Diyanet İşleri
Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"
Kalem suresi
Kalem suresi, 31. ayet. قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
ḳâlû yâ veylenâ innâ künnâ ṭâgîn.
Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Bahçe sahipleri kıssası Kalem 17–33 3
Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.
Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler.
Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"
"Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız."
İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!
Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naim cennetleri vardır.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 30–32. ayetler için yazılmıştır.
30-31. Bundan dolayı büyük bir pişmanlık duydular ve “birbirlerini” yaptıkları dolayısı ile “kınamaya başladılar. Dediler ki: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kimselermişiz.” Gerek Allah’a karşı, gerek kullarının hakları hususunda haddi aşan kimselermişiz.
32. “Umarız Rabbimiz, bize o (bahçe) yerine daha hayırlısını verir. Şüphesiz biz yalnızca Rabbimize ümit bağlıyoruz.” Böylelikle Yüce Allah’tan telef olan bahçelerinin yerine ondan daha hayırlısını vermesini ümit ettiler. Yüce Allah’tan dilekte bulunacaklarını söylediler ve dünyada ona ısrarla dua edecekleri vaadinde bulundular. Eğer dediklerini yaptılarsa görünen o ki Yüce Allah, dünyada kendilerine o bahçelerinden daha iyisini vermiştir. Çünkü samimi olarak Allah’a dua edip de O’na yönelen ve O’na ümit bağlayan kimseye Allah dilediğini verir.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Pişmanlık içinde şöyle dediler: ''Yazıklar olsun bizlere! Yoksulları haklarından mahrum bırakmamız sebebiyle biz haddi aşmış kimselerdik.''
Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri
Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik…
Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri
Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık.
Aynı kıssa: Bahçe Sahipleri
Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: "Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm."
Aynı kök: طغي (39 geçiş)
Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.
Aynı kök: طغي (39 geçiş)
Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde, kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir…
Aynı kök: طغي (39 geçiş)
Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin velileri ise tağuttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Şunu) demişlerdi: "Eyvah, yazıklar olsun bize! Biz azgın kişilermişiz.
"Yazıklar olsun bize! Gerçekten de biz, haddimizi aşmışız.
(Sonunda) "Yazıklar olsun bize!" dediler, "Gerçekten biz küstahça davranmıştık!
Dediler ki: "Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz küstahça davranmışız!"
"Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.
(Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.
"Vay başımıza gelene!" dediler; "Aslında, sınırı aştık!"
- Onlar, "Ey Rabbimiz! Seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Gerçekten biz, kendimize yazık ettik" dediler. Birbirlerini suçlamaya başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize, biz azgın kimseleriz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz."
Dediler ki, "Yazıklar olsun bize. Azgınmışız."
Dediler ki, 'Yazıklar olsun bize. Azgınmışız.'
Yazıklar olsun bizlere; bizler doğrusu azgınlarmışız.
Yazıklar olsun bizlere, bizler doğrusu azgınlarmışız
"Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."
"Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."
"Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."
"Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.
"Yazıklar olsun bize, dediler, hakıykaten biz azgınlarmışız".
Dediler ki: Yazıklar olsun bize, doğrusu biz; azgınlardanmışız.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”
"Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!"
Şöyle dediler: "Yazık bize! Biz gerçekten taşkınlık eden kimselermişiz!
"Yazık bize! Biz aşırı davranışlar içindeyiz.
Yazıklar olsun bize, azgınlardan olduk, dediler.
-Yazıklar olsun bize, azgınlardan olduk, dediler.
"Yazıklar olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız."
"How denunciated shall we be" they said. "We went beyond the limits prescribed by Allah and offended against the poor and it serves us right".
They said, ‘Alas for us! We have done terrible wrong,
They said: "Alas for us! We have indeed transgressed!
They said: "Woe to us! We had indeed transgressed.
They said, ‘Woe to us! We were indeed inordinate.
They said: "Woe to us! Verily, we were Tâghûn (transgressors and disobedient)
They said, ‘Woe to us! Indeed we have been rebellious.
They said, `O Woe to us! we have been, indeed, transgressors.
They said, 'Woe, alas for us! Truly, we were insolent.
They said: Shame and pity on us as we sinned. "
Said they, 'O woe to us! verily, we have been outrageous!
They said, "Woe to us. We sinned."
and they said, woe be unto us! Verily we have been transgressors:
Said they, "O woe to us! Surely we were outrageous transgressors:
They said, "O woe to us! Surely we were inordinate.
They said: Alas for us! In truth we were outrageous.
Saying: "Alas the woe, we were iniquitous.
[In the end] they said: "Oh, woe unto us! Verily, we did behave outrageously!
They said, "Woe to us! We have certainly been transgressors.
They said: "Woe to us. We sinned."
They said, "Woe to us. We sinned.
They said, "O woe to us; indeed we were transgressors.
They said: “Woe is us! We transgressed all bounds.
They said, "Oh, woe unto us! We were trespassers of goodness. "
They said: "Woe be unto us! We have indeed exceeded our limits;
(and at last,) they said, "Woe to us! In fact, we (all) were outrageous.
They said: "Woe to us. We sinned."