Kehf suresi

Kehf suresi, 97. ayet

Kehf suresi, 97. ayet. فَمَا ٱسْطَٰعُوٓا۟ أَن يَظْهَرُوهُ وَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ لَهُۥ نَقْبًا

feme-sṭâ`û ey yażherûhü veme-steṭâ`û lehû naḳbâ.

Diyanet İşleri

Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Kehf 94–100 · surenin 97. ayeti / 110
  1. Kehf 94

    Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"

  2. Kehf 95

    Zülkarneyn, "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.

  3. Kehf 96

    "Bana (yeterince) demir madeni getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım" dedi.

  4. 97

    Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

  5. Kehf 98

    Zülkarneyn, "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir" dedi.

  6. Kehf 99

    O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sura üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.

  7. Kehf 100

    (100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

97. “Artık Ye’cüc ve Me’cüc ne onu aşabildiler, ne de onu delebildiler.” Seddin yüksekliğinden ötürü üzerine çıkabilme güçleri olmadığı gibi son derece muhkem ve güçlü olduğundan dolayı onu delecek imkânları da olmadı.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Ye’cûc ve Me’cûc, yüksekliğinden dolayı onu aşmaya güç yetiremedi. Sertliğinden dolayı da alt taraftan onu delmeye güç yetiremediler.

Kelimeler

8 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. فَمَا fema artık
  2. ٱسْطَـٰعُوٓا۟ stau ne güçleri yetti kök: طوع
  3. أَن en
  4. يَظْهَرُوهُ yezheruhu onu aşmaya kök: ظهر
  5. وَمَا ve ma ne de
  6. ٱسْتَطَـٰعُوا۟ stetau güçleri yetti kök: طوع
  7. لَهُۥ lehu onu
  8. نَقْبًۭا nekben delmeye kök: نقب

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat

    (100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün…

  • Aynı kök: نقب (3 geçiş)

    Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: "Sizinle beraberim.…

  • Aynı kök: نقب (3 geçiş)

    Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helak ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?

  • Aynı kıssa: Zülkarneyn

    (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

  • Aynı kıssa: Zülkarneyn

    Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.

  • Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat

    Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kabe'yi ziyaret eder ve onları da tavaf…

  • Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat

    Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir…

  • Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat

    Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'ın…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

77 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

(Artık Ye'cûc ve Me'cûc) o (seddi) ne aşabilmiş ne de onu delebilmişlerdi.

Mustafa İslamoğlu

Evet, artık onların (düşmanları) ne onu aşabilirlerdi, ne de onda bir delik ve gedik açabilirlerdi.

Muhammed Esed

Ve böylece (set inşa edilmiş oldu, öyle ki) artık onların düşmanları ne onu aşabilirlerdi ne de onda gedik açabilirlerdi.

Ahmed Hulusi

Artık onu, ne aşmaya muktedir olabildiler ve ne de delebildiler!

Ali Bulaç

Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.

Ali Özek ve heyeti

Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler.

Ali Rıza Safa

Artık, onu ne aşabildiler ne de delebildiler.

Bayraktar Bayraklı

Ye'cüc ve Me'cüc onu ne aşmaya ne de onda bir delik açmaya güç yetirebildiler.

Edip Yüksel

Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Artık ne onu aşabildiler, ne de delebildiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Artık onu ne aşabilirler ne de delebilirler

Erhan Aktaş

Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.

Gültekin Onan

Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.

Hasan Basri Çantay

Artık onu aşmıya da güc yetiremediler, onu delmiye de muktedir olamadılar.

İbni Kesir

Onlar; artık onu, ne aşabildiler, ne de delip geçebildiler.

Mehmet Alagaş

(83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.

Rowwad Tercüme Merkezi

Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

Süleyman Ateş

Artık (Ye'cuc Me'cuc) onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

Süleymaniye Vakfı

(Set tamamlanınca) artık Yecüc ile Mecüc'ün onun üstüne çıkmaya da delip geçmeye de güçleri yetmedi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

"Artık onu aşmaya güçleri yetmeyeceği gibi delmeye de güçleri yetmez."

Şaban Britch

Artık, seddi aşmaya güçleri yetmedi ve delip geçmediler.

Şaban Piriş

Artık, seddi aşmaya güçleri yetmedi ve delip geçmediler.

Yaşar Nuri Öztürk

Artık onu ne aşabildiler ne delebildiler.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

"In consequence, they -the tribes- could not escalade it nor were they able to make their way through it by digging",

Abdul Haleem

Their enemies could not scale the barrier, nor could they pierce it,

Abdullah Yusuf Ali

Thus were they made powerless to scale it or to dig through it.

Abul A'la Maududi

Such was the rampart that Gog and Magog could not scale, nor could they pierce it.

Aisha Bewley

They were, therefore, unable to climb over it nor were they able to make a breach in it.

Al-Hilali & Khan

So they [Ya’jûj and Ma’jûj (Gog and Magog)] could not scale it or dig through it.

Ali Quli Qarai

So they could neither scale it, nor could they make a hole in it.

Amatul Rahman Omar

So (there was built the rampart which) they (- Gog and Magog) could neither scale nor they had the strength to cause a breach through it.

Arthur John Arberry

So they were unable either to scale it or pierce it.

Bijan Moeinian

…. Thus he built a dam (as a barrier between the two parties involved) that they could neither climb it nor make a hole in it.

E. Henry Palmer

So they could not scale it, and they could not tunnel it.

Edip-Layth

So they could not come over it, and they could not make a hole in it.

George Sale

Wherefore, when this wall was finished, Gog and Magog could not scale it, neither could they dig through it.

Hamid S. Aziz

"Bring me blocks of iron. When they had filled up the space between the two mountain-sides, he said, "Blow (with your bellows)". When he had made it red with fire, he said, "Bring me, that I may pour over it, molten lead."

Mahmoud Ghali

So, in no way were they able to surmount it, and in no way were they able to bore it.

Marmaduke Pickthall

And (Gog and Magog) were not able to surmount, nor could they pierce (it).

Mohamed Ahmed - Samira

Thus (Gog and Magog) could neither climb over it nor dig a hole through (the rampart).

Muhammad Asad

And thus [the rampart was built, and] their enemies were unable to scale it, and neither were they able to pierce it.

Mustafa Khattab

And so the enemies could neither scale nor tunnel through it.

Progressive Muslims

So they could not come over it, and they could not make a hole in it.

Rashad Khalifa

Thus, they could not climb it, nor could they bore holes in it.

Sahih International

So Gog and Magog were unable to pass over it, nor were they able [to effect] in it any penetration.

Sam Gerrans

And they could not pass over it, and they could not pierce it.

Shabbir Ahmed

Thus they (Gog and Magog) could not climb it, nor could they bore holes in it.

Syed Vickar Ahamed

Thus they (Gog and Magog) were made helpless to climb it (the wall) or to dig through it.

Taqi Usmani

So they (Ya’jūj and Ma’jūj) were not able to climb it, nor were they able to make a hole in it.

The Monotheist Group

So they could not come over it, and they could not make a hole in it.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 97. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 97. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 97. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩