Diyanet İşleri
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
Yâsîn suresi
Yâsîn suresi, 7. ayet. لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
leḳad ḥaḳḳa-lḳavlü `alâ ekŝerihim fehüm lâ yü'minûn.
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İnanmayanların hâli ve ölülerin diriltilmesi Yâsîn 7–12 3
(2-4) (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.
(5-6) Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır.
Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.
Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
7. Yani onlar hakkındaki “küfür ve şirklerinde kalmaya devam edeceklerdir” şeklindeki ilâhî hüküm ve meşîet, yerine gelecektir. Onlar hakkındaki bu azap sözü, ancak hak kendilerine sunulup da onu reddetmelerinden sonra hak olmuştur ve işte o vakit kalplerine mühür vurulmakla cezalandırılmışlardır.
Yüce Allah imanın kalplerine ulaşmasını engelleyen manileri de söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz peygamberlerinin dili ile Allah'tan gelen hak kendilerine ulaştıktan sonra bunların çoğunun üzerine Allah tarafından gelen azap kaçınılmaz olmuştur. Ona iman etmeyip küfürleri üzerinde kalmışlardır. Onlar, Allah'a da resulüne de iman etmez ve haktan getirdikleri ile de amel etmezler.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Şüphesiz ki onların çoğuna (gafletlerine karşılık) azap vaadi gerçekleşmiştir. dipnot 1 (Onlar) iman etmezler.
Doğrusu, onlardan bir çoğu hakkındaki söz tahakkuk etmiştir: artık asla iman etmeyecekler.
Onların çoğuna karşı (Allah'ın gazap) sözü mutlaka gerçekleşecektir; çünkü onlar iman etmezler.
Andolsun ki onların çoğunluğuna o söz (Cehennem, insanların ve cinlerin çoğuyla dolacaktır; sözü) Hak olmuştur! Bu sebeple onlar iman etmezler!
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.
Andolsun ki onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.
Gerçek şu ki, sözü verilen, onların çoğu üzerine gerçekleşmiştir; onlar, artık inanmazlar.
Andolsun ki, onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.
Çoklarının gerçeği onaylamayacağına dair söz gerçekleşmiştir.
Çoklarının inanmıyacağına dair söz gerçekleşmiştir.
Andolsun ki, pek çoklarına karşı söz hak olmuştur da artık onlar imana gelmezler.
Celalim hakkı için daha çoklarına karşı söz hakkolmuştur da onlar iymana gelmezler
Ant olsun ki, onların çoğu üzerine söz dipnot 1 hakk oldu. Artık onlar iman etmezler.
Ant olsun ki, onların çoğu üzerine söz dipnot 1 hakk oldu. Artık onlar inanmazlar.
Ant olsun ki, onların çoğu üzerine söz dipnot 1 hakk oldu. Artık onlar inanmazlar.
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur, artık inanmazlar.
Andolsun ki bunların çoğunun üzerine o söz hak olmuşdur. Artık bunlar iman etmezler.
Andolsun ki; onların, çoğunun üzerine, söz hak olmuştur. Onlar, artık iman etmezler.
(1-12) Yasin ve H âkim Kuran ’a andolsun ki sen muhakkak ki elçilerdensin. Düzgün bir yol üzeresin. Gafil olan ve babaları uyarılmamış bir kavmi uyarman için Aziz ve esirgeyen tarafından indirilmiştir. Kesin olan şu ki, onların çoğu hakkındaki söz gerçek olmuştur, artık onlar iman etm ezler. Boyunlarında çenelerine değen demir halkalar / tasmalar yaptık, burunları yukarıda gözler aşağı haldeler . Önlerinde ve ardlarında set yaptık, kendi lerini tamamen sarmışızdır / kaplamışızdır, onlar göremezler. Onları uyarsan da uyarmasan da onlara göre aynıdır / eşittir. Sen hatırlatmaya uyanı ve gıyabında Rahmandan / acıyandan tedirgin olanı uyarabilirsin. Ona bağışlanmayı ve mükafat ikramını müjdele. Muhakkak biz ölüyü diriltiriz sunduklarını / takdim ettiklerini ve eserlerini de yazarız , her şeyi apaçık ön sicile tek tek kaydediyoruz.
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
Andolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar.
Onların çoğu için o söz /cezalandırma sözü hak oldu, çünkü onlar inanıp güvenmiyorlar dipnot 1 .
Onlardan çoğu, bunun gerçek anlamda Allah'ın sözü olduğunu anladıkları halde inanmıyorlar dipnot 1 .
Andolsun, onların çoğu üzerine o söz (azap) hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler.
Çoğu için buyruk gerçekleşmiştir, onlar iman etmezler.
Yemin olsun ki, onların çoğuna söz hak olmuştur, artık onlar iman etmezler.
The prophecy of their aversion to the divine message by the majority has been fulfilled, for they decline to accept it.
The verdict has been passed against most of them, for they refuse to believe.
The Word is proved true against the greater part of them: for they do not believe.
Surely most of them merit the decree of chastisement; so they do not believe. dipnot 1
The Word has been justly carried out against most of them so they have no iman.
Indeed the Word (of punishment) has proved true against most of them, so they will not believe.
The word has certainly become due against most of them, so they will not have faith.
Surely, most of them merit the sentence of Our punishment for they would not believe.
The Word has been realised against most of them, yet they do not believe.
Although our message is proven to be true to most of them, still they do not believe.
Now is the sentence due against most of them, for they will not believe.
The retribution has been deserved by most of them, for they do not acknowledge.
Our sentence hath justly been pronounced against the greater part of them; wherefore they shall not believe.
That you may warn a people whose fathers were not warned, and so they are heedless.
Indeed the Saying has already come true against most of them, so they do not believe.
Already hath the judgment, (for their infidelity) proved true of most of them, for they believe not.
The sentence is surely justified against most of them, for they do not believe.
Indeed, the word [of God’s condemnation] is bound to come true against most of them: for they will not believe.
The decree ˹of torment˺ has already been justified against most of them, for they will never believe.
The retribution has been deserved by most of them, for they do not believe.
It has been predetermined that most of them do not believe.
Already the word has come into effect upon most of them, so they do not believe.
Binding has become the word upon most of them, so they do not believe.
The Word is bound to come True that since most of them will deny the Message they will suffer the consequences.
Indeed, the Word (Punishment of Allah) is proved true against the greater part (or most) of them: Still, they do not believe,
The word has indeed come true about most of them, so they will not believe.
The retribution has been deserved by most of them, for they do not believe.