Diyanet İşleri
"Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik."
İbrâhîm suresi
İbrâhîm suresi, 45. ayet. وَسَكَنتُمْ فِى مَسَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ ٱلْأَمْثَالَ
vesekentüm fî mesâkini-lleẕîne żalemû enfüsehüm vetebeyyene leküm keyfe fe`alnâ bihim veḍarabnâ lekümü-l'emŝâl.
"Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Zalimlerin âkıbeti ve yerin başka yere dönüşmesi İbrâhîm 42–52 3
Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.
O gün başlarını dikerek (çağırıldıkları yere doğru) koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönmez, kalpleri de bomboştur.
(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, "Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim" diyecekler. Onlara şöyle denilecek: "Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?"
"Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik."
Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah, onu bilir).
Sakın Allah'ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve kahhar (her şeyin üzerinde yegane hakim) olan Allah'ın huzuruna çıkarlar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
45. “Üstelik” sizin dünya hayatında iyi amellerde bulunmayışınızın sebebi apaçık âyetlerin olmamasından ötürü değildi. Aksine “siz kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz ve onlara ne yaptığımız da” onlara gönderdiğimiz çeşitli azaplar da “sizin için açıkça belli oldu.” Allah’ın apaçık âyetlerini yalanladıkları vakit Allah’ın onlara ne şekilde türlü cezalar yağdırdığını biliyordunuz. Ayrıca biz, sizlere kalpte en ufak bir şüphe dahi bırakmayan “birçok misaller de vermiştik.” Fakat bu apaçık âyetlerin size hiçbir faydası olmadı. Aksine sizler onlardan yüz çevirdiniz ve batıllarınız üzere devam edip gittiniz. Sonunda olan oldu ve sizler boş yere mazeret belirtenin mazeretinin faydasının görülmeyeceği şu güne geldiniz.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Allah'ı inkâr ederek kendi nefislerine zulmeden Hûd'un kavmi ve Salih'in kavmi gibi geçmiş ümmetlerin diyarlarına yerleştiniz. Onları helaka uğrattığımız sizlere apaçık beyan oldu. Öğüt almanız için Allah'ın kitabında size bir çok misaller getirdik, ancak bundan öğüt almadınız.
Aynı kök: ضرب (58 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Ortak kavram: Mesel (örnek)
Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.
Aynı kök: ضرب (58 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Ortak kavram: Mesel (örnek)
Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık (doğru) yolu bulamazlar.
Aynı kök: ضرب (58 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Ortak kavram: Mesel (örnek)
(Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.
Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş)
Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu sabit kılardı. Sonra biz güneşi gölgeye delil kıldık.
Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: فعل (109 geçiş)
Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar…
Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: فعل (109 geçiş)
(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in…
Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: فعل (109 geçiş)
Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?
Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Ortak kavram: Mesel (örnek)
Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza),…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Sizden önce) kendilerine haksızlık edenlerin yurtlarında yerleşmiştiniz. Onlara nasıl davrandığımız size apaçık belli olmuştu. (Böylece) size (pek çok) örnekler de vermiştik."
Üstelik siz, kendilerine zulmedenlerin yurdunda yaşıyordunuz; dahası onlara nasıl muamele ettiğimiz size açıklanmıştı; ve size örnekler de göstermiştik.
"Üstelik, (sizden önce) kendilerine yazık edenlerin (bir vakitler) yaşamış oldukları yerlerde yaşıyordunuz ve onlara neler yaptığımız da size açıklanmıştı; ve size (günahkarların başlarına gelenler hakkında, kıyamet ve ceza hakkında) pek çok misaller de vermiştik".
Nefslerine zulmetmiş olanların yaşam ortamlarında yerleştiniz! Onlara neler yaşattığımız size açıklanmıştı. . . Size misaller de verdik.
Siz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. Onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler vermiştik.
«(Sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de verdik.»
Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Üstelik onlara neler yaptığımız size açıklanmıştı. Üstelik size örnekler vermiştik.
Siz de kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Size misaller de verdik.
Hatta, sizden önce kendilerine zulmetmiş olanların konutlarına yerleşmiştiniz ve onlara yaptıklarımız da size belli olmuştu. Üstelik, size örnekler de vermiştik.
Hatta, sizden önce kendilerine zulmetmiş olanların konutlarına yerleşmiştiniz ve onlara yaptıklarımız da size belli olmuştu. Üstelik, size örnekler de vermiştik.
Siz de kendilerine zulmedenlerin yurtlarına yerleştiniz; onlara neler yaptığımız, size apaçık belli oldu ve size örnekler verdik.
Siz de o kendilerine zulm etmiş olanların meskenlerine sakin oldunuz, onlara nasıl yaptığımız ise sizce tebeyyün etti ve size emsal gösterdik
Ve siz, kendilerine zulmeden halkların yurtlarında yaşadınız. Onlara neler yaptığımız sizlere belli olmuştu, örneklerle açıklamıştık.
Ve siz, kendilerine zulmeden halkların yurtlarında yaşadınız. Onlara neler yaptığımız sizlere belli olmuştu, örneklerle açıklamıştık.
Ve siz, kendilerine zulmeden halkların yurtlarında yaşadınız. Onlara neler yaptığımızı örneklerle açıklamıştık.
Siz, kendi nefslerine zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. Onlara ne yaptığımız size açıktanmıştı ve size örnekler vermiştik.
Siz (Ad ve Semud kavmleri gibi) nefislerine zulmedenlerin diyarında da yerleşdiniz. Onlara neler yapdığımız sizin için apaçık meydana çıkdı. Size (bu hususta) bir çok misaller de gösterdik.
Üstelik kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz, onlara yaptıklarımız ise sizlere açıklanmıştı. Size misaller vermiştik.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
Hatta siz, kendilerine zulmedenlerin yurtlarında yerleştiniz. Onlara neler yaptığımız da sizin için apaçık ortaya çıktı. Size birçok misaller de gösterdik.
(Sizden önce 'Ad ve Semud gibi) kendilerine yazık eden milletlerin yerlerinde oturmuştunuz, onlara nasıl yaptığımız, size belli olmuştu ve size benzetmeler de yapıp anlatmıştık (değil mi?)"
Kendilerine karşı yanlış yapanların yaşadığı yerlere siz yerleşmiştiniz dipnot 1 . Onlara nasıl davrandığımız da sizin için ayan beyan ortaya çıkmıştı. Size nice örnekler de vermiştik dipnot 2 ."
Siz de (sizden önce) kendilerini kötü duruma sokan o kimselerin yerlerine yerleştiniz. Onlara nasıl davrandığımızı iyi bilirsiniz. Size başka örnekler de vermişizdir.
Ve (sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara, ne yaptığımızı size açıklanmıştı. Size de örnekler vermiştik.
Ve zalimlerin yerlerinde oturdunuz, onlara, yaptıklarımız da size açıklanmıştı. Size de örnekler vermiştik.
Siz de o kendilerine zulmetmiş olanların barınaklarında oturmuştunuz. Onlara nasıl davrandığımız size açık seçik belli olmuştu. Size örnekler de vermiştik.
"You dwelt in the abode of those* who were wrongful of actions and much did you apprehend the quiet of their cities which was purchased by the ruin of their land and the ultimate wretchedness of both. And We discoursed to you parables by which moral and spiritual relations were typically set forth."
You lived in the same places as others who wronged themselves before, and you were clearly shown how We dealt with them––We gave you many examples.
"And ye dwelt in the dwellings of men who wronged their own souls; ye were clearly shown how We dealt with them; and We put forth (many) parables in your behoof!"
You said so even though you had lived in the dwellings of those who had wronged themselves (by sinning), and you were aware how We dealt with them, and We had even explained to you all this by giving examples.
even though you inhabited the houses of those who had wronged themselves and it was made clear to you how We had dealt with them and We gave you many examples?’
"And you dwelt in the dwellings of men who wronged themselves, and it was clear to you how We had dealt with them. And We put forth (many) parables for you."
while you dwelt in the dwellings of those who had wronged themselves [before], and it had been made clear to you how We had dealt with them [before you], and We had [also] cited examples for you?’
`(You said this though) you occupied the dwelling places of those who had wronged themselves and it had been clear to you how We had dealt with them (- the unjust). We have set forth all these descriptions for you clearly.'
And you dwelt in the dwelling-places of those who wronged themselves, and it became clear to you how We did with them, and how We struck similitudes for you.
Remember that you live in the same land that its people wronged their souls. You know exactly how I punished them. Learn from such examples.
And ye dwelt in the dwellings of those who had wronged themselves; and it was made plain to you how we did with them; and we struck out parables for you:
You even resided in the homes of those who had wronged themselves, and it was made clear to you what We did to them. We had cited the examples to you.
Yet ye dwelt in the dwellings of those who had treated their own souls unjustly; and it appeared plainly unto you how We had dealt with them; and We propounded their destruction as examples unto you.
"And you dwelt in the dwellings of those who had wronged their own souls; and it was made plain to you how We dealt with them; and We struck out many parables for you. "
And you dwelt in the dwellings of the ones who did injustice to themselves, and it became evident to you how We performed with them, and We have struck similitudes for you.
And (have ye not) dwelt in the dwellings of those who wronged themselves (of old) and (hath it not) become plain to you how We dealt with them and made examples for you?
Yet you dwelt in the dwellings of those who had exceeded themselves, and it was evident to you how We had dealt with them; and We held out examples before you. "
And yet, you dwelt in the dwelling-places of those who had sinned against their own selves [before your time], and it was made obvious to you how We had dealt with them: for We have set forth unto you many a parable [of sin, resurrection and divine retribution]. "
You passed by the ruins of those ˹destroyed peoples˺ who had wronged themselves.[1] It was made clear to you how We dealt with them, and We gave you ˹many˺ examples.
And you resided in the homes of those who had wronged themselves, and it was made clear to you what We did to them. And We had cited the examples to you.
You dwelled in the homes of those before you, who wronged their souls, and you have seen clearly what we did to them. We have set many precedents for you.
And you lived among the dwellings of those who wronged themselves, and it had become clear to you how We dealt with them. And We presented for you [many] examples."
“And you dwelt in the dwellings of those who wronged their souls; and it was made clear to you how We did with them; and We struck similitudes for you.”
"You dwelled in the homes and towns where people before you had dwelt and wronged themselves oppressing the weak. And you were made well aware of how Our Law of Requital dealt with them. And We gave you plenty of examples."
"And you lived in the houses of men who harmed their own souls; And it was clear how We dealt with them; And We set out (many) parables to properly warn!"
And you dwelt in the dwellings of those who wronged themselves, and it became clear to you how We dealt with them, and We put forth for you the examples."
Andyou resided in the dwellings of those who had wronged themselves, and it was made clear to you what We did to them; and We had put forth the examples for you.