Furkân suresi

Furkân suresi, 9. ayet

Furkân suresi, 9. ayet. ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَٰلَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا

ünżur keyfe ḍarabû leke-l'emŝâle feḍallû felâ yesteṭî`ûne sebîlâ.

Diyanet İşleri

(Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Furkân 6–12 · surenin 9. ayeti / 77

Konu Furkān'ın indirilişi ve "bu ne biçim peygamber" itirazı Furkân 1–9 3

  1. Furkân 6

    (Ey Muhammed!) De ki: "O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir."

  2. Furkân 7

    Dediler ki: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!"

  3. Furkân 8

    "Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!" Zalimler, (inananlara): "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.

  4. 9

    (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.

  5. Furkân 10

    Dilerse sana bundan daha güzelini, içinden ırmaklar akan cennetleri verebilecek olan, sana saraylar kurabilecek olan Allah'ın şanı yücedir.

  6. Furkân 11

    Hayır, onlar Kıyameti de yalanladılar. Biz ise o Kıyameti yalanlayanlara çılgın bir cehennem ateşi hazırlamışızdır.

  7. Furkân 12

    Bu ateş onları uzak bir mesafeden görünce onun müthiş kaynamasını ve uğultusunu işitirler.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

9. “Senin hakkında nasıl misaller getirdiklerine bir bak!” Sözü edilen misallerden kasıt: “O niçin melek değildir de beşeriyetin özelliklerine sahiptir? Niçin onunla birlikte bir melek yok? Çünkü o söylediklerini yerine getiremez. Niçin ona bir hazine indirilmedi? Niçin pazarlarda dolaşmak ihtiyacından kendisini kurtacak bir bahçesi yok?” ya da “O, bir sihirbazdır” türü sözleridir. “Böylece haktan saptılar da artık (ona ulaşacak) hiçbir yol bulamazlar.” Onlar, bütünüyle cahillik, sapıklık ve akılsızlık olan, birbiriyle çelişkili sözler söylediler. Bunların hiçbirisinde hidâyet namına bir şey yoktur. Hatta bu sözlerin hiç birisinde risaleti tenkit edebilecek türden asgari bir şüphe uyandıracak bir taraf dahi yoktur. Bu sözlere bakmak ve bunları düşünmekle aklı başında bir kişi, hemen bunların batıl olduğunu kesinlikle anlar ve ayrıca onları reddetmek ihtiyacını da duymaz. Bundan dolayı Yüce Allah, sadece onlara bakmayı ve üzerlerinde düşünmeyi emretmektedir: Acaba bunlar, gerçekten Allah Rasûlü’nün risaletini ve doğruluğunu kabul etmekte kesinlikle tereddüdü gerektirecek türden midir?

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Ey Resul! Onların seni asılsız vasıflarla nasıl vasfettiklerine şaşkınlıkla bir bak! Onlar (Senin hakkında); büyücü, deli ve cinli dediler. Bu sebeple haktan saptılar. Onlar, hidayet yoluna tutunmaya ve senin doğruluğunu ve eminliğini karalamaya asla güç yetiremeyeceklerdir.

Kelimeler

9 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. ٱنظُرْ unzur bak kök: نظر
  2. كَيْفَ keyfe nasıl kök: كيف
  3. ضَرَبُوا۟ derabu misal verdiler kök: ضرب
  4. لَكَ leke senin için
  5. ٱلْأَمْثَـٰلَ l-emsale benzetmelerle kök: مثل
  6. فَضَلُّوا۟ fedellu saptılar kök: ضلل
  7. فَلَا fela artık
  8. يَسْتَطِيعُونَ yestetiune bulamazlar kök: طوع
  9. سَبِيلًۭا sebilen yolu kök: سبل

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: ضرب (58 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş)

    Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık (doğru) yolu bulamazlar.

  • Aynı kök: ضرب (58 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat

    (Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için),…

  • Aynı kök: ضرب (58 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat

    Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından…

  • Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.

  • Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    Yine şöyle diyecekler: "Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar."

  • Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş) · Ortak kavram: Mesel (örnek)

    Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkar edenlere de bu…

  • Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    "Bir de, tehdit ederek Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmek, Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın.…

  • Aynı kök: كيف (83 geçiş) · Aynı kök: نظر (129 geçiş) · Ortak kavram: Dalâlet (Sapma)

    Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve iftira edip durdukları şeyler (uydurma ilahları) onları nasıl yüzüstü bırakıp kayboluverdi?

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

80 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Senin için bak ne biçim örnekler verdiler! Onlar zaten sapmışlardı ve (artık) gerçeğe giden yolu da bulamazlar.

Mustafa İslamoğlu

Şunların, seni neye benzettiklerine bir bak hele! Ve sonuçta öyle bir sapıtıyorlar ki, bir daha doğru yolu bulacak (muhakeme) gücünü asla kendilerinde bulamıyorlar.

Muhammed Esed

(Ey Rasul,) seni benzettikleri şeye bak! Zaten onlar bir kere yoldan çıkmış bulunuyorlar, bir daha da (doğru) yolu bulamayacaklar!

Ahmed Hulusi

Bak senin için yaptıkları benzetmeler (yanlış değerlendirmeler) yüzünden nasıl saptılar! Artık çıkış yolu bulamazlar!

Ali Bulaç

Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.

Ali Özek ve heyeti

(Rasûlüm!) Senin hakkında bak ne biçim temsiller getirdiler! Artık onlar sapmışlardır ve (hidayete) hiçbir yol da bulamazlar.

Ali Rıza Safa

Senin için, nasıl yakıştırmalar yapıyorlar bak? Böylece yoldan çıktılar ve artık bir yol bulamazlar.

Bayraktar Bayraklı

"Ey Peygamber! Bak, nasıl böyle örnekler verip sapıttılar. Artık onlar hiçbir çıkış yolu bulamazlar."

Edip Yüksel

Bak, senin için ne örnekler verdiler de saptılar, yolu asla bulamayacaklardır.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Bak, senin için ne örnekler verdiler de saptılar, yolu asla bulamıyacaklardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bak, senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiçbir yol bulamazlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bak senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiç bir yol bulamazlar

Erhan Aktaş

Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.

Gültekin Onan

Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.

Hasan Basri Çantay

Bak, senin için ne misaller (kıyaslar) getirip sapdılar. Artık onlar (hidayete) hiçbir yol bulamazlar.

İbni Kesir

Bir bak; sana nasıl misaller getirip saptılar. Bir daha yol bulamazlar.

Mehmet Alagaş

(4-20) Kafirler dedi ki, bu onun uydurduğu bir iftiradır, başka bir kavim de ona, bu iftirada yardım etti dediler. Böylece zulüm ve yalana kadar işi vardırdılar. Evvelkilerin masallarını birilerine yazdırtmış ve de ona sabah akşam o masallar okunuyor dediler. De ki Onu göklerin ve yerin gizliliğini / sırrını bilen indirdi. O, bağışlayan dır, esirgeyendir. Dediler ki bu Resule ne oluyor ki yemek yiyor çarşılarda yürüyor , oysa ki ona bir melek inmeliydi ve onunla beraber uyarı işini yapmalıydı. Ona bir hazine verilmeliydi veya yedi ği bir bahçesi olmalıydı. Zalimler dediler ki sadece ve sadece büyülenmiş / sihirlenmiş bir adama uyuyorsunuz o kadar. Bak! nasıl da sana misaller veriyorlar, artık onlar saptılar ve artık herhangi bir yola da girmeye güçleri yetmez. Eğer isterse sana, bun ların dediklerinden de h ayırlı, altlarından nehirler akan cennetleri ve sarayları / kasırları yapacak olan ne de mübarektir. Bilakis, saati de yalanladılar, biz de saati yalanlayan kişi için alevli ateşi hazır ettik . Uzak bir yerden göründüğünde onun / cehennemin öfkelenişinin uğultusunu işitirler. Dokuna dokuna çarpa çarpa dar bir yerden onunla /cehennemle buluştuklarındaysa işte tam da orada, yok olmak için çağrıda bulunurlar / dua ederler. B ugün yok olmayı bir kez çağırmayın, yok olmayı çok kez çağırın. Deki bu mu hayırlı ya da sakınanlara vaad edilen kalıcı cennet mi? Orası onlara varacakları bir ödüldür. Onlara orada ne istiyorlarsa vardır, orada kalıcı olmaları Rabbinin sorumlu olduğu bir vaadidir. R abbin onları ve Allah ’tan başka taptıklarını biraraya topladığında der ki, sizler mi işte şu kullarımı saptırdınız? ya da onlar kendileri mi yoldan saptılar? Seni üstün tutarız ki bize senden başkasını dost edinmek yakışmaz ve lakin onlar ı da ve atalarını da sen nimetlerinle geçindirdin, onlar da hatırlatıcıyı unuttular ve de helake layık bir kavim oldular dediler. İşte taptıklarınız, söylediklerinizi de reddedip sizi yalancı çıkardı, artık azabı savmaya da yardım görmeye de güç yetiremeyeceksiniz. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattıracağız. Senden önce Resulleri de yemek yiyenler ve çarşılarda yürüyenler olarak gönderdik. Sizin kiminizi kiminizle sınayarak ayrıştırdı bakalım sabredebilecek misiniz? Rabbin görendir. Bizimle buluşmayı ü mit etmeyenler keşke üzerimize melekler indirilse veya rabbimizi görsek dediler. Onlar kendilerini büyük gördüler ve büyük bir azgınlık gösterdiler. Melekleri görecekleri gün , işte o gün , suçlulara müjde yoktur , onlara size yasaktır, size yasaklanmıştır, denilecektir. Amel olarak ne yapmışlarsa onları ele alırız ve saçılmış uçuşan toz haline getiririz / heba ederiz. Cennet halkının durdukları yer ise hayırlı istirahat ettikleri yer ise güzeldir. O gün sema bulutlu bir şekilde parçalanacak ve melekler ard arda indirilecektir. O gün, gerçek egemenlik / mülkiyet Rahman’ındır. Kafirlere de çok zorlu bir gündür. O gün zalimler ellerini ısıracak eyvah keşke Resullerle beraber bir yol tutsaydım diyecekler. Veyl olsun bana ki keşke falanı filanı dost edinmeseydim. Kesin olan şu ki bana hatırlatıcı geldikten sonra beni ondan saptıran şeytan, insanı yapayalnız bırakır.

Rowwad Tercüme Merkezi

Bir bak, onlar sana nasıl misaller getirip sapıklığa düştüler? Artık onlar hiçbir yol bulamazlar.

Süleyman Ateş

Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Baksana senin için ne kurgular kuruyorlar da sapıtıyorlar. Bir çıkış yolu da bulamıyorlar.

Şaban Britch

Bak, sana nasıl örnekler veriyorlar, sapıttılar da yolu bulamıyorlar.

Şaban Piriş

Bak, sana nasıl örnekler veriyorlar, sapıttılar da yolu bulamıyorlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Bak da gör! Nasıl da örnekler sunuyorlar sana. Sapıttılar, artık bir daha yol bulamazlar.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Look how they describe you O Muhammad in -irrelevant- similies reflecting deviation of mind and thought that they are unable to strike on the path of truth guiding into all truth.

Abdul Haleem

See what they think you are like! They have gone astray and cannot find the right way.

Abdullah Yusuf Ali

See what kinds of comparisons they make for thee! But they have gone astray, and never a way will they be able to find!

Abul A'la Maududi

See what specious arguments they put forth before you: they are so strayed that they will not find their way to anything sound. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    As these objections were frivolous and meaningless like others, the Quran has ignored them, saying: Your objections are irrelevant, unreasonable and void of sense. You bring no sound argument to prove your doctrine of shirk, or to refute the doctrine of Tauhid put forward by him, whereas the Messenger gives such proofs of the doctrine of Tauhid that you cannot refute them except by saying: He is bewitched. The same is true of the doctrine of the life-after-death and of the moral system of the Quran, which has produced men of high character. You cannot deny these things; you reject them, saying, He is a human being like us, etc.

Aisha Bewley

See how they make comparative judgements about you. They are misguided and cannot find the way.

Al-Hilali & Khan

See how they coin similitudes for you, so they have gone astray, and they cannot find a (Right) Path.

Ali Quli Qarai

Look, how they draw comparisons for you; so they go astray, and cannot find the way.

Amatul Rahman Omar

Look, what fantastic stories they concoct with regard to you! It is therefore that they have gone astray and are unable to find a way.

Arthur John Arberry

Behold, how they strike similitudes for thee, and go astray, and are unable to find a way!

Bijan Moeinian

See Mohammad how they called you all kind of names! In account of this mean attitude of theirs, they will never find the right path.

E. Henry Palmer

See how they strike out for thee parables, and err, and cannot find a way.

Edip-Layth

See how they cited the examples for you, for they have strayed, and they cannot find a path.

George Sale

Behold, what they liken thee unto. But they are deceived; neither can they find a just occasion to reproach thee.

Hamid S. Aziz

Or a treasure thrown down unto him, or why has he not a garden to eat from. ...?" And the unjust say, "You only follow a man bewitched (or obsessed)."

Mahmoud Ghali

Look how they strike similitudes for you, so they have erred away; then they are unable to (find) a way!

Marmaduke Pickthall

See how they coin similitudes for thee, so that they are all astray and cannot find a road!

Mohamed Ahmed - Samira

Just see what comparisons they bring up for you! They are lost and cannot find the way.

Muhammad Asad

See to what they liken thee, [O Prophet, simply] because they have gone astray and are now unable to find a way to the truth]!

Mustafa Khattab

See ˹O Prophet˺ how they call you names![1] So they have gone so ˹far˺ astray that they cannot find the ˹Right˺ Way.

Progressive Muslims

See how they cited the examples for you, for they have strayed, and they cannot find a path.

Rashad Khalifa

Note how they called you all kinds of names, and how this led them astray, never to find their way back.

Sahih International

Look how they strike for you comparisons; but they have strayed, so they cannot [find] a way.

Sam Gerrans

See thou how they strike similitudes for thee, and go astray, and cannot find a path.

Shabbir Ahmed

See what sort of examples they apply to you! They have strayed far too much to find a way.

Syed Vickar Ahamed

See what types of comparisons they make for you! But they have gone away from the right, and they will never be able to find a way!

Taqi Usmani

See how they coined similes for you, so they have gone astray and cannot find a way.

The Monotheist Group

See how they put forth the examples for you; they have strayed, and they cannot find a path.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Furkân suresi, 9. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Furkân suresi, 9. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Furkân suresi, 9. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩