Diyanet İşleri
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.
Bakara suresi
Bakara suresi, 146. ayet. ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقًا مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
elleẕîne âteynâhümü-lkitâbe ya`rifûnehû kemâ ya`rifûne ebnâehüm. veinne ferîḳam minhüm leyektümûne-lḥaḳḳa vehüm ya`lemûn.
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kıble'nin değiştirilmesi Bakara 142–152 3
Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul'e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.
(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.
Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.
Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma!
Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.
(Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, (namazda) Mescid-i Haram'a doğru dön. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, sizin işlediklerinizden asla habersiz değildir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
146. “Kendilerine Kitab’ı verdiklerimiz onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanıyorlar.” Yüce Allah bu buyruğu ile şunu haber vermektedir: Kitap ehli Muhammed’in sallallahu aleyhi ve sellem Allah’ın Rasûlü olduğunu, O’nun getirdiklerinin de hak ve gerçek olduğunu bilmektedirler. Kendi oğullarını başkalarıyla karıştırmadan gayet iyi tanıdıkları gibi senin peygamber olduğunu da gayet iyi biliyorlar. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hakkındaki bilgileri hiçbir şüphe ve tereddüde meydan vermeyecek derecede ileri bir seviyededir. Fakat onların bir bölümü -ki bunlar da onu inkar eden çoğunluktur- kesin olmasına rağmen bu tanıklığı bile bile gizlemişlerdir. “Yanında Allah’tan gelen şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir?!” (el-Bakara, 21/40)
Bu buyruğun kapsamında Allah Rasûlü’ne ve mü’minlere bir teselli, onların kötülüklerinden ve uyandıracakları şüphelerden de bir sakındırma söz konusudur. Bir kesim ise bildikleri halde hakkı gizleyen kimselerden değildir. Bunların bazısı Peygambere iman ettiği gibi, bazısı da bilgisizliklerinden dolayı onu inkar etmişlerdir.
Hakkı açıklamak, beyan etmek ve güzel ifade, delil, örnekleme ve buna benzer hususlarla gücünün yettiği kadar onu süslemek, bâtılı çürütmek, onu haktan ayırıp açıkça ortaya koymak, nefislere onun çirkin olduğunu bunu sağlayacak her yolla göstermek, âlimlere düşen bir görevdir. İşte bu hakkı gizleyenler tam aksini yaptılar ve bunların halleri de tam aksi şekilde ortaya çıktı.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Kendilerine kitap indirdiğimiz Yahudi ve Hristiyan âlimlerinden bazıları kendileri katında, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in peygamberlik alametlerinden biri olan kıblenin değiştirilmesi meselesini, kendi çocuklarını bildikleri ve çocuklarını başka çocuklardan ayırt edebildikleri gibi kesin olarak biliyorlar. Bununla beraber onlardan bazıları, içlerinde bulunan haset sebebiyle bunu yapıyorlar ve bunun hak olduğunu bildikleri halde Peygamber'in getirdiği hakkı gizliyorlar.
Aynı olay: Medine'de ilk düzen — Mescid-i Nebevî, kardeşlik, anlaşma · Aynı kök: فرق (72 geçiş)
(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın…
Aynı olay: Medine'de ilk düzen — Mescid-i Nebevî, kardeşlik, anlaşma
Birtakım kendini bilmez insanlar, "Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, Batı da…
Aynı olay: Medine'de ilk düzen — Mescid-i Nebevî, kardeşlik, anlaşma
Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne…
Aynı kök: كتم (21 geçiş) · Aynı kök: عرف (71 geçiş)
Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hali (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın kendi…
Aynı kök: عرف (71 geçiş) · Aynı kök: فرق (72 geçiş)
Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi şahit tutun. Şahitliği…
Aynı kök: كتم (21 geçiş)
Allah, şöyle dedi: "Ey Adem! Onlara bunların isimlerini söyle." Adem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını…
Aynı kök: كتم (21 geçiş)
Hakkı batılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
Aynı kök: عرف (71 geçiş)
Kendilerine ellerindekini (Tevrat'ı) tasdik eden bir kitap (Kur'an) gelince onu inkar ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile)…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (kıbleyi) kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. dipnot 1 Şüphesiz ki onlardan bir grup, bilerek hakikati gizlemektedir.
Kendilerine vahiy tevdi edilenler, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onların çoğu, bildikleri halde ısrarla gerçeği gizlerler.
Daha önce kendilerine vahiy verdiklerimiz, onu kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar: Ancak bilin ki, onların bazısı hakikati bile bile örtbas eder.
Kendilerine (Kitap) Bilgi verdiklerimizden bir kısmı Onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir grup bilerek Hakk'ı gizlerler.
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler.
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), özoğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, hakkı bile bile gizler.
Kitap verdiklerimiz, kendi oğullarını tanıdıkları gibi Onu tanırlar. Aslında, onların arasından bir küme, bilmesine karşın gerçeği gizliyor.
Kendilerine kitap verdiklerimiz, peygamberi, çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizler.
Kendilerine kitap verdiklerimiz, bu gerçekleri çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; ama yine de onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler.
Kendilerine kitap verdiklerimiz, bu gerçekleri çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; ama yine de onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler.
Kendilerine kitap verdiğimiz toplumların alimleri, peygamberi, oğullarını tanır gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden bir takımı, gerçeği bile bile gizlerler.
O kendilerine kitab verdiğimiz ümmetlerin uleması onu -o Peygamberi- oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı hakkı bile bile ketmederler
Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu dipnot 1 öz oğullarını bildikleri gibi bilirler. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.
Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu dipnot 1 öz oğullarını bildikleri gibi bilirler. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.
Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü bildikleri halde gerçeği gizlerler.
Kendilerine Kitab verdiklerimiz onu (o peygamberi) Öz oğulları gibi tanırlar, öyle iken içlerinden bir güruh, kendileri bilib durdukları halde, yine mutlakaa Hakkı gizlerler.
Kendilerine kitab verdiklerimiz, onu oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Öyle iken içlerinden bir güruh bilir oldukları halde, yine de hakkı gizlerler.
(146-153) Onlar kitabı babalarını tanıdıkları gibi tanırlar / bilirler, onlardan bir bölüm gerçeği bildikleri halde saklarlar, Rabbinden gelen gerçektir, tereddüt edenlerden olma. (Bana gelen ya gerçek değilse tereddütü) Herkes için yöneleceği bir cephe vardır, hayırlarda yarışın, nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, m uhakkak ki o , Rabbinden bir gerçektir , Allah yaptıklarınızdan gafil değildir / b ihaber değildir. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, nerede olursanız olun yüzlerinizi onun / Mescid-i Haramın yönüne çevirin, ola ki kendilerine zulmedenler hariç, insanlar için, sizin aleyhinize tartışacakları bir delil olmasın , o nlardan ürpermeyin benden ürperin k i üzerinizde nimetimi tamamlayayım, böylelikle belki yola girersiniz. Size sizden bir Resul gönderdik, size ayetlerimizi seli okuyor ve sizi arındırıyor, size kitabı ve gerekçesini öğretiyor, size bilmiyor olduğunuz şeyleri öğretiyor. Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım, bana teşekkür edin kafirlik etmeyin. Ey iman edenler sabır ve namazla yardım isteyin, Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.
Kendilerine kitap verdiklerimiz, peygamberi, kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onların bir kısmı, gerçeği bile bile gizlerler.
Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.
Kendilerine Kitap verdiklerimiz onu (Kabe'nin tekrar kıble olacağını), kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama onların bir takımı bu gerçeği bile bile gizler. dipnot 1
Kendilerine Kitap verdiklerimiz bunu (Kabe'nin tekrar kıble olacağını), kendi oğullarını bildikleri gibi bilirler. Ama onların birtakımı bu gerçeği bile bile gizlerler.
Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudi ve Hıristiyanlar) onu (Muhammed’i) öz oğulları gibi tanırlar. Bununla beraber onlardan bir kısmı bildikleri halde hakkı gizlerler.
Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudi ve Hıristiyanlar) onu (Muhammed'i) öz oğulları gibi tanırlar. Bununla beraber onlardan bir kısmı bildikleri halde hakkı gizlerler.
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Bununla birlikte, içlerinden bir zümre, bilip durdukları halde gerçeği gizliyorlar.
In fact, Ahl Al-Kitab received the Scriptures from Us foretelling all present events. They know the truth of your mission very well. They know of the Quran and the Qiblah and assert their existence as much as their sons’ identity, but some of them hide the evident truth.
Those We gave Scripture know it as well as they know their own sons, but some of them hide the truth that they know.
The people of the Book know this as they know their own sons; but some of them conceal the truth which they themselves know.
Those to whom We have given the Scripture recognize the place (towards which one must turn in Prayer) as fully as they recognize their own sons, dipnot 1 this even though a group of them knowingly conceals the Truth.
Those We have given the Book recognise it as they recognise their own sons. Yet a group of them knowingly conceal the truth.
Those to whom We gave the Scripture (Jews and Christians) recognise him (Muhammad صلى الله عليه وسلم or the Ka‘bah at Makkah) as they recognise their sons. But verily, a party of them conceal the truth while they know it - [i.e. the qualities of Muhammad صلى الله عليه وسلم which are written in the Taurât (Torah) and the Injeel (Gospel)].[1]
Those whom We have given the Book recognize him just as they recognize their sons, but a part of them indeed conceal the truth while they know.
Those (of the righteous) to whom We have given the Book recognize him (- the Prophet and his truthfulness) as they recognize their own sons, but some of them do conceal the truth even though they know it.
whom We have given the Book, and they recognize as they recognize their sons, even though there is a party of them conceal the truth and that wittingly.
Those who believe in Scripture, they do not have any doubt about it and recognize (that Mecca’s Mosque was built by Abraham years before Solomon built the temple in Jerusalem) it the same way that they recognize their own children. Some of them, however, try to hid the truth.
Those whom we have given the Book know him as they know their sons, although a sect of them do surely hide the truth, the while they know.
Those to whom We have given the book know it as they know their own children, and a group of them hides the truth while they know.
They to whom we have given the scripture know our apostle, even as they know their own children; but some of them hide the truth, against their own knowledge.
Those whom We have given the Book know this as they know their own sons, although a sect of them does surely hide the truth which they themselves know.
The ones to whom the Book was brought recognize it just as they recognize their sons. And surely a group of them indeed keep back the Truth; and they know (it).
Those unto whom We gave the Scripture recognise (this revelation) as they recognise their sons. But lo! a party of them knowingly conceal the truth.
Even though you bring all the proof to the people of the Book they will not face the direction you turn to, nor you theirs, nor will they follow each other's direction. And if you follow their whims after all the knowledge that has reached you, then surely you will be among transgressors.
They unto whom We have vouchsafed revelation aforetime know it as they know their own children: but, behold, some of them knowingly suppress the truth -
Those We have given the Scripture recognize this ˹Prophet˺ as they recognize their own children. Yet a group of them hides the truth knowingly.
Those to whom We have given the Scripture know it as they know their own children; and a group of them hides the truth while they know.
Those who received the scripture recognize the truth herein, as they recognize their own children. Yet, some of them conceal the truth, knowingly.
Those to whom We gave the Scripture know him as they know their own sons. But indeed, a party of them conceal the truth while they know [it].
Those to whom We gave the Writ recognise it as they recognise their sons, but a faction among them conceals the truth when they know.
Those to whom We gave the Scripture before, recognize this Revelation as they recognize their own children but a group among them knowingly conceals the Truth.
The people of the Book know Muhammad this as they know their own sons; But some of them hide the truth that they themselves know.
Those whom We have given the Book recognize him (the Holy Prophet) as they recognize their own sons. In fact, a group of them conceals the truth, while they know (it).
Those to whom We have given the Book know it as they know their own children; and a group of them hides the truth while they know.