Diyanet İşleri
Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Ankebût suresi
Ankebût suresi, 37. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ
fekeẕẕebûhü feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.
Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Şu'ayb, Âd, Semûd, Kārûn, Firavun ve Hâmân Ankebût 36–40 3
Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz.
Andolsun biz, aklını kullanacak bir kavm için o memleketten ibret alınacak apaçık bir delil bıraktık.
Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Şu'ayb, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Ahiret gününe ümit besleyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.
Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Ad ve Semud kavimlerini de helak ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. Şeytan, onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Halbuki onlar gözü açık kimselerdi.
Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da helak ettik. Andolsun, Musa kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip (azabımızdan) kurtulamazlardı.
Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 36–37. ayetler için yazılmıştır.
36. Yani biz bilinen ve meşhur bir kabile olan “Medyen” ahalisine “de kardeşleri Şuayb’ı” peygamber olarak “gönderdik.” O da kendilerine yalnızca Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerini, öldükten sonra dirilişe iman edip bunun gerçekleşeceğine o gün için amel ederek ümit beslemeyi emretti. Yeryüzünde ölçü ve tartıları eksilterek ve yol kesiciliği yaparak da fesad çıkarmaktan vazgeçmelerini istedi.
37. “Onu yalanladılar. Bunun üzerine onları o sarsıntı” yani Allah’ın azabı “yakaladı da yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Ancak kavmi onu yalanladı ve bu yüzden deprem onları vurdu. Evlerinde yüzleri üzerine düşüverdiler ve topraklar yüzlerine yapıştı da hareket edemediler.
Aynı kök: جثم (5 geçiş) · Aynı kök: رجف (8 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Şuayb
Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.
Aynı kök: جثم (5 geçiş) · Aynı kök: رجف (8 geçiş) · Aynı kök: صبح (45 geçiş)
Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.
Aynı kök: جثم (5 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Şuayb · Aynı kök: صبح (45 geçiş)
(Azap) emrimiz gelince, Şu'ayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses…
Aynı kök: صبح (45 geçiş) · Aynı kök: دور (55 geçiş)
İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, "Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasında koşup durduklarını…
Aynı kök: رجف (8 geçiş)
Musa, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Musa, "Ey Rabbim! Dileseydin onları da…
Aynı kök: رجف (8 geçiş)
(60-61) Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine'de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan)…
Aynı kök: رجف (8 geçiş)
Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü (kıyameti) hatırla.
Aynı kıssa: Hz. Şuayb
Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Kavmi) onu yalanlamıştı. Kendilerini (korkunç) bir sarsıntı yakalamıştı ve yurtlarında diz üstü çökmüşlerdi. dipnot 1
Ne var ki onu yalanladılar; derken şiddetli bir sarsıntı onları ansızın yakalayıverdi ve kendi yurtlarında cansız donakaldılar.
Fakat, halkı o'nu yalanladı. Bu yüzden bir yer sarsıntısına maruz kaldılar ve yurtlarında cansız bir şekilde yere serildiler.
Onu (Şuayb'ı) yalanladılar. . . Bu yüzden onları o şiddetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökmüş halde kaldılar.
Ancak onu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.
Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
Yine de Onu yalanladılar. Sonunda, zorlu bir sarsıntı onları yakaladı ve kendi ülkelerinde diz üstü çöküp kaldılar.
Fakat onu yalanladılar; bu yüzden, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında dizüstü çöküverdiler.
Onu yalanladılar, nihayet kendilerini bir deprem yakaladı ve evlerinde diz üstü çöküp kaldılar.
Onu yalanladılar, nihayet kendilerini bir deprem yakaladı ve evlerinde diz üstü çöküp kaldılar.
Buna karşı onu yalanladılar. Derken, onları o sarsıntı tutuverdi de yurtlarında dizleri üstü çöke kaldılar.
Buna karşı onu tekzib ettiler, derken onları o recfe tutuverdi de yurdlarında dizleri üstü çöke kaldılar
Fakat onu yalanladılar. Bu nedenle onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında dizüstü çöke kaldılar.
Fakat onu yalanladılar. Bu nedenle onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında dizüstü çöke kaldılar.
Fakat onu yalanladılar. Bu nedenle onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı; yurtlarında yerle bir oldular.
Ancak onu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.
Fakat onu tekzib etdiler. Derken kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi de yurdlarından hepsi (ölü olarak) diz üstü çöke kaldılar.
Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi de oldukları yerde diz üstü çökekaldılar.
(36-37) Medyen’e kardeşleri Şuayb, dedi ki Allah’a ibadet edin, ahiret gününden umutlanın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde kargaşa çıkarmayın, O’nu yalanladılar onları bir sarsıntı aldı ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
Onu yalanladılar, bu yüzden onları (o müthiş) deprem yakaladı, yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.
Şuayb'ı yalancı saydılar. Çok geçmeden onları öyle bir sarsıntı tuttu ki yurtlarında çöküp kaldılar dipnot 1 .
Ama onlar Şuayb'a yalancı, dediler. Bunun üzerine onları, bir yer sarsıntısı yakaladı da yurtlarında dize geldiler.
Ama onu yalanladılar, bunun üzerine onları korkunç bir sarsıntı yakaladı ve oldukları yerde diz üstü çöküp kaldılar.
Ama onu yalanladılar, bunun üzerine onları korkunç bir sarsıntı yakaladı ve oldukları yerde yapışıp kaldılar.
Onu hemen yalanladılar. Bunun üzerine kendilerini o korkunç sarsıntı/korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında diz üstü çömelenler haline geldiler.
But they accused him of falsehood and in consequence they were seized by the destructive convulsion of the earth's surface which reduced them into a useless form and laid them prostrate and dead under the ruins of their demolished homes.
They rejected him and so the earthquake overtook them. When morning came, they were lying dead in their homes.
But they rejected him: Then the mighty Blast seized them, and they lay prostrate in their homes by the morning.
But they denounced him as a liar. dipnot 1 So a mighty earthquake overtook them, and by the morning they lay overturned in their houses. dipnot 2
But they denied him so the earthquake seized them and morning found them lying flattened in their homes.
And they belied him [Shu‘aib]: so the earthquake seized them, and they lay (dead), prostrate in their dwellings.
But they impugned him, whereupon the earthquake seized them, and they lay lifeless prostrate in their homes.
But (instead of obeying him) they cried him (-Shu`aib) lies. So they were caught in a violent earthquake and they became (corpses) laid down on their breasts on the ground in their dwellings.
But they cried lies to him; so the earthquake seized them, and morning found them in their habitation fallen prostrate.
They chose to disregard the message. Consequently I sent them a sever earthquake and by the morning they were all dead in their habitats.
But they called him liar; and the convulsion seized them, and on the morrow they lay in their dwellings prone.
But they denied him, thus the earthquake took them; they were then left dead in their homes.
But they accused him of imposture; wherefore a storm from heaven assailed them, and in the morning they were found in their dwellings dead and prostrate.
And unto Midian We sent their brother Shu'eyb, and he said, "My people, serve Allah, and fear the Last Day; and do not evil, making mischief in the land, (despoiling it). "
Yet they cried lies to him. Then the Commotion took them (away); so in the morning they became cowering (bodies) in their home-residence.
But they denied him, and the dreadful earthquake took them, and morning found them prostrate in their dwelling place.
But they denied him and were seized by an earthquake, and lay overturned in their homes in the morning.
But they gave him the lie. Thereupon an earthquake overtook them: and then they lay lifeless, in their very homes, on the ground.
But they rejected him, so an ˹overwhelming˺ earthquake struck them and they fell lifeless in their homes.
But they denied him, thus the Earthquake took them; they were then left dead in their homes.
They disbelieved him and, consequently, the earthquake annihilated them; they were left dead in their homes by morning.
But they denied him, so the earthquake seized them, and they became within their home [corpses] fallen prone.
Then they denied him, and the earthquake seized them, and morning found them lying prone in their home.
But they denied him. Thereupon a dreadful rainstorm and earthquake overtook them, and morning found them dead, prone in their homes. (26:189).
And they rejected him: Then the mighty earthquake seized them, and they lay overcome (face down) in their homes by the morning.
So they gave the lie to him, then they were seized by the earthquake and they remained in their homes lying on their faces.
But they denied him, so the earthquake took them; thus they became lifeless in their dwelling.