Ankebût suresi

Ankebût suresi, 37. ayet

Ankebût suresi, 37. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ

fekeẕẕebûhü feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.

Diyanet İşleri

Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Ankebût 34–40 · surenin 37. ayeti / 69

Konu Şu'ayb, Âd, Semûd, Kārûn, Firavun ve Hâmân Ankebût 36–40 3

  1. Ankebût 34

    Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz.

  2. Ankebût 35

    Andolsun biz, aklını kullanacak bir kavm için o memleketten ibret alınacak apaçık bir delil bıraktık.

  3. Ankebût 36

    Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Şu'ayb, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Ahiret gününe ümit besleyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi.

  4. 37

    Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

  5. Ankebût 38

    Ad ve Semud kavimlerini de helak ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. Şeytan, onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur. Halbuki onlar gözü açık kimselerdi.

  6. Ankebût 39

    Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da helak ettik. Andolsun, Musa kendilerine apaçık mucizeler getirmişti de yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa bizi geçip (azabımızdan) kurtulamazlardı.

  7. Ankebût 40

    Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık. Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 36–37. ayetler için yazılmıştır.

36. Yani biz bilinen ve meşhur bir kabile olan “Medyen” ahalisine “de kardeşleri Şuayb’ı” peygamber olarak “gönderdik.” O da kendilerine yalnızca Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet etmelerini, öldükten sonra dirilişe iman edip bunun gerçekleşeceğine o gün için amel ederek ümit beslemeyi emretti. Yeryüzünde ölçü ve tartıları eksilterek ve yol kesiciliği yaparak da fesad çıkarmaktan vazgeçmelerini istedi.

37. “Onu yalanladılar. Bunun üzerine onları o sarsıntı” yani Allah’ın azabı “yakaladı da yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.”

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Ancak kavmi onu yalanladı ve bu yüzden deprem onları vurdu. Evlerinde yüzleri üzerine düşüverdiler ve topraklar yüzlerine yapıştı da hareket edemediler.

Kelimeler

7 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَكَذَّبُوهُ fekezzebuhu onu yalanladılar kök: كذب
  2. فَأَخَذَتْهُمُ feehazethumu bu yüzden onları yakaladı kök: اخذ
  3. ٱلرَّجْفَةُ r-racfetu deprem kök: رجف
  4. فَأَصْبَحُوا۟ fe esbehu ve kaldılar kök: صبح
  5. فِى fi
  6. دَارِهِمْ darihim yurtlarında kök: دور
  7. جَـٰثِمِينَ casimine diz üstü çöküp kök: جثم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: جثم (5 geçiş) · Aynı kök: رجف (8 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Şuayb

    Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.

  • Aynı kök: جثم (5 geçiş) · Aynı kök: رجف (8 geçiş) · Aynı kök: صبح (45 geçiş)

    Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.

  • Aynı kök: جثم (5 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. Şuayb · Aynı kök: صبح (45 geçiş)

    (Azap) emrimiz gelince, Şu'ayb'ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses…

  • Aynı kök: صبح (45 geçiş) · Aynı kök: دور (55 geçiş)

    İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, "Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasında koşup durduklarını…

  • Aynı kök: رجف (8 geçiş)

    Musa, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Musa, "Ey Rabbim! Dileseydin onları da…

  • Aynı kök: رجف (8 geçiş)

    (60-61) Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine'de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan)…

  • Aynı kök: رجف (8 geçiş)

    Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü (kıyameti) hatırla.

  • Aynı kıssa: Hz. Şuayb

    Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

77 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

(Kavmi) onu yalanlamıştı. Kendilerini (korkunç) bir sarsıntı yakalamıştı ve yurtlarında diz üstü çökmüşlerdi. dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Benzer mesajlar: A‘râf 7:78, 91.

Mustafa İslamoğlu

Ne var ki onu yalanladılar; derken şiddetli bir sarsıntı onları ansızın yakalayıverdi ve kendi yurtlarında cansız donakaldılar.

Muhammed Esed

Fakat, halkı o'nu yalanladı. Bu yüzden bir yer sarsıntısına maruz kaldılar ve yurtlarında cansız bir şekilde yere serildiler.

Ahmed Hulusi

Onu (Şuayb'ı) yalanladılar. . . Bu yüzden onları o şiddetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökmüş halde kaldılar.

Ali Bulaç

Ancak onu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.

Ali Özek ve heyeti

Fakat onu yalancılıkla itham ettiler. Derken, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

Ali Rıza Safa

Yine de Onu yalanladılar. Sonunda, zorlu bir sarsıntı onları yakaladı ve kendi ülkelerinde diz üstü çöküp kaldılar.

Bayraktar Bayraklı

Fakat onu yalanladılar; bu yüzden, kendilerini bir sarsıntı yakalayıverdi ve yurtlarında dizüstü çöküverdiler.

Edip Yüksel

Onu yalanladılar, nihayet kendilerini bir deprem yakaladı ve evlerinde diz üstü çöküp kaldılar.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Onu yalanladılar, nihayet kendilerini bir deprem yakaladı ve evlerinde diz üstü çöküp kaldılar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Buna karşı onu yalanladılar. Derken, onları o sarsıntı tutuverdi de yurtlarında dizleri üstü çöke kaldılar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Buna karşı onu tekzib ettiler, derken onları o recfe tutuverdi de yurdlarında dizleri üstü çöke kaldılar

Erhan Aktaş

Fakat onu yalanladılar. Bu nedenle onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında dizüstü çöke kaldılar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Fakat onu yalanladılar. Bu nedenle onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında dizüstü çöke kaldılar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Fakat onu yalanladılar. Bu nedenle onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı; yurtlarında yerle bir oldular.

Gültekin Onan

Ancak onu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.

Hasan Basri Çantay

Fakat onu tekzib etdiler. Derken kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi de yurdlarından hepsi (ölü olarak) diz üstü çöke kaldılar.

İbni Kesir

Ama onu yalanladılar. Bunun üzerine kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi de oldukları yerde diz üstü çökekaldılar.

Mehmet Alagaş

(36-37) Medyen’e kardeşleri Şuayb, dedi ki Allah’a ibadet edin, ahiret gününden umutlanın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde kargaşa çıkarmayın, O’nu yalanladılar onları bir sarsıntı aldı ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.

Rowwad Tercüme Merkezi

Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.

Süleyman Ateş

Onu yalanladılar, bu yüzden onları (o müthiş) deprem yakaladı, yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Ama onlar Şuayb'a yalancı, dediler. Bunun üzerine onları, bir yer sarsıntısı yakaladı da yurtlarında dize geldiler.

Şaban Britch

Ama onu yalanladılar, bunun üzerine onları korkunç bir sarsıntı yakaladı ve oldukları yerde diz üstü çöküp kaldılar.

Şaban Piriş

Ama onu yalanladılar, bunun üzerine onları korkunç bir sarsıntı yakaladı ve oldukları yerde yapışıp kaldılar.

Yaşar Nuri Öztürk

Onu hemen yalanladılar. Bunun üzerine kendilerini o korkunç sarsıntı/korkunç titreşim yakaladı da öz yurtlarında diz üstü çömelenler haline geldiler.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

But they accused him of falsehood and in consequence they were seized by the destructive convulsion of the earth's surface which reduced them into a useless form and laid them prostrate and dead under the ruins of their demolished homes.

Abdul Haleem

They rejected him and so the earthquake overtook them. When morning came, they were lying dead in their homes.

Abdullah Yusuf Ali

But they rejected him: Then the mighty Blast seized them, and they lay prostrate in their homes by the morning.

Abul A'la Maududi

But they denounced him as a liar. dipnot 1 So a mighty earthquake overtook them, and by the morning they lay overturned in their houses. dipnot 2

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    That is, "They did not believe that the Prophet Shuaib (peace be upon him) was a Messenger of Allah and the teachings he gave were from Allah and that if they rejected him they would be punished by a torment from Allah."
  2. metne dön, dipnot 2
    "Dwelling places": the whole area and country inhabited by them.

Aisha Bewley

But they denied him so the earthquake seized them and morning found them lying flattened in their homes.

Al-Hilali & Khan

And they belied him [Shu‘aib]: so the earthquake seized them, and they lay (dead), prostrate in their dwellings.

Ali Quli Qarai

But they impugned him, whereupon the earthquake seized them, and they lay lifeless prostrate in their homes.

Amatul Rahman Omar

But (instead of obeying him) they cried him (-Shu`aib) lies. So they were caught in a violent earthquake and they became (corpses) laid down on their breasts on the ground in their dwellings.

Arthur John Arberry

But they cried lies to him; so the earthquake seized them, and morning found them in their habitation fallen prostrate.

Bijan Moeinian

They chose to disregard the message. Consequently I sent them a sever earthquake and by the morning they were all dead in their habitats.

E. Henry Palmer

But they called him liar; and the convulsion seized them, and on the morrow they lay in their dwellings prone.

Edip-Layth

But they denied him, thus the earthquake took them; they were then left dead in their homes.

George Sale

But they accused him of imposture; wherefore a storm from heaven assailed them, and in the morning they were found in their dwellings dead and prostrate.

Hamid S. Aziz

And unto Midian We sent their brother Shu'eyb, and he said, "My people, serve Allah, and fear the Last Day; and do not evil, making mischief in the land, (despoiling it). "

Mahmoud Ghali

Yet they cried lies to him. Then the Commotion took them (away); so in the morning they became cowering (bodies) in their home-residence.

Marmaduke Pickthall

But they denied him, and the dreadful earthquake took them, and morning found them prostrate in their dwelling place.

Mohamed Ahmed - Samira

But they denied him and were seized by an earthquake, and lay overturned in their homes in the morning.

Muhammad Asad

But they gave him the lie. Thereupon an earthquake overtook them: and then they lay lifeless, in their very homes, on the ground.

Mustafa Khattab

But they rejected him, so an ˹overwhelming˺ earthquake struck them and they fell lifeless in their homes.

Progressive Muslims

But they denied him, thus the Earthquake took them; they were then left dead in their homes.

Rashad Khalifa

They disbelieved him and, consequently, the earthquake annihilated them; they were left dead in their homes by morning.

Sahih International

But they denied him, so the earthquake seized them, and they became within their home [corpses] fallen prone.

Sam Gerrans

Then they denied him, and the earthquake seized them, and morning found them lying prone in their home.

Shabbir Ahmed

But they denied him. Thereupon a dreadful rainstorm and earthquake overtook them, and morning found them dead, prone in their homes. (26:189).

Syed Vickar Ahamed

And they rejected him: Then the mighty earthquake seized them, and they lay overcome (face down) in their homes by the morning.

Taqi Usmani

So they gave the lie to him, then they were seized by the earthquake and they remained in their homes lying on their faces.

The Monotheist Group

But they denied him, so the earthquake took them; thus they became lifeless in their dwelling.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Ankebût suresi, 37. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Ankebût suresi, 37. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Ankebût suresi, 37. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩