Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) O halde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kahinsin, ne de bir deli.
Tûr suresi
Tûr suresi, 29. ayet. فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ
feẕekkir femâ ente bini`meti rabbike bikâhiniv velâ mecnûn.
(Ey Muhammed!) O halde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kahinsin, ne de bir deli.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu "Yoksa..." soruları Tûr 29–43 3
Ard arda gelen on beş soruluk tek bir yapı; bölünmesi zinciri kırardı.
Derler ki: "Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken (Allah'a isyandan) korkardık."
"Allah da bize lütfetti ve bizi iliklere işleyen cehennem azabından korudu."
"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Şüphesiz O, iyilik edendir, çok merhametlidir."
(Ey Muhammed!) O halde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kahinsin, ne de bir deli.
Yoksa onlar, "O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz" mu diyorlar?
Onlara de ki: "Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."
Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
29. Yüce Allah, Rasûlüne müslümanları ile kâfirleri ile bütün insanlara hatırlatıp öğüt vermesini emretmektedir. Tâ ki Allah’ın delili zalimlere karşı ortaya konulmuş olsun, öğüt ve hatırlatması ile ilâhî tevfike mazhar olanlar da hidâyet bulsun. Yine ona, yalanlayıcı müşriklerin sözlerine ve eziyetlerine aldırmamayı da emretmektedir ki onlar bu sözleri, insanlar arasında bu olumsuz vasıflardan en uzak kişinin o olduğunu bilmelerine rağmen sırf insanları ondan uzak tutmak için söylemektedirler. Bundan dolayı Yüce Allah, onların onu itham ettikleri her türlü eksiklikten uzak olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır:
"Sen Rabbinin nimeti” lütfu ve ihsanı “sayesinde kahin” yani cinlerden bir arkadaşı olup da onun kendisine üzerine kattığı yüz yalan ile bazı gaybî haberler getirdiği kimselerden “de deli” yani aklını yitirmiş “de değilsin.” Bilakis sen, insanların aklı en mükemmeli, şeytanlardan en uzak, doğruluğu en büyük olansın, onların en değerlisi ve en üstünüsün.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Resul!- Sen Kur'an ile öğüt ver. Allah'ın sana bahşetmiş olduğu iman ve akıl sebebiyle sen kâhin değilsin. Sana görünen cinler vardır ve sen deli de değilsin.
Aynı kök: كهن (2 geçiş)
Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
Ortak kavram: Nimet · Ortak kavram: Cennet
İşte onların mükafatı Rab'leri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedi kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların…
Ortak kavram: Nimet · Ortak kavram: Cennet
Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık.
Ortak kavram: Nimet · Ortak kavram: Cennet
Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen…
Ortak kavram: Cennet
İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her…
Ortak kavram: Cennet
Dedik ki: "Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
Ortak kavram: Cennet
İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sen (gerçeği) hatırlat! Rabbinin lütfuyla sen kâhin dipnot 1 de değilsin; cinlenmiş dipnot 2 de değilsin. dipnot 3
(Ey Nebi!) Öğüt vermeyi (sürdür); şüphesiz, -Rabbinin nimeti sayesinde- senin bir kahin ve bir mecnun olma ihtimalin asla bulunmamaktadır.
Öyleyse (ey Muhammed! Bütün insanlara) öğüt ver! Çünkü, Rabbinin rahmetiyle, sen ne bir kahinsin, ne de bir deli.
(Rasulüm) sen hatırlat! Rabbinin nimeti olarak, sen ne bir kahin olarak açığa çıkarıldın ve ne de cin etkisi altında olan kişi!
Şu halde sen, öğüt verip hatırlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun.
(Rasûlüm!) Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli.
Öyleyse hatırlat! Efendinin nimeti sayesinde, ne bir kahinsin ne de bir deli!
Sen öğüt ver! Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kahinsin ne de bir deli.
Sen öğüt ver. Efendinin sana olan iyiliği sayesinde sen ne bir kahinsin, ne de deli.
Sen öğüt ver. Rabbinin sana olan iyiliği sayesinde sen ne bir kahinsin, ne de deli.
O halde anlatıp öğüt vermeye devam et; çünkü sen, Rabbinin nimeti hakkı için, ne kahinsin ne de mecnun!
O halde va'z-u tezkire devam et, çünkü sen, rabbının ni'meti hakkı için, ne kahinsin ne de mecnun
O halde öğüt vermeye devam et. Rabb'inin nimeti sayesinde ne kahin ne de mecnunsun.
O halde öğüt vermeye devam et. Rabb'inin nimeti sayesinde ne kahin ne de mecnunsun.
O halde öğüt vermeye devam et. Rabb'inin nimeti sayesinde ne kahin ne de mecnunsun.
Şu halde sen, öğüt verip hatırlat; çünkü sen, rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun.
(Habibim) sen hemen öğüt vermekde devam et. Öyle ya, sen Rabbinin ni'meti sayesinde ne bir kahin, ne de bir mecnun değilsin.
Sen; öğüt ver. Rabbının nimeti sayesinde sen; ne bir kahinsin, ne de bir deli.
(3, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49) Hatırla ki sen Rabbinin nimeti sayesinde kâhin değilsin ve mecnun / divane değilsin, O bir şairdir ve biz onun bir felakete uğramasını bekliyoruz mu diyorlar? De ki bekleyin bende sizle beraber bekliyorum, bunu onlara rüyalarımı emrediyor yahut onlar taşkın bir kavim midirler? Veya onu (kuranı) kendisi uydurdu mu? Diyorlar, bilakis onlar inanmıyorlar, eğer doğru sözlü iseniz onun benzeri bir söz getirin , onlar başka bir şeyden mi yaratıldılar? yahut onlar yaratıcı mıdırlar? Yahut gökleri ve yeri mi yarattıl ar? Bilakis onlar inanmıyorlar / ikna olmuyorlar yahut Rabbiniz in hazineleri onların yanlarında mı? veya o hazineleri ele mi geçirdiler? Yahut onların orada merdivenleri varda onla mı? dinliyorlar? Öyleyse işittiklerinden apaçık bir delil getirsinler. Yahut kızlar O’na / Allah’a da erkek çocuklar kendilerine mi? Veya onlardan ücret mi sual edilmiş te borç altında kalmış eziliyorlar? Gayb onların yanında da onlar mı yazıyorlar? Veya hileli tuzak mı istedikleri? Tuzaklanacaklar işte o kafirlerdir veya Allah d ışında, onlar için, bir ilah mı var? Allah onların ortak koştuklarından üstündür. Eğer gökten düşen bir parça görseler, birbirine eklenmiş bulut derler, günleri ile buluşacakları ve korkudan bayılacakları o zamana kadar terket onları / bırak onları. Onların hileli tuzakları o gün onlara fayda sağlamaz, onlara yardım da edilmez. Zalimler bundan dışında bir azap da var, lakin çokları / ekserisi bilmiyorlar. Rabbinin vereceği karara / hükmüne sabret sen bizim gözetimimizdesin, kalktığın zamanlar da Rabbini üstün tut / tesbih et, geceleyin ve yıldızların ardından (gündüzün) onu tesbih et.
Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli.
(Ey Muhammed), Sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin ni'meti sayesinde sen ne kahinsin, ne de mecnun.
O halde sen doğru bilgi ver dipnot 1 . Rabbinin nimeti sayesinde sen, ne kahinsin dipnot 2 ne de cinlerin etkisindesin (aksine, vahiy alan bir elçisin) dipnot 3 .
Onları bilgilendirmeye devam et. Sahibinin nimeti sayesinde sen, ne geleceği bildiğini sanan birisin (kahin[1]) ne de cinlerin (şeytanların) etkisindesin.
Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli.
-Sen, öğüt ver. Kesinlikle sen Rabbinin nimeti sayesinde ne medyumsun ne de mecnun.
Artık hatırlat, öğüt ver! Rabbinin nimetine yemin olsun ki, sen ne kahinsin ne de cin çarpmış.
Therefore, keep O Muhammad reminding people of their duty to Allah, proclaiming His message. You are a spectacle and a warning to them all, and not as they contemptuously claim, a fortune - teller, nor are you demoniac.
So [Prophet] remind [people]. By the grace of your Lord [Prophet], you are neither oracle nor madman.
Therefore proclaim thou the praises (of thy Lord): for by the Grace of thy Lord, thou art no (vulgar) soothsayer, nor art thou one possessed.
So exhort (them, O Prophet), for by your Lord's Grace, you are neither a soothsayer nor a madman. dipnot 1
Remind them then! For, by the blessing of your Lord, you are neither a soothsayer nor a madman.
Therefore, remind (mankind of Islâmic Monotheism, O Muhammad صلى الله عليه وسلم). By the Grace of Allâh, you are neither a soothsayer, nor a madman.
So admonish. By your Lord’s blessing, you are not a soothsayer, nor mad.
So (Prophet!) keep on exhorting, as by the grace of your Lord, you are neither a soothesayer, nor a mad man.
Therefore remind! by thy Lord's blessing thou art not a soothsayer neither possessed.
Go on and guide them to the right path. By the grace of your Lord, you are neither a wizard nor a mad man.
Wherefore do thou remind them: for thou art, by the favour of thy Lord, neither a soothsayer nor mad!
Therefore, you shall remind. For by the grace of your Lord, you are neither a soothsayer, nor mad.
Wherefore do thou, O prophet, admonish thy people. Thou art not, by the grace of thy Lord, a soothsayer, or a madman.
Therefore continue you (O Muhammad) to remind (or warn), for by the grace of your Lord, you are not a soothsayer, or a madman.
Then remind! So in no way are you (The Prophet) by your Lord's favor a soothsayer or a madman.
Therefor warn (men, O Muhammad). By the grace of Allah thou art neither soothsayer nor madman.
Remind them, therefore, that by the grace of your Lord you are neither a soothsayer nor possessed.
EXHORT, then, [O Prophet, all men:] for, by thy Sustainer’s grace, thou art neither a soothsayer nor a madman.
So ˹continue to˺ remind ˹all, O Prophet˺. For you, by the grace of your Lord, are not a fortune-teller or a madman.
Therefore, you shall remind. For by the grace of your Lord, you are neither a soothsayer, nor mad.
You shall remind the people. With your Lord's blessing's upon you, you are neither a soothsayer, nor crazy.
So remind [O Muúammad], for you are not, by the favor of your Lord, a soothsayer or a madman.
So remind thou! And by the favour of thy Lord thou art neither a soothsayer nor possessed.
Hence, (O Messenger) keep reminding, for, by the Grace of your Lord, you are neither a soothsayer nor a madman.
Therefore remind (mankind to celebrate the Praise of Allah). By the Grace of your Lord, you are not (any) petty-talker, and you are not a madman (nor one possessed).
So keep reminding (them), because by the grace of your Lord, you are neither a soothsayer, nor a mad man.
Therefore, you shall remind. For by the grace of your Lord, you are neither a soothsayer, nor crazy.