Diyanet İşleri
(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
Kalem suresi
Kalem suresi, 25. ayet. وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ
vegadev `alâ ḥardin ḳâdirîn.
(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Bahçe sahipleri kıssası Kalem 17–33 3
(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.
(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.
(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.
(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.
Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
25. Bu oldukça çirkin, katı ve merhametsizce halleri içerisinde “alıkoyma” Allah’ın hakkını engelleme “güç ve azmi içinde” buna güçlerinin yeteceğine inanarak “gittiler.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Fakirlerin meyvelerinden almalarını engellemek için kararlı bir halde sabahın ilk vaktinde gittiler.
Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri · Aynı kök: غدو (16 geçiş)
(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.
Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri
Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik…
Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri
Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.
Aynı kök: غدو (16 geçiş)
Hani sen mü'minleri (Uhud'da) savaş mevzilerine yerleştirmek için, sabah erken ailenden (evinden) ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla…
Aynı kök: غدو (16 geçiş)
Rab'lerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na dua edenleri yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey…
Aynı kök: غدو (16 geçiş)
Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.
Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü
Şimşek neredeyse gözlerini alıverecek. Önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler. Karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette…
Ortak kavram: Kader · Ortak kavram: Kudret ve Ölçü
Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah'ın…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Her şeye güçleri yetermiş (gibi) çok erken davranıp (bahçeye gelmişlerdi).
Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular.
ve amaçlarına ulaşmaya kararlı bir şekilde erkenden kalkıp gittiler.
Yoksulları engellemeye güçleri yeterek gittiler.
(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
(Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
Ve kararlı olarak, sabah erkenden vardılar.
- Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"
Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.
Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.
Sadece engelleme gücüne sahip (bir tavırla) erkenden gittiler.
Sırf bir men'a güçleri yeterek erkenden gittiler.
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
(Fakirleri) men'e (sanki) gücleri yetecek adamlar tavriyle erkenden gitdiler.
Güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
(Yoksulları) alıkoymaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler.
Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.
(Çaresizleri) mahrum bırakmak amacıyla planladıkları şekilde erkenden gittiler.
Karar verdikleri gibi erkenden hırsla oraya vardılar.
(Zanlarınca yoksulları) Engellemeye güç yetirenler olarak erkenden gittiler.
Varlıklı oldukları halde (muhtaçları) engellemek için erken yola çıktılar.
Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.
And thus they finally and firmly resolved not to be moved from their purpose and course of action.
they left early, bent on their purpose-
And they opened the morning, strong in an (unjust) resolve.
They went forth early, believing that they had the power (to gather the fruit). dipnot 1
They left early, intent on carrying out their scheme.
And they went in the morning with strong intention, thinking that they have power (to prevent the poor taking anything of the fruits therefrom).
They set out early morning, [considering themselves] able to grudge.
And they repaired to the garden early with the dawn (thinking about themselves as) having the power to shut out (the poor from entry).
And they went forth early, determined upon their purpose.
They were sure of their harvest.
And they went early deciding to be stingy.
They went, ready to harvest.
And they went forth early, with a determined purpose.
And in the morning they went, strong in this (evil) resolve.
And they went forth early, determined on interdiction.
They went betimes, strong in (this) purpose.
They left early in the morning bent on this purpose.
– and early they went, strongly bent upon their purpose.
And they proceeded early, totally fixated on their purpose.
And they went, ready to harvest.
They were so absolutely sure of their harvest.
And they went early in determination, [assuming themselves] able.
And they went early, determined upon their purpose.
And early they went strong in their resolve (to keep the poor away).
And they opened the morning, strong in an (unjust) claim.
And in early hours they rushed quickly, while they were (assuming themselves) powerful (to pluck the fruits and prevent the poor.)
And they went, ready to harvest.