Diyanet İşleri
Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)
Şuarâ suresi
Şuarâ suresi, 206. ayet. ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
ŝümme câehüm mâ kânû yû`adûn.
Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kur'an'ın indirilişi; "onu şeytanlar indirmedi" Şuarâ 192–212 3
(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.
Bizim azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?
Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak,
Sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?)
(Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamazdı.
Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.
Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 205–207. ayetler için yazılmıştır.
205-207. “Ne dersin; biz onları nice seneler (dünya nimetlerinden) faydalandırsak” yani azabı onlara indirmekte acele etmeyip dünya hayatından yararlansınlar diye onlara uzun yıllar mühlet versek “Sonra da tehdit edildikleri (azap) onlara gelse, faydalandırıldıkları (o nimetlerin)” lezzetlerin, arzu ve heveslerin “onlara ne yararı olacak?” Yani hiçbir şeyin onlara faydası olmaz. Çünkü aldıkları lezzetler, tattıkları zevkler geçip gitmiş, yok olmuştur. Geriye sadece veballeri kalmıştır. Ayrıca zevk içinde geçirdikleri sürenin uzunluğu dolayısıyla da azapları kat kat arttırılmıştır. Burada azabın gelip çatmasından ve onu hak edecek şeylerden onları sakındırma söz konusudur. Önemli olan o azaba uğramamktır, yoksa azabın çabuk ya da geç gelmesinin hiçbir önemi yoktur. Bunun sağlayacağı bir fayda da yoktur.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Kendilerine verilen nimetlerden faydalanmalarının ardından tehdit edilmekte oldukları azap onlara gelip, çatmıştır.
Ortak kavram: Vaad
Hani, biz Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizler ise onun ardından (kendinize) zulmederek bir buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
Ortak kavram: Vaad
(Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda…
Ortak kavram: Vaad
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size, çirkinliği ve hayasızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va'dediyor. Şüphesiz…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(205, 206) Şimdi şunu bir düşün: "Biz onları senelerce yaşatsak, sonra da (kendilerine) söz verilmiş olan (azap) başlarına gelse,
sonra vaad edilen azap başlarına gelse;
ve sonra vaad edildikleri (azap) başlarına gelmişse;
Sonra, uyarıldıkları başlarına gelse. . .
Sonra kendilerine va'dolunan (azab günü) geliverse,
sonra tehdit edilmekte oldukları (azap) başlarına gelse!
Sonra, sözü verilen başlarına gelse?
Sonra da kendilerine uyarıldıkları azap gelse;
Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,
Ve sonra kendilerine söz verilen başlarına gelse,
Sonra kendilerine yapılan tehdit gelip çatsa,
Sonra kendilerine edilen vaid gelip çatarsa
Sonra da onlara yapılan uyarı dipnot 1 gerçekleşse,
Sonra da onlara yapılan uyarı dipnot 1 gerçekleşse,
Sonra da onlara yapılan uyarı dipnot 1 gerçekleşse,
Sonra kendilerine vaadolunan (azab günü) geliverse,
(205-206-207) Şimdi sen bana haber ver: Biz onları senelerce yaşatıb faidelendirsek de sonra kendilerine tehdid olunageldikleri (azab gelib) çatıverse o yaşayıb faidelenmiş oldukları (yıllar) kendilerini kurtarabilir mi?
Sonra kendilerine vaadolunan şey başlarına gelse,
(192-227) Muhakkak ki o / kuran, alemlerin rabbinden indirilmedir, onu, güvenilir bir ruh, senin kalbine, uyarıcılardan olasın diye açık ve net bir lisan aracıyla / arabi lisanıyla indirdi. Muhakkak ki o / kuran, evvelkilerin yazıt levhalarında / Zeburlarında var, İsrail oğullarının bilgelerinin bunu biliyor olması onlar için bir gösterge / bir ayet değil midir? Eğer ki / velev ki onu yabancılardan birilerine indirseydik, yabancı onlara okusaydı, o halde iman eden olmazlardı. (Ama biz onu kendi dillerinde indirdik) Bu şekilde yaparak / kendi dilleri ile indirerek, biz onu / kuranı suçluların kalbine soktuk. Acıtıcı azabı / elim azabı görünceye kadar inanmıyorlar , o nlara azap ansızın geldi , onlar bunun bilincinde değillerdi / şuurunda değillerdi. Diyorlar ki bizler ertelenenlerden olur muyuz? Azabımızı acele mi buluyorlar ? (Çok hızlı gerçekleşti mi diyorlar?) Sen, onları senelerce geçindirdiğimizi / metalandırdığımızı görmedin mi? Sonra onlara vaat edilmiş oldukları ne ise, o geldi, tükettikleri şeyler, onlara bir fayda sağlamadı. Biz uyarıcı göndermeden hiçbir memleketi / karyeyi helak etmeyiz. Hatırlatmadır ki, bizler Zalimler değiliz. Onu şeytanlar indirmedi, onların buna yeterlilikleri yoktur, kapasiteleri de yetmez , onlar işitmekten de uzaklaştırılmışlardır / a zledilmişlerdir. Allah'la beraber başka bir ilah çağırma, azap edilenlerden olursun, soyundan yakınlarını / akrabalarını uyar, iman edenlerden sana tabi olanları kanadınl a koru / muhafaza et, eğer sana isyan ederlerse de ki ben sizin yaptıklarınızdan / amellerinizden uzağım beriyim / (beri durmak öte durmak öte beri) saygıdeğer olana, esirgeyene vekaletini ver / Ona tevekkül et, ayağa kalktığın her vakitte, secde edenlere her dönüştüğünde, O seni görür , muhakkak ki O, işitendir bilendir. Şeytanın kime indirdiğini sana haber vereyim mi? Her bir iftiracının üzerine, her bir kötünün üzerine iner. Şeytanlardan işittiklerini aktarırlar / talkın ederler ve onların çoğunluğu da yalancıdır. Şairler / şuaralar, azgınlar onlara / şairlere tabi olurlar, görmedin mi ki onlar / şairler, her bir vadide şaşkın şaşkın / deli divane dolaşıyorlar, onlar, kesinlikle yapmadıklarını söylüyorlar, iman edenler ve salih amel işleyenler, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğra malarından sonra yardımlaşanlar hariç (onlar yaptıklarını söylerler). Zalimler, hangi dönüştürücü ile ne hale dönüştürüleceklerini ileride bilecekler.
Sonra kendilerine vaadedilen başlarına gelse, (halleri nice olurdu?)
Sonra tehdid edildikleri (azab) kendilerine gelse,
sonra tehdit edildikleri azap onlara gelse,
Sonra tehdit edildikleri azap gelse,
Sonra da onlara vaat edilen azap gelse.
Sonra da onlara vaat edilen azap gelse...
Sonra, tehdit edildikleri şey kendilerine ulaşsa,
Then they are suddenly seized with what they were promised of retributive punishment!
and then the promised torment came upon them,
Yet there comes to them at length the (Punishment) which they were promised!
and then the chastisement of which they were being warned were to come upon them,
and then what they were promised comes to them,
And afterwards comes to them that (punishment) which they had been promised,
then there comes to them what they have been promised,
And then that (punishment) with which they are threatened befalls them;
then there comes on them that they were promised,
Now it is time that I punish them as I had promises.
and then there come to them what they are threatened,
Then what they were promised came to them.
and afterwards that with which they are threatened come upon them;
What think you? If We let them enjoy life for years,
Thereafter (there) comes to them what they have been promised,
And then cometh that which they were promised,
And then what they were promised comes upon them,
and thereupon that [chastisement] which they were promised befalls them –
then there came to them what they had been threatened with:
Then what they were promised came to them.
Then the retribution came to them, just as promised.
And then there came to them that which they were promised?
Then there comes to them what they were promised,
And then comes that which they were promised.
And still at the end, there will come to them (the punishment) that they were promised!
then comes to them what they are warned of,
Thenwhat they were promised came to them.