Diyanet İşleri
İşte şimdi siz tadın onu! Kafirlere bir de cehennem azabı vardır.
Enfâl suresi
Enfâl suresi, 14. ayet. ذَٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابَ ٱلنَّارِ
ẕâliküm feẕûḳûhü veenne lilkâfirîne `aẕâbe-nnâr.
İşte şimdi siz tadın onu! Kafirlere bir de cehennem azabı vardır.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Bedir: meleklerle yardım ve savaş hükmü Enfâl 5–19 3
Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kafirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına" diye vahyediyordu.
Bu, onların Allah'a ve Resulüne karşı gelmelerindendir. Her kim de Allah'a ve Resulüne karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezası şiddetlidir.
İşte şimdi siz tadın onu! Kafirlere bir de cehennem azabı vardır.
Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kafirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın).
-Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah'ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
14. “İşte bu” sözü geçen azap dünyadaki azabınızdır. Şimdi, ey Allah’a ve Rasûlü’ne karşı gelenler! Dünyevî bir azap olarak “tadın onu! Kâfirler için bir de ateş azabı vardır.”
Bu (Bedir) kıssasında Yüce Allah’ın, Allah’ın hak peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerinin doğru olduğunu gösteren pek büyük deliller vardır:
1. Yüce Allah onlara vermiş olduğu sözü gerçekleştirmiştir.
2. Bir diğeri Yüce Allah’ın şu buyruğunda dile getirilmektedir: “Muhakkak karşılaşan iki toplulukta sizin için bir ibret vardır. Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu. Diğeri ise kâfirdi. Onlar öbürlerini gözleri ile kendilerinin iki katı görüyorlardı...” (Âli İmran, 3/13) XXXayetin tamamı konabilir????mana yarım kalıyorxXhocay sor
3. Yüce Allah mü’minlerin kendisinden yardım istemeleri üzerine onların dualarını kabul etmiş ve sözünü ettiği yollarla onlara yardım etmiştir. Bu da Yüce Allah'ın, mü’min kullarına ne kadar inâyet ettiğine, imanlarına sebat verecek ve ayaklarını sabit kılacak sebepleri hazırlamaya ne kadar önem verdiğine bir delildir. Bu yolla onların hoşlanmadıkları şeyler ve şeytani vesveseler de ortadan kalkmıştı.
4- Yüce Allah’ın, kuluna kendisine itaati kolaylaştırması, onu iç ve dış sebepler ile bunu kolaylıkla gerçekleştirilebilecek hale getirmesi Allah’ın kuluna olan lütuflarından birisidir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Ey Allah'a ve resulüne muhalefet edenler! Zikredilen o azap sizindir. Dünya hayatında bir an önce gelen bu azabı tadın. Küfür ve inadınız üzere ölürseniz ahirette sizin için bir de cehennem azabı vardır.
Aynı olay: Bedir Gazvesi · Aynı kıssa: Bedir Gazvesi · Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi
Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir'de yardım etmişti. O halde Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.
Aynı olay: Bedir Gazvesi · Aynı kıssa: Bedir Gazvesi · Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi
Hani sen mü'minlere, "Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun.
Aynı olay: Bedir Gazvesi · Aynı kıssa: Bedir Gazvesi · Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi
Evet, sabrettiğiniz ve Allah'a karşı gelmekten sakındığınız takdirde; onlar ansızın üzerinize gelseler bile Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size…
Aynı kıssa: Asr-ı Saâdet — Hz. Muhammed Dönemi · Ortak kavram: Nûr (Işık)
O, bir alevli ateşe girecektir.
Aynı kıssa: Bedir Gazvesi
Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.
Aynı kıssa: Bedir Gazvesi
Allah'a ve Resul'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah…
Aynı kıssa: Bedir Gazvesi
Şımarıp böbürlenmek, insanlara gösteriş yapmak ve (halkı) Allah yolundan alıkoymak için yurtlarından çıkanlar (Mekke müşrikleri) gibi olmayın. Allah,…
Aynı kök: ذوق (63 geçiş) · Ortak kavram: Nûr (Işık)
Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
İşte (ey kâfirler, cezanız) bu; şimdi onu tadın! Şüphesiz ki kâfirler için ateş azabı vardır.
Bu sizin için (ey inkarcılar)! Haydi, tadın onu! Bir de ayrıca, inkarda (sonuna kadar) direnenler için (ahirette) ateş azabı var!
Bu (sizin için, ey Allahın düşmanları)! Haydi, öyleyse tadın onu; ve (bilin ki) hakkı inkar edenleri ateşli bir azap beklemektedir!
İşte size (fiilinizin sonucu); tadın onu! Hakikat bilgisini inkar edenler için bir de Nar (bir tür ateş ki, hem içsellikte hem dışsallıkla yakan) azabı vardır.
İşte bu sizin; tadın bunu. İnkara sapanlara bir de ateş azabı vardır.
İşte bu yenilgi size Allah’ın azabı! Şimdilik onu tadın! Kâfirlere bir de cehennem ateşinin azabı vardır.
"İşte, artık tadın onu!" Kuşkusuz, nankörlük edenler için ateş cezası vardır.
İşte bu yenilgi, size Allah'ın azabıdır. İşte siz o azabı tadınız! İnkarcılara bir de cehennem ateşinin azabı vardır.
İşte bunu tadın. Kafirler için bir de ateş azabı var.
İşte bunu tadın. Kafirler için bir de ateş azabı var.
İşte bunu gördünüz ya, şimdi onu tadın; kafirlere bir de cehennem azabı vardır!
İşte bunu gördünüz a, şimdi onu tadın, kafirlere bir de Cehennem azabı var
Şimdi onu tadın. Kafirler için yalnızca ateşin azabı vardır.
Şimdi onu tadın. Kafirler için yalnızca ateşin azabı vardır.
Şimdi onu tadın. Gerçeği yalanlayan nankörler için yalnızca ateşin azabı vardır.
İşte bu sizin; tadın bunu. Kafirler için bir de ateş azabı var.
İşte bunu gördünüz ya: Şimdi tadın onu! Kafirlere bir de (cehennem) ateş (in) in azabı vardır.
İşte bunu tadın. Muhakkak ki kafirlere bir de ateş azabı vardır.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
İşte bu sizin; tadın bunu. (Ahirette) kâfirler için bir de Cehennem azabı vardır.
"İşte siz şimdi tadın onu; (ayrıca) kafirler için ateş azabı da vardır!"
Haydi tadın o cezayı bakalım. O kafirler için bir de ateş azabı vardır.
Haydi tadın onu bakalım. Kafirler için bir de ateş azabı vardır.
İşte size (azap) tadın onu! Ve kâfirlere bir de ateşin azabı vardır.
İşte size (azap) tadın onu! ve kafirlere bir de ateşin azabı vardır.
İşte gördünüz! Hadi tadın onu! Küfre sapanlar için ateş azabı da var.
This is it you infidels, but that is not all; there awaits you the torment to be laid on the damned.
‘That is what you get! Taste that!’––and the torment of the Fire awaits the disbelievers.
Thus (will it be said): "Taste ye then of the (punishment): for those who resist Allah, is the penalty of the Fire."
That is your punishment (from Allah). So taste this punishment, dipnot 1 and know that for the unbelievers is the punishment of the Fire.
That is your reward, so taste it. The kafirun will also have the punishment of the Fire.
This is (the torment), so taste it; and surely for the disbelievers is the torment of the Fire.
‘Taste this, and [know] that for the faithless is the punishment of the Fire. ’
That is (your punishment), so suffer some of it (in this life), and (know) that (in the Hereafter) there awaits the disbelievers the torment of the Fire.
That for you; therefore taste it; and that the chastisement of the Fire is for the unbelievers.
Taste your worldly punishment and know that, as a disbeliever, you will be subjected to the Hellfire.
There, taste it! since for the misbelievers is the torment of the Fire.
This is for you to sample, and for the ingrates will be retribution of fire.
That is your punishment, taste it then; and remember that for disbelievers there is the punishment of the Fire.
Thus (it will be said) "There, taste the punishment, for disbelievers is the torment of the Fire.
That (The Arabic pronoun is in the plural from, indicating strict punishment) (is the punishment), so taste it; and that the torment of the Fire is for the disbelievers.
That (is the award), so taste it, and (know) that for disbelievers is the torment of the Fire.
For you is this (punishment) to taste, for the infidels the torment of Hell.
This [for you, O enemies of God]! Taste it, then, [and know] that suffering through fire awaits those who deny the truth!
That ˹worldly punishment˺ is yours, so taste it! Then the disbelievers will suffer the torment of the Fire.
This is for you to sample, and for the rejecters will be a retribution of Fire.
This is to punish the disbelievers; they have incurred the retribution of Hell.
"That [is yours], so taste it. " And indeed for the disbelievers is the punishment of the Fire.
That: “Taste it!” — and that for the false claimers of guidance is the punishment of the Fire!
That is the punishment, so taste it. And there is the torment of Fire for the rejecters.
Like this (it will be said to them): "Then you taste it (the punishment): For those who resist Allah, the penalty is the Fire. "
That is what you have to taste, and for the disbelievers is the (further) punishment of the Fire.
This is for you to sample, and for the rejecters will be a retribution of Fire.