Diyanet İşleri
Andolsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü.
Tekvîr suresi
Tekvîr suresi, 23. ayet. وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ
veleḳad raâhü bil'üfüḳi-lmübîn.
Andolsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Peygamber deli değildir; Kur'an bir öğüttür Tekvîr 22–29 3
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
(Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir.
Andolsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü.
O, gayb hakkında cimri değildir.
Kur'an, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
(Hal böyle iken) nereye gidiyorsunuz?
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
23. “Andolsun ki o” yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, Cibril aleyhisselam’ı gözün görebildiği en yüksek nokta olan o “apaçık ufukta görmüştür.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz arkadaşınız, Cebrail’i yaratıldığı surette gökyüzünün ufkunda açıkça gördü.
Aynı kök: افق (3 geçiş)
Varlığımızın delillerini, (kainattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur'an'ın gerçek olduğu onlara iyice…
Aynı kök: افق (3 geçiş)
(5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Yemin olsun ki onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştü. dipnot 1
Doğrusu o, meleği berrak bir ufukta görmüştür.
o gerçekten (meleği) gördü, berrak bir ufukta (gördü) onu;
Andolsun ki Onu apaçık ufuk olarak müşahede etti!
Andolsun o (peygamber), onu apaçık bir ufukta görmüştür.
Andolsun ki, onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
Gerçek şu ki, Onu, ufukta apaçık görmüştür.
- Sizin arkadaşınız Muhammed, kesinlikle deli değildir. O, meleği apaçık ufukta görmüştü. O, gaypten gelen bilgileri sizden esirgeyemez.
Onu apaçık bir ufukta görmüştür. dipnot 1
Onu apaçık bir ufukta görmüştür.
Vallahi onu (Cebrail) açık ufukta gördü.
Vallahi gördü onu açık ufukta
Ant olsun o, onu açık ufukta gördü.
Ant olsun o, onu açık ufukta gördü. dipnot 1
Ant olsun o, onu açık ufukta gördü. dipnot 1
Andolsun o (peygamber), onu apaçık bir ufukta görmüştür.
Andolsun ki O (saahibiniz) onu apaçık ufukda görmüşdür.
Andolsun ki; onu, apaçık ufukta görmüştür.
(15-29) Gündüzün görünmeyen yıldızlara, yörüngelerinde dolaşan gezegenlere, kararmaya yüz tutan geceye, ağarmaya başladığında / gündüz olmaya başladığında sabaha yemin olsun ki / kasem olsun ki, kesinlikle O /Kuran, kerim / ikram eden elçinin / Resulün / Cibril’in sözüdür. Taht sahibinin / arş sahibinin yanında kuvvet ve makam sahibidir, itaatkârdır ve de güvenilirdir / emindir. Arkadaşınız cinli / mecnun falan değildir. Hatta Onu /Cibril’i apaçık ufukta gördü. Gaybı size açıklamakta tutuk /cimri davranmaz. O taşlanmış / recmedilmiş şeytan sözü değildir. Peki nereye gidiyorsunuz ? Kesinlikle O / Kuran a lemlere ancak bir hatırlatmadır. Sizden düzgünlük isteyen / istikamet isteyen kişiler içindir. Siz isteyemezsiniz ancak evrenlerin / alemlerin Rabbi Allah, isteyebilir. (Resulullah iki defa Meleği / Cibril’i gördü biri Hira da diğeri isra da Sidretil müntehada)
Onu (Cebrail'i) ufukta apaçık görmüştür.
Andolsun (Muhammed) onu apaçık ufukta görmüştür.
Cebrail'i, o açık ufukta (Nur Dağı'nda) kesinlikle gördü dipnot 1 .
O, Cebrail'i apaçık ufukta görmüştür.
Onu (Cebrail’i) apaçık ufukta görmüştür.
Onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
Yemin olsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
For he certainly saw him -the angel Jibril- at the clear horizon.
he did see him on the clear horizon.
And without doubt he saw him in the clear horizon.
he indeed saw the message-bearer on the clear horizon; dipnot 1
He saw him on the clear horizon.
And indeed he (Muhammad صلى الله عليه وسلم) saw him [Jibrîl (Gabriel)] in the clear horizon (towards the east).
certainly he saw him on the manifest horizon,
And he has most surely seen himself (shining in the resplendence of his own light) in the clear horizon (- in the remotest corners of the world).
he truly saw him on the clear horizon;
Truly he has seen himself in a clear horizon.
he saw him on the plain horizon,
He saw him by the clear horizon.
He had already seen him in the clear horizon:
And of a truth he saw himself on the clear horizon.
And indeed he (The Prophet) already saw him (The Angle Jibrîl "Gabriel") on the evident horizon,
Surely he beheld Him on the clear horizon.
He had surely seen Him on the clear horizon.
he truly beheld [the angel - beheld] him on the clear horizon;
And he did see that ˹angel˺ on the clear horizon,[1]
And he saw him by the clear horizon.
He saw him at the high horizon.,
And he has already seen Gabriel in the clear horizon.
And he saw him on the clear horizon;
And, indeed, he has found Wisdom at its highest horizon. (53:1-7).
And without doubt he (the Prophet) saw him (the messenger from Allah) in the clear horizon.
and he did see him (Jibra’īl X) on the clear horizon.
And he saw him by the clear horizon.