En'âm suresi

En'âm suresi, 112. ayet

En'âm suresi, 112. ayet. وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِىٍّ عَدُوًّا شَيَٰطِينَ ٱلْإِنسِ وَٱلْجِنِّ يُوحِى بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ زُخْرُفَ ٱلْقَوْلِ غُرُورًا وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ

vekeẕâlike ce`alnâ likülli nebiyyin `adüvven şeyâṭîne-l'insi velcinni yûḥî ba`ḍuhüm ilâ ba`ḍin zuḫrufe-lḳavli gurûrâ. velev şâe rabbüke mâ fe`alûhü feẕerhüm vemâ yefterûn.

Diyanet İşleri

İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O halde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

En'âm 109–115 · surenin 112. ayeti / 165

Konu Her peygambere düşman şeytanlar; Rabbin kelimesi En'âm 111–117 3

  1. En'âm 109

    Eğer kendilerine (başka) bir mucize gelirse, mutlaka ona inanacaklarına dair en güçlü yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır. O mucizeler geldiği vakit de inanmayacaklarını siz ne bileceksiniz?"

  2. En'âm 110

    Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar.

  3. En'âm 111

    Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık, Allah dilemedikçe yine de iman edecek değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.

  4. 112

    İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O halde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.

  5. En'âm 113

    Bir de (şeytanlar), ahirete inanmayanların gönülleri bu yaldızlı sözlere meyletsin, onlardan hoşlansınlar ve işleyecekleri günahları işlesinler diye (bu fısıldamayı yaparlar).

  6. En'âm 114

    "Size Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indiren O iken ben Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım?" (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde, sakın şüphecilerden olma.

  7. En'âm 115

    Rabbinin kelimesi (Kur'an) doğruluk ve adalet bakımından tamdır. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

112. Yüce Allah, Rasûlünü teselli ederek şöyle buyurmaktadır: Biz sana çağrını reddeden, seninle savaşan ve seni kıskanan düşmanlar var ettiğimiz gibi sünnetimizin/kanunumuzun bir gereği olarak biz, insanlara gönderdiğimiz her bir peygambere ins ve cin şeytanlarından düşmanlar kıldık. Bunlar da peygamberlerin getirdiklerinin karşısında durmuşlardır.

“Onlardan kimi kimine aldatmak için yaldızlı birtakım sözler fısıldarlar” Yani onların kimisi diğerlerine kendisine davet ettikleri batılı süslerler, sözleri allayıp pullarlar ve onu en güzel şekle sokmaya çalışırlar. Tâ ki akılsızlar, bu sözlere aldansın, gerçekleri anlayamayan, anlamları kavrayamayan ahmaklar bunlara bağlanıp itaat etsin. Zira bunlar allı pullu lafızları ve üstü yaldızlanmış ibareleri beğenirler. Bunun sonucunda da hakkı batıl, batılı da hak olarak kabul ederler. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Seni, o müşriklerin düşmanlığıyla imtihan ettiğimiz gibi senden önceki bütün peygamberleri de imtihan ettik ve onlardan her biri için, birbirlerine vesvese veren ve onları aldatmak için batılı onlara süsleyen insan ve cin şeytanlarını düşmanları kıldık. Allah dileseydi bu yaptıklarını yapamazlardı. Fakat O, onlara bir imtihan olması için bunu dilemiştir. Sen onları küfür ve batıl olan iftiralarıyla baş başa bırak. Onlara sakın ehemmiyet verme.

Kelimeler

23 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَكَذَٰلِكَ ve kezalike ve böylece
  2. جَعَلْنَا cealna biz yaptık kök: جعل
  3. لِكُلِّ likulli her kök: كلل
  4. نَبِىٍّ nebiyyin nebiye kök: نبا
  5. عَدُوًّۭا aduvven düşman kök: عدو
  6. شَيَـٰطِينَ şeyatine şeytanlarını kök: شطن
  7. ٱلْإِنسِ l-insi insan kök: انس
  8. وَٱلْجِنِّ velcinni ve cin kök: جنن
  9. يُوحِى yuhi fısıldarlar kök: وحي
  10. بَعْضُهُمْ bea'duhum bir kısmı kök: بعض
  11. إِلَىٰ ila
  12. بَعْضٍۢ bea'din diğerlerine kök: بعض
  13. زُخْرُفَ zuhrufe yaldızlı kök: زخرف
  14. ٱلْقَوْلِ l-kavli sözler kök: قول
  15. غُرُورًۭا ۚ gururan aldatmak için kök: غرر
  16. وَلَوْ velev ve eğer
  17. شَآءَ şa'e dileseydi kök: شيا
  18. رَبُّكَ rabbuke Rabbin kök: ربب
  19. مَا ma
  20. فَعَلُوهُ ۖ fealuhu onu yapamazlardı kök: فعل
  21. فَذَرْهُمْ fezerhum artık onları baş başa bırak kök: وذر
  22. وَمَا ve ma şeylerle
  23. يَفْتَرُونَ yefterune uydurdukları kök: فري

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: غرر (27 geçiş) · Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Aynı kök: عدو (106 geçiş)

    Bu suretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla…

  • Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Aynı kök: بعض (158 geçiş) · Aynı kök: عدو (106 geçiş)

    Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin…

  • Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Aynı kök: عدو (106 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)

    Babası, şöyle dedi: "Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır."

  • Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Aynı kök: عدو (106 geçiş) · Aynı kök: انس (97 geçiş)

    Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.

  • Aynı kök: وحي (78 geçiş) · Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Ortak kavram: Vahiy

    Üzerine Allah adı anılmayan (hayvan)lardan yemeyin. Çünkü bu şekilde davranış fasıklıktır. Bir de şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele…

  • Aynı kök: وذر (45 geçiş) · Aynı kök: فري (60 geçiş) · Aynı kök: فعل (109 geçiş)

    Yine bunun gibi, Allah'a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helake sürüklesinler ve…

  • Aynı kök: غرر (27 geçiş) · Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Ortak kavram: Şeytan

    Şeytan onlara (birçok) vaadde bulunur ve onları kuruntulara sürükler. Oysa şeytan, ancak aldatmak için onlara vaadde bulunuyor.

  • Aynı kök: غرر (27 geçiş) · Aynı kök: شطن (88 geçiş) · Ortak kavram: Şeytan

    "(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

77 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Böylece biz (insanları) aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler vahyeden (fısıldayan) dipnot 1 insan ve Cin şeytanlarını her peygambere düşman kıldık. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle bırak!

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Burada ve En‘âm 6:121'de geçen [vahy] kavramıyla ilgili fiiller, olumsuz içerikte geldiği ve şeytanlar için kullanıldığı için "fısıldamak" ve "vesvese vermek" gibi anlamlarda değerlendirilmelidir.

Mustafa İslamoğlu

Ve böylece Biz, görünür-görünmez şeytanları her peygambere düşman kıldık. Onlar aldatmak amacıyla birbirlerine yaldızlı yalanları telkin ediyorlar. Ama eğer Rabbin dileseydi, onlar bunu yapamazlardı: o halde onlardan da, uyduruk teorilerinden de uzak dur!

Muhammed Esed

Ve işte böylece, biz, hem insanlar hem de görünmez varlıklar içinden zihin çelmeyi amaçlayan yaldızlı/parlak yarı hakikatleri birbirine fısıldayan şeytani güçleri peygambere düşman kıldık. Ama Rabbin dilemedikçe onlar bunu yapamazlardı: o halde, onlardan ve onların mesnetsiz hayallerinden uzak durun!

Ahmed Hulusi

Böylece her Nebiye (ölümsüz sonsuz gelecek yaşam habercisine) insan şeytanlarını (kendini beden kabul edip yalnızca bedenin zevkleri için yaşayanları) ve cin şeytanlarını düşman kıldık. . . Onlardan bazısı bazısına, aldatmak için yaldızlı söz vahyeder! Eğer Rabbin dileseydi onu yapmazlardı. . . Artık bırak onları iftiraları ile baş başa!

Ali Bulaç

Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa bırak.

Ali Özek ve heyeti

Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.

Ali Rıza Safa

Ve işte böylece, insan ve cin şeytanlarını her peygambere düşmanlar yaptık. Aldatmak için, birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Oysa Efendin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık, onlara ve karalamalarına aldırış etme.

Bayraktar Bayraklı

Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi, onu da yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak.

Edip Yüksel

Böylece, her peygambere insanlardan ve cinlerden olan sapkınları düşman kıldık. Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözleri vahiy ederler. Efendin dileseydi bunu yapamazlardı. Onlara ve ettikleri iftiralara aldırma. dipnot 1

Edip Yüksel — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    * Peygambere yakıştırılarak insanlara "vahiy" adı altında sunulan yaldızlı sözlere, ahiret hayatını akıl ve bilgiye dayanarak onaylamamış olanlar inanır. İsa'yı Tanrı'nın oğlu olarak putlaştıranlar aslında İsa'nın baş düşmanlarıdır. Nitekim Buhari başta olmak üzere diğer Hadis kitaplarını Kuran ile karşılaştırarak incelediğinizde, o kitapları derleyenlerin aslında peygamberin baş düşmanı olduğunu göreceksiniz.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Böylece, her peygambere insanlardan ve cinlerden olan şeytanları düşman kıldık. Aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözleri vahyederler. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Onlara ve ettikleri iftiralara aldırma.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Böylece Biz, her peygambere insanların ve cinlerin şeytanlarını düşman etmişizdir; bunlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dileseydi bunları yapmazlardı. O halde onları iftiraları ile başbaşa bırak!

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve böyle biz her peygambere ins-ü cinn şeytanlarını düşman kılmışızdır, bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını telkın eder dururlar, eğer rabbın dilese idi bunu yapmazlardı, o halde bırak şunları uydurdukları hurafat ile haşrolsunlar

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Böylece her nebiye ins dipnot 1 ve cinn şeytanları düşman yaptık. Onların kimileri kimilerine aldatıcı yaldızlı sözler vahyederler. dipnot 2 Eğer Rabb'in dileseydi bunu yapamazlardı. Onları iftiralarıyla baş başa bırak.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Gördüğümüz- görmediğimiz, bilinen-bilinmeyen, tanınan-tanınmayan ve yerli-yabancı, kim varsa. Kur'an cinn kavramını aynı zamanda bilinmeyen, tanınmayan yani yabancı olan, yabancı yerlerden olan kimseler ve halklar için de kullanmaktadır.
  2. metne dön, dipnot 2
    Fısıldarlar, telkin eder.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Böylece her nebiye ins dipnot 1 ve cinn şeytanları düşman yaptık. Onların kimileri kimilerine aldatıcı yaldızlı sözler vahyederler. dipnot 2 Eğer Rabb'in dileseydi bunu yapamazlardı. Onları iftiralarıyla baş başa bırak.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Yerli- yabancı, tanıdık- tanımadık, bilinen- bilinmeyen kimseler.
  2. metne dön, dipnot 2
    Fısıldarlar.

Gültekin Onan

Böylece her peygambere insan ve cin şeytanlarından bir düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yap(a)mazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte olduklarıyla başbaşa bırak.

Hasan Basri Çantay

Biz, (sana yapdığımız gibi) her peygambere de insan ve cin şeytanlarını böylece düşman yapdık. Onlardan kimi kimine, aldatmak için, yaldızlı bir takım söz (ler ve vesveseler) telkıyn eder. Eğer Rabbin dileseydi bunu (bu telkıyni) yapmazlardı. Öyle ise onları düzmekde oldukları yalanlarıyla beraber (baş başa) bırak.

İbni Kesir

İşte böylece Biz, her peygambere insan ve cinn şeytanlarını düşman yaptık. Onlardan kimi, kimini aldatmak için cazip sözler fısıldarlar. Eğer Rabbın dileseydi; bunu yapamazlardı. Öyleyse onları iftiraları ile başbaşa bırak.

Mehmet Alagaş

(109-117) Var güçleriyle Allaha yemin ettiler ki bir mucize gelirse eğer iman edeceklermiş. De ki Mucizeleri n tümü Allah ’ın yanındadır, bilincinde / şuurunda değilsiniz. Kesinlikle O, size geldiğinde de iman etmezsiniz, (Sen kendin diyorsun ki Musa’nın asası vardı , İsa’nın ölüleri dirilttiğini sen söylüyorsun, peki senin ne mucizen var ? mesela Sâfâ ve Merve’yi altınlaştır, önceki bir Resulü dirilt soralım ona, sen, onlara göre de Resul müsün? O, Resulden anlar) İlk defasında ona inanmadıkları gibi onların kalplerini ve görmelerini değişime uğratırız, onları taşkınlıklarında terk ederiz bocalar dururlar. Şayet onlara melekleri indirsek te ölüler onlarla konuşsalar bile ve her şeyi kabileler halinde bir arada onlara toparlasak da Allah ’ın dilemesi hariç inanacak değiller ve fakat onların çoğu bi lgisizdir / cahildir. Böylece her peygambere ins ve cin şeytanları düşman ettik, bazısı bazısına aldatıcı yaldızlı sözlerle telkinde bulunur , Rabbin eğer isteseydi onu da yapamazlardı, onları ve iftira ettikleri şeyleri bırak, ahirete inanmayanların kalpleri ona kaysın, ondan razı olsunlar ve ne yapacaklarsa da yapsınlar , Allah’tan başka ilah mı arayacağım / araştıracağım , geniş geniş ayrıntılanmış / detaylandırılmış kitabı size indiren O ’dur, kendilerine kitap verilenler biliyorlar ki kesinlikle Rabbinden indirilen bir gerçektir, Asla tereddüt edenlerden olma! Rabbinin kelimeleri doğrulukça ve denklik / adalet bakımından tamamlandı. Onun kelimelerinin yerine bir başkası getirilemez / mübadele edilemez , O işiten ve bilendir. Arzda insanların çoğuna uyarsan seni Allah ’ın yolundan saptırırlar, s adece zanlarına uyuyorlar, onlar kesinlikle tahmin ediyorlar, Muhakkak ki Rabbin yolundan kimlerin saptığını en iyi bilendir. O yola girmiş olanları da en iyi bilendir.

Rowwad Tercüme Merkezi

Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Aldatmak için birbirlerine süslü sözler telkin ederler. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse sen onları iftiraları ile baş başa bırak.

Süleyman Ateş

Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak.

Süleymaniye Vakfı

İşte böyle. Her nebiye, insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık dipnot 1 . Şeytanlar, aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Tercihi (onlara bırakmasa da) Rabbin yapsa bunu yapamazlar. Sen onları iftiralarıyla baş başa bırak.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Her nebiye insan ve cin şeytanlarından, tıpkı bunlar gibi düşmanlar oluşturmuşuzdur. Bu, yaldızlı sözler fısıldayarak (yanlışlar içindeki o kimselerin) birbirlerini aldatmaları içindir. Rabbinin tercihi farklı olsaydı (zorlayıcı bir düzen kursaydı) dipnot 1 bunu yapamazlardı. Onları uydurduklarıyla baş başa bırak.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    AAllah Teala, insanlara  ve cinlere, iradelerini kullanarak kendi tercihlerini yapma özelliği vermiştir. Eğer Allah'ın tercihi farklı olsaydı (tercihi kendisi yapsaydı) yerde ve göklerde O'na iman etmeyecek kimse olamazdı Bkz. Bakara 2/20 ve Maide 5/48 ve dipnotları

Şaban Britch

Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Birbirlerini aldatmak için yaldızlı sözler telkin ederler. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.

Şaban Piriş

Böylece, Biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Birbirlerini aldatmak için yaldızlı sözler telkin ederler, Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse onları uydurdukları şeylerle başbaşa bırak.

Yaşar Nuri Öztürk

İşte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Bırak onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar;

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Thus did We apply to every Prophet enemies characterized with Satanic attributes among both mankind and the Jinn who actuate each other with the feeling of confidence pertaining to fair-spoken discourse with implication of deceit. Had Allah willed they would never have dwelled on such settled behaviour as representative of feeling or opinion nor lingered round it. Therefore, let them sink under the vexations of their thoughtless minds and befool the minds and judgement of the people so as to cause what is false to be accepted as true.

Abdul Haleem

In the same way We assigned to each prophet an enemy, evil humans and evil jinn. They suggest alluring words to one another in order to deceive- if it had been your Lord’s will, [Prophet], they would not have done this: leave them to their inventions-

Abdullah Yusuf Ali

Likewise did We make for every Messenger an enemy,- evil ones among men and jinns, inspiring each other with flowery discourses by way of deception. If thy Lord had so planned, they would not have done it: so leave them and their inventions alone.

Abul A'la Maududi

And so it is that against every Prophet We have set up the evil ones from among men and jinn, some of them inspire others with specious speech only by way of. delusion. dipnot 1 Had it been your Lord's will, they would not have done it. dipnot 2 Leave them alone to fabricate what they will.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The Prophet (peace be on him) is told that he should not be unnerved even if the evil ones among both mankind and the jinn stood united against him and opposed him with all their might. For this was not the first time that such a thing had happened. Whenever a Prophet came and tried to lead people to the Truth, all the satanic forces joined hands to defeat his mission. 'Specious talk' signifies all the trickery and manoeuvring to which the enemy resorts, all his efforts aimed at sowing doubts about Islam and undermining people's faith in it, so as to arouse them against both the Prophet (peace be on him) and his message. Taken as a whole, these are characterized as 'delusion', for the weapons used in their crusade by the opponents of the Truth have the effect of deluding others as well as themselves, no matter how beneficial and successful those weapons may appear to be.
  2. metne dön, dipnot 2
    Furthermore, we should always bear in mind that, according to the Qur'an, there is a tremendous difference between 'God's will' and 'God's good pleasure'. The failure to differentiate between the two often gives rise to serious misconceptions. If a certain thing takes place in accord with the universal will of God, and thus by His sanction, that does not necessarily mean that God is pleased with it. Nothing at all takes place in the world unless God permits it to take place, unless He makes it a part of His scheme, and unless He makes it possible for that event to take place by creating its necessary conditions. The act of stealing on the part of a thief, the act of homicide on the part of a murderer, the wrong and corruption of the wrong-doer and the corrupt, the unbelief of the unbeliever and the polytheism of the polytheist - none of these are possible without the will of God. Likewise, the faith of the believer and the piety of the pious are inconceivable without the will of God. In short, both these require the will of God. But whereas the things in the first category do not please Him, those in the second do. Even though the will of God is oriented to ultimate good, the course of the realization of that good is paved with conflict between the forces of light and darkness, of good and evil, of what is sound and pure on the one hand and what is corrupt and defiled on the other. With larger interests in view, God has endowed man with the disposition of obedience as well as of disobedience. He has created in man Abrahamic and Mosaic as well as Nimrodic and Pharaonic potentialities. Both the pure, unadulterated human nature and the satanic urges are ingrained in man's being and have been provided with the opportunity to work themselves out by coming into conflict with each other. He has granted those species of His creatures who are possessed of authority (viz. man and jinn) the freedom to choose between good and evil. Whosoever chooses to act righteously has been given the power to do so, and the same is the case with him who chooses to be evil. People of both categories are in a position to use material resources within the framework of the broader considerations underlying God's- governance of His universe. God will be pleased, however, only with those who are working for good. God likes His creatures to exercise their freedom of choice properly and commit themselves to good of their own volition. Unlike the angels, who carry out God's commands without resistance from any quarter, the task entrusted to men is to strive to establish the way of life sanctioned by God in the face of opposition and hostility from evil-doers and rebels against Him. In the framework of His universal will, God allows even those who have chosen the path of rebellion to strive for the realization of their goals, even as He grants the believers every opportunity to strive along the path of obedience and service to God. Despite this granting of freedom and choice to all there is no doubt that God is pleased with, and guides, directs, supports and strengthens the believers alone because their overall direction is to His liking. Nevertheless, they should not expect that by His supernatural intervention God will either force those who are disinclined to believe into believing or that He will forcibly remove the satanic forces - among both men and jinn - who are resolved to spare neither their mental and physical energy nor their material resources to impede the triumph of the Truth. Those determined to strive in the cause of the Truth, and of virtue and righteousness are told that they must prove their earnest devotion by waging a fierce struggle against the devotees of falsehood. For had God wanted to use miracles to obliterate falsehood and usher in the reign of the Truth, He would not have required human beings to accomplish the task. He could have simply seen to it that no evil one remained in the world, leaving no possibility for polytheism and unbelief to exist.

Aisha Bewley

In this way We have appointed as enemies to every Prophet shaytans from both mankind and from the jinn, who inspire each other with delusions by means of specious words – if your Lord had willed, they would not have done it, so abandon them and all they fabricate –

Al-Hilali & Khan

And so We have appointed for every Prophet enemies - Shayâtîn (devils) among mankind and jinn, inspiring one another with adorned speech as a delusion (or by way of deception). If your Lord had so willed, they would not have done it; so leave them alone with their fabrications. (Tafsîr Qurtubi)

Ali Quli Qarai

That is how for every prophet We appointed as enemy the devils from among humans and jinn, who inspire each other with flashy words, deceptively. Had your Lord wished, they would not have done it. So leave them with what they fabricate,

Amatul Rahman Omar

And in the same manner have We made the evil ones from among (ordinary) human beings and the jinns enemies to every prophet; some of them suggest one to another gilded speech to beguile (them). Had your Lord (enforced) His will, they would not have done so; so leave them alone with what they forge;

Arthur John Arberry

So We have appointed to every Prophet an enemy -- Satans of men and jinn, revealing tawdry speech to each other, all as a delusion; yet, had thy Lord willed, they would never have done it. So leave them to their forging,

Bijan Moeinian

Thus, I have appointed for every prophet, men and Jinns (extra-terrestrials) of evil nature to oppose them. They glorify the vain desires to mislead the people. If God had willed, they would not have done it. Therefore, leave them do their "job".

E. Henry Palmer

So have we made for every prophet an enemy, - devils of men and ginns; some of them inspire others with specious speech to lead astray; but had thy Lord pleased they would not have done it; so leave them with what they do devise.

Edip-Layth

We have permitted the enemies of every prophet, human and Jinn devils, to inspire in each other fancy words in order to deceive. Had your Lord willed, they would not have done it. You shall disregard them and their fabrications.

George Sale

Thus have We appointed unto every prophet an enemy; the devils of men, and of genii: Who privately suggest the one to the other specious discourses to deceive; but if thy Lord pleased, they would not have done it. Therefore leave them, and that which they have falsely imagined;

Hamid S. Aziz

So have We appointed for every Prophet an enemy - devils of men and Jinns; who inspire each other with seductive, deceptive speech which leads astray; but had your Lord willed they would not have done so. So leave them with what they do devise.

Mahmoud Ghali

And thus We have made to every Prophet an enemy: Shayatîn All-vicious (ones), i. e., devils) of humankind and jinn, revealing fanciful (Literally: decorated) speech to each other, (all) as delusion. And if your Lord had (so) decided, in no way would they have performed it. So leave them out to whatever they fabricate.

Marmaduke Pickthall

Thus have We appointed unto every prophet an adversary - devils of humankind and jinn who inspire in one another plausible discourse through guile. If thy Lord willed, they would not do so; so leave them alone with their devising;

Mohamed Ahmed - Samira

That is how We have made for each apostle opponents, the satans among men and jinns, who inspire one another with deceitful talk. But if your Lord had willed they would not have done so. Pay no attention to them and to what they fabricate.

Muhammad Asad

AND THUS it is that against every prophet We have set up as enemies the evil forces from among humans as well as from among invisible beings that whisper unto one another glittering half-truths meant to delude the mind But they could not do this unless thy Sustainer had so willed: stand, therefore, aloof from them and from all their false imagery!

Mustafa Khattab

And so We have made for every prophet enemies—devilish humans and jinn—whispering to one another with elegant words of deception. Had it been your Lord’s Will, they would not have done such a thing. So leave them and their deceit,

Progressive Muslims

We have permitted the enemies of every prophet, human and Jinn devils, to inspire in each other with fancy words in order to deceive. Had your Lord willed, they would not have done it. You shall disregard them and their fabrications.

Rashad Khalifa

We have permitted the enemies of every prophet - human and jinn devils - to inspire in each other fancy words, in order to deceive. Had your Lord willed, they would not have done it. You shall disregard them and their fabrications.

Sahih International

And thus We have made for every prophet an enemy - devils from mankind and jinn, inspiring to one another decorative speech in delusion. But if your Lord had willed, they would not have done it, so leave them and that which they invent.

Sam Gerrans

And thus have We appointed for every prophet an enemy — satans of servi and domini — instructing one another in the decoration of speech as delusion, (and had thy Lord willed, they would not have done it; so leave thou them and what they fabricate)

Shabbir Ahmed

Thus We have appointed to every Prophet enemies. The rebellious among the urban and the rural populations rose in opposition, (since the Message struck at their vested interests). They plotted and inspired each other with fancy words. If your Lord willed, they won't do that. (But, challenges come your way only to expand your personalities (2:286)). (O Prophet) Leave them alone with their fabrications.

Syed Vickar Ahamed

In this way, for every messenger, We did make an enemy— Satans' among men and jinns', confusing each other with flowery talk, with lies that mislead. If your Lord had so willed, they would not have done it: So leave them and their inventions alone.

Taqi Usmani

So it is that, for every prophet, We have set up enemies,-the devils of mankind and jinn-who seduce one another with alluring rhetoric in order to deceive-Had Allah willed, they would have not done it. So, leave them alone with what they forge-

The Monotheist Group

And as such, We have permitted the enemies of every prophet mankind and Jinn devils to inspire each other with fancy words in order to deceive. Had your Lord willed, they would not have done it. You shall disregard them and their fabrications.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — En'âm suresi, 112. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — En'âm suresi, 112. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — En'âm suresi, 112. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩