Diyanet İşleri
Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hallerine bırak.
Tûr suresi
Tûr suresi, 45. ayet. فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ
feẕerhüm ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî fîhi yuṣ`aḳûn.
Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hallerine bırak.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Bırak onları; Rabbinin hükmüne sabret Tûr 44–49 3
Yoksa, bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl, inkar edenler tuzağa düşecek olanlardır.
Yoksa, onların Allah'tan başka bir ilahı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.
Gökten düşmekte olan parçalar görseler, "Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır" derler.
Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hallerine bırak.
O gün tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.
Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var. Fakat onların çoğu bilmezler.
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
45. “O nedenle ölüp yere yığılacakları günle karşılaşana kadar onları kendi hallerine bırak.” Bu gün, asla ölçüsü tasavvur olunamayacak ve hiçbir şekilde nitelendirilemeyecek büyük bir azabın kendilerine isabet edeceği Kıyamet günüdür.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Resul!- Azap görecekleri günlerine ulaşıncaya kadar onları inkâr ve inatları üzerine bırak. O gün kıyamet günüdür.
Aynı kök: صعق (11 geçiş)
Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak halinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir.…
Aynı kök: صعق (11 geçiş)
Hani siz, "Ey Musa! Biz Allah'ı açıktan açığa görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz. Bunun üzerine siz bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
Aynı kök: صعق (11 geçiş)
Kitap ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. (Buna şaşma!) Musa'dan, bundan daha büyüğünü istemişler ve "Allah'ı bize açıkça…
Aynı kök: وذر (45 geçiş)
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru…
Aynı kök: وذر (45 geçiş)
İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama…
Aynı kök: وذر (45 geçiş)
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Artık bayıltılacakları dipnot 1 günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hâllerine bırak!
Artık onları, dehşetten kendilerini kaybedecekleri günle karşılaşıncaya kadar kendi hallerine bırak!
Bundan böyle, dehşete kapılacakları (Hesap) Günü ile karşılaşıncaya kadar kendi hallerine bırak onları!
Bırak onları, dehşeti yaşayacakları (ölüm) günlerine kavuşuncaya kadar!
Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azabla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.
Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak.
Artık, onlara aldırış etme; çarpılacakları günlerine kavuşuncaya dek.
Artık, çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak!
Çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak.
Çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak.
O halde bırak onları ta çarpılacakları günlerine (kavuşuncaya) kadar.
O halde bırak onları ta o çarpılacakları günlerine kadar
Artık onları cezalandırılacakları güne kavuşuncaya kadar kendi hallerine bırak.
Artık onları cezalandırılacakları güne kavuşuncaya kadar kendi hallerine bırak.
Artık onları cezalandırılacakları güne kavuşuncaya kadar kendi hallerine bırak.
Öyleyse sen onları (en dayanılmaz azabla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak.
Artık onları çarpılacakları günlerine kadar (hallerine) bırak.
Artık çarpılacakları günlerine erişinceye kadar bırak onları.
(3, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49) Hatırla ki sen Rabbinin nimeti sayesinde kâhin değilsin ve mecnun / divane değilsin, O bir şairdir ve biz onun bir felakete uğramasını bekliyoruz mu diyorlar? De ki bekleyin bende sizle beraber bekliyorum, bunu onlara rüyalarımı emrediyor yahut onlar taşkın bir kavim midirler? Veya onu (kuranı) kendisi uydurdu mu? Diyorlar, bilakis onlar inanmıyorlar, eğer doğru sözlü iseniz onun benzeri bir söz getirin , onlar başka bir şeyden mi yaratıldılar? yahut onlar yaratıcı mıdırlar? Yahut gökleri ve yeri mi yarattıl ar? Bilakis onlar inanmıyorlar / ikna olmuyorlar yahut Rabbiniz in hazineleri onların yanlarında mı? veya o hazineleri ele mi geçirdiler? Yahut onların orada merdivenleri varda onla mı? dinliyorlar? Öyleyse işittiklerinden apaçık bir delil getirsinler. Yahut kızlar O’na / Allah’a da erkek çocuklar kendilerine mi? Veya onlardan ücret mi sual edilmiş te borç altında kalmış eziliyorlar? Gayb onların yanında da onlar mı yazıyorlar? Veya hileli tuzak mı istedikleri? Tuzaklanacaklar işte o kafirlerdir veya Allah d ışında, onlar için, bir ilah mı var? Allah onların ortak koştuklarından üstündür. Eğer gökten düşen bir parça görseler, birbirine eklenmiş bulut derler, günleri ile buluşacakları ve korkudan bayılacakları o zamana kadar terket onları / bırak onları. Onların hileli tuzakları o gün onlara fayda sağlamaz, onlara yardım da edilmez. Zalimler bundan dışında bir azap da var, lakin çokları / ekserisi bilmiyorlar. Rabbinin vereceği karara / hükmüne sabret sen bizim gözetimimizdesin, kalktığın zamanlar da Rabbini üstün tut / tesbih et, geceleyin ve yıldızların ardından (gündüzün) onu tesbih et.
Şimdi onları yıkılıp, helak olacakları günleri ile karşılaşana kadar bırak.
Korkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları.
Artık onları, cezaya çarptırılacakları günle yüzleşinceye kadar kendi hallerine bırak dipnot 1 .
Onları kendi başlarına bırak; cezaya çarptırılacakları güne kadar böyle gitsin.
O halde bırak onları! Tâ ki (azaba) çarpılacakları günlerine kavuşsunlar.
-O halde, bırak onları, ta ki çarpılacakları günlerine kavuşsunlar.
Bayılıp yere serilecekleri günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları!
Therefore, leave them until they are faced, on some future date, with their settling day, when they are suddenly visited with an overwhelming punishment striking them at the root,
so leave them, Prophet, until they face the Day when they will be thunderstruck,
So leave them alone until they encounter that Day of theirs, wherein they shall (perforce) swoon (with terror),-
So leave them alone until they encounter that Day of theirs when they shall be struck down,
Leave them then until they meet their Day when they will be struck down by the Blast:
So leave them alone till they meet their Day, in which they will sink into a fainting (with horror).
So leave them until they encounter their day on which they will be thunderstruck;
So leave them alone till they meet that day of theirs (- the day of the battle of Badr) when they will be driven into the fire (of warfare).
Then leave them, till they encounter their day wherein they shall be thunderstruck,
So let them in their disbelief till the Day that they will be struck down.
But leave them till they meet that day of theirs whereon they shall swoon;
So disregard them until they meet the day in which they are struck.
Wherefore leave them, until they arrive at their day wherein they shall swoon for fear:
Leave them then till they meet that Day of theirs wherein they shall be made to swoon (with terror):
So, leave them out, till they meet their Day wherein they will be stunned. (i.e., thunderstruck)
Then let them be (O Muhammad), till they meet their day, in which they will be thunder-stricken,
So, leave them until they face their day (of doom) when they will be stunned.
Hence, leave them alone until they face that [Judgment] Day of theirs, when they will be stricken with terror:
So leave them until they face their Day in which they will be struck dead—
So disregard them until they meet the Day in which they are struck.
Disregard them until they meet the day in which they are struck.
So leave them until they meet their Day in which they will be struck insensible -
Then leave thou them until they meet their day wherein they will be thunderstruck,
Hence, leave them alone until they meet that Day of theirs wherein they shall be thunderstruck.
So leave them alone until they face their Day (of Judgment), when they shall be taken over (with fear)—
So, leave them alone until they face their Day, in which they will be turned unconscious,
So disregard them until they meet their Day in which they are stricken.