En'âm suresi

En'âm suresi, 105. ayet

En'âm suresi, 105. ayet. وَكَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلْـَٔايَٰتِ وَلِيَقُولُوا۟ دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُۥ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

vekeẕâlike nüṣarrifü-l'âyâti veliyeḳûlû deraste velinübeyyinehû liḳavmiy ya`lemûn.

Diyanet İşleri

Onlar, "Sen iyi ders almışsın" desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur'an'ı) açıklayalım diye ayetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

En'âm 102–108 · surenin 105. ayeti / 165
  1. En'âm 102

    İşte sizin Rabbiniz Allah. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O'na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir.

  2. En'âm 103

    Gözler O'nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.

  3. En'âm 104

    Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.

  4. 105

    Onlar, "Sen iyi ders almışsın" desinler diye ve bir de bilen bir toplum için onu (Kur'an'ı) açıklayalım diye ayetleri değişik biçimlerde işte böylece açıklıyoruz.

  5. En'âm 106

    Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Allah'a ortak koşanlardan yüz çevir.

  6. En'âm 107

    Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.

  7. En'âm 108

    Onların, Allah'ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah'a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.

Tefsir4

1 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

el-Muhtasar 5

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Allah'ın kudretini açıklayan delilleri ve burhanları çeşitlendirdiğimiz gibi; vaat, tehdit etme ve öğüt ile ilgili ayetlerimizi de çeşitli şekilde açıklıyoruz. Müşrikler: "Bu vahiy değil. Fakat bunu sen, senden önce gelen ehlikitaptan öğrendin." derler. İnsanlara hakkı açıklamak için Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmetinden Mümin olanlara bu ayetleri çeşitlendiririz. Şüphesiz onlar, hakkı kabul edip ve ona tabi olurlar.

Kelimeler

8 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَكَذَٰلِكَ ve kezalike ve işte böylece
  2. نُصَرِّفُ nusarrifu döne döne açıklıyoruz kök: صرف
  3. ٱلْـَٔايَـٰتِ l-ayati ayetleri kök: ايي
  4. وَلِيَقُولُوا۟ veliyekulu desinler diye kök: قول
  5. دَرَسْتَ deraste sen ders almışsın kök: درس
  6. وَلِنُبَيِّنَهُۥ velinubeyyinehu ve onu iyice açıklayalım diye kök: بين
  7. لِقَوْمٍۢ likavmin bir toplum için kök: قوم
  8. يَعْلَمُونَ yea'lemune bilen kök: علم

Keşif6

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 6 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: درس (6 geçiş)

    Allah'ın, kendisine Kitab'ı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği verdiği hiçbir insanın, "Allah'ı bırakıp bana kullar olun" demesi düşünülemez. Fakat…

  • Aynı kök: درس (6 geçiş)

    (156-157) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere ve hıristiyanlara) indirildi. Biz onların okumalarından habersiz idik" demeyesiniz,…

  • Aynı kök: درس (6 geçiş)

    Derken, onların ardından yerlerine Kitab'a (Tevrat'a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve "(nasıl olsa) biz…

  • Aynı kök: صرف (30 geçiş)

    Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden…

  • Aynı kök: صرف (30 geçiş)

    Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va'dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size…

  • Aynı kök: صرف (30 geçiş)

    (O günün azabı) kimden savuşturulursa, gerçekten (Allah) ona acımıştır. İşte bu apaçık kurtuluştur.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 7

77 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler8

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Böylece biz ayetleri geniş geniş açıklıyoruz ki "Sen ders almışsın." desinler de biz de bilen bir toplum için onu (Kur'an'ı) iyice açıklayalım.

Mustafa İslamoğlu

İşte böylece Biz, mesajlarımızı çok boyutlu olarak dile getiriyoruz ki "Sen dersini almışsın!" desinler; dahası öğrenmeye gönüllü bir topluluğa onu açıklayabilelim.

Muhammed Esed

Böylece Biz mesajlarımızı çok yönlü olarak dile getiriyoruz ki "Sen (bütün bunlardan) iyi ders almışsın!" diyebilsinler ve mesajları, onları kavrama yeteneğine sahip insanlara açıklayabilelim.

Ahmed Hulusi

İşte biz, işaretleri çeşitli şekillerde evirip çevirip açıklıyoruz. "Sen gerekeni öğrenmişsin" desinler ve bilen bir toplum için de, onu iyice açıklayalım diye.

Ali Bulaç

İşte biz, ayetleri çeşitli biçimlerde böyle açıklıyoruz. Öyle ki sana: "Sen ders almışsın" desinler ve biz de bilebilen bir topluluğa onu açıkça göstermiş olalım.

Ali Özek ve heyeti

Böylece biz âyetleri geniş geniş açıklıyoruz ki, «Sen ders almışsın» desinler de biz de anlayan toplum için Kur’an'ı iyice açıklayalım.

Ali Rıza Safa

Ayetlerimizi, işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz ki, "Dersini iyi almışsın!" desinler ve bilen bir topluma ayetleri açıklayalım.

Bayraktar Bayraklı

Böylece biz ayetleri derinlemesine açıklıyoruz ki, "Sen ders almışsın" demesinler; onu kavrayan topluma izah ediyoruz.

Edip Yüksel

"Sen ders almışsın" demeleri için ve bilen bir topluma açıklamak için ayetleri böyle sergiliyoruz.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

'Sen ders almışsın,' demeleri için ve bilen bir topluma açıklamak için ayetleri böyle sergiliyoruz.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

İşte ayetleri böyle çeşitli şekillerde sunuyoruz ki, o körlük edenler sana: "Bunları bir yerlerden okuyup öğrenmişsin." desinler, hem de onu bilen bir toplum için iyice açıklayalım.

Elmalılı Hamdi Yazır

yine ayetleri böyle şekilden şekle koyuyoruz ki hem o körlük edenler sana ders almışsın desinler, hem onu ilmi şanından olanlar için tebyin edelim

Gültekin Onan

İşte biz ayetleri çeşitli biçimlerde böyle açıklıyoruz. Öyle ki sana: "Sen ders almışsın" desinler ve biz de bilebilen bir topluluğa onu açıkça göstermiş olalım.

Hasan Basri Çantay

İşte biz ayetleri böylece türlü türlü beyan ederiz. Taki onlar: "Sen okumuşsun" desinler ve biz onu (Kur'anı) bilecek zümrelere besbelli edelim.

İbni Kesir

İşte Biz, ayetleri sana böylece türlü türlü açıklarız. Ta ki onlar; sen okumuşsun, desinler ve Biz onu bilen bir kavme besbelli edelim.

Mehmet Alagaş

(100-108) Cinleri, onları da yaratan Allaha ortaklar yaptılar, ilim dışı bir şekilde O’na oğullar ve kızlar yakıştırdılar, O vasıf ettikleri / betimledikleri şeylerden münezzehtir ve yücedir , semaları ve arzı model kullanmadan yaratandır / bediu Onun kız arkadaşı olmadığı halde onun nasıl evladı olabilir ki? Her şeyi O yarattı ve O her şeyi de bilendir, işte bu sizin rabbiniz olan Allah'tır, O ’ndan başka ilah yoktur, her şeyi yaratandır, O ’na kulluk edin / ibadet edin. O her şeyin de sorumluluğunu üzerine alanıdır / vekilidir. O gözlerle idrak edilemez, ama O gözleri idrak eder ve O nazik davranandır / latiftir, haberdar olandır. Size Rabbinizden görülecek şeyler geldi , kim ki görür, kendisinedir, kim de körleşirse onun aleyhinedir, ben üzerinizde bir bekçi/ muhafız değilim. (Basiret kalp ile görebilmek, Ru'yet akıl ile görmek, nazar göz ile bakmak, feraset Allah’ın ilhamıyla görebilmektir) İşte böyle ayetlerimizi elden çıkarıyoruz / sarf ediyoruz ki ders almış desinler diye, bilen bir kavme de onu açıklayalım diye. Rabbinden sana vahyedilene uy / tabi ol, ondan başka ilah yoktur, müşriklere sırtını dön , eğer Allah dileseydi ortak koşmazla rdı, biz seni onlara bekçi yapmadık , sen onların sorumluluğunu alan / vekil değilsin, Allah’ın dışında dua ettiklerine sövmeyin ki onlarda bilgisizce Allaha sövmesinler. Böylece her topluluğa faaliyetlerini süsledik , sonra geri varacağınız Rabbinizdir , size yapıyor olduklarınızı haber verecektir.

Rowwad Tercüme Merkezi

Biz ayetleri türlü türlü genişçe beyan ederiz. Ta ki onlar, ''sen (başkasından) okumuşsun'' derler. Biz, (hak ve batılı) bilen kimselere ayetleri böylece açıklamaktayız.

Süleyman Ateş

İşte böylece ayetleri döne döne açıklıyoruz ki (onlar sana): "Sen ders almışsın (bunları bir yerden okumuş, öğrenmişsin)" desinler ve bilen bir toplum için de onu iyice açıklayalım.

Süleymaniye Vakfı

İşte ayetlerimizi böyle değişik açılardan anlatırız. Sonuçta "Sen birinden öğrenmişsin!" diyeceklerdir; ama böyle yapmamızın sebebi, sana öğrettiğimizi, bilen bir topluluk için de ortaya koymaktır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İşte ayetlerimizi böyle evire çevire anlatırız ki birileri: "Sen bir yerden öğrenmişsin" desin, biz de onu bilen bir topluluğa açıklamış olalım.

Şaban Britch

Biz ayetleri türlü türlü olarak beyan ederiz. Tâ ki onlar, sen (Ehli Kitaptan) öğrendin derler. Biz, (hak ve batılı) bilen kimselere ayetleri böylece açıklamaktayız.

Şaban Piriş

İşte "sen ders almışsın" desinler diye ve bilen bir topluma da iyice açıklayalım diye ayetleri ayrıntılı olarak ortaya koyuyoruz.

Yaşar Nuri Öztürk

Ayetleri bu şekilde, çeşitli başlıklarla veriyoruz ki, "Sen ders aldın!" desinler, biz de ilimden nasiplenen bir toplum için onu iyice açıklayalım.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Thus much do We explicitly present Our revelations and signs and orient them to circumstances and requirements and explain the various aspects of every thought by symbols, parables and narratives so as to apply you O Muhammad to the standard which is not level to their capacities so that Ahl al-Kitab dismiss the idea that you were taught by some of them. We also meant to give insight to those who comprehend the truth.

Abdul Haleem

This is how We explain Our revelations in various ways- though they will say, ‘You [Muhammad] have been studying’- to make them clear for those who know.

Abdullah Yusuf Ali

Thus do we explain the signs by various (symbols): that they may say, "Thou hast taught (us) diligently," and that We may make the matter clear to those who know.

Abul A'la Maududi

Thus do We make Our signs clear in diverse ways that they might say: 'You have learned this (from somebody)'; and 'We do this in order that We make the Truth clear to the people of knowledge.' dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The same has been said earlier, viz. that genuine seekers after the Truth arrive at it even when it is couched in parables about such apparently trivial things as flies and gnats see (surah al-Baqarah 2:24). As for those who have been seized by a biased negativism, they are prone to ask, sarcastically: What have these trivial things to do with the Book of God? The same idea is expressed here in a slightly different form. The import of the statement is that the Book of God has become a touchstone, which helps mark off the true from the false. These include the sort of people who, once they have ceme to know the teachings of the Book of Ged, try in earnest to reflect on its substance and seek to benefit from the wisdom and admonition it contains. Another group reacts quite differently. When they hear or read the Book, their minds are not attracted by the substance of its message. Rather, their curiosity is aroused and they begin probing as to where this Prophet, who had no formal education, derived the teachings which the Book contains. And since a negative prejudice has already seized their hearts, they find it reasonable to conceive of any possibility except the possibility that the Qur'An is a revelation from God. Such people proclaim their opinion with such strong conviction that one might feel inclined to believe that they had indeed discovered the real 'source' of the Book by means of scientific investigation.

Aisha Bewley

That is how We vary the Signs, so that they say, ‘You have been studying,’ and so We can make it clear to people who know.

Al-Hilali & Khan

Thus We explain variously the Verses so that they (the disbelievers) may say: "You have studied (the Books of the people of the Scripture and brought this Qur’ân from that)" and that We may make the matter clear for the people who have knowledge.

Ali Quli Qarai

Thus do We paraphrase the signs variously, lest they should say, ‘You have received instruction,’ and so that We may make it clear for a people who have knowledge.

Amatul Rahman Omar

Thus do We explain Our revelations in diverse ways (that the truth might become evident), but (its one result is) that they (-the disbelievers) will say (to the Prophet), `You have learnt well and diligently (from previous Scripture); but (We vary the revelations) that it may be a clear explanation from Us to the people who have knowledge.

Arthur John Arberry

So We turn about the signs, that they may say, 'Thou hast studied'; and that We may make it clear to a people having knowledge.

Bijan Moeinian

See how I (God) present My Revelations again and again (in different manners) to reach those who are blessed with knowledge. Yet, instead [of thinking about them] they say: "You (Mohammad) have copied these (verses) from such and such place!

E. Henry Palmer

Thus do we turn about the signs, that they may say, 'Thou hast studied,' and that we may explain to those who know.

Edip-Layth

It is thus that We cite the signs and that they may say, "You have studied," and We will make it clear for a people who know.

George Sale

And thus do We explain the Signs in various ways that the truth may become established and that they may say, 'Thou hast read out what thou hast learnt' and that We may explain it to a people who have no knowledge.

Hamid S. Aziz

Thus do We expound Our Signs in various ways, that they may say, "You have studied," and that We may make clear to those who have knowledge.

Mahmoud Ghali

And thus We propound the signs, and that they may say, "You have studied, " and that We may make it evident to a people who know.

Marmaduke Pickthall

Thus do We display Our revelations that they may say (unto thee, Muhammad): "Thou hast studied," and that We may make (it) clear for people who have knowledge.

Mohamed Ahmed - Samira

Thus in varied ways We explain Our signs so that they may say: "You have been instructed, " and that We might make it clear to those who understand.

Muhammad Asad

And thus do We give many facets to Our messages. And to the end that they might say, "Thou hast taken [all this] well to heart," and that We might make it clear unto people of [innate] knowledge,

Mustafa Khattab

And so We vary our signs to the extent that they will say, "You have studied ˹previous scriptures˺,"[1] and We make this ˹Quran˺ clear for people who know.

Progressive Muslims

It is thus that We cite the revelations and that they may Say: "You have studied, " and We will make it clear for a people who know.

Rashad Khalifa

We thus explain the revelations, to prove that you have received knowledge, and to clarify them for people who know.

Sahih International

And thus do We diversify the verses so the disbelievers will say, "You have studied," and so We may make the Qur'an clear for a people who know.

Sam Gerrans

And thus We expound the proofs: both that they might say: “Thou hast studied,” and that We might make it plain for people who know.

Shabbir Ahmed

And thus We give many facets to Our verses that they might realize that, "You (O Prophet) have indeed taken these teachings deep down in your heart. " (Allah has taught the Messenger in the most beautiful manner). And through this method of TASREEF We make the Message clear to those who use their perceptual knowledge.

Syed Vickar Ahamed

Like this We explain the Signs by various (symbols): That they may say: "You have taught (us) properly", and so We may make the matter clear for those who know and understand.

Taqi Usmani

This is how We bring the verses in diverse ways, so that they say, "you have been tutored", and so that We may explain it to people who have knowledge.

The Monotheist Group

It is thus that We dispatch the signs and that they may say: "You have studied," and We will make it clear for a people who know.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — En'âm suresi, 105. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki eser tek görüş olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — En'âm suresi, 105. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  6. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  7. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  8. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩