Süleymaniye Vakfı
Müminler/inanıp güvenenler, kesinlikle umduklarına kavuşacaklardır.
23. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Mü'minûn suresi, 1. ayet. قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ
ḳad efleḥa-lmü'minûn.
Müminler/inanıp güvenenler, kesinlikle umduklarına kavuşacaklardır.
Mü'minûn suresi, 2. ayet. ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ
elleẕîne hüm fî ṣalâtihim ḫâşi`ûn.
Onlar, namazlarında derin bir saygı içinde olanlardır dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 3. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
velleẕîne hüm `ani-llagvi mü`riḍûn.
Onlar, boş şeylerden dipnot 1 kaçınanlardır.
Mü'minûn suresi, 4. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَٰعِلُونَ
velleẕîne hüm lilzekâti fâ`ilûn.
Onlar, zekat için faaliyette bulunanlardır dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 5. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ
velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.
Onlar, edep yerlerini koruyanlar /açmayanlardır dipnot 1 ;
Mü'minûn suresi, 6. ayet. إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.
sadece (hür) eşlerine veya dipnot 1 hakimiyetleri altında olanlara /esir eşlerine açabilirler. dipnot 2 Onlar, bundan dolayı kınanmazlar.
Mü'minûn suresi, 7. ayet. فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.
Kim bunun ötesine geçmek isterse, işte onlar sınırı aşanlardır dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 8. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.
Ayrıca müminler, aldıkları emanetlere riayet eden ve verdikleri sözü yerine getirenlerdir dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 9. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ
velleẕîne hüm `alâ ṣalevâtihim yüḥâfiżûn.
Onlar, namazlarına özen gösterenlerdir dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 10. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ
ülâike hümü-lvâriŝûn.
İşte onlar sahip olacak olanlardır.
Mü'minûn suresi, 11. ayet. ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
elleẕîne yeriŝûne-lfirdevs. hüm fîhâ ḫâlidûn.
Onlar Firdevs cennetlerine sahip olacaklar, onlar orada ölümsüz olarak kalacaklardır dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 12. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن سُلَٰلَةٍ مِّن طِينٍ
veleḳad ḫalaḳne-l'insâne min sülâletim min ṭîn.
Şurası kesin ki insanı çamurdan süzülen bir özden yarattık dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 13. ayet. ثُمَّ جَعَلْنَٰهُ نُطْفَةً فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ
ŝümme ce`alnâhü nuṭfeten fî ḳarârim mekîn.
Sonra onu, karar-ı mekinde /yumurtaya ulaşma imkanı veren yerde döllenmiş yumurta haline getirdik dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 14. ayet. ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَٰمًا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَٰمَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَٰلِقِينَ
ŝümme ḫalaḳne-nnuṭfete `aleḳaten feḫalaḳne-l`aleḳate muḍgaten feḫalaḳne-lmuḍgate `iżâmen fekesevne-l`iżâme laḥmâ. ŝümme enşe'nâhü ḫalḳan âḫar. fetebârake-llâhü aḥsenü-lḫâliḳîn.
Sonra döllenmiş yumurtayı, rahim duvarına asılı embriyo haline getirdik. O embriyoyu bir çiğnem et haline getirdik. O et parçasını kemikler haline getirdik ve kemiklere et giydirdik. Sonra da onu farklı bir yapıda oluşturup geliştirdik dipnot 1 . Yaratanların en güzeli dipnot 2 olan Allah, ne yüce bir bereket kaynağıdır dipnot 3 !"
Mü'minûn suresi, 15. ayet. ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ
ŝümme inneküm ba`de ẕâlike lemeyyitûn.
Siz daha sonra kesinlikle öleceksiniz dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 16. ayet. ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ تُبْعَثُونَ
ŝümme inneküm yevme-lḳiyâmeti tüb`aŝûn.
Sonra siz, kıyamet /mezardan kalkış dipnot 1 günü yeniden yaratılıp kaldırılacaksınız.
Mü'minûn suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَٰفِلِينَ
veleḳad ḫalaḳnâ fevḳaküm seb`a ṭarâiḳ. vemâ künnâ `ani-lḫalḳi gâfilîn.
Şurası kesin ki üstünüzde yedi yol yarattık dipnot 1 . Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 18. ayet. وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَٰدِرُونَ
veenzelnâ mine-ssemâi mâem biḳaderin feeskennâhü fi-l'arḍ. veinnâ `alâ ẕehâbim bihî leḳâdirûn.
Gökten belli ölçüde su indirip yerin içine depolarız dipnot 1 . Biz onu yürütmenin ölçüsünü de elbette koymuşuzdur dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 19. ayet. فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَٰبٍ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
feenşe'nâ leküm bihî cennâtim min neḫîliv vea`nâb. leküm fîhâ fevâkihü keŝîratüv veminhâ te'külûn.
Onunla sizin için hurma ve üzüm bahçeleri oluşturup geliştiririz. Orada sizin için çok miktarda meyveler de olur. Onlardan yersiniz dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 20. ayet. وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْـَٔاكِلِينَ
veşeceraten taḫrucü min ṭûri seynâe tembütü biddühni veṣibgil lil'âkilîn.
Sina'daki Tur Dağı'ndan dipnot 1 çıkan, yağ ve yiyenler için boya (yemeği ve vücudu güzelleştirici şey) üreten bir ağaç da yetiştiririz dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 21. ayet. وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَٰمِ لَعِبْرَةً نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
veinne leküm fi-l'en`âmi le`ibrah. nüsḳîküm mimmâ fî büṭûnihâ veleküm fîhâ menâfi`u keŝîratüv veminhâ te'külûn.
En'amda /koyun, keçi, sığır ve devede dipnot 1 sizin için kesinlikle alınacak dersler vardır. İçlerinde olandan (sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin için birçok yarar vardır. Bir de onlardan yersiniz dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 22. ayet. وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ
ve`aleyhâ ve`ale-lfülki tuḥmelûn.
Hem onların üzerinde hem de gemilerde taşınırsınız.
Mü'minûn suresi, 23. ayet. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ
veleḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.
Nuh'u halkına elçi gönderdik dipnot 1 . Onlara şöyle dedi: "Ey halkım! Allah'a kulluk edin; sizin ondan başka ilahınız yoktur. Yanlışlardan sakınmayacak mısınız?"
Mü'minûn suresi, 24. ayet. فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ
feḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm yürîdü ey yetefeḍḍale `aleyküm. velev şâe-llâhü leenzele melâikeh. mâ semi`nâ bihâẕâ fî âbâine-l'evvelîn.
Halkının önde gelenlerinden kafirlik edenler dediler ki: "Bu sadece sizin gibi bir beşerdir. Size üstünlük kurmak istiyor. Allah gerek görseydi dipnot 1 melekler indirirdi. Önceki atalarımız arasında da böyle bir şey olduğunu duymadık dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 25. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍ
in hüve illâ racülüm bihî cinnetün feterabbeṣû bihî ḥattâ ḥîn.
O, cinlerin etkisine girmiş bir adamdan başkası değildir. Bu yüzden onu bir süre gözlemleyin dipnot 1 ."
Mü'minûn suresi, 26. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ
ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.
Nuh: "Rabbim! Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et dipnot 1 ." dedi.
Mü'minûn suresi, 27. ayet. فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ
feevḥaynâ ileyhi eni-ṣne`i-lfülke bia`yüninâ vevaḥyinâ feiẕâ câe emrunâ vefâra-ttennûru feslük fîhâ min küllin zevceyni-ŝneyni veehleke illâ men sebeḳa `aleyhi-lḳavlü minhüm. velâ tüḫâṭibnî fi-lleẕîne żalemû. innehüm mugraḳûn.
Biz de ona şunu vahyettik: "Gözetimimiz altında ve vahyimize göre bir gemi inşa et. Emrimiz çıkıp tandır dipnot 1 kaynadığında her canlı türünden bir çifti ve -hakkında önceden karar çıkan kişi hariç- aileni gemiye al dipnot 2 . Yanlışlar içinde olanlar hakkında bana bir şey söyleme; çünkü onlar boğulacaklar dipnot 3 ."
Mü'minûn suresi, 28. ayet. فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
feiẕe-steveyte ente vemem me`ake `ale-lfülki feḳuli-lḥamdü lillâhi-lleẕî neccânâ mine-lḳavmi-żżâlimîn.
Yanındakilerle beraber sen de gemiye yerleştiğinde de ki: "Bizi, yanlışlar içindeki bu topluluktan kurtaran Allah'a hamdolsun."
Mü'minûn suresi, 29. ayet. وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ
veḳur rabbi enzilnî münzelem mübârakev veente ḫayru-lmünzilîn.
Bir de şöyle de: "Rabbim! Beni bereketli bir yere indir; izzet ve ikramda bulunanların en iyisi sensin."
Mü'minûn suresi, 30. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ
inne fî ẕâlike leâyâtiv vein künnâ lemübtelîn.
Bu olayda, kesinlikle ayetler /dersler vardır dipnot 1 . Biz (kullarımızı) gerçekten yıpratıcı bir imtihandan geçiririz.
Mü'minûn suresi, 31. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ
ŝümme enşe'nâ mim ba`dihim ḳarnen âḫarîn.
Sonra onların arkasından başka bir nesil oluşturup geliştirdik.
Mü'minûn suresi, 32. ayet. فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ
feerselnâ fîhim rasûlem minhüm eni-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.
Onlara da "Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur; yanlışlardan sakınmayacak mısınız dipnot 1 ?" desin diye kendi içlerinden bir elçi gönderdik.
Mü'minûn suresi, 33. ayet. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
veḳâle-lmeleü min ḳavmihi-lleẕîne keferû vekeẕẕebû biliḳâi-l'âḫirati veetrafnâhüm fi-lḥayâti-ddünyâ mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm ye'külü mimmâ te'külûne minhü veyeşrabü mimmâ teşrabûn.
Halkının içinden kafirlik eden, Ahirete varmayı yalan sayan, üstelik kendilerine dünya hayatında refah da verdiğimiz önde gelenler şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen, sizin gibi bir beşerden başka nedir ki!
Mü'minûn suresi, 34. ayet. وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَٰسِرُونَ
velein eṭa`tüm beşeram miŝleküm inneküm iẕel leḫâsirûn.
Sizin gibi bir beşere boyun eğecek olursanız, işte o zaman kesinlikle kaybedersiniz.
Mü'minûn suresi, 35. ayet. أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ
eye`idüküm enneküm iẕâ mittüm veküntüm türâbev ve`iżâmen enneküm muḫracûn.
Ölüp de toprağa ve kemiklere dönüşmüşken sizin gerçekten diriltilip çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?
Mü'minûn suresi, 36. ayet. هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ
heyhâte heyhâte limâ tû`adûn.
Olmayacak şeyler vaat ediliyor size; hem de hiç olmayacak şeyler!
Mü'minûn suresi, 37. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
in hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ nemûtü venaḥyâ vemâ naḥnü bimeb`ûŝîn.
Hayat sadece dünyadaki hayatımızdır. Burada ölürüz, yeniden hayat buluruz dipnot 1 . Yoksa biz (topraktan) tekrar diriltilecek değiliz dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 38. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ
in hüve illâ racülün-fterâ `ale-llâhi keẕibev vemâ naḥnü lehû bimü'minîn.
O, uydurduğu yalanı Allah'a mal eden adamın tekidir. Biz ona inanacak değiliz."
Mü'minûn suresi, 39. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ
ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn.
Elçi dedi ki: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."
Mü'minûn suresi, 40. ayet. قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نَٰدِمِينَ
ḳâle `ammâ ḳalîlil leyuṣbiḥunne nâdimîn.
Allah dedi ki: "Çok geçmeden kesinlikle pişman olacaklar."
Mü'minûn suresi, 41. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَٰهُمْ غُثَآءً فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü bilḥaḳḳi fece`alnâhüm guŝââ. febü`del lilḳavmi-żżâlimîn.
Bunun üzerine hak ettikleri o yüksek ses onları yakaladı ve hepsini çer çöpe çevirdik. Yok olsun yanlışlar içindeki toplumlar!
Mü'minûn suresi, 42. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ
ŝümme enşe'nâ mim ba`dihim ḳurûnen âḫarîn.
Sonra onların ardından başka nesiller oluşturup geliştirdik.
Mü'minûn suresi, 43. ayet. مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn.
Hiçbir toplum, ecelinin ilerisine geçemez, gerisinde de kalamaz dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 44. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ
ŝümme erselnâ rusülenâ tetrâ. küllemâ câe ümmeter rasûlühâ keẕẕebûhü feetba`nâ ba`ḍahüm ba`ḍav vece`alnâhüm eḥâdîŝ. febü`del liḳavmil lâ yü'minûn.
Sonra elçilerimizi art arda gönderdik. Bir topluma ne zaman bir elçi geldiyse onu yalanladılar. Biz de her birini diğerinin ardından helak ettik ve birer hikayeye dönüştürdük dipnot 1 . Yok olsun inanmayan toplum!
Mü'minûn suresi, 45. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَٰرُونَ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
ŝümme erselnâ mûsâ veeḫâhü hârûne biâyâtinâ vesülṭânim mübîn.
Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle /mucizelerimizle, apaçık ve güçlü bir delil ile elçi olarak gönderdik.
Mü'minûn suresi, 46. ayet. إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ
ilâ fir`avne vemeleihî festekberû vekânû ḳavmen `âlîn.
Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik; fakat onlar kibirlendiler. Çünkü onlar kendilerini üstün gören bir topluluktu.
Mü'minûn suresi, 47. ayet. فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَٰبِدُونَ
feḳâlû enü'minü libeşerayni miŝlinâ veḳavmühümâ lenâ `âbidûn.
Şöyle dediler: "Tıpkı bizim gibi beşer olan şu iki kişiye mi inanacağız! Üstelik bunların kavmi bize kölelik ediyor."
Mü'minûn suresi, 48. ayet. فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ
fekeẕẕebûhümâ fekânû mine-lmühlekîn.
Böylece ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 49. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe le`allehüm yehtedûn.
Oysa doğru yola girsinler diye Musa'ya kitap da vermiştik dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 50. ayet. وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةً وَءَاوَيْنَٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ
vece`alne-bne meryeme veümmehû âyetev veâveynâhümâ ilâ rabvetin ẕâti ḳarâriv veme`în.
Meryem'in oğlunu /İsa'yı ve annesini, bir ayet /bir mucize yaptık dipnot 1 . Onları, kalınabilecek yeri ve akar suyu olan bir tepeye yerleştirdik dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 51. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
yâ eyyühe-rrusülü külû mine-ṭṭayyibâti va`melû ṣâliḥâ. innî bimâ ta`melûne `alîm.
(Elçilere şunu söyledik:) Ey elçiler! Temiz olan şeylerden yiyin dipnot 1 ve iyi işler yapın! Ben ne yaptığınızı bilirim.
Mü'minûn suresi, 52. ayet. وَإِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ
veinne hâẕihî ümmetüküm ümmetev vâḥidetev veenâ rabbüküm fetteḳûn.
İşte bu (bağlı olduğunuz) ümmetinizdir; tek bir ümmet. Ben de sizin Rabbinizim /Sahibinizim, öyleyse bana yanlış yapmaktan sakının dipnot 1 !
Mü'minûn suresi, 53. ayet. فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
feteḳaṭṭa`û emrahüm beynehüm zübürâ. küllü ḥizbim bimâ ledeyhim feriḥûn.
Fakat onlar, dinleri konusunda dipnot 1 kendi aralarında bölünüp fırka fırka oldular. Her hizip kendinde olanla mutludur dipnot 2 ..
Mü'minûn suresi, 54. ayet. فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ
feẕerhüm fî gamratihim ḥattâ ḥîn.
Onları, bir süreye kadar daldıkları şey içinde bırak dipnot 1 !
Mü'minûn suresi, 55. ayet. أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ
eyaḥsebûne ennemâ nümiddühüm bihî mim mâliv vebenîn.
Onlar ne sanıyorlar: Kendilerine mal ve evlat vermekle,
Mü'minûn suresi, 56. ayet. نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ بَل لَّا يَشْعُرُونَ
nüsâri`u lehüm fi-lḫayrât. bel lâ yeş`urûn.
onların iyilikleri için mi koşturuyoruz! Hayır, aslında kavramıyorlar dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 57. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
inne-lleẕîne hüm min ḫaşyeti rabbihim müşfiḳûn.
Ama Rablerinden çekindikleri için korkudan titreyenler dipnot 1 ,
Mü'minûn suresi, 58. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
velleẕîne hüm biâyâti rabbihim yü'minûn.
Rablerinin ayetlerine inananlar dipnot 1 ,
Mü'minûn suresi, 59. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ
velleẕîne hüm birabbihim lâ yüşrikûn.
Rablerine ortak koşmayanlar dipnot 1 ,
Mü'minûn suresi, 60. ayet. وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ
velleẕîne yü'tûne mâ âtev veḳulûbühüm veciletün ennehüm ilâ rabbihim râci`ûn.
ve verdikleri her şeyi, Rablerinin huzuruna çıkacakları için kalpleri titreyerek verenler var ya dipnot 1
Mü'minûn suresi, 61. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَٰبِقُونَ
ülâike yüsâri`ûne fi-lḫayrâti vehüm lehâ sâbiḳûn.
işte hayırlı işlerde yarışan ve o işlerde önde olanlar onlardır dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 62. ayet. وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
velâ nükellifü nefsen illâ vus`ahâ veledeynâ kitâbüy yenṭiḳu bilḥaḳḳi vehüm lâ yużlemûn.
Biz kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemeyiz. dipnot 1 Yanımızda gerçekleri anlatan bir defter vardır. dipnot 2 Kimse haksızlığa uğratılmayacaktır.
Mü'minûn suresi, 63. ayet. بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِّنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَٰلٌ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَٰمِلُونَ
bel ḳulûbühüm fî gamratim min hâẕâ velehüm a`mâlüm min dûni ẕâlike hüm lehâ `âmilûn.
Aslında bunların (bölünüp fırka fırka olanların) kalpleri, bunu/ amel defterini dikkate almayıp daldıkları şey içindedir dipnot 1 . Onların bunlardan/yukarıda anlatılanlardan öncelikli işleri vardır, o işler için çalışırlar dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 64. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ
ḥattâ iẕâ eḫaẕnâ mütrafîhim bil`aẕâbi iẕâ hüm yec'erûn.
Nihayet onlardan şımartılmış olanları azap ile yakaladığımızda birden feryat ederler dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 65. ayet. لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ
lâ tec'erü-lyevme inneküm minnâ lâ tünṣarûn.
"Bugün feryat etmeyin; çünkü bizden yardım görmeyeceksiniz dipnot 1 !
Mü'minûn suresi, 66. ayet. قَدْ كَانَتْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ تَنكِصُونَ
ḳad kânet âyâtî tütlâ `aleyküm feküntüm `alâ a`ḳâbiküm tenkisûn.
Size ayetlerim bağlantılarıyla okunuyordu ama siz geri geri çekiliyordunuz.
Mü'minûn suresi, 67. ayet. مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًا تَهْجُرُونَ
müstekbirîne bih. sâmiran tehcürûn.
Kur'an karşısında kibirleniyor, geceleri bir araya gelip hezeyanlar savuruyordunuz dipnot 1 "
Mü'minûn suresi, 68. ayet. أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
efelem yeddebberü-lḳavle em câehüm mâ lem ye'ti âbâehümü-l'evvelîn.
Bunlar Allah'ın sözünü /Kitabını dipnot 1 etraflıca düşünmediler mi dipnot 2 ? Yoksa bunlara, önceki atalarına gelmemiş olan bir şey mi dipnot 3 geldi?
Mü'minûn suresi, 69. ayet. أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ
em lem ya`rifû rasûlehüm fehüm lehû münkirûn.
Ya da kendilerine gelen elçiyi tanımıyorlar da bu yüzden mi onu reddediyorlar dipnot 1 !
Mü'minûn suresi, 70. ayet. أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ
em yeḳûlûne bihî cinneh. bel câehüm bilḥaḳḳi veekŝeruhüm lilḥaḳḳi kârihûn.
Yoksa cinlerin etkisinde olduğunu mu söylüyorlar dipnot 1 ? Hayır! O bunlara doğruları getirdi ama bunların çoğu doğrulardan hoşlanmıyor dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 71. ayet. وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ
velevi-ttebe`a-lḥaḳḳu ehvâehüm lefesedeti-ssemâvâtü vel'arḍu vemen fîhinn. bel eteynâhüm biẕikrihim fehüm `an ẕikrihim mü`riḍûn.
Eğer doğru, bunların arzularına göre şekillense göklerin, yerin ve oralardaki her şeyin dipnot 1 düzeni bozulurdu. Aslında bunlara, fıtratlarındaki doğru bilgiyi getirdik ama bunlar, o doğru bilgiden yüz çeviriyorlar dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 72. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
em tes'elühüm ḫarcen feḫarâcü rabbike ḫayr. vehüve ḫayru-rrâziḳîn.
Yoksa bunlardan bir ücret mi istiyorsun? Oysa Rabbinin vereceği karşılık en iyisidir! O, rızık verenlerin en hayırlısıdır dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 73. ayet. وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
veinneke leted`ûhüm ilâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Sen onları, kesinlikle doğru bir yola çağırıyorsun dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 74. ayet. وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَٰكِبُونَ
veinne-lleẕîne lâ yü'minûne bil'âḫirati `ani-ṣṣirâṭi lenâkibûn.
Şurası bir gerçek ki ahirete inanmayanlar o yoldan ayrılırlar dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 75. ayet. وَلَوْ رَحِمْنَٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
velev raḥimnâhüm vekeşefnâ mâ bihim min ḍurril leleccû fî ṭugyânihim ya`mehûn.
Onlara ikramda bulunup sıkıntılarını gidersek bile kesinlikle taşkınlıklarına dalar, bocalayıp dururlar dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 76. ayet. وَلَقَدْ أَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ
veleḳad eḫaẕnâhüm bil`aẕâbi feme-stekânû lirabbihim vemâ yeteḍarra`ûn.
Onları azap ile yakaladığımızda da ne Rablerine boyun eğer ne de yalvarıp yakarırlar dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 77. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
ḥattâ iẕâ fetaḥnâ `aleyhim bâben ẕâ `aẕâbin şedîdin iẕâ hüm fîhi müblisûn.
Onlara çetin bir azabın kapısını açıncaya kadar böyle devam eder; o anda birden ümitsizliğe düşerler dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 78. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
vehüve-lleẕî enşee lekümü-ssem`a vel'ebṣâra vel'ef'ideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.
O, sizin için dinleme yeteneği, basiret /ileri görüşlülük ve gönüller oluşturup geliştirendir. Görevlerinizi ne kadar az yerine getiriyorsunuz dipnot 1 !
Mü'minûn suresi, 79. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
vehüve-lleẕî ẕera'eküm fi-l'arḍi veileyhi tuḥşerûn.
O, sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Siz onun huzurunda toplanacaksınız dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 80. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
vehüve-lleẕî yuḥyî veyümîtü velehu-ḫtilâfü-lleyli vennehâr. efelâ ta`ḳilûn.
Hayat veren de öldüren de odur dipnot 1 . Gece ile gündüzü art arda getirmek de onun işidir dipnot 2 . Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?
Mü'minûn suresi, 81. ayet. بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ
bel ḳâlû miŝle mâ ḳâle-l'evvelûn.
Aslında bunlar da tıpkı öncekilerin dediklerini diyorlar:
Mü'minûn suresi, 82. ayet. قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
ḳâlû eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
"Ölüp de toprak ve kemikler haline dönüştükten sonra biz gerçekten diriltileceğiz, öyle mi?" diyorlar dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 83. ayet. لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
leḳad vu`idnâ naḥnü veâbâünâ hâẕâ min ḳablü in hâẕâ illâ esâṭîru-l'evvelîn.
"Bize yapılan bu tehdit daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu, öncekilerin yalan yanlış yazılarından dipnot 1 başka bir şey değildir dipnot 2 ."
Mü'minûn suresi, 84. ayet. قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
ḳul limeni-l'arḍu vemen fîhâ in küntüm ta`lemûn.
Onlara şöyle de: "Biliyorsanız söyleyin, yeryüzü ve orada bulunanlar kimindir?"
Mü'minûn suresi, 85. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ teẕekkerûn.
"Allah'ındır!" diyeceklerdir. De ki: "O halde aklınızı başınıza almayacak mısınız?"
Mü'minûn suresi, 86. ayet. قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
ḳul mer rabbü-ssemâvâti-sseb`i verabbü-l`arşi-l`ażîm.
Onlara bir de "Yedi kat göğün ve Yüce Arş'ın dipnot 1 sahibi kimdir?" diye sor.
Mü'minûn suresi, 87. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
seyeḳûlûne lillâh. ḳul efelâ tetteḳûn.
"Onlar da Allah'ındır!" diyeceklerdir. De ki: "Öyleyse yanlışlardan sakınmayacak mısınız?"
Mü'minûn suresi, 88. ayet. قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
ḳul mem biyedihî melekûtü külli şey'iv vehüve yücîru velâ yücâru `aleyhi in küntüm ta`lemûn.
De ki: "Her şeyin yönetimi elinde olan, koruyan ama ona karşı kimsenin korunamayacağı zat kimdir? Biliyorsanız söyleyin!"
Mü'minûn suresi, 89. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ
seyeḳûlûne lillâh. ḳul feennâ tüsḥarûn.
"Allah'tır!" diyeceklerdir. De ki: "O halde nasıl aldanıyorsunuz dipnot 1 ?"
Mü'minûn suresi, 90. ayet. بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
bel eteynâhüm bilḥaḳḳi veinnehüm lekâẕibûn.
Yok; biz onlara gerçeği getirdik ama onlar kesinlikle yalan söyleyen kimselerdir dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 91. ayet. مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَٰهٍ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
me-tteḫaẕe-llâhü miv velediv vemâ kâne me`ahû min ilâhin iẕel leẕehebe küllü ilâhim bimâ ḫaleḳa vele`alâ ba`ḍuhüm `alâ ba`ḍ. sübḥâne-llâhi `ammâ yeṣifûn.
Allah, çocuk edinmiş değildir, onun beraberinde bir ilah da yoktur. Öyle olsa, her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder, biri diğerine üstün gelirdi. Allah, onların yaptıkları nitelemelerden uzaktır dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 92. ayet. عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
`âlimi-lgaybi veşşehâdeti fete`âlâ `ammâ yüşrikûn.
Gaybı /algılanamayanı ve şehadeti /algılanabileni bilir. Onların ortak saydıklarıyla da bir ilgisi yoktur dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 93. ayet. قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ
ḳur rabbi immâ türiyennî mâ yû`adûn.
De ki: "Rabbim! Eğer onların tehdit edildiği şeyi bana gösterecek olursan,
Mü'minûn suresi, 94. ayet. رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
rabbi felâ tec`alnî fi-lḳavmi-żżâlimîn.
Ey Rabbim, o zaman beni yanlışlar içindeki o topluluğun arasında bulundurma dipnot 1 !"
Mü'minûn suresi, 95. ayet. وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَٰدِرُونَ
veinnâ `alâ en nüriyeke mâ ne`idühüm leḳâdirûn.
Biz, onları tehdit ettiğimiz cezayı sana göstermemiz hakkında bir ölçü belirlemişizdir dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 96. ayet. ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
idfa` billetî hiye aḥsenü-sseyyieh. naḥnü a`lemü bimâ yeṣifûn.
Kötülüğü en güzel biçimde sav dipnot 1 ! Onların ne yakıştırmalar yaptıklarını iyi biliriz.
Mü'minûn suresi, 97. ayet. وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَٰطِينِ
veḳur rabbi e`ûẕü bike min hemezâti-şşeyâṭîn.
De ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım. dipnot 1
Mü'minûn suresi, 98. ayet. وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ
vee`ûẕü bike rabbi ey yaḥḍurûn.
Rabbim! Bunların çevremde olmalarından da sana sığınırım."
Mü'minûn suresi, 99. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ
ḥattâ iẕâ câe eḥadehümü-lmevtü ḳâle rabbi-rci`ûn.
Onlardan (kafirlerden) birine ölüm geldiğinde: "Rabbim! Beni geri döndürün dipnot 1 ! der.
Mü'minûn suresi, 100. ayet. لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَٰلِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّآ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
le`allî a`melü ṣâliḥan fîmâ teraktü kellâ. innehâ kelimetün hüve ḳâilühâ. vemiv verâihim berzeḫun ilâ yevmi yüb`aŝûn.
(Döndürün ki) Terk ettiğim dünyada iyi işler yapayım." (Ona) "Hayır, asla!" (denir.) Bu, onun mutlaka söyleyeceği sözdür ama önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır.
Mü'minûn suresi, 101. ayet. فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ
feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri felâ ensâbe beynehüm yevmeiẕiv velâ yetesâelûn.
Sura üflendiği zaman, o gün, aralarında ne bir akrabalık bağı kalır ne de birbirlerini arayıp sorarlar dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 102. ayet. فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
femen ŝeḳulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüfliḥûn.
Kimin tartıları (sevapları) ağır gelirse işte onlar umduklarına kavuşacaklardır.
Mü'minûn suresi, 103. ayet. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ
vemen ḫaffet mevâzînühû feülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm fî cehenneme ḫâlidûn.
Kimin de tartıları (sevapları) hafif gelirse onlar kendilerini hüsrana uğratmış olacaklar, Cehennem'de ölümsüz olarak kalacaklardır. dipnot 1
Mü'minûn suresi, 104. ayet. تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَٰلِحُونَ
telfeḥu vucûhehümü-nnâru vehüm fîhâ kâliḥûn.
Yüzlerini ateş yalar, onlar orada dudakları çekilmiş, dişleri ortaya çıkmış halde olurlar dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 105. ayet. أَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
elem tekün âyâtî tütlâ `aleyküm feküntüm bihâ tükeẕẕibûn.
"Size ayetlerim bağlantılarıyla okunmadı mı; ama siz onlar karşısında yalana sarılıyordunuz dipnot 1 !"
Mü'minûn suresi, 106. ayet. قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلِّينَ
ḳâlû rabbenâ galebet `aleynâ şiḳvetünâ vekünnâ ḳavmen ḍâllîn.
Derler ki: "Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve yoldan çıkmış bir topluluk olduk dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 107. ayet. رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَٰلِمُونَ
rabbenâ aḫricnâ minhâ fein `udnâ feinnâ żâlimûn.
Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Aynısını bir daha yaparsak gerçekten yanlış yapan kimseler oluruz."
Mü'minûn suresi, 108. ayet. قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
ḳâle-ḫseû fîhâ velâ tükellimûn.
Allah der ki: "Yıkılıp kalın olduğunuz yerde! Artık benimle konuşmayın dipnot 1 !"
Mü'minûn suresi, 109. ayet. إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ
innehû kâne ferîḳum min `ibâdî yeḳûlûne rabbenâ âmennâ fagfir lenâ verḥamnâ veente ḫayru-rrâḥimîn.
Kullarımın içinde: 'Rabbimiz! İnanıp güvendik. Bizi bağışla, bize ikram et, sen ikram edenlerin en iyisisin' diyen bir kesim vardı dipnot 1 .
Mü'minûn suresi, 110. ayet. فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ
fetteḫaẕtümûhüm siḫriyyen ḥattâ ensevküm ẕikrî veküntüm minhüm taḍḥakûn.
Ama siz onları alaya aldınız. Öyle yaptınız ki sonunda onlar size, benim zikrimi /ayetlerimi unutturmuş oldu dipnot 1 . Onlara gülüp duruyordunuz dipnot 2 .
Mü'minûn suresi, 111. ayet. إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ
innî cezeytühümü-lyevme bimâ ṣaberû ennehüm hümü-lfâizûn.
Ben de sabırlı davranmalarına /duruşlarını bozmamalarına karşılık bugün onları ödüllendirdim. Başaranlar işte onlar oldu dipnot 1 ."
Mü'minûn suresi, 112. ayet. قَٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ
ḳâle kem lebiŝtüm fi-l'arḍi `adede sinîn.
Allah "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye soracak.
Mü'minûn suresi, 113. ayet. قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ
ḳâlû lebiŝnâ yevmen ev ba`ḍa yevmin fes'eli-l`âddîn.
Onlar: "Bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldık; onu sayanlara sor" derler.
Mü'minûn suresi, 114. ayet. قَٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
ḳâle il lebiŝtüm illâ ḳalîlel lev enneküm küntüm ta`lemûn.
Allah şöyle diyecektir: "Pek az kaldınız, keşke bunu bilseydiniz dipnot 1 !
Mü'minûn suresi, 115. ayet. أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَٰكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
efeḥasibtüm ennemâ ḫalaḳnâküm `abeŝev veenneküm ileynâ lâ türce`ûn.
Sizi boşuna yarattığımızı; huzurumuza çıkarılmayacağınızı mı hesap etmiştiniz dipnot 1 ?"
Mü'minûn suresi, 116. ayet. فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ
fete`âle-llâhü-lmelikü-lḥaḳḳ. lâ ilâhe illâ hû. rabbü-l`arşi-lkerîm.
Gerçek hükümdar olan Allah pek yücedir dipnot 1 . O'ndan başka ilah yoktur. O, değerli Arş'ın/ yönetimin sahibidir.
Mü'minûn suresi, 117. ayet. وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ
vemey yed`u me`a-llâhi ilâhen âḫara lâ bürhâne lehû bihî feinnemâ ḥisâbühû `inde rabbih. innehû lâ yüfliḥu-lkâfirûn.
Kim, elinde bir kanıt olmadan Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarırsa hesabını yalnız Rabbinin huzurunda verecektir dipnot 1 . Şu bir gerçek ki kafirler dipnot 2 , umduklarına kavuşamazlar.
Mü'minûn suresi, 118. ayet. وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ
veḳur rabbi-gfir verḥam veente ḫayru-rrâḥimîn.
De ki: "Rabbim! Bağışla, ikramda bulun; en iyi ikramı yapan sensin."