Ankebût suresi

Ankebût suresi, 38. ayet

Ankebût suresi, 38. ayet. وَعَادًا وَثَمُودَا۟ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَٰكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَعْمَٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُوا۟ مُسْتَبْصِرِينَ

ve`âdev veŝemûde veḳat tebeyyene leküm mim mesâkinihim. vezeyyene lehümü-şşeyṭânü a`mâlehüm feṣaddehüm `ani-ssebîli vekânû müstebṣirîn.

Diyanet İşleri

Ad ve Semud kavimlerini de helak ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. Şeytan, onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Halbuki onlar gözü açık kimselerdi.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Ankebût 35–41 · surenin 38. ayeti / 69

Konu Şu'ayb, Âd, Semûd, Kārûn, Firavun ve Hâmân Ankebût 36–40 3

  1. Ankebût 35

    Andolsun biz, aklını kullanacak bir kavm için o memleketten ibret alınacak apaçık bir delil bıraktık.

  2. Ankebût 36

    Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Şu'ayb, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Ahiret gününe ümit besleyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.

  3. Ankebût 37

    Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

  4. 38

    Ad ve Semud kavimlerini de helak ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. Şeytan, onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Halbuki onlar gözü açık kimselerdi.

  5. Ankebût 39

    Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da helak ettik. Andolsun, Musa kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip (azabımızdan) kurtulamazlardı.

  6. Ankebût 40

    Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

  7. Ankebût 41

    Allah'tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

38. Yani Biz, Âd ve Semud’a da bunun benzerini yaptık. Onların kıssaları hepinizce malumdur. Gözlerinizle onların meskenlerini ve gride bıraktıkları kısmen de olsa görmektesiniz. Peygamberleri kendilerine basireti açacak, gerçeği gösterecek apaçık belgelerle gelmiş olduğu halde onları yalanladılar, peygamberleri ile mücadeleye giriştiler.

“Şeytan onlara amellerini süsledi” de yaptıklarının, peygamberlerin kendilerine getirdiklerinden daha üstün olduğunu zannettiler.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Aynı şekilde Âd'ı, Hûd'un kavmini ve Salih'in kavmi Semûd'u da helak ettik. -Ey Mekke ahalisi!- Hadramevt’teki Şihr'de ve Hicr'de onların helak olduklarını size gösteren meskenleri apaçık belli olmuştur. Bomboş evleri bunun bir şahididir. Şeytan onlara işledikleri küfür ve diğer günahları güzel göstererek onları dosdoğru yoldan çıkardı. Onlar, peygamberlerinin onlara öğrettikleriyle hak olanı ve sapıklığı, rüştü ve azgınlığı bilen kimselerdi. Fakat onlar, hidayete uymak yerine arzularına uymayı tercih ettiler.

Kelimeler

16 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَعَادًۭا ve aaden ve Ad'ı kök: عود
  2. وَثَمُودَا۟ ve semude ve Semud'u
  3. وَقَد ve kad ve gerçekten
  4. تَّبَيَّنَ tebeyyene bu belli olmaktadır kök: بين
  5. لَكُم lekum size
  6. مِّن min -den
  7. مَّسَـٰكِنِهِمْ ۖ mesakinihim oturdukları yerler- kök: سكن
  8. وَزَيَّنَ ve zeyyene ve süsledi kök: زين
  9. لَهُمُ lehumu onlara
  10. ٱلشَّيْطَـٰنُ ş-şeytanu şeytan kök: شطن
  11. أَعْمَـٰلَهُمْ ea'malehum yaptıkları işlerini kök: عمل
  12. فَصَدَّهُمْ fe saddehum ve onları çıkardı kök: صدد
  13. عَنِ ani -dan
  14. ٱلسَّبِيلِ s-sebili yol- kök: سبل
  15. وَكَانُوا۟ vekanu ve oldular kök: كون
  16. مُسْتَبْصِرِينَ mustebsirine görenlerden kök: بصر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: صدد (42 geçiş) · Aynı kök: زين (46 geçiş) · Aynı kök: شطن (88 geçiş)

    "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu…

  • Aynı kök: صدد (42 geçiş) · Aynı kök: زين (46 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkar edilir mi? Halbuki onlar, Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz…

  • Aynı kök: صدد (42 geçiş) · Aynı kök: زين (46 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    (36-37) Firavun dedi ki: "Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Musa'nın ilahını görürüm(!) Çünkü ben,…

  • Aynı kök: زين (46 geçiş) · Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Ortak kavram: Şeytan

    Hiç olmazsa onlara azabımız geldiği zaman yakarıp tövbe etselerdi ya.. Fakat (onu yapmadılar) kalpleri katılaştı. Şeytan da yapmakta olduklarını…

  • Aynı kök: زين (46 geçiş) · Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Ortak kavram: Şeytan

    Hani şeytan onlara yaptıklarını süslemiş ve, "Bu gün artık insanlardan size galip gelecek (kimse) yok, mutlaka ben de size yardımcıyım." demişti.…

  • Aynı kök: زين (46 geçiş) · Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Ortak kavram: Şeytan

    Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar…

  • Aynı kök: عود (63 geçiş) · Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Ortak kavram: Şeytan

    Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Alışveriş de faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah,…

  • Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Ortak kavram: Şeytan · Ortak kavram: Yol (sebîl)

    İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde, siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

79 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Âd ve Semûd'u da (helak etmiştik). Sizin için, (onların durumu) oturdukları yerler(in kalıntıların)dan anlaşılmaktadır. Şeytan, yaptıkları işleri kendilerine süslü göstermiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. (Oysa) bakıp görebilecek durumdaydılar.

Mustafa İslamoğlu

Onlara ait mesken kalıntılarının da ayan açık önünüze koyduğu gibi, Ad ve Semut da (benzer bir akıbete uğradı); zira Şeytan onlara işledikleri (kötülükleri) süslü göstermişti: sonunda onlar, üstelik açıkgöz ve uyanık (geçinen) kimseler oldukları halde yoldan saptılar.

Muhammed Esed

Mesken ve barınakların(ın kalıntıların)dan açıkça görüleceği gibi, Ad ve Semud (kavimlerini de yok ettik). (Onlar yıkılıp gittiler.) Çünkü Şeytan onlara işledikleri (günahları) güzel gösterdi ve böylece onları, hakikati kavrama yeteneğine sahip oldukları halde, (Allah'ın) yol(un)dan alıkoydu.

Ahmed Hulusi

Ad ve Semud'a (da böyle yaptık). . . Onların meskenlerinden durumlarını anlamışsınızdır. . . Şeytan kendilerine yaptıklarını süsledi de onları (Hak) yoldan engelledi. . . Gerçeği anlayacak halde olmalarına rağmen!

Ali Bulaç

Ad'ı ve Semud'u da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan süsleyip çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi.

Ali Özek ve heyeti

Âd ve Semûd’u da (helâk ettik). Sizin için, (onların başına nelerin geldiği) oturdukları yerlerden apaçık anlaşılmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar.

Ali Rıza Safa

Âd ve Semud da öyle. Yerleşim yerlerinden açıkça belli oluyor. Şeytan, yaptıklarını kendilerine çekici göstermiş; böylece yoldan alıkoymuştu. Oysa gerçeği görebilirlerdi.

Bayraktar Bayraklı

Ad ve Semud toplumlarını da helak ettik. Helakleri, evlerinin kalıntılarından size belli olmaktadır. Şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterip, onları doğru yoldan çıkarmıştı. Oysa onlar gerçeği görebilirlerdi.

Edip Yüksel

Aynı şekilde, Ad ve Semud'u da... Akıbetleri, oturmuş oldukları yerlerden size belli olmaktadır. Sapkın işlerini onlara süslü göstererek onları yoldan saptırdı. Halbuki görüp anlayacak yeteneğe sahiptiler.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Aynı şekilde, Ad ve Semud'u da... Akibetleri, oturmuş oldukları yerlerden size belli olmaktadır. Şeytan işlerini onlara süslü göstererek onları yoldan saptırdı. Halbuki görüp anlayacak yeteneğe sahiptiler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ad ve Semud'a da (peygamberler gönderdik) ki, size bunlar, meskenlerinden belli olmaktadır. Şeytan, onlara yaptıklarını güzel göstermiş ve kendilerini yoldan çevirmişti; halbuki, gözleri açık adamlardılar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ade de, Semude de ki size bunlar meskenlerinden belli olmaktadır, Şeytan onlara amellerini tezyin etmişti de kendilerini yoldan çevirmişti, halbuki gözleri açık adamlar idiler

Erhan Aktaş

Ad ve Semud'un sonları da yurtlarının durumundan size belli olmaktadır. Şeytan yaptıklarını güzel göstererek onların yanlış yolu seçmelerine sebep oldu. Oysaki doğruyu görebilirlerdi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Âd ve Semud'un sonları da yurtlarının durumundan size belli olmaktadır. Şeytan yaptıklarını güzel göstererek onların yanlış yolu seçmelerine sebep oldu. Oysaki doğruyu görebilirlerdi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ad ve Semud'un sonları da yurtlarının durumundan size belli olmaktadır. Şeytan yaptıklarını güzel göstererek onların yanlış yolu seçmelerine sebep oldu. Oysaki doğruyu görebilirlerdi.

Gültekin Onan

Ad'ı ve Semud'u da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan süsleyip çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi.

Hasan Basri Çantay

Aad ile Semudu da (helak etdik. Onların başına neler geldiği) hakıykat sizin için el'an (o haraab) evleri (ciheti) nden belli olmakdadır. Uyanık (insan) lar oldukları halde şeytan onların amel (ve hareket) lerini süsleyib kendilerini yoldan sapdırmışdır.

İbni Kesir

Ad ve Semud kavmini de. Bunu, oturdukları yerlerden anlamaktasınız. Şeytan kendilerine yaptıkları şeyleri güzel göstermişti de onları doğru yoldan alıkoymuştu. Halbuki kendileri bunu anlayacak durumda idiler.

Mehmet Alagaş

(38) Ad ve Semud, sizlere onların meskenleri belli edildi, şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterdi, uyanık tipler olmalarına rağmen onları, yollarından alıkoydu.

Rowwad Tercüme Merkezi

Âd ve Semûd kavmini de (helak ettik). Onların meskenlerinden bu size belli olmaktadır. Şeytan onlara amellerini süsledi de onları (doğru) yoldan alıkoydu. Hâlbuki onlar akılları ile bunu kavrayacak durumda idiler.

Süleyman Ateş

Ad ve Semud'u da (helak ettik). Bu, oturdukları yerlerden size belli olmaktadır. Şeytan onlara yaptıkları işleri süsleyip onları yoldan çıkardı. Oysa bakıp ibret alabilirlerdi (ama almadılar).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Ad ile Semud'un başına gelenleri de kalıntılarına bakıp kesin olarak anlarsınız. Şeytan, yaptıklarını süslü göstermiş ve onları yoldan çıkarmıştı. Oysa onlar ilerisini görebilen kimselerdi.

Şaban Britch

Ad ve Semud kavimlerini (helak ettik). Onların meskenlerinden bu apaçık size belli olmuştur. Şeytan, onlara yaptıklarını güzel göstermiş ve onları (hak) yoldan alı koymuştur. Oysa onlar basiret sahibi kimselerdi.

Şaban Piriş

Ad ve Semud kavimlerini yok ettik. Onların meskenlerinden bu apaçık size belli olmuştur. Şeytan, onlara yaptıklarını güzel göstermiş ve onları yoldan çıkarmıştı. Oysa onlar gerçeği görebilirlerdi.

Yaşar Nuri Öztürk

Ad'ı, Semud'u da böyle yaptık. Bu, onların yurtlarından/meskenlerinden açıkça belli olmaktadır. Şeytan onlara amellerini süsleyip püslemişti de kendilerini yoldan çıkarmıştı. Oysaki, bakıp görebilen insanlardı.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Similarly ill-fated were the "'Aadites -of 'Aad- and the Thamudites –of Thamud-, and the remains of their decayed and fallen building and towns stand for you people as the living evidence of their fatal consequence. AL-Shaytan (Satan) allured them to brighter worlds and a happier destiny as a logical result or sequence to their doing and he led the way. He succeeded in blinding their eyes to the path of righteousness and led them by the nose to their loss in the maze of error, notwithstanding their intellect, for they were people who possessed enough intelligence.

Abdul Haleem

[Remember] the tribes of 'Ad and Thamud: their history is made clear to you by [what is left of] their dwelling places. Satan made their foul deeds seem alluring to them and barred them from the right way, though they were capable of seeing.

Abdullah Yusuf Ali

(Remember also) the 'Ad and the Thamud (people): clearly will appear to you from (the traces) of their buildings (their fate): the Evil One made their deeds alluring to them, and kept them back from the Path, though they were gifted with intelligence and skill.

Abul A'la Maududi

And We destroyed Ad and Thamud, whose dwellings you have observed. dipnot 1 Satan had embellished their deeds for them and had turned them away from the Right Path although they were a people of clear perception. dipnot 2

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Every Arab was acquainted with the lands where these two nations had lived. The whole of southern Arabia now known as Ahqaf, Yaman and Hadramaut, was the land of Aad in the ancient times, and the Arabs knew it. The whole area in the north of the Hijaz, from Rabigh to Aqabah and from Madinah and Khaiber to Taima and Tabuk. still abounds with Thamudic monuments, which must have been more prominent than they are today in the time when the Quran was being revealed.
  2. metne dön, dipnot 2
    That is, "They were not ignorant and foolish people, but were the most civilized people of their own times. They performed and carried out their worldly duties and chores very carefully and intelligently. Therefore, it cannot be said that Satan deluded them and pulled them on to his way by artifice and deception. Nay, they adopted the way shown by Satan with open eyes and with full understanding because it promised great pleasures and advantages; and they abandoned the way presented by the prophets because it appeared to be colorless, tasteless and troublesome due to moral restrictions."

Aisha Bewley

And ‘Ad and Thamud – it must be clear to you from their dwelling places! Shaytan made their actions seem good to them and so debarred them from the Way, even though they were intelligent people.

Al-Hilali & Khan

And ‘Âd and Thamûd (people)! And indeed (their destruction) is clearly apparent to you from their (ruined) dwellings. Shaitân (Satan) made their deeds fair-seeming to them, and turned them away from the (Right) Path, though they were intelligent.

Ali Quli Qarai

And ‘Ād and Thamūd, [whose fate] is evident to you from their habitations. Satan made their deeds seem decorous to them, thus he barred them from the way [of Allah], though they used to be perceptive.

Amatul Rahman Omar

And (We destroyed the tribes of) `âd and Thamûd; and (this) must have become clear to you from their dwellings. Satan made their (evil) deeds fair-seeming to them and (by making them take pride in their doings) turned them away from the right way, though they were enlightened and sagacious people.

Arthur John Arberry

And Ad, and Thamood -- it has become clear to you from their dwelling-places; and Satan decked out fair to them their works, and barred them from the way, though they saw clearly.

Bijan Moeinian

Equally, as you have visited their ruins, the wicked people of Ad and Thamud were destroyed. The Satan made their deeds pleasing in their eyes and misled them from the right path, and this in spite of the fact that they were sensible people.

E. Henry Palmer

And 'Ad and Thamud - but it is plain to you from their habitations; for Satan made seemly to them their works, and turned them from the way, sagacious though they were!

Edip-Layth

And Aad and Thamud. Much was made apparent to you from their dwellings. The devil had adorned their works in their eyes, thus he diverted them from the path, even though they could see.

George Sale

And We also destroyed the tribes of Ad, and Thamud; and this is well known unto you from what yet remains of their dwellings. And Satan prepared their works for them, and turned them aside from the way of truth; although they were sagacious people.

Hamid S. Aziz

But they denied him; and the convulsion seized them, and on the morrow they lay prostrate in their dwellings.

Mahmoud Ghali

And Aad and Thamûd-and (their fate) is already evident to you from their dwellings. And Ash-Shaytan (The ever-vicious, i.e., the Devil) adorned for them their deeds, (i.e., made their deeds attractive to them) so he barred them from the way, (though) they used to be keen beholders.

Marmaduke Pickthall

And (the tribes of) A'ad and Thamud! (Their fate) is manifest unto you from their (ruined and deserted) dwellings. Satan made their deeds seem fair unto them and so debarred them from the Way, though they were keen observers.

Mohamed Ahmed - Samira

And (remember) 'Ad and Thamud. It will be clear to you from their habitations (how they were destroyed), for Satan had made their deeds look attractive to them, and turned them away from the path; and yet they were a people of acumen.

Muhammad Asad

AND [the tribes of] Ad and Thamud [too, did We destroy -] as should have become obvious to you from [whatever there remains of] their dwellings. [They perished] because Satan had made their [sinful] doings seem goodly to them, and thus had barred them from the path [of God] despite their having been endowed with the ability to perceive the truth.

Mustafa Khattab

And the people of ’Ȃd and Thamûd ˹met a similar fate˺, which must be clear to you ˹Meccans˺ from their ruins.[1] Satan made their ˹evil˺ deeds appealing to them, hindering them from the ˹Right˺ Way, although they were capable of reasoning.

Progressive Muslims

And 'Aad and Thamud. Much was made apparent to you from their dwellings. The devil had adorned their works in their eyes, thus he diverted them from the path, even though they could see.

Rashad Khalifa

Similarly, 'Aad and Thamoud (were annihilated). This is made manifest to you through their ruins. The devil had adorned their works in their eyes, and had diverted them from the path, even though they had eyes.

Sahih International

And [We destroyed] 'Aad and Thamud, and it has become clear to you from their [ruined] dwellings. And Satan had made pleasing to them their deeds and averted them from the path, and they were endowed with perception.

Sam Gerrans

And ʿĀd and Thamūd: — and it has become clear to you from their dwellings — (and the satan made their deeds fair to them, and turned them away from the path when they were endowed with perception)

Shabbir Ahmed

And (the tribes of) Aad and Thamud! Their fate is manifest to you from their ruined dwellings. Satan had made their doings seem goodly to them, and thus had barred them from the Path. And they were people who were endowed with vision!

Syed Vickar Ahamed

And (also remember) the 'Ad and the Samood (Thamud people): From (the remains) of their buildings (their fate) will appear clearly to you: The Satan made their actions look nice to them, and kept them away from the (right) Path, though they were gifted with intelligence and ability.

Taqi Usmani

And (We destroyed) ‘Ād and Thamūd, and it is visible to you through their dwellings. And the Satan had beautified for them their deeds, so he prevented them from the (right) way, even though they were people of insight.

The Monotheist Group

And 'Aad and Thamud. Much was made apparent to you from their dwellings. The devil had adorned their works in their eyes, thus he diverted them from the path, even though they could see.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Ankebût suresi, 38. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Ankebût suresi, 38. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Ankebût suresi, 38. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩