Kalem suresi

Kalem suresi, 25. ayet

Kalem suresi, 25. ayet. وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ

vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.

Diyanet İşleri

(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Kalem 22–28 · surenin 25. ayeti / 52
  1. Kalem 22

    (21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

  2. Kalem 23–24

    (23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.

  3. 25

    (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.

  4. Kalem 26

    Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.

  5. Kalem 27

    (Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.

  6. Kalem 28

    Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

25. Bu oldukça çirkin, katı ve merhametsizce halleri içerisinde “alıkoyma” Allah’ın hakkını engelleme “güç ve azmi içinde” buna güçlerinin yeteceğine inanarak “gittiler.”

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Fakirlerin meyvelerinden almalarını engellemek için kararlı bir halde sabahın ilk vaktinde gittiler.

Kelimeler

4 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَغَدَوْا۟ ve gadev ve erkenden gittiler kök: غدو
  2. عَلَىٰ ala
  3. حَرْدٍۢ hardin engellemeye kök: حرد
  4. قَـٰدِرِينَ kadirine güçleri yettiği halde kök: قدر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri · Aynı kök: غدو (16 geçiş)

    (21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

  • Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri

    Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik…

  • Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri

    Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.

  • Aynı kök: غدو (16 geçiş)

    Hani sen mü'minleri (Uhud'da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla…

  • Aynı kök: غدو (16 geçiş)

    Rab'lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey…

  • Aynı kök: غدو (16 geçiş)

    Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.

  • Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü

    Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette…

  • Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü

    Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah'ın…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

60 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Her şeye güçleri yetermiş (gibi) çok erken davranıp (bahçeye gelmişlerdi).

Mustafa İslamoğlu

Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular.

Muhammed Esed

ve amaçlarına ulaşmaya kararlı bir şekilde erkenden kalkıp gittiler.

Ahmed Hulusi

Yoksulları engellemeye güçleri yeterek gittiler.

Ali Bulaç

(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.

Ali Özek ve heyeti

(Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.

Ali Rıza Safa

Ve kararlı olarak, sabah erkenden vardılar.

Bayraktar Bayraklı

- Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"

Edip Yüksel

Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Sadece engelleme gücüne sahip (bir tavırla) erkenden gittiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Sırf bir men'a güçleri yeterek erkenden gittiler.

Erhan Aktaş

İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.

Gültekin Onan

(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.

Hasan Basri Çantay

(Fakirleri) men'e (sanki) gücleri yetecek adamlar tavriyle erkenden gitdiler.

İbni Kesir

Güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler.

Mehmet Alagaş

(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

Rowwad Tercüme Merkezi

(Yoksulları) alıkoymaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler.

Süleyman Ateş

Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.

Süleymaniye Vakfı

(Çaresizleri) mahrum bırakmak amacıyla planladıkları şekilde erkenden gittiler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Karar verdikleri gibi erkenden hırsla oraya vardılar.

Şaban Britch

(Zanlarınca yoksulları) Engellemeye güç yetirenler olarak erkenden gittiler.

Şaban Piriş

Varlıklı oldukları halde (muhtaçları) engellemek için erken yola çıktılar.

Yaşar Nuri Öztürk

Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

And thus they finally and firmly resolved not to be moved from their purpose and course of action.

Abdul Haleem

they left early, bent on their purpose-

Abdullah Yusuf Ali

And they opened the morning, strong in an (unjust) resolve.

Abul A'la Maududi

They went forth early, believing that they had the power (to gather the fruit). dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The word hurd in Arabic is used for hindering and withholding for a purpose and resolution and for making haste. Hence, the composite rendering adopted by us.

Aisha Bewley

They left early, intent on carrying out their scheme.

Al-Hilali & Khan

And they went in the morning with strong intention, thinking that they have power (to prevent the poor taking anything of the fruits therefrom).

Ali Quli Qarai

They set out early morning, [considering themselves] able to grudge.

Amatul Rahman Omar

And they repaired to the garden early with the dawn (thinking about themselves as) having the power to shut out (the poor from entry).

Arthur John Arberry

And they went forth early, determined upon their purpose.

Bijan Moeinian

They were sure of their harvest.

E. Henry Palmer

And they went early deciding to be stingy.

Edip-Layth

They went, ready to harvest.

George Sale

And they went forth early, with a determined purpose.

Hamid S. Aziz

And in the morning they went, strong in this (evil) resolve.

Mahmoud Ghali

And they went forth early, determined on interdiction.

Marmaduke Pickthall

They went betimes, strong in (this) purpose.

Mohamed Ahmed - Samira

They left early in the morning bent on this purpose.

Muhammad Asad

– and early they went, strongly bent upon their purpose.

Mustafa Khattab

And they proceeded early, totally fixated on their purpose.

Progressive Muslims

And they went, ready to harvest.

Rashad Khalifa

They were so absolutely sure of their harvest.

Sahih International

And they went early in determination, [assuming themselves] able.

Sam Gerrans

And they went early, determined upon their purpose.

Shabbir Ahmed

And early they went strong in their resolve (to keep the poor away).

Syed Vickar Ahamed

And they opened the morning, strong in an (unjust) claim.

Taqi Usmani

And in early hours they rushed quickly, while they were (assuming themselves) powerful (to pluck the fruits and prevent the poor.)

The Monotheist Group

And they went, ready to harvest.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Kalem suresi, 25. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Kalem suresi, 25. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Kalem suresi, 25. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩