Diyanet İşleri
Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
Kehf suresi
Kehf suresi, 97. ayet. فَمَا ٱسْطَٰعُوٓا۟ أَن يَظْهَرُوهُ وَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ لَهُۥ نَقْبًا
feme-sṭâ`û ey yażherûhü veme-steṭâ`û lehû naḳbâ.
Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Zülkarneyn Kehf 83–101 3
Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"
Zülkarneyn, "Rabbimin bana verdiği (imkan ve kudret, sizin vereceğiniz vergiden) daha hayırlıdır. Şimdi siz bana gücünüzle yardım edin de, sizinle onların arasına sağlam bir engel yapayım" dedi.
"Bana (yeterince) demir madeni getirin" dedi. İki yamacın arasındaki boşluğu (dağlarla) bir hizaya getirince, "körükleyin!" dedi. Demiri eritip kor (gibi) yapınca da, "Bana erimiş bakır getirin, bunun üzerine boşaltayım" dedi.
Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
Zülkarneyn, "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi (kıyametin kopma vakti) gelince onu yerle bir eder. Rabbimin vaadi gerçektir" dedi.
O gün biz onları bırakırız, dalga dalga birbirlerine karışırlar. Sonra sura üfürülür de onları toptan bir araya getiririz.
(100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün dehşetiyle) dikeriz!
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
97. “Artık Ye’cüc ve Me’cüc ne onu aşabildiler, ne de onu delebildiler.” Seddin yüksekliğinden ötürü üzerine çıkabilme güçleri olmadığı gibi son derece muhkem ve güçlü olduğundan dolayı onu delecek imkânları da olmadı.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Ye’cûc ve Me’cûc, yüksekliğinden dolayı onu aşmaya güç yetiremedi. Sertliğinden dolayı da alt taraftan onu delmeye güç yetiremediler.
Aynı kıssa: Zülkarneyn · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
(100-101) O gün cehennemi; gözleri Zikr'ime (Kur'an'a) karşı perdeli olan ve onu dinleme zahmetine dahi katlanamayan kafirlerin karşısına (bütün…
Aynı kök: نقب (3 geçiş)
Andolsun, Allah İsrailoğullarından sağlam söz almıştı. Onlardan on iki temsilci -başkan- seçmiştik. Allah, şöyle demişti: "Sizinle beraberim.…
Aynı kök: نقب (3 geçiş)
Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helak ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?
Aynı kıssa: Zülkarneyn
(Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."
Aynı kıssa: Zülkarneyn
Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kabe'yi ziyaret eder ve onları da tavaf…
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir…
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'ın…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Artık Ye'cûc ve Me'cûc) o (seddi) ne aşabilmiş ne de onu delebilmişlerdi.
Evet, artık onların (düşmanları) ne onu aşabilirlerdi, ne de onda bir delik ve gedik açabilirlerdi.
Ve böylece (set inşa edilmiş oldu, öyle ki) artık onların düşmanları ne onu aşabilirlerdi ne de onda gedik açabilirlerdi.
Artık onu, ne aşmaya muktedir olabildiler ve ne de delebildiler!
Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.
Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular ne de onu delebildiler.
Artık, onu ne aşabildiler ne de delebildiler.
Ye'cüc ve Me'cüc onu ne aşmaya ne de onda bir delik açmaya güç yetirebildiler.
Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
Artık ne onu aşabildiler, ne de delebildiler.
Artık onu ne aşabilirler ne de delebilirler
Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.
Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.
Artık onu aşmaya ve yarıp geçmeye güç yetiremediler.
Böylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.
Artık onu aşmıya da güc yetiremediler, onu delmiye de muktedir olamadılar.
Onlar; artık onu, ne aşabildiler, ne de delip geçebildiler.
(83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.
Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
Artık (Ye'cuc Me'cuc) onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.
(Set tamamlanınca) artık Yecüc ile Mecüc'ün onun üstüne çıkmaya da delip geçmeye de güçleri yetmedi.
"Artık onu aşmaya güçleri yetmeyeceği gibi delmeye de güçleri yetmez."
Artık, seddi aşmaya güçleri yetmedi ve delip geçmediler.
Artık, seddi aşmaya güçleri yetmedi ve delip geçmediler.
Artık onu ne aşabildiler ne delebildiler.
"In consequence, they -the tribes- could not escalade it nor were they able to make their way through it by digging",
Their enemies could not scale the barrier, nor could they pierce it,
Thus were they made powerless to scale it or to dig through it.
Such was the rampart that Gog and Magog could not scale, nor could they pierce it.
They were, therefore, unable to climb over it nor were they able to make a breach in it.
So they [Ya’jûj and Ma’jûj (Gog and Magog)] could not scale it or dig through it.
So they could neither scale it, nor could they make a hole in it.
So (there was built the rampart which) they (- Gog and Magog) could neither scale nor they had the strength to cause a breach through it.
So they were unable either to scale it or pierce it.
…. Thus he built a dam (as a barrier between the two parties involved) that they could neither climb it nor make a hole in it.
So they could not scale it, and they could not tunnel it.
So they could not come over it, and they could not make a hole in it.
Wherefore, when this wall was finished, Gog and Magog could not scale it, neither could they dig through it.
"Bring me blocks of iron. When they had filled up the space between the two mountain-sides, he said, "Blow (with your bellows)". When he had made it red with fire, he said, "Bring me, that I may pour over it, molten lead."
So, in no way were they able to surmount it, and in no way were they able to bore it.
And (Gog and Magog) were not able to surmount, nor could they pierce (it).
Thus (Gog and Magog) could neither climb over it nor dig a hole through (the rampart).
And thus [the rampart was built, and] their enemies were unable to scale it, and neither were they able to pierce it.
And so the enemies could neither scale nor tunnel through it.
So they could not come over it, and they could not make a hole in it.
Thus, they could not climb it, nor could they bore holes in it.
So Gog and Magog were unable to pass over it, nor were they able [to effect] in it any penetration.
And they could not pass over it, and they could not pierce it.
Thus they (Gog and Magog) could not climb it, nor could they bore holes in it.
Thus they (Gog and Magog) were made helpless to climb it (the wall) or to dig through it.
So they (Ya’jūj and Ma’jūj) were not able to climb it, nor were they able to make a hole in it.
So they could not come over it, and they could not make a hole in it.