Diyanet İşleri
(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.
Kalem suresi
Kalem suresi, 27. ayet. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Bahçe sahipleri kıssası Kalem 17–33 3
(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.
(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.
(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.
Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.
Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler.
Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 26–27. ayetler için yazılmıştır.
26. “Fakat bahçeyi” Yüce Allah’ın sözünü ettiği şekilde “kapkara kesilmiş” bir halde “görünce” hayret ve dehşet ile “dediler ki: Biz kesinlikle yolumuzu şaşırdık.” Yolumuzu kaybettiğimiz için bahçemizi bulamadık, bu geldiğimiz yer başka bir yer olsa gerek!
27. Ancak onun kendi bahçeleri olduğunu anlayıp da akılları başlarına geldiğinde: “Hayır, aksine biz” ondan “mahrum bırakıldık” dediler ve böylelikle bunun bir ceza olduğunu idrâk ettiler.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bilakis, fakirleri engellemeye dair bizden sadır olan karardan ötürü bahçenin meyvelerini toplamaktan mahrum bırakıldık.
Aynı kök: حرم (83 geçiş) · Ortak kavram: Helâl ve Haram
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size…
Aynı kök: حرم (83 geçiş) · Ortak kavram: Helâl ve Haram
(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın…
Aynı kök: حرم (83 geçiş) · Ortak kavram: Helâl ve Haram
(Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, (namazda) Mescid-i Haram'a doğru dön. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, sizin…
Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri
Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik…
Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri
Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.
Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri
Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: "Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm."
Ortak kavram: Helâl ve Haram
Bulutu üstünüze gölge yaptık. Size, kudret helvası ile bıldırcın indirdik. "Verdiğimiz rızıkların iyi ve güzel olanlarından yiyin" (dedik). Onlar…
Ortak kavram: Helâl ve Haram
Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
"(Hayır)! Aksine biz mahrum bırakıldık!" dipnot 1 (diye sızlanmışlardı).
(Akılları başlarına gelince), "Hayır, biz mahrum edilmişiz" dediler.
(ve sonra da) "Hayır, galiba elimizden çıkmış!" (dediler).
"Hayır, (doğru yerdeyiz ama) biz yitirmişleriz!" (dediler).
"Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
"Hayır, yoksun bırakıldık!"
- Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"
"Yok, doğrusu biz yoksun bırakıldık."
'Yok, doğrusu biz yoksun bırakıldık.'
Yok, biz mahrum edilmişiz." dediler.
Yok biz mahrum edilmişiz
"Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız."
"Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız."
Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız.
"Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
(Sonra hakıykatı anlayınca da) "Hayır, biz mahrum (kalmış) larız".
Hayır, belki de biz mahrum bırakıldık.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Bilâkis biz, mahrum bırakıldık.
"Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık!"
Hayır, meğer mahrum bırakılan bizmişiz dipnot 1 !"
"Hayır hayır, biz yoksun bırakıldık!"
Hayır! Biz mahrum bırakıldık.
-Hayır, Biz mahrum bırakıldık.
"Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz."
But having recognized the calamity, they said : "We have suffered a big loss; we will get no return for our labour and effort, and our expectant waiting has come to a moist mirage in desert eyes".
No- we are ruined!’
"Indeed we are shut out (of the fruits of our labour)!"
rather, we are utterly ruined." dipnot 1
No, the truth is we are destitute!’
(Then they said): "Nay! Indeed we are deprived of (the fruits)!"
‘No, we are deprived!’
`Rather we have been deprived (of all the fruit of our labour), Indeed we have lost every thing. '
nay, rather we have been robbed!'
We have lost everything.
Nay, we are forbidden (its fruit)!'
"Now, we have nothing!"
But when they found it to be their own garden, they cried, verily we are not permitted to reap the fruit thereof.
"Nay! We are made to suffer privation. "
No indeed, (but) we are dispossessed!"
Nay, but we are desolate!
No. In fact we have been deprived of it."
- [and then, ] "Nay, but we have been rendered destitute!"
In fact, we have been deprived ˹of our livelihood˺."
"Now, we have nothing!"
"Now, we have nothing!"
Rather, we have been deprived. "
“Nay, we have been deprived!”
(Then they realized), "Ah! Now we are destitute. "
"Nay! Indeed we are denied (of the fruits of our labor)!"
(Then, once they realized that the garden is the same, but it has been destroyed, they said,) "No, but we are deprived (of the fruits)."
"Now, we have nothing!"