Diyanet İşleri
Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!
Mü'minûn suresi
Mü'minûn suresi, 54. ayet. فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ
feẕerhüm fî gamratihim ḥattâ ḥîn.
Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ, Hârûn ve Îsâ; tek din Mü'minûn 45–56 3
Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim.
Şüphesiz bu (İslam), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.
(İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.
Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!
(55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!
Rablerinin azametinden korkup titreyenler,
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
54. “O nedenle onları bir süreye” üzerlerine azabın ineceği vakte “kadar gafletleri” hakkı bilmeyişleri ve buna rağmen kendilerini haklı olarak gösteren cahillikleri “ile baş başa bırak.” Çünkü bu halde onlara hiçbir öğüdün faydası yoktur. Hiçbir azardan da yararlanmamaktadırlar. Kendilerinin hak üzere olduğunu iddia edip de bir de izlemekte olduğu yola başkalarını çağırmaya gayret eden kimseye öğüdün faydası nasıl olsun ki?
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Ey Peygamber! Azap kendilerine ininceye kadar onları içinde bulundukları cehalet ve şaşkınlık içerisinde bırak!
Aynı kök: غمر (4 geçiş)
Allah'a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, "Bana vahyolundu" diyen, ya da "Allah'ın indirdiğinin benzerini ben de…
Aynı kök: غمر (4 geçiş)
Ancak kafirlerin kalbleri bu Kur'an'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır.
Aynı kök: غمر (4 geçiş)
(10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!
Aynı kök: حين (35 geçiş)
Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin…
Aynı kök: حين (35 geçiş)
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere…
Aynı kök: حين (35 geçiş)
Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde, sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size…
Aynı kök: وذر (45 geçiş)
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru…
Aynı kök: وذر (45 geçiş)
İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Şimdi sen onları bir zamana kadar şaşkınlıkları içinde bırak!
Artık onları bir vakte kadar, gömüldükleri gafletleriyle baş başa bırak da işine bak;
Fakat onları bir vakte kadar, kendi cehaletlerine gömülmüş olarak, kendi hallerine bırak.
Bir süre onları kozaları içinde bırak!
Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Şimdi sen ölüm gelinceye kadar onları gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Artık, kendi aymazlıkları içinde onları bırak; belirlenmiş bir süreye dek.
Onları bir süreye kadar, gaflet ve sapıklıkları ile baş başa bırak!
Belli bir süreye kadar onları şaşkınlıkları içinde bırak.
Belli bir süreye kadar onları şaşkınlıkları içinde bırak.
Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!
Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!
Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!
Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Şimdi sen onları bir vakta kadar sapıklıkları içinde bırak.
Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
(51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.
Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
Bir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak.
Onları, bir süreye kadar daldıkları şey içinde bırak dipnot 1 !
Artık onları bir süreye kadar kendi cemaatleri ile baş başa bırak.
Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.
Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla baş başa bırak.
Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Therefore, leave them O Muhammad for the time swimming in the depth of error and ignorance which have reached up unto heaven, there is a fitting point of time for every event.
So [Muhammad] leave them for a while steeped [in their ignorance].
But leave them in their confused ignorance for a time.
So leave them immersed in their heedlessness till an appointed time. dipnot 1
So leave them in their glut of ignorance for a while.
So leave them in their error for a time.
So leave them in their stupor for a while.
So leave them in their utter confusion (due to their ignorance) for a time.
So leave thou them in their perplexity for a time.
Let them enjoy it for a while.
So leave them in their flood (of error) for a time.
So leave them in their error until a time.
Wherefore leave them in their confusion, until a certain time.
But they (mankind) have broken their religion (or affair) between them into sects, each sect rejoicing in its own tenets.
So leave them out in their perplexity for a while (of time).
So leave them in their error till a time.
So leave them to their ignorance for a time.
But leave them alone, lost in their ignorance, until a [future] time.
So leave them ˹O Prophet˺ in their heedlessness for a while.
So leave them in their error until a time.
Therefore, just leave them in their confusion, for awhile.
So leave them in their confusion for a time.
So leave thou them in their flood of ignorance for a time.
But leave them alone, lost in their ignorance until a time. (And the Truth will ultimately prevail (22:17), (22:55-57)).
So, leave them in their error (unclear and uninformed condition) for a while.
So leave them in their negligence for some time.
So leave them in their error until a time.