu emanet, mükelleflere verdiği açıktan olduğu gibi gizli hallerde de emirleri yerine getirmek ve haramlardan sakınmak vazifesidir.

Bu emaneti pek büyük varlıklar olan göklere, yere ve dağlara arz ve takdim ettiğini bildirmektedir ki bu teklif, kesin bir emir suretinde değil, muhayyerlik şeklinde idi. Yani onlara: Eğer sizler, bu emanetin gereğini yerine getirir, hakkını gereğince ifa edecek olursanız sizler için mükâfat vardır; gereğini yerine getirmeyecek, hakkını da eda etmeyecek olursanız o takdirde cezalandırılacaksınız, denildi.

Ama “onu yüklenmekten çekindiler ve (gereğini yerine getirememekten) korktular.” Kendilerine yükletilecek bu yükü taşıyamamaktan korktular. Yoksa ne Rablerine isyan maksadı ile ne de O’nun vereceği mükâfata muhtaç olmadıklarından değil.

Yüce Allah ise bu emaneti sözü geçen şarta bağlı olarak insana teklif etti. O da bunu kabul etti. Zalimliğine ve bilgisizliğine rağmen bunu alıp yüklendi, bu ağır yükün altına girdi.

Bu emanetin gereklerini yerine getirip getirmemek bakımından insanlar üç kısma ayrılır: Münafıklar bu emaneti zahiren yerine getirirler, batınen getirmezler. Müşrikler hem zahiren hem batınen bu emaneti yerine getirmeyi terk ederler. Müminler ise bunun gereklerini hem zahiren hem batınen yerine getirirler.

İşte Yüce Allah, bu üç kısmın amellerini ve onların karşı karşıya kalacakları mükâfat ve cezayı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Şüphesiz biz; dini sorumlulukları, malları ve sırları korumayı göklere, yere ve dağlara sunduk (arz ettik). Onlar, bunu (emaneti) yüklenmekten imtina ettiler ve bu emanetin akıbetinden korktular. Onu insan yüklendi. Şüphesiz insan, nefsine karşı çok zalimdir ve yüklendiği emanet hakında ise çok cahildir.

Kelimeler

18 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. إِنَّا inna şüphesiz biz
  2. عَرَضْنَا aradna sunduk kök: عرض
  3. ٱلْأَمَانَةَ l-emanete emaneti kök: امن
  4. عَلَى ala
  5. ٱلسَّمَـٰوَٰتِ s-semavati göklere kök: سمو
  6. وَٱلْأَرْضِ vel'erdi ve yere kök: ارض
  7. وَٱلْجِبَالِ velcibali ve dağlara kök: جبل
  8. فَأَبَيْنَ feebeyne fakat kaçındılar kök: ابي
  9. أَن en
  10. يَحْمِلْنَهَا yehmilneha onu yüklenmekten kök: حمل
  11. وَأَشْفَقْنَ ve eşfekne ve korktular kök: شفق
  12. مِنْهَا minha ondan
  13. وَحَمَلَهَا vehameleha ve onu yüklendi kök: حمل
  14. ٱلْإِنسَـٰنُ ۖ l-insanu insan kök: انس
  15. إِنَّهُۥ innehu doğrusu o
  16. كَانَ kane kök: كون
  17. ظَلُومًۭا zelumen çok zalimdir kök: ظلم
  18. جَهُولًۭا cehulen çok cahildir kök: جهل

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: جهل (24 geçiş) · Aynı kök: عرض (79 geçiş)

    Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize…

  • Aynı kök: جهل (24 geçiş) · Aynı kök: عرض (79 geçiş)

    Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.

  • Aynı kök: جهل (24 geçiş) · Aynı kök: عرض (79 geçiş)

    Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz…

  • Aynı kök: جبل (41 geçiş) · Aynı kök: حمل (64 geçiş)

    (13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

  • Aynı kök: حمل (64 geçiş) · Aynı kök: عرض (79 geçiş)

    Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.

  • Aynı kök: حمل (64 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)

    İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki…

  • Aynı kök: حمل (64 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)

    Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve…

  • Aynı kök: عرض (79 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)

    Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

79 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Biz emaneti (sorumluluğu) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk da onlar bunu yüklenmekten çekinmişler, (sorumluluğundan) korkmuşlardı. dipnot 1 Onu insan yüklenmişti. Şüphesiz ki o (insan), çok zalimdir, dipnot 2 çok cahildir.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Buradaki "korkmak" fiili gökler ve yer için elbette mecazdır; sorumluluğun büyüklüğünü gösteren bir kullanımdır. Zira sorumluluğun ne olduğunu fark edebilmek için onu idrak etmek gerekir. Aklı, iradesi, bilgisi, bilinci vs. olmayan varlıkların bu türden korkularla anılması mecaz olarak anlaşılmalıdır.
  2. metne dön, dipnot 2
    Burada sözü edilen insan, sorumluluğunun gereğini yerine getirmeyendir. Bu nedenle [zalûm] (çok zalim) ve [cehûl] (çok cahil) sıfatlarıyla anılmıştır.

Mustafa İslamoğlu

İşin gerçeği Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; ve onlar emanete ihanetten kaçındılar; nihayet onu insan yüklendi: ne var ki, o da zalim ve cahil biri olup çıktı.

Muhammed Esed

Gerçek şu ki, Biz (akıl ve irade) emaneti(ni) göklere, yere ve dağlara sunmuştuk; ama (sorumluluğundan) korktukları için onu yüklenmeyi reddettiler. O (emanet)i insan üstlendi; zaten o, daima haksızlığa ve akılsızlığa son derece meyyal biridir.

Ahmed Hulusi

Muhakkak ki biz o Emaneti (Esma şuuruyla yaşamayı), semalara (benlik bilincine), arza (bedene) ve dağlara (organlara) önerdik de, onu yüklenmekten kaçındılar (Esma bileşimleri onu açığa çıkarmaya elvermedi); ve ondan korktular! Onu, İnsan (hilafeti oluşturan Esma manalarını açığa çıkarma şuuru) yüklendi! Muhakkak ki o zalim (hakikatini hakkıyla yaşamakta yetersiz) ve cahildir (sınırsız Esma'yı bilmede yetersizdir)!

Ali Bulaç

Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir.

Ali Özek ve heyeti

Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.

Ali Rıza Safa

Sorumluluğu, göklere, yeryüzüne ve dağlara verdik; onu yüklenmekten çekindiler, ondan korktular. Ve insan, onu yüklendi. Aslında, o, çok haksızlık yapar; çok bilisizdir.

Bayraktar Bayraklı

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, sorumluluğundan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalimdir; çok cahildir.

Edip Yüksel

Biz sorumluluğu (sınanmayı) göklere, yere, dağlara sunmuştuk da onlar onu yüklenmekten çekinmişler ve kabul etmemişlerdi. Ancak onu insan yüklendi; o zalim ve cahil olmuştu.*

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Biz sorumluluğu (sınanmayı) göklere, yere, dağlara sunmuştuk da onlar onu yüklenmekten çekinmişler ve kabul etmemişlerdi. Ancak onu insan yüklendi; o zalim ve cahil olmuştu.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Evet Biz, o emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar ve ondan korktular da insan yüklendi onu. O gerçekten çok zalim, çok cahil bulunuyor

Elmalılı Hamdi Yazır

Evet, biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arzettik, onlar onu yüklenmeğe yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi, o cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor

Erhan Aktaş

Biz, emaneti dipnot 1 göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmeye yanaşmadılar. dipnot 2 Ondan korktular. dipnot 3 Onu insan yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir. dipnot 4

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Dilediğini yapabilme özgürlüğü. Özgür irade sahibi olmayı. Emanetin insana verilmesi demek onun akıl ve özgür irade sahibi kılınması demektir.
  2. metne dön, dipnot 2
    Özgür irade sahibi olmaktan çekindiler.
  3. metne dön, dipnot 3
    Ürperdiler. Emanetin, göklere, yerlere ve dağlara sunulması mecazi bir anlatımdır. Bununla, vahiy sorumluluğunun üstlenilmesinin, akıl ve irade sahibi olmanın ne denli önemli ve değerli bir sorumluluk olduğu anlatılmak istenmektedir.
  4. metne dön, dipnot 4
    Bu niteleme, insanların tamamını kapsamamaktadır. İnsan kelimesinin başında belirlilik takısı var. Dolayısı ile bildik, bilinen, belli bir kesim insandan söz etmektedir. Bu nitelemeler, yüklendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen insan içindir. Bu insan, büyük bir cehaletle hem kendisine hem de dışındaki aleme büyük bir haksızlık yapmaktadır. Allah, akıl ve özgür irade sahibi kılınma sorumluluğunu kötüye kullanan kimseleri cezalandıracak, emanete gerektiği gibi sahip çıkanları, sorumluluklarını yerine getirenleri de ödüllendirecektir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Biz, emaneti dipnot 1 göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmeye yanaşmadılar dipnot 2 . Ondan korktular. dipnot 3 Onu insan yüklendi. O, çok zalim ve çok cahildir. dipnot 4

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Dilediğini yapabilme özgürlüğü.
  2. metne dön, dipnot 2
    İrade sahibi olmaktan çekindiler.
  3. metne dön, dipnot 3
    Ürperdiler. Emanetin, göklere, yerlere ve dağlara sunulması mecazi bir ifadedir. Bununla, vahiy sorumluluğunun üstlenilmesinin, akıl ve irade sahibi olmanın ne denli önemli bir sorumluluk olduğu anlatılmak istenmektedir.
  4. metne dön, dipnot 4
    Bu niteleme, insanların tamamını kapsamamaktadır. İnsan sözcüğünün başında belirlilik takısı var. Dolayısı ile bildik, bilinen, belli bir kesim insandan söz etmektedir. Bu nitelemeler, yüklendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen insan içindir. Bu insan, büyük bir cehaletle hem kendisine hem de dışındaki aleme büyük bir haksızlık yapmaktadır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Biz, emaneti dipnot 1 göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu taşımaya yanaşmadılar dipnot 2 . Ondan korktular. dipnot 3 Onu insan taşıdı. O, çok zalim ve çok cahildir. dipnot 4

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    İrade sahibi olmayı, iradesiyle hareket etmeyi, dilediğini yapabilme özgürlüğünü.
  2. metne dön, dipnot 2
    İrade sahibi olmaktan çekindiler.
  3. metne dön, dipnot 3
    Emanetin, göklere, yerlere ve dağlara sunulması mecazi bir ifadedir. Bununla emaneti yüklenmenin, yani irade sahibi olmanın ne denli önemli bir sorumluluk olduğu anlatılmak istenmektedir.
  4. metne dön, dipnot 4
    Bu niteleme, insanların tamamını kapsayan bir niteleme değildir; yüklendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen insanlar içindir. Zira yüklendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyen insan, büyük bir cehaletle hem kendisine hem de dışındaki aleme büyük bir haksızlık yapmaktadır.

Gültekin Onan

Gerçek şu ki, biz emanetleri göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim çok cahildir.

Hasan Basri Çantay

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) etdik de onlar bunu yüklenmekden çekindiler, bundan endişeye düşdüler. İnsan (a gelince: O, tutdu) bunu sırtına yükledi. Çünkü o, çok zulümkar, çok cahildir.

İbni Kesir

Gerçekten Biz, emaneti; göklere, yeryüzüne ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Ve korkup titrediler. Onu insan yüklendi. Doğrusu insan; pek zalim ve pek cahil oldu.

Mehmet Alagaş

(69-73) Ey iman edenler, Musa’ya eza verenler gibi olmayın, Allah Onu hakkında söylenen şeylerden temize çıkardı / beraat ettirdi, Allah katında O, yüz sahibidir. Ey iman edenler Allah’tan sakının ve düzgün / sedid konuşun. (Söz söyleme sanatı; hakkı ve doğruyu söyle 33:70, münasip bir üslupla konuş, 4:5, 8:3, detaylı eksiksiz konuş 4:63, yumuşak üslupla konuş; 20:44) Sizi ve amellerinizi ıslah etsin, sizi günahlarınızdan dolayı bağışlasın, her kim Allah’a ve Resulüne uyarsa, büyük bir başarı başarmıştır. Biz emane ti semalara, yere ve dağlara sunduk / arz ettik, onu taşımaktan çekindiler ve ondan ürktüler. Onu insan yüklendi. Muhakkak ki O zalimdi (Kendine de zalim) ve cahildi (Bilmesi gerekeni bilmeyen) (Zalim; adil olması gerekirken olmayan) bundan dolayı Allah, erkek münafıklara ve kadın münafıklara, erkek müşriklere ve kadın müşriklere azap edecektir , erkek müminlerin ve kadın müminlerin tövbelerini kabul edecektir. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

Rowwad Tercüme Merkezi

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu taşımaktan kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir.

Süleyman Ateş

Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, on(un sorumluluğun)dan korktular; onu insan yüklendi; (fakat onun ağır sorumluluğunu tam kavrayamadı) doğrusu o, çok zalim, çok cahildir.

Süleymaniye Vakfı

Biz emaneti dipnot 1 göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar yüklenmekten kaçındılar, ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi, o da sürekli yanlış yapan ve cahillik edip duran dipnot 2 bir hale dönüştü dipnot 3 .

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Burada emanet, Allah'ın emir ve yasakları karşısında özgür iradeyle seçim yapma, böylece imtihana tabi olma yükümlülüğüdür. Gök, yer ve dağların bu imtihana tabi olacak güçte olmadıkları Haşr 59/21 ayetinden anlaşılmaktadır. Onlar da kendilerine sunulan bu emanetten korkmuşlar, onun yerine Allah'ın onlara yüklediği görevi yerine getirme konusunda gönülden boyun eğmişlerdir (Fussilet 41/11).
  2. metne dön, dipnot 2
    'Bilmemek, yanlış düşünmek, yanlış hareket etmek' anlamlarına gelen cehl (جهل) kökünden türemiş olan cehul (جهول) kelimesi, "sürekli cahillik eden, cahillik edip duran" anlamındadır (Müfredat). Yusuf aleyhisselamın "Rabbim! … Kadınların oyununu benden savmazsan onlara kapılırım ve cahillik edenlerden olurum. (Yusuf 12/33)" demesi de, Musa aleyhisselamın "Cahillik edenlerden/kendini bilmez biri olmaktan Allah'a sığınırım! (Bakara 2/67)" demesi de bu anlamdaki cehalettir. Cehul'un buradaki manası da aynıdır yani sorumluluk yüklenmesine rağmen kendini tutamayarak onu yerine getirmemek anlamındadır.
  3. metne dön, dipnot 3
    Bu ayetteki nakıs fiil olan "kane (كان)"ye "sare (صار):dönüştü" anlamı verilmiştir.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Biz emaneti dipnot 1 ; göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkup titrediler. Onu insan yüklendi. O da çok zalimleşti dipnot 2 ve kendine hakim olamadı dipnot 3 . .

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Emanet : ..
  2. metne dön, dipnot 2
    Bu ayetteki nakıs fiil olan كان ‘ye  صار = dönüştü; anlamı verilmiştir.
  3. metne dön, dipnot 3
    Emanet حم (1) عسق (2) كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (3) لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ (4) تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
  4. metne dön, dipnot 4
    [الشورى : 1 – لَوْ أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
  5. metne dön, dipnot 5
    [الحشر : 21] فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ
  6. metne dön, dipnot 6
    [الدخان : 29] 5]

Şaban Britch

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu taşımaktan kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim ve çok cahildir.

Şaban Piriş

Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu taşımaktan kaçındılar, ondan korktular. Onu insan yüklendi. O, zalim ve cahil oldu.

Yaşar Nuri Öztürk

Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

We offered the "trust" to the heavens, the earth and the mountains -with what it entails of expectation of knowing and reasoning, of feeling and thinking and of obligations and responsibilities- but they declined to bear it for what it involves of burdensome consequences. But man (Adam -his genes-) accepted it and was willing to bear the responsibility and to give an undertaking of fidelity; He was indeed unfair to himself, having no knowledge of the logical Sequence.

Abdul Haleem

We offered the Trust to the heavens, the earth, and the mountains, yet they refused to undertake it and were afraid of it; mankind undertook it- they have always been inept and foolish.

Abdullah Yusuf Ali

We did indeed offer the Trust to the Heavens and the Earth and the Mountains; but they refused to undertake it, being afraid thereof: but man undertook it;- He was indeed unjust and foolish;-

Abul A'la Maududi

We offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to carry it and were afraid of doing so; but man carried it. Surely he is wrong-doing, ignorant. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    In the end, Allah wants man to realize his real position in the world; if in that position he regarded the life of the world as mere fun and sport and adopted a wrong attitude carelessly, he would only be working for his own doom.

Aisha Bewley

We offered the Trust to the heavens, the earth and the mountains but they refused to take it on and shrank from it. But man took it on. He is indeed wrongdoing and ignorant.

Al-Hilali & Khan

Truly, We did offer Al-Amânah (the trust or moral responsibility or honesty and all the duties which Allâh has ordained) to the heavens and the earth, and the mountains, but they declined to bear it and were afraid of it (i.e. afraid of Allâh’s Torment). But man bore it. Verily, he was unjust (to himself) and ignorant (of its results).[2]

Ali Quli Qarai

Indeed We presented the Trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to bear it, and were apprehensive of it; but man undertook it. Indeed he is most unfair and senseless.

Amatul Rahman Omar

Verily, We presented the trust (- Our injunctions and laws) to the heavens and the earth and the mountains and they refused to prove false to it, and they were struck with awe of it. On the other hand a human-being has proved false to it (by betraying the trust and violating the Divine commandments), for he could be unjust and is forgetful.

Arthur John Arberry

We offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to carry it and were afraid of it; and man carried it. Surely he is sinful, very foolish.

Bijan Moeinian

I (God) offered the responsibility [freedom of choice and being God’s vice-gerent] to the heavens, the earth and the mountains [this indicates that the matter is also a living species having a spirit of its own. After all, how can its electrons circle around their nucleolus without energy and spirit?], they refused to bear it[as they were afraid of failing in such a big mission.] Only man accepted this mission; how ignorant this unjust creature is.

E. Henry Palmer

Verily, we offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to bear it, and shrank from it; but man bore it: verily, he is ever unjust and ignorant.

Edip-Layth

We have offered the trust to the heavens and the earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were fearful of it. But the human being accepted it; he was transgressing, ignorant.

George Sale

We proposed the faith unto the heavens, and the earth, and the mountains: And they refused to undertake the same, and were afraid thereof; but man undertook it: Verily he was unjust to himself, and foolish:

Hamid S. Aziz

He will put your deeds into a right state (correctly adjust, harmonise, make whole) for you, and forgive you your faults; and whoever obeys Allah and His Messenger, he indeed achieves a mighty success.

Mahmoud Ghali

Surely We presented (Literally: set before) the Trust (i. e., Trust of devotion) to the heavens and the earth and mountains. Yet they refused to carry it and felt timorous about it, and man carried it. Surely he has been constantly unjust, constantly ignorant.

Marmaduke Pickthall

Lo! We offered the trust unto the heavens and the earth and the hills, but they shrank from bearing it and were afraid of it. And man assumed it. Lo! he hath proved a tyrant and a fool.

Mohamed Ahmed - Samira

We had offered the Trust (of divine responsibilities) to the heavens, the earth, the mountains, but they refrained from bearing the burden and were frightened of it; but man took it on himself. He is a faithless ignoramus.

Muhammad Asad

Verily, We did offer the trust [of reason and volition] to the heavens, and the earth, and the mountains: but they refused to bear it because they were afraid of it. Yet man took it up - for, verily, he has always been prone to be most wicked, most foolish.

Mustafa Khattab

Indeed, We offered the trust to the heavens and the earth and the mountains, but they ˹all˺ declined to bear it, being fearful of it. But humanity assumed it, ˹for˺ they are truly wrongful ˹to themselves˺ and ignorant ˹of the consequences˺,

Progressive Muslims

We have offered the trust to the heavens and the Earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were fearful of it. But the human being accepted it; he was transgressing, ignorant.

Rashad Khalifa

We have offered the responsibility (freedom of choice) to the heavens and the earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were afraid of it. But the human being accepted it; he was transgressing, ignorant.,

Sahih International

Indeed, we offered the Trust to the heavens and the earth and the mountains, and they declined to bear it and feared it; but man [undertook to] bear it. Indeed, he was unjust and ignorant.

Sam Gerrans

We presented the trust to the heavens and the earth and the mountains, and they refused to bear it and were afraid of it; but man bore it — he is unjust and ignorant —

Shabbir Ahmed

Verily, We did offer the trust of compliance to the heavens, and the earth, and the mountains and they, being fearful, breach not what is entrusted upon them. Yet man, with his free will, is the only one who breaches this trust of compliance. For, verily, he wrongs himself without knowing it. (Haml = Accept or bear and = Betray the trust - Like Haram = Forbiddingly bad and = Sacred).

Syed Vickar Ahamed

Truly, We did offer the trust, duty and responsibility to the heavens, and the earth, and the mountains; But they refused to undertake it, because they were afraid of it: But man undertook it— Verily, he was being ignorant (and foolish about the responsibility)—

Taqi Usmani

We did offer the Trust to the heavens and the earth and the mountains, but they refused to bear its burden and were afraid of it, and man picked it up. Indeed he is unjust (to himself), unaware (of the end).

The Monotheist Group

We have offered the trust to the heavens and the earth, and the mountains, but they refused to bear it, and were fearful of it. But man accepted it; he was transgressing, ignorant.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Ahzâb suresi, 72. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Ahzâb suresi, 72. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Ahzâb suresi, 72. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩