Diyanet İşleri
"Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va'dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va'dinden dönmezsin."
Âl-i İmrân suresi
Âl-i İmrân suresi, 194. ayet. رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ
rabbenâ veâtinâ mâ ve`attenâ `alâ rusülike velâ tuḫzinâ yevme-lḳiyâmeh. inneke lâ tuḫlifü-lmî`âd.
"Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va'dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va'dinden dönmezsin."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Göklerin ve yerin yaratılışı; akıl sahiplerinin duası Âl-i İmrân 190–195 3
Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru" derler.
"Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur."
"Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al."
"Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığı ile bize va'dettiklerini ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen, va'dinden dönmezsin."
Rableri, onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim. Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükafatın en güzeli Allah katındadır."
Kafirlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
(Onların bu refahı) az bir yararlanmadır. Sonra onların barınağı cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
194. Onlar, Yüce Allah'ın kendilerini imana muvaffak kıldığını ve bu imanı vesile kılarak da nimetlerinin tamamlanmasını istediklerini söz konusu ettikten sonra Allah’tan bunun müfatatını dilemişler ve O’nun, peygamberleri vasıtası ile kendilerine vaadetmiş olduğu ilâhi yardım, zafer, dünyada (kâfirlere karşı) üstünlük, âhirette de Allah’ın rızasını ve cennetini elde etme şeklindeki vaadini gerçekleştirmesini istemişlerdir. Çünkü şüphesiz Yüce Allah vaadinden dönmez.
Yüce Allah da onların dualarını kabul ettiğini ve niyazlarını gerçekleştireceğini haber vererek şöyle buyurmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Rabbimiz resullerinin dili ile bize vadettiğin hidayeti ve dünyadaki yardımını ver. Kıyamette cehenneme girmek ile bizi rezil rüsva etme. Şüphesiz ki sen, -Ey Rabbimiz- kerem sahibisin, vaadinden dönmezsin.
Aynı kök: خزي (26 geçiş) · Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Halifelik
Allah'a ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve…
Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Halifelik · Ortak kavram: Vaad
"Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah va'dinden dönmez."
Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Halifelik · Ortak kavram: Vaad
Musa'ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a,…
Aynı kök: خلف (127 geçiş) · Ortak kavram: Halifelik · Ortak kavram: Vaad
Hani siz vadinin (Medine'ye) yakın tarafında; onlar uzak tarafında, kervansa sizin aşağınızdaydı. (Onlar sayıca sizden öylesine fazla idi ki), şayet…
Aynı kök: خزي (26 geçiş)
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size…
Aynı kök: خزي (26 geçiş)
Allah'ın mescitlerinde onun adının anılmasını yasak eden ve onların yıkılması için çalışandan kim daha zalimdir. Böyleleri oralara (eğer girerlerse)…
Ortak kavram: Vaad
Hani, biz Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
Ortak kavram: Vaad
(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Rabbimiz! Bize, elçilerin vasıtasıyla vadettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil etme! Şüphesiz ki sen sözünden dönmezsin." dipnot 1
"Rabbimiz! Elçilerin aracılığıyla yaptığın vaadi bize bahşet ve Kıyamet Günü bizi mahcup etme! Çünkü Sen, vaaadinden asla caymazsın!"
"Ey Rabbimiz! Elçilerin vasıtasıyla vaad ettiğin şeyi bize bahşet ve Kıyamet Günü bizi mahcup etme! Şüphesiz, sen sözünden asla caymazsın!"
"Rabbimiz, bize, Rasullerine vadettiğini ver ve kıyamet sürecinde bizi rezil duruma düşürme! Muhakkak ki vaadinden dönmeyensin sen. "
"Rabbimiz, elçilerine va'dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık' kılma. Şüphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin."
Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil rüsva etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın!
"Efendimiz! Elçilerinle söz verdiklerini bize ver. Yeniden Yaratılış Günü'nde, bizi aşağılama. Kuşkusuz, Sen, verdiğin sözden asla dönmezsin!"
"Ey Rabbimiz! Bize, peygamberlerin vasıtasıyla vaad ettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil etme; şüphesiz sen vaadinden caymazsın."
"Efendimiz, elçilerin yoluyla bize söz verdiğin şeyi ver, diriliş gününde bizi rezil etme. Sen sözünden hiç caymazsın."
'Rabbimiz, elçilerin yoluyla bize söz verdiğin şeyi ver, diriliş gününde bizi rezil etme. Sen sözünden hiç caymazsın.'
"Ey Rabbimiz, peygamberlerinle bize va'd ettiklerini ver. Kıyamet gününde yüzümüzü kara çıkarma! Şüphesiz Sen, sözünden caymazsın!"
Rabbena! Hem Peygamberlerine karşı bizlere va'dettiklerini ihsan buyur da Kıyamet günü yüzlerimizi kara çıkarma, şübhe yok ki sen va'dinde hulfetmezsin
"Rabb'imiz! Resullerinin diliyle vadettiklerini bize ver, kıyamet gününde bizi alçaltma; kuşkusuz, Sen, verdiğin sözden dönmezsin."
"Rabb'imiz! Resullerinin diliyle vadettiklerini bize ver, Kıyamet Günü'nde bizi alçaltma; kuşkusuz, Sen, verdiğin sözden dönmezsin."
Rabb'imiz! Rasullerinin diliyle vadettiklerini bize ver, Kıyamet Günü'nde bizi alçaltma; kuşkusuz, Sen, verdiğin sözden dönmezsin.
"Rabbimiz, elçilerine vaadettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık' kılma. Şüphesiz Sen, va'dine muhalefet etmeyensin."
"Ey Rabbimiz, senin peygamberlerine karşı bize va'd etdiklerini ver bize. Kıyaamet günü yüzümüzü kara çıkarma. Şübhe yok ki Sen asla sözünden dönmezsin".
Rabbımız; bize peygamberlerinin va'd ettiklerini ver ve kıyamet günü rezil etme bizi. Sen, sözünden asla dönmezsin.
(189, 191, 192, 193, 194, 195) Semaların ve arzın egemenliği / mülkiyeti Allah’a aittir , Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Muhakkak ki semaların ve arzın yaratılışında, gecenin ve gündüzün peş peşe gelişinde akıl uluları için ayetler vardır. Onlar ki Allah’ı ayaktayken, otururken ve yatarlarken zikrederler semaların ve yerin yaratılmala rı hakkında fik ir üretirler, Rabbimiz sen bunları geçersiz olsun diye yaratmadın, sen üstün olansın, bizi ateş azabından koru. Rabbimiz, sen kimi ateşe sokarsan, onu kesin rezil edersin, zalimler için bir yardımcı yoktur. Rabbimiz bizi imana çağıran Rabbinize iman edin diyen bir davetçi işittik, bizi günahlarımızdan bağışla, günahlarımızı görmezden gel, bizleri iyilerle beraber vefat ettir. Rabbimiz bize Resullerine vaat ettiklerinden ver, bizi kıyam et günü rezil eyleme. Muhakkak ki sen sözüne muhalif olmazsın. Rabbin onlara cevap verdi / icabet etti, sizden kadın olsun erkek olsun yapanın yaptığını kesinlikle zayi etmem. Bazılarınız bazılarınızdandır, hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, öldürenler ve öldürülenler, onların kötülüklerini örteceğim, onları altlarından nehirler akan cennetlere koyacağım, sevap Allah’ın yanındadır, Allah ki onun yanındaki sevap, en güzelidir.
Rabbimiz! Peygamberlerinle vadettiklerini bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen şüphesiz sözünden caymazsın.
"Rabbimiz bize, elçilerine va'dettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil, perişan etme. Zira sen verdiğin sözden caymazsın!"
Rabbimiz, elçilerin aracılığı ile söz verdiklerini bize ver! dipnot 1 Kıyamet /mezardan kalkış günü bizi rezil etme. dipnot 2 Zaten sen sözünden dönmezsin." dipnot 3
"Rabbimiz! Elçilerin aracılığı ile söz verdiğin her şeyi bize ver. Kıyamet günü bizi perişan etme. Sen sözünden dönmezsin." dipnot 1
Rabbimiz! Bizim günahlarımızı bağışla, suçlarımızı ört, iyilerle birlikte canımızı al! Rabbimiz, bizlere gönderdiğin elçilerinle vadettiğin şeyleri ver ve kıyamet günü bizi rüsva etme, sen sözünden dönmezsin.
Rabbimiz, bize elçilerinle vaat ettiğin şeyleri ver ve kıyamet günü bizi perişan etme, sen sözünden dönmezsin.
"Ey Rabbimiz! Resullerin aracılığıyla bize vaat etmiş olduğunu da bize ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Sen, vaadine asla ters düşmezsin."
"We pray and beseech you O Allah to bestow on us what You promised us at the hands of Your Prophets and not put us to shame on the Day of Resurrection; You certainly never fail to fulfill a promise".
Our Lord! Bestow upon us all that You have promised us through Your messengers- do not humiliate us on the Day of Resurrection- You never break Your promise.’
"Our Lord! Grant us what Thou didst promise unto us through Thine messengers, and save us from shame on the Day of Judgment: For Thou never breakest Thy promise."
'Our Lord, fulfil what You promised to us through Your Messengers, and disgrace us not on the Day of Resurrection; indeed You never go back on Your promise. dipnot 1
Our Lord, give us what You promised us through Your Messengers, and do not disgrace us on the Day of Rising. You do not break Your promise.’
"Our Lord! Grant us what You promised unto us through Your Messengers and disgrace us not on the Day of Resurrection, for You never break (Your) Promise."
Our Lord, give us what You have promised us through Your apostles, and do not disgrace us on the Day of Resurrection. Indeed You do not break Your promise.’
`Our Lord! grant us what You have promised us through Your Messengers and do not disgrace us on the Day of Resurrection. Surely, You do not break Your promise.'
Our Lord, give us what Thou hast promised us by Thy Messengers, and abase us not on the Day of Resurrection; Thou wilt not fail the tryst. '
"Lord, grant us what you promised to your Prophets and do not put us to the shame on the Day of Resurrection; you never renege your promise. "
Lord! and bring us what Thou hast promised us by Thy apostles, and disgrace us not upon the resurrection day; for, verily, Thou dost not break Thy promises!'
"Our Lord, and grant us what You have promised through Your messengers, and do not embarrass us on the day of Resurrection. You do not break the promise."
O Lord, give us also the reward which thou hast promised by thy apostles; and cover us not with shame on the day of resurrection; for thou art not contrary to the promise.
"Our Lord! Bring us what Thou hast promised us by Thy Messengers, and disgrace us not upon the Day of Resurrection; for, verily, Thou dost not break Thy promises!"
Our Lord, and bring us what You have promised us by Your Messengers, and do not disgrace us on the Day of the Resurrection; surely You do not fail the Promised Appointment. "
Our Lord! And give us that which Thou hast promised to us by Thy messengers. Confound us not upon the Day of Resurrection. Lo! Thou breakest not the tryst.
Give us what You promised, O Lord, through Your prophets; and put us not to shame on the Day of Reckoning, for never do You go back on Your promise. "
"And, O our Sustainer, grant us that which Thou hast promised us through Thy apostles, and disgrace us not on Resurrection Day! Verily, Thou never failest to fulfil Thy promise!"
Our Lord! Grant us what You have promised us through Your messengers and do not put us to shame on Judgment Day—for certainly You never fail in Your promise."
"Our Lord, and grant us what You have promised through Your messengers, and do not embarrass us on the Day of Resurrection. You do not break the promise."
"Our Lord, shower us with the blessings you promised us through Your messengers, and do not forsake us on the Day of Resurrection. You never break a promise."
Our Lord, and grant us what You promised us through Your messengers and do not disgrace us on the Day of Resurrection. Indeed, You do not fail in [Your] promise."
“Our Lord: give Thou us what Thou hast promised us by Thy messengers, and disgrace Thou us not on the Day of Resurrection; Thou wilt not break the appointment.”
They also say, "Our Lord! Since we have believed in the Messengers and tried to translate this belief into action, grant us what You promised through them. Save us from humiliation on the Day when humanity will stand on its feet, in this world and in the Hereafter. Verily, You never break Your Promise."
"Our Lord! Grant us what You did promise to us through Your messengers, and save us from shame on the Day of Judgment: Because You never break Your promise. "
Our Lord, give us what You have promised us through Your messengers, and do not put us to disgrace on the Day of Judgement. Surely you do not go back on Your promise."
"Our Lord, and grant us what You have promised through Your messengers, and do not embarrass us on the Day of Resurrection. You do not break the promise."