Diyanet İşleri
Süleyman, Hüdhüd'e şöyle dedi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz."
Neml suresi
Neml suresi, 27. ayet. قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
ḳâle senenżuru eṣadaḳte em künte mine-lkâẕibîn.
Süleyman, Hüdhüd'e şöyle dedi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Hüdhüd, Sebe' melikesi ve taht Neml 20–44 3
"Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar."
"Göklerde ve yerde gizli olanı ortaya çıkaran, sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilen Allah'a secde etmesinler diye (şeytan onları yoldan çıkarmış.)"
Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Büyük Arş'ın Rabbidir.
Süleyman, Hüdhüd'e şöyle dedi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz."
"Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak."
Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: "Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı."
(30-31) "Mektup, Süleyman'dan gelmiştir. O, 'Bismillahirrahmanirrahim' diye başlamakta ve içinde 'Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslimiyet göstererek bana gelin' denilmektedir."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 27–28. ayetler için yazılmıştır.
27-28. Hüdhüd, Süleyman aleyhisselam’a bu büyük haberi verince kendini kurtardı. Süleyman aleyhisselam da bu bilgiye sahip olmadığı için hayrete düştü. Aklının kemalini, ağırbaşlılıkla ve teenni ile hareket edişini ispatlayan bir üslûpla şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun yoksa yalancılardan mısın, bakacağız. Şu mektubumu götürüp onlara ulaştır.” Bu mektubun içeriği ve mahiyeti birazdan gelecektir. “Sonra yakınlarında bir yere çekil de bak bakalım ne karşılık verecekler!” Yani fazla uzaklaşmadan, bu mektuba ne karşılık vereceklerini ve kendi aralarındaki görüş alış-verişlerini gözle!
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Süleyman -aleyhisselam- Hudhud'e şöyle demişti: "İddia ettiğinde doğru mu söylüyorsun yoksa yalancılardan mısın göreceğiz."
Aynı kıssa: Belkıs — Sebe Melikesi · Aynı kıssa: Sebe Kavmi · Aynı kıssa: Hz. Süleyman
"Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak."
Aynı kıssa: Belkıs — Sebe Melikesi · Aynı kıssa: Sebe Kavmi · Aynı kıssa: Hz. Süleyman
Dediler ki: "Biz güçlü kimseleriz ve çetin savaşçılarız. Emir senin. Ne emredeceğini düşün."
Aynı kıssa: Belkıs — Sebe Melikesi · Aynı kıssa: Sebe Kavmi · Aynı kıssa: Hz. Süleyman
"Ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin ne haber ile döneceklerine bakacağım."
Aynı kıssa: Sebe Kavmi
Andolsun, Sebe' halkı için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Biri sağda biri solda iki bahçe bulunuyordu. Onlara şöyle denilmişti: "Rabbinizin…
Aynı kıssa: Sebe Kavmi
Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini ekşi meyveli ağaçlar, acı ılgın ve biraz da sedir ağacı…
Aynı kıssa: Sebe Kavmi
Nimetlere karşı nankörlük etmeleri sebebiyle onları işte böyle cezalandırdık. Biz (bu şekilde) ancak nankörleri cezalandırırız.
Aynı kök: نظر (129 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha…
Aynı kök: نظر (129 geçiş) · Ortak kavram: Sıdk (Doğruluk)
Meryem oğlu Mesih, sadece bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler geldi geçti. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. (Nasıl ilah…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Süleyman, Hüdhüd'e) şöyle demişti: "Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.
(Süleyman): "Doğru mu söylüyorsun yoksa yalancının teki misin, göreceğiz" dedi (ve ekledi):
(Süleyman): "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan biri misin, bunu göreceğiz!" dedi,
(Süleyman) dedi ki: "Bakalım, anlattığın doğru mu, yoksa yalancılardan mısın?"
(Süleyman:) "Durup bekleyeceğiz, doğruyu mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?" dedi.
(Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.
Dedi ki: "Doğruyu mu söylüyorsun, yoksa yalancı mısın; bunu göreceğiz?"
Süleyman şöyle dedi: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz!"
Dedi ki, "Doğru mu konuştun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz."
Dedi ki, 'Doğru mu konuştun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.'
(Süleyman) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.
Bakalım, dedi: sadık mısın yoksa yalancılardan mı oldun?
Süleyman, Hudhud'a: "Bakacağız! Doğru mu söyledin yoksa yalan mı!" dedi.
Süleyman, Hudhud'a: "Bakacağız! Doğru mu söyledin yoksa yalan mı!" dedi.
Süleyman, Hudhud'a: "Bakacağız! Doğru mu söyledin yoksa yalan mı!" dedi.
(Süleyman:) "Durup bekleyeceğiz, doğruyu mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?" dedi.
(Süleyman) dedi: "Bakalım, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun"?
Dedi ki: Bakalım, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?
(15-44) Yemin olsun ki biz Davud'a ve Süleyman'a ilim ver dik / bilgi verdik. Her ikisi de dedi ki Allah'a hamdolsun , Mümin kullarının çoğundan bizi üstün tuttu . Süleyman Davut'a mirasçı oldu ve dedi ki ey insanlar bana kuşlarla konuşmak / kuş mantığı öğretildi, bana her şeyden verildi, kesinlikle bu apaçık bir üstünlüktür. Süleyman insanlardan, cinlerden ve kuşlardan oluşan ordusunu topladı. Onlar da bir düzenle sevk oldular. Ta ki karınca vadisine vardılar, o vakit bir karınca dedi ki; Hey karıncalar yuvalarınıza meskenlerinize girin, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin. Süleyman karıncanın sözüne tebessüm ederek gülümsedi, Rabbim beni düzene koy ki bana ve anne babama verdiğin nimetlerine şükredeyim ve de razı olduğun salih ameller yapayım, salih kullarınla beraber beni de rahmetine dahil et dedi. Kuşlara şöyle bir göz attı, sonra dedi ki, neden hüd hüdü göremiyorum ? Yoksa o kayıp mı oldu? Ona şiddetli bir azap ile azap edeceğim yahut onun boğazını keseceğim (mezbaha) ya da bana apaçık bir ispatlayıcı / bir delil getirir. Uzun olmayan bir süre sonra hüd hüd geldi ve dedi ki kimsenin fark etmediği yaşadığım bir haberi Sebe den ben fark ettim ve sana getirdim, ben onlara meliklik yapan bir kadın buldum, ona her şeyden verilmiş, ve ayrıca büyük bir tahtı da var, onu ve kavmini Allah'ın dışında güneşe secde ederlerken buldum , şeytan onlara bu amellerini süslemiş, onları yoldan çıkarmış / saptırmış onlar da bir türlü yolu bulamıyorlardı, üstelik, gökte ve yerdeki saklı olanı ortaya çıkar an, gizlediklerini ve açığa çıkardıklarını bilen Allah'a secde etmiyorlardı. Allah! Ondan başka ilah yoktur , çok büyük tahtın Rabbidir. Süleyman d edi ki , doğru musun yahut yalancı mısın bakacağız , g it ve bu mektubumu onlara bırak , sonra onlardan geri çekil ve bak bakalım geri bana ne döndürecekler? Kadın dedi ki , ey ileri gelenler muhakkak ki bana verilmiş bir mektup bırakıldı , kesinlikle O, Süleyman'dandır, mektup, acıyan ve esirgeyen Allah'ın adıyla başlıyor , asla bana baş kaldırmayın ve teslim olmuş şekilde bana gelin diye yazıyor. Kadın dedi ki ey ileri gelenler ba na bu işimde kanaat bildirin / fetva verin. Sizler de şahit olmadan işleri kestirip atmış değilim. Dediler ki bizler kuvvetçe ulularız , şiddetli savaşta da ulularıyız, emir senindir bak, ne emredeceksen emret. Kadın dedi ki muhakkak ki mülk sahipleri ne zaman ki bir memlekete girmişlerse orayı bozarlar / ifsat ederler, izzetli olan halkını zilletli yaparlar , tam olarak bu şekilde davranırlar, şimdi ben onlara bir hediye ile bir elçi göndereyim, bir bakalım elçiler ne ile geri dönecekler. Elçiler Süleyman'a geldiklerinde Süleyman dedi ki bana mal yardımında mı bulunuyorsunuz? Allah sizin verdiğinizden daha hayırlısını bana zaten verdi, sizler hediyelerinizle mutlu mu oluyorsunuz . Geri dönün ve onlara karşı duramayacakları bir ordu ile varacağımızı, onları da oradan zillet içerisine ve aşağılanmış olarak çıka racağımızı söyleyin. Süleyman dedi ki, Ey ileri gelenler , hanginiz o kadının tahtını , onların teslim ol muş vaziyette bana gelmelerinden önce bana getirir. Cinlerden ifrit dedi ki ben onu sen oturduğun yerden / makamından kalkmadan önce sana getiririm, benim bu konuya kesinlikle gücüm yeter v e güvenilir biriyim. Yanında kitaptan bilgisi olan biri de dedi ki ben onu sana göz kapaklarını kırpmadan önce getiririm. Onu / kadının tahtını yanında kurulu vaziyette gördüğü gibi dedi ki bu Rabbimin hazinesindendir / fazlındandır , Beni şükredecek miyim yahut yok mu sayacağım diye imtihan ediyor, her kim şükrederse muhakkak ki kendi nefsi için teşekkür e tmiştir, her kim de yok sayar / görmezden gelirse muhakkak ki rabbim zengindir , (kendi kendine yeterlidir ) vericidir / ikram sahibidir. Süleyman dedi ki o kadının arşını belirsiz hale / tanınmaz hale getirin, bakalım yola mı girecek yahut yola girmeyenlerden mi olacak? Ne zaman ki kadın geldi ona bu senin tahtın mı denildi? Kadın dedi ki sanki o, bunun bilgisi ondan önce bize verilmişti (Biz biliyorduk zaten) ve teslim olanlar olduk. Allah'ın dışında tap tıklarının olması on u engellemiş idi , Muhakkak ki o kadın, kafir bir kavmindendi, O kadına den ildi ki köşke gir , tam girecekken onun derin bir su gibi değerlendirdi ve paçasını sıvadı / kaldırdı, Süleyman d edi ki köşk, parlatılmış şeffaf kristaldendir / billurdandır. O Kadın dedi ki rabbim ben nefsime kesinlikle zulmettim ve ben Süleyman'la beraber alemlerin Rabbine teslim oldum.
Süleyman, Hüdhüd'e şöyle dedi: “Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz.”
(Süleyman): "Bakalım, dedi, doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın?"
Süleyman dedi ki: "Doğru mu söylüyorsun yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz!
Süleyman dedi ki, bakacağız; doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın?
Süleyman:Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız dedi.
Süleyman: -Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız, dedi.
Süleyman dedi: "Doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz!"
And there Sulayman said: "We will see whether you have stated the truth or you are one of those speaking falsely or conveying a false impression!"
Solomon said, ‘We shall see whether you are telling the truth or lying.
(Solomon) said: "Soon shall we see whether thou hast told the truth or lied!
Solomon said: "Soon shall we see whether you have spoken the truth or are one of those that lie.
He said, ‘We will soon see if you have told the truth or are a liar.
[Sulaimân (Solomon)] said: "We shall see whether you speak the truth or you are (one) of the liars.
He said, ‘We shall see whether you are truthful, or if you are one of the liars. ’
(Thereupon Solomon) said, `We will now look into it and see whether you have spoken the truth or whether you are of the liars.
Said he, 'Now We will see whether thou hast spoken truly, or whether thou art amongst those that lie.
Solomon said: "We will see whether you are telling the truth or simply fabricating a story. "
Said he, 'We will see whether thou hast told the truth, or whether thou art of those who lie.
He said, "We will see if you are being truthful or are one of those who lie."
Solomon said, we shall see whether thou hast spoken the truth, or whether thou art a liar.
"Allah, there is no God but He, the Lord of the Mighty Throne!"
He said, "We will soon look whether you have (spoken) sincerely or whether you are among the liars.
(Solomon) said: We shall see whether thou speakest truth or whether thou art of the liars.
(Solomon) said: 'We shall see if you speak the truth or you are a liar.
Said [Solomon]: "We shall see whether thou hast told the truth or art one of the liars!
Solomon said, "We will see whether you are telling the truth or lying.
He said: "We will see if you are being truthful or are one of those who lie. "
(Solomon) said, "We will see if you told the truth, or if you are a liar.
[Solomon] said, "We will see whether you were truthful or were of the liars.
He said: “We will see if thou hast spoken truly or art of the liars.
Solomon listened to the report and decided to carry out further investigation to ascertain the truth. Said he, "We shall see whether you have told the truth or are one of the liars."
(Sulaiman) said: "Soon shall we see if you have told the truth or you are one of the liars!
He (Sulaimān) said, "We shall see whether you have told the truth or you are one of the liars.
He said: "We will see if you are being truthful or are one of those who lie."