7. sure

A'râf Suresi الأعراف

Bu sureyi dinle — okunan kelime işaretlenir

Konu dizini 21 konu
  1. Kitaba uyun; helâk edilen memleketler ve amellerin tartılması 1–10 karşılaştır — Kitaba uyun; helâk edilen memleketler ve amellerin tartılması
  2. Âdem, İblîs ve cennetten iniş 11–25 karşılaştır — Âdem, İblîs ve cennetten iniş
  3. Ey Âdemoğulları: giysi, ziynet ve ölçü; her milletin eceli 26–36 karşılaştır — Ey Âdemoğulları: giysi, ziynet ve ölçü; her milletin eceli
  4. Cehennemlikler, cennetlikler ve A'râf ehli 37–53 karşılaştır — Cehennemlikler, cennetlikler ve A'râf ehli
  5. Altı günde yaratılış; rüzgârlar ve ölü toprak 54–58 karşılaştır — Altı günde yaratılış; rüzgârlar ve ölü toprak
  6. Nûh 59–64 karşılaştır — Nûh
  7. Hûd ve Âd kavmi 65–72 karşılaştır — Hûd ve Âd kavmi
  8. Sâlih ve Semûd kavmi 73–79 karşılaştır — Sâlih ve Semûd kavmi
  9. Lût 80–84 karşılaştır — Lût
  10. Şu'ayb ve Medyen halkı 85–93 karşılaştır — Şu'ayb ve Medyen halkı
  11. Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak 94–102 karşılaştır — Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak
  12. Mûsâ ve Firavun; sihirbazların iman edişi 103–126 karşılaştır — Mûsâ ve Firavun; sihirbazların iman edişi
  13. Firavun ailesine gelen musibetler ve kurtuluş 127–137 karşılaştır — Firavun ailesine gelen musibetler ve kurtuluş
  14. Denizden geçiş ve "bize de bir ilah yap" isteği 138–141 karşılaştır — Denizden geçiş ve "bize de bir ilah yap" isteği
  15. Mûsâ'nın Tûr'a gidişi ve "beni göremezsin" 142–147 karşılaştır — Mûsâ'nın Tûr'a gidişi ve "beni göremezsin"
  16. Buzağı, levhalar, yetmiş kişi ve ümmî peygamber 148–157 karşılaştır — Buzağı, levhalar, yetmiş kişi ve ümmî peygamber
  17. Bütün insanlara elçi; on iki kabile; deniz kıyısındaki kent 158–171 karşılaştır — Bütün insanlara elçi; on iki kabile; deniz kıyısındaki kent
  18. Elest bezmi ve ayetlerden sıyrılan kişi 172–181 karşılaştır — Elest bezmi ve ayetlerden sıyrılan kişi
  19. Verilen mühlet ve kıyametin vakti 182–188 karşılaştır — Verilen mühlet ve kıyametin vakti
  20. Tek nefisten yaratılış ve âciz ilahlar 189–198 karşılaştır — Tek nefisten yaratılış ve âciz ilahlar
  21. Affı tut; şeytanın kışkırtması; Kur'an dinlenirken susmak 199–206 karşılaştır — Affı tut; şeytanın kışkırtması; Kur'an dinlenirken susmak

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Kitaba uyun; helâk edilen memleketler ve amellerin tartılması 1–10

  1. A'râf suresi, 1. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 1. ayet. الٓمٓصٓ

    elif-lâm-mîm-ṣâd.

    Süleymaniye Vakfı

    Elif-Lam-Mim-Sad dipnot 1 !

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebimize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebimizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam'ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır. Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur'an'a, dördünde de önemli bir konuya vurgu yapılıyor olmasından onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 1. ayet

  2. A'râf suresi, 2. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 2. ayet. كِتَٰبٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُن فِى صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِۦ وَذِكْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ

    kitâbün ünzile ileyke felâ yekün fî ṣadrike ḥaracüm minhü litünẕira bihî veẕikrâ lilmü'minîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Bu, sana indirilen kitaptır. Bundan dolayı içinde bir sıkıntı olmasın. Bununla uyarıda bulunasın ve inanıp güvenenlerin akıllarında tutmaları gereken bir bilgi olsun diye indirilmiştir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 2. ayet

  3. A'râf suresi, 3. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 3. ayet. ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ

    ittebi`û mâ ünzile ileyküm mir rabbiküm velâ tettebi`û min dûnihî evliyâ'. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Rabbinizden /Sahibinizden size indirilene uyun; Allah ile aranıza koyduğunuz velilere dipnot 1 uymayın. Doğru bilgileri ne kadar az kullanıyorsunuz!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Veli, en yakın ve dost anlamına geldiği gibi bir işi üstlenen kişi anlamına da gelir (Müfredat). Allah, her müminin velisidir (Bakara 2/257, Al-i İmran 3/68). Allah ile araya konan velilere uymama emri, bilgisi ve konumu ne olursa olsun, hiç kimsenin sözünün Allah'ın kitabının önüne geçirilmemesi gerektiğini gösterir (Al-i İmran 3/79-80, Maide 5/48-50, Ahzab 33/37).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 3. ayet

  4. A'râf suresi, 4. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 4. ayet. وَكَم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَا فَجَآءَهَا بَأْسُنَا بَيَٰتًا أَوْ هُمْ قَآئِلُونَ

    vekem min ḳaryetin ehleknâhâ fecâehâ be'sünâ beyâten ev hüm ḳâilûn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 4. ayet

  5. A'râf suresi, 5. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 5. ayet. فَمَا كَانَ دَعْوَىٰهُمْ إِذْ جَآءَهُم بَأْسُنَآ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

    femâ kâne da`vâhüm iẕ câehüm be'sünâ illâ en ḳâlû innâ künnâ żâlimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Baskınımız gelince şunun dışında söyleyecek sözleri kalmamıştı: "Biz, gerçekten yanlışlar içindeyiz!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 5. ayet

  6. A'râf suresi, 6. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 6. ayet. فَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلْمُرْسَلِينَ

    felenes'elenne-lleẕîne ürsile ileyhim velenes'elenne-lmürselîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Kendilerine elçi gönderilenleri mutlaka sorguya çekeceğiz. Elçileri de mutlaka sorguya çekeceğiz dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Maide 5/109 vd.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 6. ayet

  7. A'râf suresi, 7. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 7. ayet. فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِم بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَآئِبِينَ

    feleneḳuṣṣanne `aleyhim bi`ilmiv vemâ künnâ gâibîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ne yaptıklarını bildiğimiz için dipnot 1 onlara bir bir anlatacağız dipnot 2 . Çünkü onlardan uzakta değildik.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah insanları ve cinleri imtihan için yaratmış (Zariyat 51/56, Mülk 67/2), ömür boyu neler yaptıklarını tespit edip (Bakara 2/155, Al-i İmran 3/142, Muhammed 47/31) kayda geçirtmiştir (Kaf 50/18). Sonuçları ahiret gününde açıklayacaktır.
    2. metne dön, dipnot 2

    Ayet detayı — A'râf suresi, 7. ayet

  8. A'râf suresi, 8. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 8. ayet. وَٱلْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    velveznü yevmeiẕin-lḥaḳḳ. femen ŝeḳulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüfliḥûn.

    Süleymaniye Vakfı

    O gün terazi kurulacağı gerçektir dipnot 1 . Kimin tartıları (sevapları) ağır gelirse, işte onlar umduklarına kavuşacak olanlardır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 8. ayet

  9. A'râf suresi, 9. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 9. ayet. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَظْلِمُونَ

    vemen ḫaffet mevâzînühû feülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm bimâ kânû biâyâtinâ yażlimûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Kimin tartıları (sevapları) hafif gelirse onlar da ayetlerimiz karşısında yanlış davranmaları sebebiyle kendilerini hüsrana uğratmış olacaklardır. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaptıklarına karşılık kendileri rehin alınacaktır (Müddessir 74/38).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 9. ayet

  10. A'râf suresi, 10. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 10. ayet. وَلَقَدْ مَكَّنَّٰكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

    veleḳad mekkennâküm fi-l'arḍi vece`alnâ leküm fîhâ me`âyiş. ḳalîlem mâ teşkürûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sizi yeryüzüne biz yerleştirdik, orada size yaşama imkanları oluşturduk. Görevlerinizi ne kadar az yapıyorsunuz!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 10. ayet

Âdem, İblîs ve cennetten iniş 11–25

  1. A'râf suresi, 11. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 11. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَٰكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَٰكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِـَٔادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ

    veleḳad ḫalaḳnâküm ŝümme ṣavvernâküm ŝümme ḳulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdem. fesecedû illâ iblîs. lem yeküm mine-ssâcidîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sizi (Atanız Adem'i) yarattık, sonra size, özgün bir biçim verdik dipnot 1 . Sonra dipnot 2 meleklere "Adem'e secde edin /onun karşısında saygıyla eğilin dipnot 3 !" dedik; İblis hariç hemen secde ettiler. İblis secde edenlerden olmadı.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Savvarnakum (صَوَّرْنَاكُمْ) size özel şekli belirledik" anlamındadır. Hiç kimse diğerinin tıpa tıp aynısı değildir (Al-i İmran 3/6, Mümin 40/64, Teğabun 64/3, Haşr 59/24).
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3
      Secdenin kök anlamı, eğilme ve boyun eğmedir (Müfredat). Güneş ay, gezegenler ve yıldızlar gibi gök cisimlerinin birbiri ile olan eğimleri (declination) secde olduğu (Hac 22/18) gibi gölgenin yere yapışması da secdedir (Nahl 16/48). Namaz kılarken yapılan secde, yere yapışmaya benzer şekildedir (Nisa 4/103).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 11. ayet

  2. A'râf suresi, 12. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 12. ayet. قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍ

    ḳâle mâ mene`ake ellâ tescüde iẕ emertük. ḳâle ene ḫayrum minh. ḫalaḳtenî min nâriv veḫalaḳtehû min ṭîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah: "Sana emrettiğimde secde etmemene yol açan engel neydi? diye sordu. İblis: "Ben ondan daha değerliyim. Çünkü beni ateşten yarattın, onu balçıktan yarattın." diye cevap verdi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 12. ayet

  3. A'râf suresi, 13. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 13. ayet. قَالَ فَٱهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَن تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَٱخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ ٱلصَّٰغِرِينَ

    ḳâle fehbiṭ minhâ femâ yekûnü leke en tetekebbera fîhâ faḫruc inneke mine-ṣṣâgirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah dedi ki: "İn oradan dipnot 1 ! Orada büyüklük taslamaya hakkın yoktur. Çık dışarı! Sen aşağılıklardansın."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İblis, 1. kat semada görevli meleklerdendi. Allah'a baş kaldırınca kovuldu. Artık o da onu takip eden cinler de birinci kat semaya yaklaştırılmazlar (Hicr 15/16-18, Saffat 37/6-10).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 13. ayet

  4. A'râf suresi, 14. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 14. ayet. قَالَ أَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    ḳâle enżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.

    Süleymaniye Vakfı

    İblis: "Bunların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana yaşama fırsatı ver." dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 14. ayet

  5. A'râf suresi, 15. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 15. ayet. قَالَ إِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ

    ḳâle inneke mine-lmünżarîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah: "Tamam, sen yaşama fırsatı verilenlerdensin dipnot 1 ." dedi.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetten anlaşılacağı üzere melekler (cinler) ölümlü varlıklardır. Öyle olmasaydı İblis, ömrünün uzatılmasını istemezdi. Bunların bazılarına ve İblis'e belli bir güne kadar süre tanınmıştır (Hicr 15/38, Sad 38/81). Bu, bütün canlıların öldüğü gündür.(Kasas 28/88. Rahman 55/26-27)

    Ayet detayı — A'râf suresi, 15. ayet

  6. A'râf suresi, 16. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 16. ayet. قَالَ فَبِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَٰطَكَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

    ḳâle febimâ agveytenî leaḳ`udenne lehüm ṣirâṭake-lmüsteḳîm.

    Süleymaniye Vakfı

    İblis dedi ki: "Madem beni azdırdın dipnot 1 , ben de onlar için, kesinlikle senin doğru yolunun üstünde oturacağım.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayetten anlaşılacağı üzere İblis, kendini suça sevk edenin Allah olduğunu iddia etmektedir. Kadercilik anlayışının temelinde aynı mantık vardır. Kaderciler, her şeyi Allah'ın belirlediğini iddia ederek kendi hatalarını Allah'a mal ederler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 16. ayet

  7. A'râf suresi, 17. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 17. ayet. ثُمَّ لَـَٔاتِيَنَّهُم مِّنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَٰنِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلَا تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَٰكِرِينَ

    ŝümme leâtiyennehüm mim beyni eydîhim vemin ḫalfihim ve`an eymânihim ve`an şemâilihim. velâ tecidü ekŝerahüm şâkirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım. Onların çoğunu, şükretmeyen /sana karşı görevlerini yerine getirmeyen kişiler olarak göreceksin."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 17. ayet

  8. A'râf suresi, 18. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 18. ayet. قَالَ ٱخْرُجْ مِنْهَا مَذْءُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ

    ḳâle-ḫruc minhâ meẕ'ûmem medḥûrâ. lemen tebi`ake minhüm leemleenne cehenneme minküm ecme`în.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah dedi ki: "Değersizleştirilmiş ve kovulmuş olarak çık buradan! Hele onlardan biri sana uysun, kesinlikle sizi topluca cehenneme doldururum."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 18. ayet

  9. A'râf suresi, 19. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 19. ayet. وَيَٰٓـَٔادَمُ ٱسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ ٱلْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    veyâ âdemü-skün ente vezevcüke-lcennete fekülâ min ḥayŝü şi'tümâ velâ taḳrabâ hâẕihi-şşecerate fetekûnâ mine-żżâlimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Adem! Sen ve eşin şu bahçeye dipnot 1 yerleşin. İstediğiniz yerden yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa yanlış yapanlardan olursunuz."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Orası dünyadaki bir bahçedir. Arapçada bitkilerle örtülü bahçeye 'cennet' denir (Müfredat), (Ayrıca bkz. Bakara 2/266) Adem, dünyada yaratıldı ve kendine dünyadaki varlıkların bilgisi öğretildi (Bakara 2/30-31). Onun, eşinin ve soyundan gelen bütün insanların yaşadığı ve kıyamet /mezardan kalkış günü yeniden diriltilecekleri yer burasıdır (A'raf 7/25, Kalem 68/17). Adem ve eşinin girdikleri cennet /bahçe, ahiretteki cennet olamaz. Çünkü orası bir imtihan yeri değil, imtihanı kazananlara ödül olarak verilecek yerdir (Al-i İmran 3/15, Kalem 68/34, Beyyine 98/7-8).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 19. ayet

  10. A'râf suresi, 20. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 20. ayet. فَوَسْوَسَ لَهُمَا ٱلشَّيْطَٰنُ لِيُبْدِىَ لَهُمَا مَا وُۥرِىَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَىٰكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةِ إِلَّآ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ ٱلْخَٰلِدِينَ

    fevesvese lehüme-şşeyṭânü liyübdiye lehümâ mâ vûriye `anhümâ min sev'âtihimâ veḳâle mâ nehâkümâ rabbükümâ `an hâẕihi-şşecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine-lḫâlidîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Şeytan her birinin bedenindeki dipnot 1 örtülü yerleri kendilerine göstermek için onlara fısıldayıp şöyle dedi dipnot 2 : "Bakın, Rabbiniz bu ağacı size sırf ikiniz de hükümdar dipnot 3 ya da ölümsüzleşenlerden olursunuz diye yasakladı."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Beden diye meal verdiğimiz Sev'e (سوأة) kelimesine, tefsir ve meallerde edep yeri anlamı verilir. Bu anlam, Kur'an bütünlüğüne uymaz. Çünkü elbise, Allah'ın ayetlerinden bir ayettir. İnsanı diğer canlılardan ayıran şeylerdendir (A'raf 7/26). Adem ile Havva elbiseyi, sırf edep yerlerini örtmek için değil, vücudu sıcaktan, soğuktan korumak ve güzel görünmek için giymişlerdir (A'raf 7/26, Nahl 16/81, Enbiya 21/80). Nitekim Maide 5/31 ve A'raf 7/27 ayetlerinde "sev'e" kelimesi tüm beden için kullanılmıştır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Adem aleyhisselam ve eşi bu bahçede bulundukları sürece ne sıkıntı ne açlık çekecekler ne de çıplak kalacaklardı. (Taha 20/118)
    3. metne dön, dipnot 3
      Elimizdeki Kur'an nüshalarında melek olarak harekelenen kelime, melik şeklinde de okunmuştur (Keşşaf). Melik, en üst yetkili, sultan ve hükümdar demektir. Bu okuyuşu, Taha suresinin konuyla ilgili 120. ayeti de onayladığı için ayete yukarıdaki anlam verilmiştir. Tefsir ve meallerde 'melek' kelimesi tercih edilmiştir. Ama Adem aleyhisselamın kendisine secde eden meleklere özenmesi çok uzak bir ihtimaldir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 20. ayet

  11. A'râf suresi, 21. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 21. ayet. وَقَاسَمَهُمَآ إِنِّى لَكُمَا لَمِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ

    veḳâsemehümâ innî lekümâ lemine-nnâṣiḥîn.

    Süleymaniye Vakfı

    İkisine de şöyle yemin etti: "Ben sadece sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 21. ayet

  12. A'râf suresi, 22. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 22. ayet. فَدَلَّىٰهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا ٱلشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ وَنَادَىٰهُمَا رَبُّهُمَآ أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا ٱلشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَآ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ

    fedellâhümâ bigurûr. felemmâ ẕâḳe-şşecerate bedet lehümâ sev'âtühümâ veṭafiḳâ yaḫṣifâni `aleyhimâ miv veraḳi-lcenneh. venâdâhümâ rabbühümâ elem enhekümâ `an tilküme-şşecerati veeḳul lekümâ inne-şşeyṭâne lekümâ `adüvvüm mübîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Böylece ikisini de kandırıp bulundukları yerden indirdi. O ağaçtan tattıklarında ikisinin de bedenleri kendilerine göründü. Bahçenin yapraklarını üst üste koyup örtünmeye başladılar. Rableri onlara şöyle seslendi: "İkinize de bu ağacı yasak etmedim mi? 'Şeytan, ikinizin de açık düşmanıdır dipnot 1 ' demedim mi?"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 22. ayet

  13. A'râf suresi, 23. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 23. ayet. قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    ḳâlâ rabbenâ żalemnâ enfüsenâ veil lem tagfir lenâ veterḥamnâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Rabbimiz! Biz kendimizi kötü duruma düşürdük. Bizi bağışlamaz ve ikramda bulunmazsan, kaybedenlerden oluruz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 23. ayet

  14. A'râf suresi, 24. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 24. ayet. قَالَ ٱهْبِطُوا۟ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ

    ḳâle-hbiṭû ba`ḍuküm liba`ḍin `adüvv. veleküm fi-l'arḍi müsteḳarruv vemetâ`un ilâ ḥîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah dedi ki: "Üçünüz dipnot 1 de oradan inin! Her biriniz diğerine düşmandır. Hepiniz için bu topraklarda yerleşecek mekan ve bir süreye kadar geçinme imkanları vardır."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Önceki iki ayette zamirler, Arap dili açısından iki kişiyi, Adem'i ve Havva'yı gösterecek şekilde kullanıldığı halde bu ayette ikiden fazla kişiyi gösterecek şekilde kullanılmıştır. O bahçede İblis de Adem'i ve Havva'yı yoldan çıkarma suçu işlediğinden bu ifade tarzı onun da oradan çıkarıldığını gösterir. Bu nedenle meale "üçünüz de" sözü konmuştur (Bakara 2/38).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 24. ayet

  15. A'râf suresi, 25. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 25. ayet. قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ

    ḳâle fîhâ taḥyevne vefîhâ temûtûne veminhâ tuḫracûn.

    Süleymaniye Vakfı

    (Allah) Dedi ki: "Burada yaşayacaksınız, burada öleceksiniz, (tekrar diriltilip) yine buradan çıkarılacaksınız."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 25. ayet

Ey Âdemoğulları: giysi, ziynet ve ölçü; her milletin eceli 26–36

  1. A'râf suresi, 26. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 26. ayet. يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَٰرِى سَوْءَٰتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ ٱلتَّقْوَىٰ ذَٰلِكَ خَيْرٌ ذَٰلِكَ مِنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

    yâ benî âdeme ḳad enzelnâ `aleyküm libâsey yüvârî sev'âtiküm verîşâ. velibâsü-ttaḳvâ ẕâlike ḫayr. ẕâlike min âyâti-llâhi le`allehüm yeẕẕekkerûn.

    Süleymaniye Vakfı

    "Ey Ademoğulları! Size, bedeninizi örten, bir de sizi güzel gösteren elbise indirdik dipnot 1 . İyi elbise, sizi koruyan elbisedir dipnot 2 ." Bu, Allah'ın ayetlerindendir /göstergelerindendir dipnot 3 , belki akıllarındaki bilgileri kullanırlar.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Elbisenin indirilmesi, onun oluşmasına sebep olan şeylerin indirilmesidir (Müfredat).
    2. metne dön, dipnot 2
      "Sizi koruyan elbise" diye meal verdiğimiz tamlama, libas'ut-takva yani takva elbisesidir. Takva, korunma demektir. Takva elbisesi, vücudu sıcaktan, soğuktan ve kötü bakışlardan koruyan elbisedir. İnsandan başka elbise giyen canlı yoktur. Bu özelliğinden dolayı insan, dünyanın her yerinde ve her koşulda yaşayabilmektedir (Nahl 16/81, Enbiya 21/80).
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah'ın ayetleri ikiye ayrılır: İlki yaratılmış ayetlerdir, bunlar kainattaki tüm varlıklardır. İkincisi indirilmiş ayetlerdir ki onlar ilahi kitaplardadır (Fussilet 41/52-53, Şura 42/13-14). Yaratılmış ayetler, indirilmiş ayetlerin doğruluğunun göstergesidir; çünkü hem kainatı yaratan hem de onunla ilgili en doğru bilgileri veren Allah'tır. İndirilmiş ve yaratılmış ayetler arasında çelişki olmaz, aksine kopmaz bir bağ vardır. Bilimin kaynağı Allah'ın yarattığı ayetlerdir. Bu sahada Allah'ın indirdiği ayetlerden de yararlanılırsa bilimde, hayallerin ötesinde bir gelişme yaşanacaktır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 26. ayet

  2. A'râf suresi, 27. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 27. ayet. يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ كَمَآ أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ ٱلْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْءَٰتِهِمَآ إِنَّهُۥ يَرَىٰكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُۥ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا ٱلشَّيَٰطِينَ أَوْلِيَآءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ

    yâ benî âdeme lâ yeftinennekümü-şşeyṭânü kemâ aḫrace ebeveyküm mine-lcenneti yenzi`u `anhümâ libâsehümâ liyüriyehümâ sev'âtihimâ. innehû yerâküm hüve veḳabîlühû min ḥayŝü lâ teravnehüm. innâ ce`alne-şşeyâṭîne evliyâe lilleẕîne lâ yü'minûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ey Ademoğulları! Şeytan sakın sizi sıkıntıya sokmasın dipnot 1 ! Nitekim o, ana-babanızın bedenlerini birbirlerine göstermek için elbiselerini sıyırarak onları o bahçeden çıkartmıştı. İblis ve tayfası, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanların velileri /en yakınları dipnot 2 yaptık."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Fitne", altını içindeki yabancı maddelerden ayırmak için ateşe sokmaktır (Müfredat). Kur'an'da bu kelime imtihan (A'raf 7/155), aldatma (A'raf 7/27), cehennem azabı (Zariyat 51/10-14) ve savaş (Bakara 2/216) anlamlarında kullanılmıştır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Cinlerden olduğu gibi insanlardan da şeytanlar vardır (Nas 114/1-6). İnsan ve cin şeytanlarından her biri diğerini etkiler (En'am 6/128-131).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 27. ayet

  3. A'râf suresi, 28. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 28. ayet. وَإِذَا فَعَلُوا۟ فَٰحِشَةً قَالُوا۟ وَجَدْنَا عَلَيْهَآ ءَابَآءَنَا وَٱللَّهُ أَمَرَنَا بِهَا قُلْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَأْمُرُ بِٱلْفَحْشَآءِ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    veiẕâ fe`alû fâḥişeten ḳâlû vecednâ `aleyhâ âbâenâ vellâhü emeranâ bihâ. ḳul inne-llâhe lâ ye'müru bilfaḥşâ'. eteḳûlûne `ale-llâhi mâ lâ ta`lemûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar, çirkin bir iş yaptıkları zaman "Atalarımızı bu işi yaparken bulduk, bunu bize Allah emretmiştir." derler. De ki: "Allah çirkin davranışlar yapılmasını emretmez. Bilgisizce söylediklerinizi Allah'a mı mal ediyorsunuz?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 28. ayet

  4. A'râf suresi, 29. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 29. ayet. قُلْ أَمَرَ رَبِّى بِٱلْقِسْطِ وَأَقِيمُوا۟ وُجُوهَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَٱدْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ

    ḳul emera rabbî bilḳisṭ. veeḳîmû vucûheküm `inde külli mescidiv ved`ûhü muḫliṣîne lehü-ddîne. kemâ bedeeküm te`ûdûn.

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: "Rabbim ölçüye uygun davranmayı emreder. Siz, secde edilen her yerde bütün benliğinizle ona yönelin, Allah'ın dinine bir şey katmadan ona dua edin dipnot 1 . Yaratılışınızı nasıl başlattıysa hayata tekrar dönmeniz de öyle olacaktır dipnot 2 ."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Adem aleyhisselam ve Havva'yı nasıl yarattıysa insanların sonraki yaratılışları da aynı şekilde topraktan olacaktır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 29. ayet

  5. A'râf suresi, 30. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 30. ayet. فَرِيقًا هَدَىٰ وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلضَّلَٰلَةُ إِنَّهُمُ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ

    ferîḳan hedâ veferîḳan ḥaḳḳa `aleyhimu-ḍḍalâleh. innehümü-tteḫaẕü-şşeyâṭîne evliyâe min dûni-llâhi veyaḥsebûne ennehüm mühtedûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah bir takımının doğru yolda olduğunu onaylar. Bir takımı da sapık sayılmayı hak eder. Sapıklar, şeytanları Allah'tan daha yakın dipnot 1 konumda tutan, üstelik kendilerini doğru yolda sananlardır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetin bu bölümüne "şeytanları evliya edindiler" şeklinde de meal verilebilir. Evliya, velinin çoğuludur. Burada veli, bir çocuğa veli olmak veya bir vilayete vali olmak gibi başkasını bağlayıcı söz söyleme yetkisine sahip olmak anlamındadır. Bu ayete göre, Allah'tan başka kayıtsız şartsız emrine uyulan her varlık, Allah ile araya konulmuş şeytan konumundadır. Sapıtanlar da bu şeytanların emrine girenlerdir. Bunlar, Allah'ı ikinci sıraya koydukları için müşrik olurlar. Her müşrik de kafirdir (Al-i İmran 3/ 151).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 30. ayet

  6. A'râf suresi, 31. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 31. ayet. يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ خُذُوا۟ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ وَلَا تُسْرِفُوٓا۟ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْرِفِينَ

    yâ benî âdeme ḫuẕû zîneteküm `inde külli mescidiv vekülû veşrabû velâ tüsrifû. innehû lâ yüḥibbü-lmüsrifîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ey Adem evladı! dipnot 1 Secde edilen her yerde süslerinizi (size yakışanı) giyinin dipnot 2 . Yiyin, için ama israf dipnot 3 etmeyin. Allah israf /aşırılık edenleri sevmez.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Evlat diye anlam verdiğimiz kelimenin kök anlamı "bir şeyden doğan şey" olan ibn (إبن)'in çoğulu benin (بنين)'dir (Mekayis). Kelime daha çok erkek evlat anlamında kullanılırsa da burada uygun olan erkek ve kız evlat anlamında olmasıdır. Bu sebeple oğullar yerine "evlat" anlamı tercih edilmiştir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ayette "süs" diye meal verdiğimiz ziynet (الزينة) kelimesi, A'raf 26. ayette "güzel gösteren" anlamındaki "رِيش" kelimesi ile ifade edilmiştir. Elbise, hem kadının hem erkeğin ziynetidir. Onları güzel gösterir.
    3. metne dön, dipnot 3
      İsraf, sınırı aşmaktır (Müfredat). İsraf ile aynı kökten fiiller Kur'an'da, sınırı aşan her türlü davranış (Al-i İmran 3/147, Nisa 4/6) ve harcama anlamında kullanılır. Ayrıca Allah'ın ayetlerine aykırı olarak yapılan her davranış için de kullanılmaktadır (Taha 20/127. Zümer 39/53).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 31. ayet

  7. A'râf suresi, 32. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 32. ayet. قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِىٓ أَخْرَجَ لِعِبَادِهِۦ وَٱلطَّيِّبَٰتِ مِنَ ٱلرِّزْقِ قُلْ هِىَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    ḳul men ḥarrame zînete-llâhi-lletî aḫrace li`ibâdihî veṭṭayyibâti mine-rrizḳ. ḳul hiye lilleẕîne âmenû fi-lḥayâti-ddünyâ ḫâliṣatey yevme-lḳiyâmeh. keẕâlike nüfeṣṣilü-l'âyâti liḳavmiy ya`lemûn.

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram edebilir!" De ki: "Bunlar dünyada müminler içindir dipnot 1 (ama kafirler de faydalanır). Kıyamet /mezardan kalkış gününde sadece müminler için olacaktır." Bilen bir topluluk için ayetlerimizi işte böyle ayrıntılı olarak açıklarız.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Dünya'daki süsler ve temiz rızıklar aslında Allah'a inanıp güvenenler (müminler) içindir ancak Allah zorlayıcı düzen kurmadığı için tüm insanlar istifade ederler. Ahirette ise sadece cennet ahalisi bu imkanları kullanabilecektir (Hac 22/23, Fatır 35/33). Bu ayet ayrıca İslam'da "bir lokma bir hırka" düşüncesinin olmadığının delilidir. (Kasas 28/77)

    Ayet detayı — A'râf suresi, 32. ayet

  8. A'râf suresi, 33. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 33. ayet. قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّىَ ٱلْفَوَٰحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَٱلْإِثْمَ وَٱلْبَغْىَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَأَن تُشْرِكُوا۟ بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَٰنًا وَأَن تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    ḳul innemâ ḥarrame rabbiye-lfevâḥişe mâ żahera minhâ vemâ beṭane vel'iŝme velbagye bigayri-lḥaḳḳi veen tüşrikû billâhi mâ lem yünezzil bihî sülṭânev veen teḳûlû `ale-llâhi mâ lâ ta`lemûn.

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: "Rabbim sadece şunları haram kılmıştır: Açık olsun, gizli olsun fuhuş çeşitleri dipnot 1 , günahlar dipnot 2 /kişiyi doğruluktan uzaklaştıran davranışlar, haksız saldırı, Allah'ın hakkında kesin delil indirmediği bir şeyi ona ortak saymanız dipnot 3 ve bilgisizce söylediklerinizi Allah'a mal etmeniz."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Fuhuş çeşitleri diye meal verdiğimiz fevahiş kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçü gösterir. Bunlardan zina (İsra 17/32) ile erkek erkeğe ilişki (Araf 7/80, Ankebut 29/28) Kur'an'da açıkça belirtilmiştir. Üçüncüsü de kadın kadına ilişki olur.
    2. metne dön, dipnot 2
      'Günah' anlamı verdiğimiz ism (إِثْمَ), kişiyi sevaptan yani iyiliklerden uzaklaştıran davranış anlamındadır (Müfredat). Kur'an'da ism olarak nitelenen davranışların tamamı haram kapsamına girer.
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah'ın, haklarında kesin delil indirdikleri onun elçileridir. Allah'ın elçisi, sadece Allah'ın sözlerini tebliğ eder ve insanları sadece onun emirlerine uymaya çağırır (Al-i İmran 3/21, Maide 5/92, 99, Ra'd 13/40, Nahl 16/35, 82, Nur 24/54, Ankebut 29/18, Yasin 36/16-17, Şura 42/48, Teğabun 64/12). Bu sebeple onların Allah'a ortak koşulması mümkün değildir. Ama insanlar, Allah'ın kitabındaki ayetleri çarpıtarak ve kelimelerin anlamıyla oynayarak onlara da yetkiler verir ve Allah'a ortak koşarlar (Al-i İmran 3/78-80).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 33. ayet

  9. A'râf suresi, 34. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 34. ayet. وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

    velikülli ümmetin ecel. feiẕâ câe ecelühüm lâ yeste'ḫirûne sâ`atev velâ yestaḳdimûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Her toplumun bir eceli vardır. Ecelleri gelince bir an bile erteleyemezler. Onu, öne de alamazlar dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ecel bir şey için belirlenen süredir. Kur'an'da gökler ve yerler için bir ecelden bahsedilirken (Ahkaf 46/3) insanlar için iki ecelden bahsedilir (En'am 6/2). Bunlardan birincisi kişinin vücudunun dayanma süresidir (ecel-i tabii). Doktorlar hastalarına buna göre ömür biçebilirler. İkincisi ise ecel-i müsemma yani Allah tarafından belirlenmiş yaşama süresidir. Bunu ondan başkası bilemez. Bu süre, kişinin vücut sağlığına bakmaz, çok sağlıklı birisi dahi ecel-i müsemması geldiği için ölebilir (Mü'min 40/67). İnsanın ömrü ecel-i müsemmasını geçemez ama bunun altına inebilir (Ra'd 13/38-39, Fatır 35/11). Bu, kişinin kendini Allah yolunda feda etmesi, bir başkası tarafından öldürülmesi veya yaptığı yanlışlarla kendi ömrünü kısaltmasıyla gerçekleşir. Ecelin kısalmasıyla yeni ecel Allah katında yazılır ve kişi buna göre ölür (Al-i İmran 3/145).Yanlış yapan kişi yanlışlarından dönerse ömrünün tekrar uzamasını sağlayabilir. Örneğin, tabii eceli 90 sene olan birinin ecel-i müsemması 80 sene ise, bu kişi en fazla 80 yaşına kadar yaşayabilir. Aynı kişi sağlığını bozarsa, Allah da onun ömrünü kısaltır. Eğer bu kişi sağlığına dikkat eder, tedavi görürse zamanla hastalıklardan arınacağı için ömrü ecel-i müsemmasına kadar uzayabilir ama ecel-i müsemmasını geçemez.Toplumların ve devletlerin de eceli vardır (Araf 7/34, Yunus 10/49). Bu ecel de kısalabilir. Kur'an'da bunun örneği Yunus'un (a.s.) kavmidir. Allah, herhangi bir konudaki cezalandırmayı bu sürenin dolmasına kadar ertelediğini bildirir (Ankebut 29/53, Nahl 16/61). Yunus (a.s.), tövbe ederek /dönüş yaparak kendisini düzeltmesiyle hem kendinin hem de kavminin kısalmış olan ecelini geri uzatabilmiş (Enbiya 21/87-88), böylece cezadan kurtulmuştur. Eğer bu süre dolduğu zaman tövbe etseydi tövbesinin bir faydası olmazdı ve cezayı çekerdi (Hud 11/3, İbrahim 14/10, Nahl 16/61).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 34. ayet

  10. A'râf suresi, 35. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 35. ayet. يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِى فَمَنِ ٱتَّقَىٰ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    yâ benî âdeme immâ ye'tiyenneküm rusülüm minküm yeḳuṣṣûne `aleyküm âyâtî femeni-tteḳâ veaṣleḥa felâ ḫavfün `aleyhim velâ hüm yaḥzenûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ey Ademoğulları! İçinizden, ayetlerimi size tam olarak anlatan elçiler geldiğinde kim yanlışlardan sakınır ve kendini düzeltirse onların üzerinde ne bir korku olur ne de onlar üzülürler. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 35. ayet

  11. A'râf suresi, 36. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 36. ayet. وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱسْتَكْبَرُوا۟ عَنْهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû `anhâ ülâike aṣḥâbü-nnâr. hüm fîhâ ḫâlidûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan ve büyüklük taslayanlar ise o ateşin ahalisidir. Onlar orada ölümsüz olacaklardır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 36. ayet

Cehennemlikler, cennetlikler ve A'râf ehli 37–53

  1. A'râf suresi, 37. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 37. ayet. فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُم مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوٓا۟ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ قَالُوا۟ ضَلُّوا۟ عَنَّا وَشَهِدُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰفِرِينَ

    femen ażlemü mimmeni-fterâ `ale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. ülâike yenâlühüm neṣîbühüm mine-lkitâb. ḥattâ iẕâ câethüm rusülünâ yeteveffevnehüm ḳâlû eyne mâ küntüm ted`ûne min dûni-llâh. ḳâlû ḍallû `annâ veşehidû `alâ enfüsihim ennehüm kânû kâfirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir yalanı Allah'a mal eden veya onun ayetleri karşısında yalana sarılandan daha büyük yanlış yapan kişi kimdir? Kitapta dipnot 1 olanlardan hak ettikleri başlarına gelecektir. Elçilerimiz /ölüm melekleri, canlarını almaya gelince: "Allah'tan önce yalvardıklarınız nerede?" diye sorarlar. Onlar "Kaybolup gittiler!" diye cevap verirler ve kafir olduklarına bizzat kendileri şahitlik ederler.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 37. ayet

  2. A'râf suresi, 38. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 38. ayet. قَالَ ٱدْخُلُوا۟ فِىٓ أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُم مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ فِى ٱلنَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَّعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّىٰٓ إِذَا ٱدَّارَكُوا۟ فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَىٰهُمْ لِأُولَىٰهُمْ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ أَضَلُّونَا فَـَٔاتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِّنَ ٱلنَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَٰكِن لَّا تَعْلَمُونَ

    ḳâle-dḫulû fî ümemin ḳad ḫalet min ḳabliküm mine-lcinni vel'insi fi-nnâr. küllemâ deḫalet ümmetül le`anet uḫtehâ. ḥattâ iẕe-ddârakû fîhâ cemî`an ḳâlet uḫrâhüm liûlâhüm rabbenâ hâülâi eḍallûnâ feâtihim `aẕâben ḍi`fem mine-nnâr. ḳâle liküllin ḍi`füv velâkil lâ ta`lemûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah onlara şöyle diyecektir: "Sizden önce şu ateşe girmiş olan insan ve cin topluluklarına katılın!" Oraya giren her topluluk, kendi kardeş topluluğunu dışlayacaktır. Nihayet hepsi orada birbirleriyle buluşunca, sonra girenler, öncekiler için dipnot 1 şöyle diyeceklerdir: "Rabbimiz! İşte bizi bunlar saptırdılar. Sen o ateşin azabını bunlar için bir kat daha artır." Allah diyecek ki "Hepinizinki birer kat dipnot 2 artacak ama siz bunu bilmiyorsunuz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 38. ayet

  3. A'râf suresi, 39. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 39. ayet. وَقَالَتْ أُولَىٰهُمْ لِأُخْرَىٰهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِن فَضْلٍ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ

    veḳâlet ûlâhüm liuḫrâhüm femâ kâne leküm `aleynâ min faḍlin feẕûḳu-l`aẕâbe bimâ küntüm teksibûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Önce girenler sonrakilere şöyle diyeceklerdir: "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yok ki! Siz de kazandığınıza karşılık bu azabı tadın."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 39. ayet

  4. A'râf suresi, 40. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 40. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱسْتَكْبَرُوا۟ عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَٰبُ ٱلسَّمَآءِ وَلَا يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ حَتَّىٰ يَلِجَ ٱلْجَمَلُ فِى سَمِّ ٱلْخِيَاطِ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُجْرِمِينَ

    inne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû `anhâ lâ tüfetteḥu lehüm ebvâbü-ssemâi velâ yedḫulûne-lcennete ḥattâ yelice-lcemelü fî semmi-lḫiyâṭ. vekeẕâlike neczi-lmücrimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan ve onlara karşı kibirlenenler için gök kapıları açılmayacak dipnot 1 , deve dipnot 2 iğne deliğinden geçinceye kadar Cennet'e giremeyeceklerdir. Suçluları işte böyle cezalandırırız.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      "Yine şunu söyleyeyim ki, devenin iğne deliğinden geçmesi, (infak etmeyen) zenginin Tanrı egemenliğine girmesinden daha kolaydır."
      Matta 19:24 — Yeni Ahit, Matta; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Matta 19:24

      Yine şunu söyleyeyim ki, devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır.”

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      Ayrıca:
      Markos 10:25 — Yeni Ahit, Markos; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Markos 10:25

      Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır.”

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ;
      Luka 18:25 — Yeni Ahit, Luka; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Luka 18:25

      “Nitekim devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır.”

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      .

    Ayet detayı — A'râf suresi, 40. ayet

  5. A'râf suresi, 41. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 41. ayet. لَهُم مِّن جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِن فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلظَّٰلِمِينَ

    lehüm min cehenneme mihâdüv vemin fevḳihim gavâş. vekeẕâlike neczi-żżâlimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar için cehennemden bir yerleşim alanı ve üzerlerinde örtüler olacaktır. Yanlış yapanları işte böyle cezalandırırız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 41. ayet

  6. A'râf suresi, 42. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 42. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    velleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lâ nükellifü nefsen illâ vus`ahâ. ülâike aṣḥâbü-lcenneh. hüm fîhâ ḫâlidûn.

    Süleymaniye Vakfı

    İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlara gelince -ki biz kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemeyiz- böyleleri cennet ahalisidir; onlar orada ölümsüzdürler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 42. ayet

  7. A'râf suresi, 43. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 43. ayet. وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمُ ٱلْأَنْهَٰرُ وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى هَدَىٰنَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْلَآ أَنْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلْحَقِّ وَنُودُوٓا۟ أَن تِلْكُمُ ٱلْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    veneza`nâ mâ fî ṣudûrihim min gillin tecrî min taḥtihimü-l'enhâr. veḳâlü-lḥamdü lillâhi-lleẕî hedânâ lihâẕâ vemâ künnâ linehtediye levlâ en hedâne-llâh. leḳad câet rusülü rabbinâ bilḥaḳḳ. venûdû en tilkümü-lcennetü ûriŝtümûhâ bimâ küntüm ta`melûn.

    Süleymaniye Vakfı

    İçlerindeki çekememezliği söküp atarız. Alt taraflarından ırmaklar akar ve şöyle derler: "Her şeyi mükemmel yapmak Allah'a özgüdür dipnot 1 . Allah göstermeseydi biz bu yolu kendiliğimizden bulamazdık. Rabbimizin elçileri gerçekten doğruyu getirmişler." Onlara şöyle seslenilecektir: "İşte Cennet! Bu size, yaptıklarınıza karşılık olarak bahşedildi dipnot 2 ."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hamd, birini kendi yaptığı şeyden dolayı övmektir. "Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir." gibi sözler buna girer. "Her şeyi mükemmel yapmak Allah'a özgüdür" demek, en üstün övgüdür. Övgünün bir diğer çeşidi olan "şükür" ise kendine iyilik yapanı övmek veya yapılan iyiliğe iyilikle karşılık vermektir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah'tır. Allah'ın yaptığı ile insanların yaptığı arasındaki farkı göstermek için 'güzel' yerine 'mükemmel' kelimesini kullandık.
    2. metne dön, dipnot 2

    Ayet detayı — A'râf suresi, 43. ayet

  8. A'râf suresi, 44. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 44. ayet. وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ أَن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا۟ نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌۢ بَيْنَهُمْ أَن لَّعْنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ

    venâdâ aṣḥâbü-lcenneti aṣḥâbe-nnâri en ḳad vecednâ mâ ve`adenâ rabbünâ ḥaḳḳan fehel vecettüm mâ ve`ade rabbüküm ḥaḳḳâ. ḳâlû ne`am. feeẕẕene müeẕẕinüm beynehüm el la`netü-llâhi `ale-żżâlimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Cennet ahalisi, cehennem ahalisine şöyle seslenir: "Rabbimizin verdiği sözün gerçek olduğunu biz gördük. Rabbinizin size verdiği sözün gerçek olduğunu siz de gördünüz değil mi?" "Evet!" derler. İkisinin arasında görevli olan biri, yüksek sesle şöyle haykırır: "Allah'ın laneti /dışlaması bile bile yanlış yapanlaradır dipnot 1 :"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yanlış yapan diye meal verdiğimiz kelime "zalim"dir. Kelimenin kökü olan zulüm (ظلم), sınırları aşarak bir şeyi, olması gereken yerin dışına koymaktır (Mekayis). Bunun Türkçe karşılığı "bile bile yanlış yapmak" olur.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 44. ayet

  9. A'râf suresi, 45. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 45. ayet. ٱلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُم بِٱلْـَٔاخِرَةِ كَٰفِرُونَ

    elleẕîne yeṣuddûne `an sebîli-llâhi veyebgûnehâ `ivecâ. vehüm bil'âḫirati kâfirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar, ahireti örterek dipnot 1 Allah'ın yolundan engelleyen ve o yolda kolayca anlaşılamayacak bir eğrilik dipnot 2 olmasını isteyen kimselerdir dipnot 3 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      İvec (عوج), çok dikkat etmedikçe anlaşılamayacak eğriliktir (Müfredat). Allah'ın yolunda böyle bir eğrilik isteyenler, yaptıkları yanlışlar kolaylıkla anlaşılmasın diye doğruya çok yakın görünecek çarpıtmalar yaparlar. Ayette sözü edilen kişilerin en çok istediği budur. Bu sebeple en tehlikeli yanlış, doğruya en çok benzeyendir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Cehennemden çıkmayacak olanlar bunlardır (Meryem 19/72).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 45. ayet

  10. A'râf suresi, 46. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 46. ayet. وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى ٱلْأَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّۢا بِسِيمَىٰهُمْ وَنَادَوْا۟ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ أَن سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ

    vebeynehümâ ḥicâb. ve`ale-l'a`râfi ricâlüy ya`rifûne küllem bisîmâhüm. venâdev aṣḥâbe-lcenneti en selâmün `aleyküm lem yedḫulûhâ vehüm yaṭme`ûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Cennet ile cehennem arasında bir engel bulunur. Araf üzerinde (cennetteki yüksek yerlerde) değerli şahsiyetler olur dipnot 1 . Onlar herkesi yüzlerinden tanırlar dipnot 2 . Cennet ahalisinden olup henüz oraya girmemiş ama girmeyi bekleyenlere şöyle seslenirler: "Siz esenlik ve güvenlikte olacaksınız!"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Bunlar, henüz cehennemde olup Allah'ın sözü gereği ebedi cehennem cezası almamış olanlardır. O söz Allah'ın şirk günahı dışında kalanları bağışlayacağı sözüdür (Nisa 4/48).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 46. ayet

  11. A'râf suresi, 47. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 47. ayet. وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَٰرُهُمْ تِلْقَآءَ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ قَالُوا۟ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    veiẕâ ṣurifet ebṣâruhüm tilḳâe aṣḥâbi-nnâri ḳâlû rabbenâ lâ tec`alnâ me`a-lḳavmi-żżâlimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    (Cehennemde cezasını çeken müminlerin) Gözleri cehennem ahalisine çevrilince şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi yanlışlar içinde olan bu toplumun yanında bırakma."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 47. ayet

  12. A'râf suresi, 48. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 48. ayet. وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلْأَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُم بِسِيمَىٰهُمْ قَالُوا۟ مَآ أَغْنَىٰ عَنكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ

    venâdâ aṣḥâbü-l'a`râfi ricâley ya`rifûnehüm bisîmâhüm ḳâlû mâ agnâ `anküm cem`uküm vemâ küntüm testekbirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    A'raf ahalisi, (Cennet ile cehennem arasındaki yüksek tepelerden) yüzlerinden tanıdıkları bazı kimselere dipnot 1 de şöyle seslenirler: "Gördünüz mü? Ne çevrenizdekilerin size bir yararı oldu ne de büyüklenmenizin.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bunlar yüzlerinden tanındıklarına göre kendi toplumlarının ve çağdaşlarının meşhur kimseleri, büyük kitleleri yanlış yola sürükleyen kimseler, tağutlar olmalıdır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 48. ayet

  13. A'râf suresi, 49. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 49. ayet. أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ ٱللَّهُ بِرَحْمَةٍ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ

    ehâülâi-lleẕîne aḳsemtüm lâ yenâlühümü-llâhü biraḥmeh. üdḫulü-lcennete lâ ḫavfün `aleyküm velâ entüm taḥzenûn.

    Süleymaniye Vakfı

    (Cennete girecek olanları göstererek şöyle derler:) Sizin "Allah iyilikte bulunmaz." diye yemin ettikleriniz bunlar mıydı? (Cezasını çeken cennetliklere şöyle denir:) "Siz cennete girin. Artık üzerinizde ne bir korku kalacak ne de siz üzüleceksiniz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 49. ayet

  14. A'râf suresi, 50. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 50. ayet. وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا۟ عَلَيْنَا مِنَ ٱلْمَآءِ أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

    venâdâ aṣḥâbü-nnâri aṣḥâbe-lcenneti en efîḍû `aleynâ mine-lmâi ev mimmâ razeḳakümü-llâh. ḳâlû inne-llâhe ḥarramehümâ `ale-lkâfirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Cehennem ahalisi, cennet ahalisine: "Suyunuzdan ya da Allah'ın size verdiği rızıklardan bize de akıtın!" diye seslenirler. (Cennettekiler de) "Allah, onları kafirlere yasakladı dipnot 1 ." derler.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 50. ayet

  15. A'râf suresi, 51. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 51. ayet. ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا فَٱلْيَوْمَ نَنسَىٰهُمْ كَمَا نَسُوا۟ لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هَٰذَا وَمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ

    elleẕîne-tteḫaẕû dînehüm lehvev vele`ibev vegarrathümü-lḥayâtü-ddünyâ. felyevme nensâhüm kemâ nesû liḳâe yevmihim hâẕâ vemâ kânû biâyâtinâ yecḥadûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Dünya hayatına aldanarak dinlerini eğlence ve oyun haline getirenler dipnot 1 , ayetlerimizi bile bile inkar edip bugüne varmayı nasıl unuttularsa biz de bugün onları unutacağız.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 51. ayet

  16. A'râf suresi, 52. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 52. ayet. وَلَقَدْ جِئْنَٰهُم بِكِتَٰبٍ فَصَّلْنَٰهُ عَلَىٰ عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    veleḳad ci'nâhüm bikitâbin feṣṣalnâhü `alâ `ilmin hüdev veraḥmetel liḳavmiy yü'minûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Şurası bir gerçek ki, biz onlara dipnot 1 , inanan ve güvenen topluluğa rehber ve ikram olması için bir ilme dipnot 2 göre, ayrıntılı olarak açıkladığımız bir Kitap getirdik.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu surenin 41. ayetinden buraya kadar, cennetliklerin cennetteki, cehennemliklerin de cehennemdeki durumu anlatıldıktan sonra Allah'ın onlara, bir ilme göre açıkladığı bir kitap indirdiğinden söz edilmesi, onun her bir nebiye verilen kitap ve hikmet olduğunu (Al-i İmran 3/81) gösterir. Bu durumda Nebilere, kitap ile birlikte verilen hikmetin, o kitaptan, Allah'ın belirlediği yöntemle doğru hüküm çıkarma ilmi olduğu dışında bir şey olmaz. Nitekim Nebimiz Muhammed aleyhisselam da kendine indirilen ve öğretilen kitap ve hikmeti (Nisa 4/113) ümmetine öğretmiş ve Kur'an'dan doğru hüküm çıkarmanın yollarını göstererek onları geliştirmiştir (Bakara 2/151, Al-i İmran 3/164).
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ilim (bilgi, yöntem), ayetlerin ayetler ile açıklandığı Kur'an yöntemidir. Daha detaylı bilgi için bkz. Al-i İmran 3/7, Hud 11/1,2 ve dipnotları.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 52. ayet

  17. A'râf suresi, 53. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 53. ayet. هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا تَأْوِيلَهُۥ يَوْمَ يَأْتِى تَأْوِيلُهُۥ يَقُولُ ٱلَّذِينَ نَسُوهُ مِن قَبْلُ قَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلْحَقِّ فَهَل لَّنَا مِن شُفَعَآءَ فَيَشْفَعُوا۟ لَنَآ أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ ٱلَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ

    hel yenżurûne illâ te'vîleh. yevme ye'tî te'vîlühû yeḳûlü-lleẕîne nesûhü min ḳablü ḳad câet rusülü rabbinâ bilḥaḳḳ. fehel lenâ min şüfe`âe feyeşfe`û lenâ ev nüraddü fena`mele gayra-lleẕî künnâ na`mel. ḳad ḫasirû enfüsehüm veḍalle `anhüm mâ kânû yefterûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar kitabın uyarılarının gerçekleşmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Uyarılar gerçekleştiği gün, evvelce onu akıllarından çıkaranlar dipnot 1 şöyle diyecekler: "Rabbimizin elçilerinin getirdikleri doğruymuş! Bize şefaat edecek olanlar varsa dipnot 2 şefaat etsinler veya geri gönderilelim de yapıp ettiklerimizden başka şeyler yapalım!" Onlar kendilerini batırmışlardır. (Şefaatçi diye) Uydurdukları da onlardan uzaklaşmış olur.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Şefaat, birini kendi gibisiyle eşleştirmek, birinden eşlik etmesini istemek, eşlik etmek veya arka çıkmaktır (El-Ayn, Müfredat). Bkz Bakara 2/48 ve dipnotu.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 53. ayet

Altı günde yaratılış; rüzgârlar ve ölü toprak 54–58

  1. A'râf suresi, 54. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 54. ayet. إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ يُغْشِى ٱلَّيْلَ ٱلنَّهَارَ يَطْلُبُهُۥ حَثِيثًا وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ وَٱلنُّجُومَ مُسَخَّرَٰتٍۭ بِأَمْرِهِۦٓ أَلَا لَهُ ٱلْخَلْقُ وَٱلْأَمْرُ تَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    inne rabbekümü-llâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ `ale-l`arşi yugşi-lleyle-nnehâra yaṭlübühû ḥaŝîŝev veşşemse velḳamera vennücûme müseḫḫarâtim biemrih. elâ lehü-lḫalḳu vel'emr. tebârake-llâhü rabbü-l`âlemîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sizin Rabbiniz /Sahibiniz, gökleri ve yeri altı günde dipnot 1 yaratan, sonra arşa /yönetimin başına dipnot 2 geçen Allah'tır. Gündüzü, sürekli peşinde olan gece ile örter. Güneşi, ayı ve yıldızları da koyduğu kanuna göre hizmetinize verilmiş olarak yaratmıştır dipnot 3 . Bakın, yaratmak da kural koymak dipnot 4 da onun işidir! Bütün varlıkların sahibi olan Allah, ne yüce bir bereket kaynağıdır!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yer ve göklerin toplam altı günde yaratıldığını gösteren ayetler şunlardır: Yunus 10/3, Hud 11/7, Furkan 25/59, Secde 32/4-5, Fussilet 41/9-12, Kaf 50/38, Hadid 57/4. Allah katındaki bir gün bize göre bin yıl kadar olduğu için (Hac 22/47) bu ayetteki altı gün altı bin yıla denk gelir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kur'an, halkın diliyle inmiştir (İbrahim 14/4). Halk dilinde arş, "saltanat koltuğu"dur (Yusuf 12/100, Neml 27/23). Arşa istiva ise "yönetimin başına geçme" anlamındadır. Türkçede de bu anlamda, "padişah tahta çıktı", "falan kişi cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu" gibi ifadeler kullanılır. Dolayısıyla "Allah arşa istiva etti." sözü de kainatın yönetiminin Allah'ın elinde olduğunu ifade eder (Yunus 10/3, Ra'd 13/2, Taha 20/5, Furkan 25/59, Secde 32/4, Hadid 57/4).
    3. metne dön, dipnot 3
    4. metne dön, dipnot 4

    Ayet detayı — A'râf suresi, 54. ayet

  2. A'râf suresi, 55. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 55. ayet. ٱدْعُوا۟ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ

    üd`û rabbeküm teḍarru`av veḫufyeh. innehû lâ yüḥibbü-lmü`tedîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Rabbinize yalvarıp yakararak ve içten içe dua edin. O, sınırı aşanları asla sevmez.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 55. ayet

  3. A'râf suresi, 56. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 56. ayet. وَلَا تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَٰحِهَا وَٱدْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ ٱللَّهِ قَرِيبٌ مِّنَ ٱلْمُحْسِنِينَ

    velâ tüfsidû fi-l'arḍi ba`de iṣlâḥihâ ved`ûhü ḫavfev veṭame`â. inne raḥmete-llâhi ḳarîbüm mine-lmuḥsinîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Düzenin (Allah tarafından) sağlanmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a, korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Allah'ın ikramı, güzel davrananlara yakındır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 56. ayet

  4. A'râf suresi, 57. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 57. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَٰهُ لِبَلَدٍ مَّيِّتٍ فَأَنزَلْنَا بِهِ ٱلْمَآءَ فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ كَذَٰلِكَ نُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    vehüve-lleẕî yürsilü-rriyâḥa büşram beyne yedey raḥmetih. ḥattâ iẕâ eḳallet seḥâben ŝiḳâlen suḳnâhü libeledim meyyitin feenzelnâ bihi-lmâe feaḫracnâ bihî min külli-ŝŝemerât. keẕâlike nuḫricü-lmevtâ le`alleküm teẕekkerûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Rüzgarları ikramından önce müjde dipnot 1 olarak gönderen odur. Rüzgarlar, yüklü bir yağmur bulutunu kolayca yükseltince onu ölü/çorak bir toprağa sevk ederiz. O bulutla oraya su indirir, o suyla her türlü ürünü çıkarırız. Ölüleri de işte böyle (topraktan) çıkaracağız dipnot 2 . Belki (yeniden dirilme konusunda) bilgi sahibi olursunuz.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 57. ayet

  5. A'râf suresi, 58. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 58. ayet. وَٱلْبَلَدُ ٱلطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُۥ بِإِذْنِ رَبِّهِۦ وَٱلَّذِى خَبُثَ لَا يَخْرُجُ إِلَّا نَكِدًا كَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ

    velbeledu-ṭṭayyibü yaḫrucü nebâtühû biiẕni rabbih. velleẕî ḫabüŝe lâ yaḫrucü illâ nekidâ. keẕâlike nüṣarrifü-l'âyâti liḳavmiy yeşkürûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Verimli toprağın bitkisi Rabbinin izniyle (kolayca) çıkar. Verimsiz toprağın bitkisi ise zar-zor çıkar. Görevlerini yerine getiren bir topluluk için ayetlerimizi değişik açılardan böyle anlatırız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 58. ayet

Nûh 59–64

  1. A'râf suresi, 59. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 59. ayet. لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

    leḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 59. ayet

  2. A'râf suresi, 60. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 60. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِۦٓ إِنَّا لَنَرَىٰكَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

    ḳâle-lmeleü min ḳavmihî innâ lenerâke fî ḍalâlim mübîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Halkının ileri gelenleri dediler ki: "Biz seni gerçekten açık bir sapıklık içinde görüyoruz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 60. ayet

  3. A'râf suresi, 61. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 61. ayet. قَالَ يَٰقَوْمِ لَيْسَ بِى ضَلَٰلَةٌ وَلَٰكِنِّى رَسُولٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳâle yâ ḳavmi leyse bî ḍalâletüv velâkinnî rasûlüm mir rabbi-l`âlemîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Nuh dedi ki: "Ey halkım! Bende bir sapıklık yok. Ama ben, varlıkların Rabbi /Sahibi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 61. ayet

  4. A'râf suresi, 62. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 62. ayet. أُبَلِّغُكُمْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّى وَأَنصَحُ لَكُمْ وَأَعْلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    übelliguküm risâlâti rabbî veenṣaḥu leküm vea`lemü mine-llâhi mâ lâ ta`lemûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Size Rabbimin mesajlarını tebliğ ediyor /bildiriyor ve sizin iyiliğinizi istiyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri ben Allah'tan öğreniyorum.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 62. ayet

  5. A'râf suresi, 63. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 63. ayet. أَوَعَجِبْتُمْ أَن جَآءَكُمْ ذِكْرٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَلَىٰ رَجُلٍ مِّنكُمْ لِيُنذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا۟ وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    eve`acibtüm en câeküm ẕikrum mir rabbiküm `alâ racülim minküm liyünẕiraküm velitetteḳû vele`alleküm türḥamûn.

    Süleymaniye Vakfı

    İçinizden bir adama, sizi uyarması için, sizin de yanlışlardan sakınmanız ve iyilik bulmanız için Rabbinizden akılda tutulması gereken bir bilgi gelmesine mi şaşırdınız?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 63. ayet

  6. A'râf suresi, 64. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 64. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَنجَيْنَٰهُ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ وَأَغْرَقْنَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا عَمِينَ

    fekeẕẕebûhü feenceynâhü velleẕîne me`ahû fi-lfülki veagraḳne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. innehüm kânû ḳavmen `amîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Fakat onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla birlikte gemide olanları kurtardık. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanları da suda boğduk. Çünkü bir körler topluluğu olmuşlardı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 64. ayet

Hûd ve Âd kavmi 65–72

  1. A'râf suresi, 65. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 65. ayet. وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    veilâ `âdin eḫâhüm hûdâ. ḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 65. ayet

  2. A'râf suresi, 66. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 66. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦٓ إِنَّا لَنَرَىٰكَ فِى سَفَاهَةٍ وَإِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ

    ḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî innâ lenerâke fî sefâhetiv veinnâ leneżunnüke mine-lkâẕibîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Halkının önde gelenlerinden, ayetleri görmezlikte direnenler şöyle dediler: "Biz seni gerçekten akılsızlık içinde görüyoruz. Biz senin gerçekten yalancılardan olduğunu düşünüyoruz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 66. ayet

  3. A'râf suresi, 67. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 67. ayet. قَالَ يَٰقَوْمِ لَيْسَ بِى سَفَاهَةٌ وَلَٰكِنِّى رَسُولٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳâle yâ ḳavmi leyse bî sefâhetüv velâkinnî rasûlüm mir rabbi-l`âlemîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Dedi ki: "Ey halkım! Bende bir akılsızlık yok. Ama ben, varlıkların Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 67. ayet

  4. A'râf suresi, 68. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 68. ayet. أُبَلِّغُكُمْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّى وَأَنَا۠ لَكُمْ نَاصِحٌ أَمِينٌ

    übelliguküm risâlâti rabbî veenâ leküm nâṣiḥun emîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Size Rabbimin mesajlarını tebliğ ediyor /bildiriyorum. Ben sizin iyiliğinizi isteyen, güvenilir biriyim.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 68. ayet

  5. A'râf suresi, 69. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 69. ayet. أَوَعَجِبْتُمْ أَن جَآءَكُمْ ذِكْرٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَلَىٰ رَجُلٍ مِّنكُمْ لِيُنذِرَكُمْ وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَآءَ مِنۢ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِى ٱلْخَلْقِ بَصْۜطَةً فَٱذْكُرُوٓا۟ ءَالَآءَ ٱللَّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    eve`acibtüm en câeküm ẕikrum mir rabbiküm `alâ racülim minküm liyünẕiraküm. veẕkürû iẕ ce`aleküm ḫulefâe mim ba`di ḳavmi nûḥiv vezâdeküm fi-lḫalḳi baṣṭah. feẕkürû âlâe-llâhi le`alleküm tüfliḥûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Yoksa sizi uyarsın diye, içinizden birine Rabbinizden akılda tutulması gereken bir bilgi /bir kitap gelmesine mi şaşırdınız? Hatırlasanıza Allah, Nuh halkından sonra sizi onların yerine getirdi ve iri yapılı kıldı. Allah'ın nimetlerini aklınızda tutun ki umduğunuza kavuşasınız."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 69. ayet

  6. A'râf suresi, 70. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 70. ayet. قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ ٱللَّهَ وَحْدَهُۥ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

    ḳâlû eci'tenâ lina`büde-llâhe vaḥdehû veneẕera mâ kâne ya`büdü âbâünâ. fe'tinâ bimâ te`idünâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Şimdi sen bize, sadece Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın kulluk ettikleri şeyleri bırakalım diye mi geldin? Doğru sözlülerdensen bizi tehdit ettiğin şeyi getir bakalım!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 70. ayet

  7. A'râf suresi, 71. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 71. ayet. قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ أَتُجَٰدِلُونَنِى فِىٓ أَسْمَآءٍ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّا نَزَّلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ فَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُنتَظِرِينَ

    ḳâle ḳad veḳa`a `aleyküm mir rabbiküm ricsüv vegaḍab. etücâdilûnenî fî esmâin semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ nezzele-llâhü bihâ min sülṭân. fenteżirû innî me`aküm mine-lmünteżirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Hud dedi ki: "Rabbinizden üzerinize bir pisliğin ve bir öfkenin gelmesi kesinleşti. Siz benimle, Allah'ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, isimlerini sizin ve atalarınızın taktığı şeyler konusunda mı tartışıyorsunuz? Öyleyse bekleyin; ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 71. ayet

  8. A'râf suresi, 72. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 72. ayet. فَأَنجَيْنَٰهُ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَمَا كَانُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    feenceynâhü velleẕîne me`ahû biraḥmetim minnâ veḳaṭa`nâ dâbira-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vemâ kânû mü'minîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra onu ve onunla birlikte olanları tarafımızdan bir ikram ile kurtardık. Ayetlerimiz karşısında yalana sarılanların da kökünü kuruttuk. Onlar inanıp güvenmiş kimseler değillerdi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 72. ayet

Sâlih ve Semûd kavmi 73–79

  1. A'râf suresi, 73. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 73. ayet. وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ قَدْ جَآءَتْكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمْ ءَايَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِىٓ أَرْضِ ٱللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    veilâ ŝemûde eḫâhüm ṣâliḥâ. ḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. ḳad câetküm beyyinetüm mir rabbiküm. hâẕihî nâḳatü-llâhi leküm âyeten feẕerûhâ te'kül fî arḍi-llâhi velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕeküm `aẕâbün elîm.

    Süleymaniye Vakfı

    Semud halkına da kardeşleri Salih'i gönderdik dipnot 1 . Dedi ki: "Ey halkım! Allah'a kulluk edin; sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir belge geldi. İşte size bir ayet/ mucize olarak Allah'ın dişi devesi! Rahat bırakın, Allah'ın toprağında otlasın. Ona kötülük etmeyin, yoksa sizi acıklı bir azap yakalar.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Salih Aleyhisselamın kıssası hakkında ayrıntılı bilgi için bkz: Hud 11/61-68, Hicr 15/80-84, Şuara 26/141-159, Neml 27/45-53, Fussilet 41/17-18, Zariyat 51/43-45, Kamer 54/23-31, Hakka 69/4-5, Şems 91/11-15.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 73. ayet

  2. A'râf suresi, 74. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 74. ayet. وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَآءَ مِنۢ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِن سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ ٱلْجِبَالَ بُيُوتًا فَٱذْكُرُوٓا۟ ءَالَآءَ ٱللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

    veẕkürû iẕ ce`aleküm ḫulefâe mim ba`di `âdiv vebevveeküm fi-l'arḍi tetteḫiẕûne min sühûlihâ ḳuṣûrav vetenḥitûne-lcibâle büyûtâ. feẕkürû âlâe-llâhi velâ ta`ŝev fi-l'arḍi müfsidîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Hatırlasanıza; Allah, Ad halkından sonra onların yerine sizi getirdi ve bu topraklara yerleştirdi. Buranın düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlarını oyup evler yapıyorsunuz. Allah'ın nimetlerini aklınızdan çıkarmayın. Bozgunculuk yaparak ortalığı birbirine katmayın."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 74. ayet

  3. A'râf suresi, 75. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 75. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لِلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوا۟ لِمَنْ ءَامَنَ مِنْهُمْ أَتَعْلَمُونَ أَنَّ صَٰلِحًا مُّرْسَلٌ مِّن رَّبِّهِۦ قَالُوٓا۟ إِنَّا بِمَآ أُرْسِلَ بِهِۦ مُؤْمِنُونَ

    ḳâle-lmeleü-lleẕîne-stekberû min ḳavmihî lilleẕîne-stuḍ`ifû limen âmene minhüm eta`lemûne enne ṣâliḥam mürselüm mir rabbih. ḳâlû innâ bimâ ürsile bihî mü'minûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Halkının büyüklük taslayan ileri gelenleri, ezilenlere, onlardan inanmış olanlara şöyle dediler: "Siz Salih'in, gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini mi sanıyorsunuz!" Dediler ki: "Biz onunla gönderilene inanıp güveniyoruz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 75. ayet

  4. A'râf suresi, 76. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 76. ayet. قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا بِٱلَّذِىٓ ءَامَنتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ

    ḳâle-lleẕîne-stekberû innâ billeẕî âmentüm bihî kâfirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Kendilerini büyük görenler: "Biz de sizin inandıklarınızı yok sayıyoruz" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 76. ayet

  5. A'râf suresi, 77. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 77. ayet. فَعَقَرُوا۟ ٱلنَّاقَةَ وَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا۟ يَٰصَٰلِحُ ٱئْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    fe`aḳarü-nnâḳate ve`atev `an emri rabbihim veḳâlû yâ ṣâliḥu-'tinâ bimâ te`idünâ in künte mine-lmürselîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra dişi deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı gelmiş oldular. Şöyle dediler: "Bak Salih! Eğer Allah'ın elçilerinden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi getir bakalım!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 77. ayet

  6. A'râf suresi, 78. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 78. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ

    feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 78. ayet

  7. A'râf suresi, 79. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 79. ayet. فَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَٰقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبِّى وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُحِبُّونَ ٱلنَّٰصِحِينَ

    fetevellâ `anhüm veḳâle yâ ḳavmi leḳad eblagtüküm risâlete rabbî veneṣaḥtü leküm velâkil lâ tüḥibbûne-nnâṣiḥîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Salih onlardan uzaklaştı dipnot 1 ve şöyle dedi: "Ey halkım! Ben Rabbimin mesajını size tebliğ ettim /bildirdim. İyiliğiniz için çaba gösterdim. Ama siz iyiliğinizi isteyenlerden hoşlanmıyorsunuz."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Elçiler toplumlarının içinde iken Allah onlara azap etmez (Enfal 8/33)

    Ayet detayı — A'râf suresi, 79. ayet

Lût 80–84

  1. A'râf suresi, 80. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 80. ayet. وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ

    velûṭan iẕ ḳâle liḳavmihî ete'tûne-lfâḥişete mâ sebeḳaküm bihâ min eḥadim mine-l`âlemîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Lut'u da elçi gönderdik. Bir gün o, halkına şöyle demişti: "Siz o çirkin işi mi yapıyorsunuz/ eşcinsel ilişkide dipnot 1 mi bulunuyorsunuz!? Hiçbir toplum bu çirkin işte sizin kadar ileri gitmedi dipnot 2 !

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Eşcinsellik diye meal verdiğimiz kelime, fuhuş anlamında olan (el-fahişe = الْفَاحِشَةَ)'dir. Türkçede para karşılığı yapılan cinsel ilişkiye fuhuş dendiği için, yanlış anlamaya yol açmasın diye bu anlam verilmiştir. Kur'an'a göre, erkek erkeğe, kadın kadına ve nikahsız olarak kadınla erkek arasındaki ilişkilere fuhuş denir. Ayrıntılar için bkz. Nisa 4/15-16 ve dipnotları.
    2. metne dön, dipnot 2
      Lut kavmi, eşcinselliği ulu orta, zor kullanarak ve örgütlü bir şekilde yapıyordu (Hud 11/78-79, Hicr 15/67-70, Neml 27/54, Ankebut 29/29, Kamer 54/37). Bu konuda onları geçen hiçbir toplum olmamıştı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 80. ayet

  2. A'râf suresi, 81. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 81. ayet. إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهْوَةً مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ

    inneküm lete'tûne-rricâle şehvetem min dûni-nnisâ'. bel entüm ḳavmüm müsrifûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Siz kadınları ikinci sıraya atıyor, şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Aslında siz aşırı giden bir topluluksunuz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 81. ayet

  3. A'râf suresi, 82. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 82. ayet. وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَخْرِجُوهُم مِّن قَرْيَتِكُمْ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

    vemâ kâne cevâbe ḳavmihî illâ en ḳâlû aḫricûhüm min ḳaryetiküm. innehüm ünâsüy yeteṭahherûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Halkının ona cevabı: "Çıkarın onları ülkenizden! Onlar temiz kalmaya çalışan insanlardır!" demekten başka bir şey olmadı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 82. ayet

  4. A'râf suresi, 83. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 83. ayet. فَأَنجَيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ

    feenceynâhü veehlehû ille-mraeteh. kânet mine-lgâbirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onu ve karısı dışındaki ailesini kurtardık. Karısı, (bedeninin) kalıntısı kalanlardan oldu dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "(Bedeninin) Kalıntısı kalanlardan" anlamı verdiğimiz kelime ğabir (غابر)'dir (Lisan'ul-Arab). Bu kelime sadece, İnanmadıkları için yanardağ patlaması sonucu lav külleri altında kalan Lut aleyhisselamın eşi ve diğerleri ile ilgili olarak bu ayetle birlikte tam yedi ayette geçer (Hicr 15/60, Şuara 26/171, Neml 27/57, Ankebut 29/32-33, Saffat 37/135).Kur'an'da yanardağ patlaması ile helak olduğu bildirilen diğer topluluk Ashab-ı Fil'dir. Orada ğabir kelimesi "içi yenmiş bitki kabuğu gibi" sözü ile örneklendirilir (Fil 105/5). Demek ki yanardağ külleri altında kalan cesetlerin içi yok olur ama dışında bir şeyler kalır. Saffat 37/137-138

    Ayet detayı — A'râf suresi, 83. ayet

  5. A'râf suresi, 84. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 84. ayet. وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ

    veemṭarnâ `aleyhim meṭarâ. fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmücrimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Üzerlerine bir yağmur (pişmiş balçıktan taş ve kül yağmuru) dipnot 1 yağdırmıştık. Şimdi sen o suçluların sonunun nasıl olduğunu bir düşün!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 84. ayet

Şu'ayb ve Medyen halkı 85–93

  1. A'râf suresi, 85. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 85. ayet. وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ قَدْ جَآءَتْكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَٱلْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَٰحِهَا ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    veilâ medyene eḫâhüm şu`aybâ. ḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. ḳad câetküm beyyinetüm mir rabbiküm feevfü-lkeyle velmîzâne velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ tüfsidû fi-l'arḍi ba`de iṣlâḥihâ. ẕâliküm ḫayrul leküm in küntüm mü'minîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki "Ey halkım! Allah'a kulluk edin; sizin ondan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir belge geldi, artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanlara, mallarını - haklarını eksik vermeyin. Düzenin (Allah tarafından) sağlanmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. İnanıp güveniyorsanız sizin için hayırlı olan budur.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 85. ayet

  2. A'râf suresi, 86. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 86. ayet. وَلَا تَقْعُدُوا۟ بِكُلِّ صِرَٰطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ بِهِۦ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًا وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ كُنتُمْ قَلِيلًا فَكَثَّرَكُمْ وَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ

    velâ taḳ`udû bikülli ṣirâṭin tû`idûne veteṣuddûne `an sebîli-llâhi men âmene bihî vetebgûnehâ `ivecâ. veẕkürû iẕ küntüm ḳalîlen fekeŝŝeraküm. venżurû keyfe kâne `âḳibetü-lmüfsidîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Tehditler savurarak, Allah'a inanıp güvenenleri onun yolundan engelleyerek ve o yolda anlaşılamayacak bir eğrilik dipnot 1 olmasını isteyerek her yola kurulmayın. Hatırlayın ki bir zamanlar sayıca azdınız, Allah sizi çoğalttı. Bozguncuların sonunun nasıl olduğunu bir düşünün!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İvec (عوج), çok dikkat etmedikçe anlaşılamayacak eğriliktir (Müfredat). Allah'ın yolunda böyle bir eğrilik isteyenler, yaptıkları yanlışlar kolaylıkla anlaşılmasın diye doğruya çok yakın görünecek çarpıtmalar yaparlar. Ayette sözü edilen kişilerin en çok istediği budur. Bu sebeple en tehlikeli yanlış, doğruya en çok benzeyendir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 86. ayet

  3. A'râf suresi, 87. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 87. ayet. وَإِن كَانَ طَآئِفَةٌ مِّنكُمْ ءَامَنُوا۟ بِٱلَّذِىٓ أُرْسِلْتُ بِهِۦ وَطَآئِفَةٌ لَّمْ يُؤْمِنُوا۟ فَٱصْبِرُوا۟ حَتَّىٰ يَحْكُمَ ٱللَّهُ بَيْنَنَا وَهُوَ خَيْرُ ٱلْحَٰكِمِينَ

    vein kâne ṭâifetüm minküm âmenû billeẕî ürsiltü bihî veṭâifetül lem yü'minû faṣbirû ḥattâ yaḥküme-llâhü beynenâ. vehüve ḫayru-lḥâkimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Benimle gönderilene bir kesiminiz inanıyor, bir kesiminiz de inanmıyorsa, Allah aramızda kararını verinceye kadar duruşunuzu bozmayın! Karar verenlerin en iyisi odur."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 87. ayet

  4. Buradan itibaren cüz 9

    A'râf suresi, 88. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 88. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لَنُخْرِجَنَّكَ يَٰشُعَيْبُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَكَ مِن قَرْيَتِنَآ أَوْ لَتَعُودُنَّ فِى مِلَّتِنَا قَالَ أَوَلَوْ كُنَّا كَٰرِهِينَ

    ḳâle-lmeleü-lleẕîne-stekberû min ḳavmihî lenuḫricenneke yâ şu`aybü velleẕîne âmenû me`ake min ḳaryetinâ ev lete`ûdünne fî milletinâ. ḳâle evelev künnâ kârihîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Halkının büyüklük taslayan ileri gelenleri şöyle dediler: "Bak Şuayb! Ya kayıtsız şartsız bizim dini yaşama biçimimize dönersiniz ya da seni ve beraberindeki inananları kesinlikle ülkemizden çıkarırız!" Şuayb dedi ki: "Biz istemesek de mi?

    Ayet detayı — A'râf suresi, 88. ayet

  5. A'râf suresi, 89. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 89. ayet. قَدِ ٱفْتَرَيْنَا عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِى مِلَّتِكُم بَعْدَ إِذْ نَجَّىٰنَا ٱللَّهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّعُودَ فِيهَآ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا ٱفْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِٱلْحَقِّ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْفَٰتِحِينَ

    ḳadi-fteraynâ `ale-llâhi keẕiben in `udnâ fî milletiküm ba`de iẕ neccâne-llâhü minhâ. vemâ yekûnü lenâ en ne`ûde fîhâ illâ ey yeşâe-llâhü rabbünâ. vesi`a rabbünâ külle şey'in `ilmâ. `ale-llâhi tevekkelnâ. rabbene-ftaḥ beynenâ vebeyne ḳavminâ bilḥaḳḳi veente ḫayru-lfâtiḥîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah bizi, sizin dini yaşama biçiminizden kurtardıktan sonra tekrar ona dönersek, Allah'a karşı tam bir yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah istemedikçe artık ona dönmemiz olacak şey değildir dipnot 1 . Rabbimizin bilgisi her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a güvenip dayandık. Rabbimiz! Bizimle halkımızın arasını hakka uygun bir biçimde aç. Ayırmayı en iyi yapan sensin!"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şae (شاء) fiili, "bir şey yapmak" anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah'ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredat). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra'd 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiya 21/35). Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şae (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa "gerekeni yaptı veya yarattı", insan olursa "gerekeni yaptı" anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam'a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şae (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz: https://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html

    Ayet detayı — A'râf suresi, 89. ayet

  6. A'râf suresi, 90. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 90. ayet. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لَئِنِ ٱتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَٰسِرُونَ

    veḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî leini-tteba`tüm şu`ayben inneküm iẕel leḫâsirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Halkının önde gelenlerinden, ayetleri görmezlikte direnenler şöyle dediler: "Hele Şuayb'a uyun, kesinlikle kaybedeceksiniz!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 90. ayet

  7. A'râf suresi, 91. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 91. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ

    feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 91. ayet

  8. A'râf suresi, 92. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 92. ayet. ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ شُعَيْبًا كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ شُعَيْبًا كَانُوا۟ هُمُ ٱلْخَٰسِرِينَ

    elleẕîne keẕẕebû şu`ayben keel lem yagnev fîhâ. elleẕîne keẕẕebû şu`ayben kânû hümü-lḫâsirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlardı. Asıl kaybedenler, Şuayb'ı yalancı sayanlar oldu.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 92. ayet

  9. A'râf suresi, 93. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 93. ayet. فَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَٰقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّى وَنَصَحْتُ لَكُمْ فَكَيْفَ ءَاسَىٰ عَلَىٰ قَوْمٍ كَٰفِرِينَ

    fetevellâ `anhüm veḳâle yâ ḳavmi leḳad eblagtüküm risâlâti rabbî veneṣaḥtü leküm. fekeyfe âsâ `alâ ḳavmin kâfirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Şuayb onlardan uzaklaştı ve şöyle dedi: "Ey halkım! Ben Rabbimin mesajlarını size tebliğ ettim /bildirdim. İyiliğiniz için de çaba gösterdim. Ayetleri görmezlikte direnen bir topluluk için nasıl dertleneyim!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 93. ayet

Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak 94–102

  1. A'râf suresi, 94. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 94. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَا فِى قَرْيَةٍ مِّن نَّبِىٍّ إِلَّآ أَخَذْنَآ أَهْلَهَا بِٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ

    vemâ erselnâ fî ḳaryetim min nebiyyin illâ eḫaẕnâ ehlehâ bilbe'sâi veḍḍarrâi le`allehüm yeḍḍarra`ûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Hangi kente bir nebiyi elçi olarak göndersek, oranın halkını mutlaka maddi sıkıntılara ve bedensel sıkıntılara sokmuşuzdur ki bize yalvarıp yakarsınlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 94. ayet

  2. A'râf suresi, 95. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 95. ayet. ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ ٱلسَّيِّئَةِ ٱلْحَسَنَةَ حَتَّىٰ عَفَوا۟ وَّقَالُوا۟ قَدْ مَسَّ ءَابَآءَنَا ٱلضَّرَّآءُ وَٱلسَّرَّآءُ فَأَخَذْنَٰهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    ŝümme beddelnâ mekâne-sseyyieti-lḥasenete ḥattâ `afev veḳâlû ḳad messe âbâene-ḍḍarrâü vesserrâü feeḫaẕnâhüm bagtetev vehüm lâ yeş`urûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Daha sonra sıkıntıların yerine güzellikler verdik. Nihayet çoğaldılar ve şöyle dediler: "Böyle darlıkları ve refahı atalarımız da gördü." Sonunda farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 95. ayet

  3. A'râf suresi, 96. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 96. ayet. وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ ٱلْقُرَىٰٓ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَٰتٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ وَلَٰكِن كَذَّبُوا۟ فَأَخَذْنَٰهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

    velev enne ehle-lḳurâ âmenû vetteḳav lefetaḥnâ `aleyhim berakâtim mine-ssemâi vel'arḍi velâkin keẕẕebû feeḫaẕnâhüm bimâ kânû yeksibûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Eğer o kentlerin ahalisi, inanıp güvenseler ve yanlışlardan sakınsalardı, onlara, göğün ve yerin bolluk ve bereket kapılarını açardık. Fakat yalana sarıldılar. Biz de elde ettiklerine karşılık onları yakaladık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 96. ayet

  4. A'râf suresi, 97. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 97. ayet. أَفَأَمِنَ أَهْلُ ٱلْقُرَىٰٓ أَن يَأْتِيَهُم بَأْسُنَا بَيَٰتًا وَهُمْ نَآئِمُونَ

    efeemine ehlü-lḳurâ ey ye'tiyehüm be'sünâ beyâtev vehüm nâimûn.

    Süleymaniye Vakfı

    O kentlerin ahalisi, gece yatarken baskınımıza karşı güvende miydiler?

    Ayet detayı — A'râf suresi, 97. ayet

  5. A'râf suresi, 98. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 98. ayet. أَوَأَمِنَ أَهْلُ ٱلْقُرَىٰٓ أَن يَأْتِيَهُم بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ

    eveemine ehlü-lḳurâ ey ye'tiyehüm be'sünâ ḍuḥav vehüm yel`abûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ya da o kentlerin ahalisi, gündüzün dipnot 1 eğlenirken baskınımıza karşı güvende miydiler?

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Duha kelimesi, günün bir bölümüne karşılık kullanıldığında kuşluk vaktini (Taha 20/59), yani güneşin yükselmeye başladığı vakti; geceye karşılık kullanıldığında da gündüz vaktini ifade eden kelimelerle tercüme edilmiştir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 98. ayet

  6. A'râf suresi, 99. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 99. ayet. أَفَأَمِنُوا۟ مَكْرَ ٱللَّهِ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    efeeminû mekra-llâh. felâ ye'menü mekra-llâhi ille-lḳavmü-lḫâsirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Peki ya şimdikiler Allah'ın planına karşı güvende midirler? Kaybeden topluluklar dışında hiç kimse Allah'ın planına karşı kendini güvende göremez.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 99. ayet

  7. A'râf suresi, 100. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 100. ayet. أَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِ أَهْلِهَآ أَن لَّوْ نَشَآءُ أَصَبْنَٰهُم بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

    evelem yehdi lilleẕîne yeriŝûne-l'arḍa mim ba`di ehlihâ el lev neşâü eṣabnâhüm biẕünûbihim. venaṭbe`u `alâ ḳulûbihim fehüm lâ yesme`ûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Eski sahiplerinden sonra o yere mirasçı olanları şu da mı yola getirmez? Gerekli görürsek günahları yüzünden onları da sıkıntıya sokarız. Kalpleri üzerinde yeni bir yapı oluştururuz da artık bir şey dinlemez olurlar dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 100. ayet

  8. A'râf suresi, 101. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 101. ayet. تِلْكَ ٱلْقُرَىٰ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآئِهَا وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ مِن قَبْلُ كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْكَٰفِرِينَ

    tilke-lḳurâ neḳuṣṣu `aleyke min embâihâ. veleḳad câethüm rusülühüm bilbeyyinât. femâ kânû liyü'minû bimâ keẕẕebû min ḳabl. keẕâlike yaṭbe`u-llâhü `alâ ḳulûbi-lkâfirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    İşte bunlar, sana bir kısım haberlerini tam olarak anlattığımız kentlerdir. Kendilerine gönderilen elçiler açık belgeler getirdiler ama daha önce yalana sarılmış olmaları sebebiyle inanmaya yanaşmadılar. Allah, görmezlikte direnenlerin kalplerindeki yeni yapıyı işte böyle oluşturur.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 101. ayet

  9. A'râf suresi, 102. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 102. ayet. وَمَا وَجَدْنَا لِأَكْثَرِهِم مِّنْ عَهْدٍ وَإِن وَجَدْنَآ أَكْثَرَهُمْ لَفَٰسِقِينَ

    vemâ vecednâ liekŝerihim min `ahd. veiv vecednâ ekŝerahüm lefâsiḳîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onların çoğunun verdikleri hiçbir sözde durduklarını görmedik ama çoğunun gerçekten yoldan çıkmış kimseler olduğunu gördük.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 102. ayet

Mûsâ ve Firavun; sihirbazların iman edişi 103–126

  1. A'râf suresi, 103. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 103. ayet. ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِم مُّوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَظَلَمُوا۟ بِهَا فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ

    ŝümme be`aŝnâ mim ba`dihim mûsâ biâyâtinâ ilâ fir`avne vemeleihî feżalemû bihâ. fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmüfsidîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra onların ardından Musa'yı ayetlerimizle /mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Onlar da mucizeler karşısında yanlış yaptılar. Bak bakalım, o bozguncuların sonu nasıl oldu!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 103. ayet

  2. A'râf suresi, 104. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 104. ayet. وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰفِرْعَوْنُ إِنِّى رَسُولٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    veḳâle mûsâ yâ fir`avnü innî rasûlüm mir rabbi-l`âlemîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa şöyle dedi: "Ey Firavun! Ben, varlıkların Rabbi /Sahibi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 104. ayet

  3. A'râf suresi, 105. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 105. ayet. حَقِيقٌ عَلَىٰٓ أَن لَّآ أَقُولَ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ قَدْ جِئْتُكُم بِبَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَرْسِلْ مَعِىَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    ḥaḳîḳun `alâ el lâ eḳûle `ale-llâhi ille-lḥaḳḳ. ḳad ci'tüküm bibeyyinetim mir rabbiküm feersil me`iye benî isrâîl.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 105. ayet

  4. A'râf suresi, 106. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 106. ayet. قَالَ إِن كُنتَ جِئْتَ بِـَٔايَةٍ فَأْتِ بِهَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

    ḳâle in künte ci'te biâyetin fe'ti bihâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Firavun dedi ki: "Bir mucize ile geldiysen onu getir bakalım. Tabii doğru söyleyenlerden isen!."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 106. ayet

  5. A'râf suresi, 107. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 107. ayet. فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ

    feelḳâ `aṣâhü feiẕâ hiye ŝü`bânüm mübîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa, değneğini attı. Bir de ne görsünler; o gerçekten koskoca bir yılan!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 107. ayet

  6. A'râf suresi, 108. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 108. ayet. وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

    veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir de elini (koynundan) çıkardı ki! O da bakanlar için bembeyaz...

    Ayet detayı — A'râf suresi, 108. ayet

  7. A'râf suresi, 109. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 109. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِ فِرْعَوْنَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌ

    ḳâle-lmeleü min ḳavmi fir`avne inne hâẕâ lesâḥirun `alîm.

    Süleymaniye Vakfı

    Firavun'un halkından ileri gelenler dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir sihirbaz!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 109. ayet

  8. A'râf suresi, 110. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 110. ayet. يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُمْ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

    yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm. femâẕâ te'mürûn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 110. ayet

  9. A'râf suresi, 111. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 111. ayet. قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَأَرْسِلْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

    ḳâlû ercih veeḫâhü veersil fi-lmedâini ḥâşirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Onu ve kardeşini oyala, şehirlere adam toplayacak kişiler gönder,

    Ayet detayı — A'râf suresi, 111. ayet

  10. A'râf suresi, 112. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 112. ayet. يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٍ

    ye'tûke bikülli sâḥirin `alîm.

    Süleymaniye Vakfı

    Bilgin sihirbazların hepsini alıp sana getirsinler."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 112. ayet

  11. A'râf suresi, 113. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 113. ayet. وَجَآءَ ٱلسَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُوٓا۟ إِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ

    vecâe-sseḥaratü fir`avne ḳâlû inne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sihirbazlar Firavun'a geldiler ve şöyle dediler: "Galip gelen biz olursak elbette bir ödülümüz olur, değil mi?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 113. ayet

  12. A'râf suresi, 114. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 114. ayet. قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ لَمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

    ḳâle ne`am veinneküm lemine-lmüḳarrabîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Dedi ki: "Elbette, üstelik bana yakın kimselerden olacaksınız."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 114. ayet

  13. A'râf suresi, 115. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 115. ayet. قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلْقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ نَحْنُ ٱلْمُلْقِينَ

    ḳâlû yâ mûsâ immâ en tülḳiye veimmâ en nekûne naḥnü-lmülḳîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sihirbazlar dediler ki: "Musa! Önce sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 115. ayet

  14. A'râf suresi, 116. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 116. ayet. قَالَ أَلْقُوا۟ فَلَمَّآ أَلْقَوْا۟ سَحَرُوٓا۟ أَعْيُنَ ٱلنَّاسِ وَٱسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَآءُو بِسِحْرٍ عَظِيمٍ

    ḳâle elḳû. felemmâ elḳav seḥarû a`yüne-nnâsi vesterhebûhüm vecâû bisiḥrin `ażîm.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa: "Siz atın!" dedi. Atınca insanların gözlerini boyadılar. Onları dehşete düşürdüler. Büyük bir sihir /göz boyaması meydana getirdiler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 116. ayet

  15. A'râf suresi, 117. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 117. ayet. وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

    veevḥaynâ ilâ mûsâ en elḳi `aṣâk. feiẕâ hiye telḳafü mâ ye'fikûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa'ya: "Değneğini at!" diye vahyettik. Bir de ne görsünler! Değnek, sihirbazların uydurdukları dipnot 1 şeyleri yalayıp yutuyor.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Uydurma" anlamı verilen kelime "ifk =إفك" kökündendir. İfk, yalan ve asılsız şeylerle birini bir şeyden çevirmektir. (el-Ayn). Sihirbazların kurdukları düzenekler ve aldatmacalar bu kelimeyle ifade edilmektedir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 117. ayet

  16. A'râf suresi, 118. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 118. ayet. فَوَقَعَ ٱلْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    feveḳa`a-lḥaḳḳu vebeṭale mâ kânû ya`melûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Böylece (Musa ile ilgili) bütün gerçek ortaya çıktı. Sihirbazların yaptıkları da boş çıktı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 118. ayet

  17. A'râf suresi, 119. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 119. ayet. فَغُلِبُوا۟ هُنَالِكَ وَٱنقَلَبُوا۟ صَٰغِرِينَ

    fegulibû hünâlike venḳalebû ṣâgirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    (Firavun ve hanedanı) Orada yenildiler ve küçük düşmüş olarak geri döndüler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 119. ayet

  18. A'râf suresi, 120. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 120. ayet. وَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

    veülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sihirbazlar bir anda kendilerini secdeye kapanmış buldular.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 120. ayet

  19. A'râf suresi, 121. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 121. ayet. قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.

    Süleymaniye Vakfı

    "Biz varlıkların Rabbine /Sahibine inanıp güvendik." dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 121. ayet

  20. A'râf suresi, 122. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 122. ayet. رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

    rabbi mûsâ vehârûn.

    Süleymaniye Vakfı

    "Musa'nın ve Harun'un Rabbine..."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 122. ayet

  21. A'râf suresi, 123. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 123. ayet. قَالَ فِرْعَوْنُ ءَامَنتُم بِهِۦ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّ هَٰذَا لَمَكْرٌ مَّكَرْتُمُوهُ فِى ٱلْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا۟ مِنْهَآ أَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

    ḳâle fir`avnü âmentüm bihî ḳable en âẕene leküm. inne hâẕâ lemekrum mekertümûhü fi-lmedîneti lituḫricû minhâ ehlehâ. fesevfe ta`lemûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Firavun dedi ki: "Ben izin vermeden ona inandınız, öyle mi? Bu, halkı buradan çıkarmak için şehrimizde kurduğunuz bir plandır; ileride öğreneceksiniz!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 123. ayet

  22. A'râf suresi, 124. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 124. ayet. لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ ثُمَّ لَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

    leüḳaṭṭi`anne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfin ŝümme leüṣallibenneküm ecme`în.

    Süleymaniye Vakfı

    Kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra hepinizi mutlaka asacağım."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 124. ayet

  23. A'râf suresi, 125. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 125. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

    ḳâlû innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Nasıl olsa Rabbimize döneceğiz.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 125. ayet

  24. A'râf suresi, 126. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 126. ayet. وَمَا تَنقِمُ مِنَّآ إِلَّآ أَنْ ءَامَنَّا بِـَٔايَٰتِ رَبِّنَا لَمَّا جَآءَتْنَا رَبَّنَآ أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ

    vemâ tenḳimü minnâ illâ en âmennâ biâyâti rabbinâ lemmâ câetnâ. rabbenâ efrig `aleynâ ṣabrav veteveffenâ müslimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Senin bize bu cezayı vermenin tek sebebi Rabbimizin /Sahibimizin ayetleri bize gelince onlara inanmış olmamızdır. Ey Rabbimiz! Bize büyük bir direnme gücü ver! Canımızı da sana teslim olmuş kişiler olarak al."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 126. ayet

Firavun ailesine gelen musibetler ve kurtuluş 127–137

  1. A'râf suresi, 127. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 127. ayet. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِ فِرْعَوْنَ أَتَذَرُ مُوسَىٰ وَقَوْمَهُۥ لِيُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَءَالِهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِّلُ أَبْنَآءَهُمْ وَنَسْتَحْىِۦ نِسَآءَهُمْ وَإِنَّا فَوْقَهُمْ قَٰهِرُونَ

    veḳâle-lmeleü min ḳavmi fir`avne eteẕeru mûsâ veḳavmehû liyüfsidû fi-l'arḍi veyeẕerake veâlihetek. ḳâle senüḳattilü ebnâehüm venestaḥyî nisâehüm. veinnâ fevḳahüm ḳâhirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Firavun'un halkından ileri gelenler dediler ki: "(Sihirbazları cezalandıracaksın da) Musa'yı ve halkını serbest mi bırakacaksın? Onlar bu topraklarda bozgunculuk çıkarsınlar, Musa da seni ve tanrılarını bıraksın diye mi? Firavun dedi ki: "(Yok öyle şey!) Yakında onların oğullarını öldürecek, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 127. ayet

  2. A'râf suresi, 128. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 128. ayet. قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ ٱسْتَعِينُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱصْبِرُوٓا۟ إِنَّ ٱلْأَرْضَ لِلَّهِ يُورِثُهَا مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَٱلْعَٰقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ

    ḳâle mûsâ liḳavmihi-ste`înû billâhi vaṣbirû. inne-l'arḍa lillâh. yûriŝühâ mey yeşâü min `ibâdih. vel`âḳibetü lilmütteḳîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa halkına şöyle dedi: "Siz yardımı Allah'tan isteyin ve sabredin /duruşunuzu bozmayın. Bu topraklar Allah'ındır. Kulları içinden uygun gördüğünü buraya mirasçı kılar. Mutlu son, müttakilerin /yanlışlardan sakınanlarındır."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 128. ayet

  3. A'râf suresi, 129. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 129. ayet. قَالُوٓا۟ أُوذِينَا مِن قَبْلِ أَن تَأْتِيَنَا وَمِنۢ بَعْدِ مَا جِئْتَنَا قَالَ عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَن يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ

    ḳâlû ûẕîne min ḳabli en te'tiyenâ vemim ba`di mâ ci'tenâ. ḳâle `asâ rabbüküm ey yühlike `adüvveküm veyestaḫlifeküm fi-l'arḍi feyenżura keyfe ta`melûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Sen gelmeden önce de geldikten sonra da hep eziyet gördük." Musa şöyle dedi: "Belki de Rabbiniz, düşmanınızı yok edecek ve bu topraklarda sizi onların yerine geçirecektir. Sonra da sizin ne yapacağınıza bakacaktır."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 129. ayet

  4. A'râf suresi, 130. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 130. ayet. وَلَقَدْ أَخَذْنَآ ءَالَ فِرْعَوْنَ بِٱلسِّنِينَ وَنَقْصٍ مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

    veleḳad eḫaẕnâ âle fir`avne bissinîne venaḳṣim mine-ŝŝemerâti le`allehüm yeẕẕekkerûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Belki akıllarını başlarına alırlar diye Firavun hanedanını kurak geçen yıllar ve kıtlıkla cezalandırdık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 130. ayet

  5. A'râf suresi, 131. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 131. ayet. فَإِذَا جَآءَتْهُمُ ٱلْحَسَنَةُ قَالُوا۟ لَنَا هَٰذِهِۦ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا۟ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَلَآ إِنَّمَا طَٰٓئِرُهُمْ عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    feiẕâ câethümü-lḥasenetü ḳâlû lenâ hâẕih. vein tüṣibhüm seyyietüy yeṭṭayyerû bimûsâ vemem me`ah. elâ innemâ ṭâiruhüm `inde-llâhi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Başlarına iyi bir şey gelince "Bu bizim hakkımızdır!" derlerdi. Onlara bir kötülük dokunursa o zaman da "Bu uğursuzluk Musa'nın ve yanındakilerin yüzündendir." derlerdi. Bilesiniz ki onlara gelen her uğursuzluk sadece Allah katındandır ama onların çoğu bunu bilmiyor dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 131. ayet

  6. A'râf suresi, 132. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 132. ayet. وَقَالُوا۟ مَهْمَا تَأْتِنَا بِهِۦ مِنْ ءَايَةٍ لِّتَسْحَرَنَا بِهَا فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ

    veḳâlû mehmâ te'tinâ bihî min âyetil litesḥaranâ bihâ femâ naḥnü leke bimü'minîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki "Bizi büyülemek için hangi mucizeyi getirirsen getir, sana inanacak değiliz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 132. ayet

  7. A'râf suresi, 133. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 133. ayet. فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلطُّوفَانَ وَٱلْجَرَادَ وَٱلْقُمَّلَ وَٱلضَّفَادِعَ وَٱلدَّمَ ءَايَٰتٍ مُّفَصَّلَٰتٍ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا مُّجْرِمِينَ

    feerselnâ `aleyhimu-ṭṭûfâne velcerâde velḳummele veḍḍafâdi`a veddeme âyâtim müfeṣṣalâtin festekberû vekânû ḳavmem mücrimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Bunun üzerine onlara su baskınını, çekirge, kımıl zararlısı dipnot 1 , kurbağa ve kan afetini dipnot 2 , ayrı ayrı mucizeler olarak gönderdik. Yine de büyüklük tasladılar ve suçlular topluluğu haline geldiler.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yarım kanatlılardan, sap, çiçek, yaprak ve başakları emerek veya yiyerek ekin hastalığına yol açan, vücudu kalkana benzeyen zararlı bir böcek.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kan afetinin ayrıntıları Tevrat'ta anlatılmaktadır: "Sonra RAB Musa'ya şöyle buyurdu: "Harun'a de ki, 'Değneğini al ve elini Mısır'ın suları üzerine –ırmakları, kanalları, havuzları, bütün su birikintileri üzerine– uzat, hepsi kana dönsün. Bütün Mısır'da tahta ve taş kaplardaki sular bile kana dönecek.' "Musa'yla Harun RAB'bin buyurduğu gibi yaptılar. Harun firavunla görevlilerinin gözü önünde değneğini kaldırıp ırmağın sularına vurdu. Bütün sular kana dönüştü. Irmaktaki balıklar öldü, ırmak kokmaya başladı. Mısırlılar ırmağın suyunu içemez oldular. Mısır'ın her yerinde kan vardı. (Mısır'dan Çıkış 7:19-21)

    Ayet detayı — A'râf suresi, 133. ayet

  8. A'râf suresi, 134. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 134. ayet. وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيْهِمُ ٱلرِّجْزُ قَالُوا۟ يَٰمُوسَى ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ لَئِن كَشَفْتَ عَنَّا ٱلرِّجْزَ لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرْسِلَنَّ مَعَكَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    velemmâ veḳa`a `aleyhimü-rriczü ḳâlû yâ mûse-d`u lenâ rabbeke bimâ `ahide `indek. lein keşefte `anne-rricze lenü'minenne leke velenürsilenne me`ake benî isrâîl.

    Süleymaniye Vakfı

    Her bir afet geldiğinde şöyle dediler: "Ey Musa! Sana verdiği söz sebebiyle Rabbine bizim için dua et! Eğer bu afeti üzerimizden kaldırırsan kesinlikle sana inanacak ve kesinlikle İsrailoğullarını seninle birlikte göndereceğiz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 134. ayet

  9. A'râf suresi, 135. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 135. ayet. فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ ٱلرِّجْزَ إِلَىٰٓ أَجَلٍ هُم بَٰلِغُوهُ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ

    felemmâ keşefnâ `anhümü-rricze ilâ ecelin hüm bâligûhü iẕâ hüm yenküŝûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ne zaman o afeti, sözlerini tutabilecekleri bir süreye kadar kaldırsak derhal sözlerinden dönerlerdi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 135. ayet

  10. A'râf suresi, 136. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 136. ayet. فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ عَنْهَا غَٰفِلِينَ

    fenteḳamnâ minhüm feagraḳnâhüm fi-lyemmi biennehüm keẕẕebû biâyâtinâ vekânû `anhâ gâfilîn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 136. ayet

  11. A'râf suresi, 137. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 137. ayet. وَأَوْرَثْنَا ٱلْقَوْمَ ٱلَّذِينَ كَانُوا۟ يُسْتَضْعَفُونَ مَشَٰرِقَ ٱلْأَرْضِ وَمَغَٰرِبَهَا ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ ٱلْحُسْنَىٰ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ بِمَا صَبَرُوا۟ وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُۥ وَمَا كَانُوا۟ يَعْرِشُونَ

    veevraŝne-lḳavme-lleẕîne kânû yüstaḍ`afûne meşâriḳa-l'arḍi vemegâribehe-lletî bâraknâ fîhâ. vetemmet kelimetü rabbike-lḥusnâ `alâ benî isrâîle bimâ ṣaberû. vedemmernâ mâ kâne yaṣne`u fir`avnü veḳavmühû vemâ kânû ya`rişûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ezilmiş olan halkı ise bereketli kıldığımız o toprakların doğusunun da batısının da sahibi kıldık. Sabırlı olmalarına /duruşlarını bozmamalarına karşılık Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz böylece yerine gelmiş oldu. dipnot 1 Firavun'un ve halkının ustaca yaptıkları ve yükseltmiş oldukları her şeyi de yerle bir ettik.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 137. ayet

Denizden geçiş ve "bize de bir ilah yap" isteği 138–141

  1. A'râf suresi, 138. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 138. ayet. وَجَٰوَزْنَا بِبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْبَحْرَ فَأَتَوْا۟ عَلَىٰ قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلَىٰٓ أَصْنَامٍ لَّهُمْ قَالُوا۟ يَٰمُوسَى ٱجْعَل لَّنَآ إِلَٰهًا كَمَا لَهُمْ ءَالِهَةٌ قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ

    vecâveznâ bibenî isrâîle-lbaḥra feetev `alâ ḳavmiy ya`küfûne `alâ aṣnâmil lehüm. ḳâlû yâ mûse-c`al lenâ ilâhen kemâ lehüm âliheh. ḳâle inneküm ḳavmün techelûn.

    Süleymaniye Vakfı

    İsrailoğullarını denizden geçirdik. Kendi putları karşısında saygıyla duran bir topluluğa rastladılar. "Ey Musa! Onların kendilerine özel tanrıları gibi sen de bize özel bir tanrı yapsana!" dediler. Musa: "Siz gerçekten cahilce davranan bir halksınız dipnot 1 ." dedi.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlk fırsatta yoldan çıktılar. A'raf 7/129, Yunus 10/12-14, Taha 20/85-97, 115-122, Alak 96/6-7.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 138. ayet

  2. A'râf suresi, 139. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 139. ayet. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ مُتَبَّرٌ مَّا هُمْ فِيهِ وَبَٰطِلٌ مَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    inne hâülâi mütebberum mâ hüm fîhi vebâṭilüm mâ kânû ya`melûn.

    Süleymaniye Vakfı

    "Bunların içinde oldukları din çökmüştür. Yapmakta oldukları şey boştur."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 139. ayet

  3. A'râf suresi, 140. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 140. ayet. قَالَ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْغِيكُمْ إِلَٰهًا وَهُوَ فَضَّلَكُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳâle egayra-llâhi ebgîküm ilâhev vehüve feḍḍaleküm `ale-l`âlemîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sözüne şöyle devam etti: "Size Allah'tan başka ilah mı ararım? Üstelik o sizi çağdaşlarınıza üstün kıldı."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 140. ayet

  4. A'râf suresi, 141. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 141. ayet. وَإِذْ أَنجَيْنَٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يُقَتِّلُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ

    veiẕ enceynâküm min âli fir`avne yesûmûneküm sûe-l`aẕâb. yüḳattilûne ebnâeküm veyestaḥyûne nisâeküm. vefî ẕâliküm belâüm mir rabbiküm `ażîm.

    Süleymaniye Vakfı

    Sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Onlar size kötü bir azap vermek istiyor, oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşin içinde Rabbinizin /Sahibinizin yıpratıcı, büyük bir imtihanı vardı dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 141. ayet

Mûsâ'nın Tûr'a gidişi ve "beni göremezsin" 142–147

  1. A'râf suresi, 142. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 142. ayet. وَوَٰعَدْنَا مُوسَىٰ ثَلَٰثِينَ لَيْلَةً وَأَتْمَمْنَٰهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مِيقَٰتُ رَبِّهِۦٓ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً وَقَالَ مُوسَىٰ لِأَخِيهِ هَٰرُونَ ٱخْلُفْنِى فِى قَوْمِى وَأَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَبِيلَ ٱلْمُفْسِدِينَ

    vevâ`adnâ mûsâ ŝelâŝîne leyletev veetmemnâhâ bi`aşrin fetemme mîḳâtü rabbihî erbe`îne leyleh. veḳâle mûsâ lieḫîhi hârûne-ḫlüfnî fî ḳavmî veaṣliḥ velâ tettebi` sebîle-lmüfsidîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa ile otuz geceliğine sözleştik, ona on gece daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye çıktı dipnot 1 . Musa kardeşi Harun'a dedi ki "Halkım içinde benim yerime sen geç. Yapıcı ol, bozguncuların yoluna girme."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 142. ayet

  2. A'râf suresi, 143. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 143. ayet. وَلَمَّا جَآءَ مُوسَىٰ لِمِيقَٰتِنَا وَكَلَّمَهُۥ رَبُّهُۥ قَالَ رَبِّ أَرِنِىٓ أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَىٰنِى وَلَٰكِنِ ٱنظُرْ إِلَى ٱلْجَبَلِ فَإِنِ ٱسْتَقَرَّ مَكَانَهُۥ فَسَوْفَ تَرَىٰنِى فَلَمَّا تَجَلَّىٰ رَبُّهُۥ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُۥ دَكًّا وَخَرَّ مُوسَىٰ صَعِقًا فَلَمَّآ أَفَاقَ قَالَ سُبْحَٰنَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    velemmâ câe mûsâ limîḳâtinâ vekellemehû rabbühû ḳâle rabbi erinî enżur ileyk. ḳâle len terânî velâkini-nżur ile-lcebeli feini-steḳarra mekânehû fesevfe terânî. felemmâ tecellâ rabbühû lilcebeli ce`alehû dekkev veḫarra mûsâ ṣa`iḳâ. felemmâ efâḳa ḳâle sübḥâneke tübtü ileyke veenâ evvelü-lmü'minîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa kararlaştırdığımız yere gelip Rabbi de onunla konuşunca "Rabbim! Bana kendini göster ki sana bakayım." dedi. Allah: "Beni asla göremezsin; ama şu dağa bak, yerinde kalırsa görebilirsin." dedi. Rabbinin dağa görünmesi onu dümdüz etti, Musa düşüp bayıldı. Kendine gelince dedi ki: "Sana içten boyun eğerim, pişman olup sana yöneldim. Ben (senin gözle görülemeyeceğine) inananların ilkiyim."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 143. ayet

  3. A'râf suresi, 144. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 144. ayet. قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّى ٱصْطَفَيْتُكَ عَلَى ٱلنَّاسِ بِرِسَٰلَٰتِى وَبِكَلَٰمِى فَخُذْ مَآ ءَاتَيْتُكَ وَكُن مِّنَ ٱلشَّٰكِرِينَ

    ḳâle yâ mûsâ inni-ṣṭafeytüke `ale-nnâsi birisâletî vebikelâmî. feḫuẕ mâ âteytüke veküm mine-şşâkirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah dedi ki "Bak Musa! Mesajlarımla ve bire bir konuşmamla dipnot 1 seni bu insanlar içinde seçkin kıldım. Öyleyse sana verdiğimi al ve görevini yerine getirenlerden ol."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 144. ayet

  4. A'râf suresi, 145. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 145. ayet. وَكَتَبْنَا لَهُۥ فِى ٱلْأَلْوَاحِ مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْعِظَةً وَتَفْصِيلًا لِّكُلِّ شَىْءٍ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَأْمُرْ قَوْمَكَ يَأْخُذُوا۟ بِأَحْسَنِهَا سَأُو۟رِيكُمْ دَارَ ٱلْفَٰسِقِينَ

    veketebnâ lehû fi-l'elvâḥi min külli şey'im mev`iżatev vetefṣîlel likülli şey'. feḫuẕhâ biḳuvvetiv ve'mür ḳavmeke ye'ḫuẕû biaḥsenihâ. seürîküm dâra-lfâsiḳîn.

    Süleymaniye Vakfı

    O levhalara Musa için her türlü öğüdü ve her şeyin ayrıntılı açıklamasını yazdık dipnot 1 . Şöyle dedik: "Bunlara sıkı sarıl; halkına emret, onlar da en güzel biçimde sarılsınlar. Yoldan çıkmışların yurdunu yakında size göstereceğim."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 145. ayet

  5. A'râf suresi, 146. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 146. ayet. سَأَصْرِفُ عَنْ ءَايَٰتِىَ ٱلَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَإِن يَرَوْا۟ كُلَّ ءَايَةٍ لَّا يُؤْمِنُوا۟ بِهَا وَإِن يَرَوْا۟ سَبِيلَ ٱلرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا وَإِن يَرَوْا۟ سَبِيلَ ٱلْغَىِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ عَنْهَا غَٰفِلِينَ

    seaṣrifü `an âyâtiye-lleẕîne yetekebberûne fi-l'arḍi bigayri-lḥaḳḳ. veiy yerav külle âyetil lâ yü'minû bihâ. veiy yerav sebîle-rruşdi lâ yetteḫiẕûhü sebîlâ. veiy yerav sebîle-lgayyi yetteḫiẕûhü sebîlâ. ẕâlike biennehüm keẕẕebû biâyâtinâ vekânû `anhâ gâfilîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Bulundukları yerde haksızca büyüklenenleri ayetlerimden çevireceğim. Onlar bütün ayetleri görseler onlara inanmazlar. Akla uygun olan yolu görseler onu yol edinmez, ama yanlış kurgulanan yolu görseler onu yol edinirler. Bunun sebebi ayetlerimiz karşısında yalana sarılmaları ve ayetlerden habersiz gibi davranmalarıdır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 146. ayet

  6. A'râf suresi, 147. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 147. ayet. وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ هَلْ يُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ veliḳâi-l'âḫirati ḥabiṭat a`mâlühüm. hel yüczevne illâ mâ kânû ya`melûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ayetlerimiz karşısında ve ahirete varma hakkında yalana sarılanların amelleri boşa gider. Onlar karşılık olarak yaptıklarından başkasını mı bulacaklar?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 147. ayet

Buzağı, levhalar, yetmiş kişi ve ümmî peygamber 148–157

  1. A'râf suresi, 148. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 148. ayet. وَٱتَّخَذَ قَوْمُ مُوسَىٰ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًا جَسَدًا لَّهُۥ خُوَارٌ أَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّهُۥ لَا يُكَلِّمُهُمْ وَلَا يَهْدِيهِمْ سَبِيلًا ٱتَّخَذُوهُ وَكَانُوا۟ ظَٰلِمِينَ

    vetteḫaẕe ḳavmü mûsâ mim ba`dihî min ḥuliyyihim `iclen cesedel lehû ḫuvâr. elem yerav ennehû lâ yükellimühüm velâ yehdîhim sebîlâ. itteḫaẕûhü vekânû żâlimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa'nın halkı, ondan sonra süs eşyalarından, böğürebilen bir boğa heykeli edindi. Onun kendileriyle konuşmayacağını ve kendilerine bir yol göstermeyeceğini görmediler mi? Onu ilah dipnot 1 edindiler ve yanlışa dalan kimseler oldular.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 148. ayet

  2. A'râf suresi, 149. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 149. ayet. وَلَمَّا سُقِطَ فِىٓ أَيْدِيهِمْ وَرَأَوْا۟ أَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا۟ قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    velemmâ süḳiṭa fî eydîhim veraev ennehüm ḳad ḍallû ḳâlû leil lem yerḥamnâ rabbünâ veyagfir lenâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Pişman olup akılları başlarına gelince gerçekten sapmış olduklarını gördüler ve şöyle dediler: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve suçumuzu örtmezse büsbütün kaybedenlerden oluruz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 149. ayet

  3. A'râf suresi, 150. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 150. ayet. وَلَمَّا رَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوْمِهِۦ غَضْبَٰنَ أَسِفًا قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونِى مِنۢ بَعْدِىٓ أَعَجِلْتُمْ أَمْرَ رَبِّكُمْ وَأَلْقَى ٱلْأَلْوَاحَ وَأَخَذَ بِرَأْسِ أَخِيهِ يَجُرُّهُۥٓ إِلَيْهِ قَالَ ٱبْنَ أُمَّ إِنَّ ٱلْقَوْمَ ٱسْتَضْعَفُونِى وَكَادُوا۟ يَقْتُلُونَنِى فَلَا تُشْمِتْ بِىَ ٱلْأَعْدَآءَ وَلَا تَجْعَلْنِى مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    velemmâ race`a mûsâ ilâ ḳavmihî gaḍbâne esifen ḳâle bi'semâ ḫaleftümûnî mim ba`dî. e`aciltüm emra rabbiküm. veelḳa-l'elvâḥa veeḫaẕe bira'si eḫîhi yecürruhû ileyh. ḳâle-bne ümme inne-lḳavme-staḍ`afûnî vekâdû yaḳtülûnenî. felâ tüşmit biye-l'a`dâe velâ tec`alnî me`a-lḳavmi-żżâlimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak halkına döndüğünde dipnot 1 : "Benden sonra arkamdan ne kötü iş yapmışsınız. Rabbinizin (cezalandırma dipnot 2 ) emrinin bir an önce gelmesini mi istediniz!" dedi. Levhaları bıraktı dipnot 3 ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. Harun dedi ki: "Anamın oğlu! Bu topluluk beni ezdi, neredeyse öldürüyorlardı. Sakın düşmanları sevindirme! Beni bu zalim toplulukla bir tutma!"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah Musa'ya, halkının yoldan çıktığını daha önce söylemişti. Bkz. Taha 83 vd.
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3
      Bu olay Tevrat'ta şu şekilde anlatılmaktadır: "Musa ordugaha yaklaşınca, buzağıyı ve oynayan insanları gördü; çok öfkelendi. Elindeki taş levhaları fırlatıp dağın eteğinde parçaladı." (Tevrat /Mısır'dan Çıkış 32:19).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 150. ayet

  4. A'râf suresi, 151. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 151. ayet. قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِأَخِى وَأَدْخِلْنَا فِى رَحْمَتِكَ وَأَنتَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    ḳâle rabbi-gfir lî velieḫî veedḫilnâ fî raḥmetik. veente erḥamü-rrâḥimîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa dedi ki "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi ikramına dahil et. İkram edenlerin en iyisi sensin."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 151. ayet

  5. A'râf suresi, 152. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 152. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلْعِجْلَ سَيَنَالُهُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَذِلَّةٌ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُفْتَرِينَ

    inne-lleẕîne-tteḫaẕü-l`icle seyenâlühüm gaḍabüm mir rabbihim veẕilletün fi-lḥayâti-ddünyâ. vekeẕâlike neczi-lmüfterîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Rablerinin öfkesi ve dünya hayatı boyunca alçaklık, boğayı ilah edinenlerin yakalarına yapışacaktır. İftiracıları dipnot 1 işte böyle cezalandırırız.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'a iftira ederek boğanın aracı tanrı (ilah) olduğunu iddia etmişlerdi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 152. ayet

  6. A'râf suresi, 153. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 153. ayet. وَٱلَّذِينَ عَمِلُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ثُمَّ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِهَا وَءَامَنُوٓا۟ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

    velleẕîne `amilü-sseyyiâti ŝümme tâbû mim ba`dihâ veâmenû. inne rabbeke mim ba`dihâ legafûrur raḥîm.

    Süleymaniye Vakfı

    Kötü işler yapıp daha sonra Allah'a güvenerek tövbe edenler /dönüş yapanlar (bilmeli ki), bütün bunların ardından senin Rabbin, elbette çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 153. ayet

  7. A'râf suresi, 154. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 154. ayet. وَلَمَّا سَكَتَ عَن مُّوسَى ٱلْغَضَبُ أَخَذَ ٱلْأَلْوَاحَ وَفِى نُسْخَتِهَا هُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ

    velemmâ sekete `am mûse-lgaḍabü eḫaẕe-l'elvâḥ. vefî nüsḫatihâ hüdev veraḥmetül lilleẕîne hüm lirabbihim yerhebûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Öfkesi geçip sakinleşince, Musa levhaları aldı. Onlarda şöyle yazılıydı: "Bu, Rablerinden korkanlar için bir rehber ve bir ikramdır."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 154. ayet

  8. A'râf suresi, 155. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 155. ayet. وَٱخْتَارَ مُوسَىٰ قَوْمَهُۥ سَبْعِينَ رَجُلًا لِّمِيقَٰتِنَا فَلَمَّآ أَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُم مِّن قَبْلُ وَإِيَّٰىَ أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَّآ إِنْ هِىَ إِلَّا فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَآءُ وَتَهْدِى مَن تَشَآءُ أَنتَ وَلِيُّنَا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْغَٰفِرِينَ

    vaḫtâra mûsâ ḳavmehû seb`îne racülel limîḳâtinâ. felemmâ eḫaẕethümü-rracfetü ḳâle rabbi lev şi'te ehlektehüm min ḳablü veiyyây. etühlikünâ bimâ fe`ale-ssüfehâü minnâ. in hiye illâ fitnetük. tüḍillü bihâ men teşâü vetehdî men teşâ'. ente veliyyünâ fagfir lenâ verḥamnâ veente ḫayru-lgâfirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Musa, belirlediğimiz yere gelmek için halkından yetmiş adam seçti. Şiddetli bir yer sarsıntısı onları sarsınca dedi ki: "Rabbim! Gerek görseydin onları da beni de daha önce yok ederdin. Aramızdan akılsızca davrananların yaptıkları yüzünden bizi de mi yok edeceksin! Bu, senin imtihanından dipnot 1 başka bir şey değildir. Böylece kimilerinin sapıklığına karar verir, kimilerinin de yola gelmişliğini onaylarsın. Bizim velimiz sensin. Bizi bağışla, bize ikramda bulun. Bağışlayanların en iyisi sensin.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Fitne için bkz. A'raf 7/27. ayetin dipnotu.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 155. ayet

  9. A'râf suresi, 156. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 156. ayet. وَٱكْتُبْ لَنَا فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنَّا هُدْنَآ إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِىٓ أُصِيبُ بِهِۦ مَنْ أَشَآءُ وَرَحْمَتِى وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِنَا يُؤْمِنُونَ

    vektüb lenâ fî hâẕihi-ddünyâ ḥasenetev vefi-l'âḫirati innâ hüdnâ ileyk. ḳâle `aẕâbî üṣîbü bihî men eşâ'. veraḥmetî vesi`at külle şey'. feseektübühâ lilleẕîne yetteḳûne veyü'tûne-zzekâte velleẕîne hüm biâyâtinâ yü'minûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Bu dünyada da Ahirette de bize güzel şeyler yaz; biz sana yöneldik." Allah dedi ki "saptığına karar verdiğim dipnot 1 kişiyi azabıma çarptırırım, rahmetim ise her şeyi kapsar. Onu, yanlışlardan sakınan dipnot 2 ve zekat verenlere yazacağım dipnot 3 . Ayetlerime inanıp güvenen şu kişilere de yazacağım:

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şae (شاء) fiili ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz Araf 7/89. ayetin dipnotu.
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3

    Ayet detayı — A'râf suresi, 156. ayet

  10. A'râf suresi, 157. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 157. ayet. ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلرَّسُولَ ٱلنَّبِىَّ ٱلْأُمِّىَّ ٱلَّذِى يَجِدُونَهُۥ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ وَٱلْإِنجِيلِ يَأْمُرُهُم بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَىٰهُمْ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ ٱلْخَبَٰٓئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَٱلْأَغْلَٰلَ ٱلَّتِى كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِهِۦ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلنُّورَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ مَعَهُۥٓ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    elleẕîne yettebi`ûne-rrasûle-nnebiyye-l'ümmiyye-lleẕî yecidûnehû mektûben `indehüm fi-ttevrâti vel'incîl. ye'müruhüm bilma`rûfi veyenhâhüm `ani-lmünkeri veyüḥillü lehümu-ṭṭayyibâti veyüḥarrimü `aleyhimü-lḫabâiŝe veyeḍa`u `anhüm iṣrahüm vel'aglâle-lletî kânet `aleyhim. felleẕîne âmenû bihî ve`azzerûhü veneṣarûhü vettebe`ü-nnûra-lleẕî ünzile me`ahû ülâike hümü-lmüfliḥûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı bulacakları ümmi dipnot 1 nebi olan bu resule uyanlardır dipnot 2 . O resul onların iyi şeyleri yapmalarını ister ve kötü şeylerden sakındırır. Onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar dipnot 3 . Onların ısrını /ağır yükünü dipnot 4 ve üzerlerindeki prangaları dipnot 5 kaldırır. Ona güvenen, onun değerini bilen, ona yardımcı olan ve onunla birlikte indirilen nura (Kur'an'a) uyanlar var ya işte umduklarına kavuşacak olanlar onlardır."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'da ümminin üç anlamı vardır: Biri, kendisine kitap verilmemiş olan (Al-i İmran 3/20), ikincisi inandığı kitabın içeriğini bilmeyen (Bakara 2/78), üçüncüsü de Mekkeli (Cum'a 62/2) anlamındadır. Nebimiz de daha önce ilahi kitap bilgisine sahip değildi (Şura 42/52-53, Ankebut 29/47-48). Son nebinin İsmail aleyhisselamın soyundan geleceği ve Mekke'den çıkacağı Tevrat ve İncil'de yazılı olduğundan (A'raf 7/157-158), (Tevrat /
      Tesniye 18:18 — Eski Ahit, Yasa'nın Tekrarı; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Yasa'nın Tekrarı 18:18

      ‹Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ,19,
      Mezmurlar 84:6 — Eski Ahit, Mezmurlar; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Mezmurlar 84:6

      Baka Vadisinden geçerken, 2 Pınar başına çevirirler orayı, 2 İlk yağmurlar orayı berekete boğar.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      , 118:22-26), (İncil /
      Matta 21:42-44 — Yeni Ahit, Matta; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Matta 21:42

      İsa onlara şunu sordu: “Kutsal Yazılarda şu sözleri hiç okumadınız mı? ‹Yapıcıların reddettiği taş, İşte köşenin baş taşı oldu. Rabbin işidir bu, Gözümüzde harika bir iş!›

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ) Kur'an'da onunla ilgili olarak kullanılan ümmi kavramı, Mekkeli anlamındadır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tevrat'taki ifade şöyledir: "'Onlara kardeşleri (İsmailoğulları) arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Adımla konuşan bu peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım." (
      Tesniye 18:18 — Eski Ahit, Yasa'nın Tekrarı; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Yasa'nın Tekrarı 18:18

      ‹Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ,19). Yuhanna İncil'inde de şu ifadeler yer alır: "Şimdiyse beni gönderenin yanına gidiyorum. Ne var ki, içinizden hiçbiri bana, 'Nereye gidiyorsun?' diye sormuyor. Ama bunları söylediğim için yüreğiniz kederle doldu. Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, Paraklit size gelmez." (
      Yuhanna 16:5-7 — Yeni Ahit, Yuhanna; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Yuhanna 16:5

      “Şimdiyse beni gönderenin yanına gidiyorum. Ne var ki, içinizden hiçbiri bana, ‹Nereye gidiyorsun?› diye sormuyor.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ). "Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız. Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu (Paraklit) gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek. O beni yüceltecek. Çünkü benim olandan alıp size bildirecek. Baba'nın nesi varsa benimdir. 'Benim olandan alıp size bildirecek' dememin nedeni budur." (
      Yuhanna 16:12-15 — Yeni Ahit, Yuhanna; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Yuhanna 16:12

      “Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ).
    3. metne dön, dipnot 3
      Fıkıh geleneğinde bu ayete dayanılarak Muhammed aleyhisselama haram koyma yetkisinin verildiği ve onun bu yetkiyle Kur'an'da bulunmayan bazı haramlar koyduğu kabul edilir. Halbuki Allah'ın elçisinin iyiliği emredip kötülüğü yasaklaması, tayyibatı (iyi ve temiz şeyleri) helal, habaisi (kötü ve pis şeyleri) haram kılması, insanların üzerlerindeki 'ısr'ı yani yeni gelecek resule inanmak gibi ağır bir yükü kaldırıp zincirleri kırması, esasında Kur'an'da var olanı bildirmesidir. Bu fiillerin Resulullah'a izafe edilmesi, onun resul /elçi olması sebebiyledir. Allah'ın elçileri, Allah'ın kitabındaki emir ve yasakları, hiçbir ilave veya eksiltme yapmaksızın olduğu gibi tebliğ ederler. Pek çok ayette Allah'ın, tayyibatı helal, habaisi haram kıldığı bildirildiğine göre (Bakara 2/168; Maide 5/88; Nahl 16/114-115) aynı fiillerin Resulullah'a nispet edilmiş olması, onun, yalnızca kitapta yani Kur'an'da bulunan hükümleri tebliğ etmesi anlamına gelir, ona kendiliğinden hüküm koyma yetkisi vermez. Bu sebeple Nebimiz, Allah'ın helal kıldığı bir şeyi kendisine haram kıldığı için uyarılmıştı (Tahrim 66/1). Bu, onun "nebi" vasfıyla yaptığı kişisel bir tercihi idi. Eğer bir şeyi haram kılma yetkisi olsaydı böyle bir uyarı yapılmazdı.
    4. metne dön, dipnot 4
      Bu, önceki ümmetlere yüklenen, gelecek nebiye inanma ve ona destek olma sorumluluğudur. (Bkz. Bakara 2/286 ve dipnotu).
    5. metne dön, dipnot 5
      Yaptıkları hatalar yüzünden İsrailoğullarına ağır sorumluluklar yüklenmişti. Tevrat'ta da bu durum benzer bir şekilde "zincir" kavramıyla mecazileştirilmiştir. "Alay etmeyin artık, yoksa zincirleriniz daha da kalınlaşır. Çünkü bütün ülkenin kesin bir yıkıma uğrayacağını Rab'den, Her Şeye Egemen Rab'den duydum." (
      Yeşaya 28:22 — Eski Ahit, Yeşaya; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Yeşaya 28:22

      Alay etmeyin artık, yoksa zincirleriniz daha da kalınlaşır. Çünkü bütün ülkenin kesin bir yıkıma uğrayacağını Rabden, Her Şeye Egemen RABden duydum.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      )

    Ayet detayı — A'râf suresi, 157. ayet

Bütün insanlara elçi; on iki kabile; deniz kıyısındaki kent 158–171

  1. A'râf suresi, 158. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 158. ayet. قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنِّى رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِ ٱلنَّبِىِّ ٱلْأُمِّىِّ ٱلَّذِى يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَكَلِمَٰتِهِۦ وَٱتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    ḳul yâ eyyühe-nnâsü innî rasûlü-llâhi ileyküm cemî`an-lleẕî lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. feâminû billâhi verasûlihi-nnebiyyi-l'ümmiyyi-lleẕî yü'minü billâhi vekelimâtihî vettebi`ûhü le`alleküm tehtedûn.

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: "Ey insanlar! Ben Allah'ın hepinize gönderdiği elçisiyim. Göklerde ve yerde tüm yetkiler onundur. Ondan başka ilah yoktur. O, hem hayat verir hem de öldürür dipnot 1 . Öyleyse Allah'a ve ümmi nebi olan resulüne güvenin. O, Allah'a ve onun sözlerine güvenir. Siz ona uyun ki doğru yola girmiş olasınız."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 158. ayet

  2. A'râf suresi, 159. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 159. ayet. وَمِن قَوْمِ مُوسَىٰٓ أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ

    vemin ḳavmi mûsâ ümmetüy yehdûne bilḥaḳḳi vebihî ya`dilûn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 159. ayet

  3. A'râf suresi, 160. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 160. ayet. وَقَطَّعْنَٰهُمُ ٱثْنَتَىْ عَشْرَةَ أَسْبَاطًا أُمَمًا وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ إِذِ ٱسْتَسْقَىٰهُ قَوْمُهُۥٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْحَجَرَ فَٱنۢبَجَسَتْ مِنْهُ ٱثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلْغَمَٰمَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    veḳaṭṭa`nâhümü-ŝnetey `aşrate esbâṭan ümemâ. veevḥaynâ ilâ mûsâ iẕi-stesḳâhü ḳavmüh eni-ḍrib bi`aṣâke-lḥacer. fembeceset minhü-ŝnetâ `aşrate `aynâ. ḳad `alime küllü ünâsim meşrabehüm. veżallelnâ `aleyhimü-lgamâme veenzelnâ `aleyhimü-lmenne vesselvâ. külû min ṭayyibâti mâ razaḳnâküm. vemâ żalemûnâ velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onları ayrı ayrı toplumlar olarak on iki boya ayırmıştık. Halkı Musa'dan su isteyince: "Değneğinle taşa vur." diye vahyettik. Taştan on iki pınar fışkırdı. Her boy, su içeceği yeri öğrendi. Üzerlerine bulutları gölgelik yapmış, men /ekmek dipnot 1 ve selva /bıldırcın indirmiş, "Verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin." demiştik. Yanlışı bize yapmış olmuyor, kendilerine yapmış oluyorlardı dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tevrat'ta "men" ile ilgili şu ifadeler vardır: "Rab Musa'ya, "Size gökten ekmek yağdıracağım." dedi, "Halk her gün gidip günlük ekmeğini toplayacak. Böylece onları sınayacağım: Benim yasama göre yaşıyorlar mı, yaşamıyorlar mı, göreceğim." (Çıkış 16/4-5) "Akşam bıldırcınlar geldi, ordugahı sardı. Sabah ordugahın çevresini çiy kaplamıştı. Çiy eriyince, toprakta, çölün yüzeyinde kırağıya benzer ince pulcuklar göründü. Bunu görünce İsrailliler birbirlerine, "Bu da ne?" diye sordular. Çünkü ne olduğunu anlayamamışlardı. Musa, "Rabbin size yemek için verdiği ekmektir bu." dedi" (Çıkış 16/13-15).<br /> İsrailoğulları, Allah'ın men ve selva ikramı için "Tek çeşit yemeğe katlanamayacağız." diye yakınmışlardı (Bakara 2/61). Buna göre men ve selva bir arada tek çeşit yemek sayılmaktadır. Bu da men için Tevrat'ta geçen "ekmek" tanımının uygun düştüğünü gösterir. Nitekim men ile ilgili şu bilgiler de mevcuttur: "Menin kırağı şeklinde küçük ve yuvarlak, kişniş tohumu gibi beyaz ve ak günnük görünüşünde olduğu, lezzetinin ballı yufkaya benzediği belirtilmektedir (Çıkış, 16/14, 31). Men hiçbir işleme tabi tutulmaksızın tabii haliyle yenebildiği gibi ondan çeşitli yiyecekler de yapılıyordu. İsrailoğulları men'i toplar, değirmende öğütür veya havanda döverek tencerede haşlar, pide yaparlardı ve bu taze yağ tadında olurdu (
      Sayılar, 11/8 — Eski Ahit, Çölde Sayım; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Çölde Sayım 11:8

      Halk çıkıp onu toplar, değirmende öğütür ya da havanda döverdi. Çömlekte haşlayıp pide yaparlardı. Tadı zeytinyağında pişirilmiş yiyeceklere benzerdi.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      )." (DİA)
    2. metne dön, dipnot 2

    Ayet detayı — A'râf suresi, 160. ayet

  4. A'râf suresi, 161. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 161. ayet. وَإِذْ قِيلَ لَهُمُ ٱسْكُنُوا۟ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةَ وَكُلُوا۟ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا۟ حِطَّةٌ وَٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطِيٓـَٰٔتِكُمْ سَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ

    veiẕ ḳîle lehümü-skünû hâẕihi-lḳaryete vekülû minhâ ḥayŝü şi'tüm veḳûlû ḥiṭṭatüv vedḫulü-lbâbe sücceden nagfir leküm ḫatiâtiküm. senezîdü-lmuḥsinîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir gün onlara şöyle denmişti dipnot 1 : "Bu kente yerleşin. Beğendiğiniz yerden yiyin. "Günah yükümüzü kaldır!" deyin ve kapısından boyun eğerek girin ki hatalarınızı örtelim. Güzel davrananlara ikramlarımız olacaktır."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 161. ayet

  5. A'râf suresi, 162. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 162. ayet. فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ ٱلَّذِى قِيلَ لَهُمْ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَظْلِمُونَ

    febeddele-lleẕîne żalemû minhüm ḳavlen gayra-lleẕî ḳîle lehüm feerselnâ `aleyhim riczem mine-ssemâi bimâ kânû yażlimûn.

    Süleymaniye Vakfı

    İçlerinden yanlış yapanlar, kendilerine emredilenin yerine başka bir söz söylediler dipnot 1 . Yanlış davranmalarına karşılık biz de onlara, gökten bir afet gönderdik dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Oraya girme emrine karşı çıkanlar, sanki Allah, o yerin halkı ile savaşmalarını emretmiş gibi şu sözü söylediler: "Bak Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, onlarla ikiniz savaşın! Biz işte şurada oturup bekleyeceğiz." (Maide 5/22-24). Tevrat'ta da o bölgeye hiç savaşmadan girecekleri bildirilir:<br /> "Rab Musa'ya, "Buradan git" dedi, "Sen ve Mısır'dan çıkardığın halk İbrahim'e, İshak'a, Yakup'a, 'Orayı senin soyuna vereceğim' diye ant içtiğim topraklara gidin. Süt ve bal akan ülkeye senden önce bir melek gönderecek, Kenan, Amor, Hitit, Periz, Hiv ve Yevus halklarını oradan kovacağım&hellip;" (Mısır'dan Çıkış 33:1-3).<br /> "Tanrınız Rab mülk edinmek üzere gideceğiniz ülkeye sizi götürdüğünde, birçok ulusu &ndash;Hititler'i, Girgaşlılar'ı, Amorlular'ı, Kenanlılar'ı, Perizliler'i, Hivliler'i, Yevuslular'ı- sizden daha büyük ve daha güçlü yedi ulusu sizin önünüzden kovacak." (Yasanın Tekrarı 7:1).
    2. metne dön, dipnot 2

    Ayet detayı — A'râf suresi, 162. ayet

  6. A'râf suresi, 163. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 163. ayet. وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِى كَانَتْ حَاضِرَةَ ٱلْبَحْرِ إِذْ يَعْدُونَ فِى ٱلسَّبْتِ إِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ لَا تَأْتِيهِمْ كَذَٰلِكَ نَبْلُوهُم بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ

    ves'elhüm `ani-lḳaryeti-lletî kânet ḥâḍirate-lbaḥr. iẕ ya`dûne fi-ssebti iẕ te'tîhim ḥîtânühüm yevme sebtihim şürra`av veyevme lâ yesbitûne lâ te'tîhim. keẕâlike neblûhüm bimâ kânû yefsüḳûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Deniz kıyısında olan o kenti bunlara sor. O halk, Cumartesi ile ilgili kuralı çiğniyordu dipnot 1 . Bekledikleri balıklar çalışmalarının yasak olduğu günde (Cumartesi günü) onlara sürü sürü gelir, yasak olmadığı günlerde gelmezdi. Yoldan çıkmaları sebebiyle onları böyle zor bir imtihandan geçirdik.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Cumartesi yasağıyla ilgili Tevrat'taki hüküm şöyledir: "Tanrın Rabbin buyruğu uyarınca Şabat Günü'nü tut ve kutsal say. Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. Ama yedinci gün bana, Tanrın Rabbe Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, öküzün, eşeğin ya da herhangi bir hayvanın, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. Öyle ki, senin gibi erkek ve kadın kölelerin de dinlensinler." (
      Tesniye 5:12-14 — Eski Ahit, Yasa'nın Tekrarı; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Yasa'nın Tekrarı 5:12

      “ ‹Tanrın RABbin buyruğu uyarınca Şabat Gününü tut ve kutsal say.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 163. ayet

  7. A'râf suresi, 164. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 164. ayet. وَإِذْ قَالَتْ أُمَّةٌ مِّنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا ٱللَّهُ مُهْلِكُهُمْ أَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا قَالُوا۟ مَعْذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

    veiẕ ḳâlet ümmetüm minhüm lime te`iżûne ḳavmen-llâhü mühlikühüm ev mü`aẕẕibühüm `aẕâben şedîdâ. ḳâlû ma`ẕiraten ilâ rabbiküm vele`allehüm yetteḳûn.

    Süleymaniye Vakfı

    İçlerinden bir toplum (öğüt verenlere) şöyle demişti: "Allah'ın yok edeceği ya da çetin dipnot 1 bir cezaya çarptıracağı bu halka ne diye öğüt veriyorsunuz?" Dediler ki "Hem Rabbinize karşı bir mazeretimiz dipnot 2 olsun hem de belki bunlar yanlışlardan sakınırlar diye (bunu yapıyoruz)."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çetin, ayetteki (شديد = şedid)'in karşılığıdır. Şedid, 'güçlü bağla bağlı' anlamındadır. Allah, vereceği cezayı, kulunun suçuna bağlamıştır (En'am 6/160).
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ayet, her müminin çevresindeki olaylara karşı duyarlı olması ve yanlış yapanlara en azından öğüt vererek müdahale etmesi gerektiğinin delilidir. Etrafımızda gelişen yanlışlara, aşırılıklara ve çirkinliklere karşı ilgisiz veya içe kapanık kalma durumumuzun mazeret olamayacağı ayetin açık hükmü kapsamındadır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 164. ayet

  8. A'râf suresi, 165. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 165. ayet. فَلَمَّا نَسُوا۟ مَا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦٓ أَنجَيْنَا ٱلَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ ٱلسُّوٓءِ وَأَخَذْنَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ بِعَذَابٍۭ بَـِٔيسٍۭ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ

    felemmâ nesû mâ ẕükkirû bihî enceyne-lleẕîne yenhevne `ani-ssûi veeḫaẕne-lleẕîne żalemû bi`aẕâbim beîsim bimâ kânû yefsüḳûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar kendilerine hatırlatılan bilgileri unutunca biz de kötülükten sakındıranları kurtardık. Yanlış yapanları ise yoldan çıkmalarına karşılık çetin bir azaba çarptırdık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 165. ayet

  9. A'râf suresi, 166. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 166. ayet. فَلَمَّا عَتَوْا۟ عَن مَّا نُهُوا۟ عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا۟ قِرَدَةً خَٰسِـِٔينَ

    felemmâ `atev `am mâ nühû `anhü ḳulnâ lehüm kûnû ḳiradeten ḫâsiîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Konulan yasaklara başkaldırdıklarında onlara: "Aşağılık maymunlar gibi olun dipnot 1 !" dedik.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu, onlara has fiziksel dönüşüm değil, benzer davranışları gösteren herkese uygulanan bir dışlama biçimidir (Bakara 2/65, Nisa 4/47).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 166. ayet

  10. A'râf suresi, 167. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 167. ayet. وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ ٱلْعِقَابِ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

    veiẕ teeẕẕene rabbüke leyeb`aŝenne `aleyhim ilâ yevmi-lḳiyâmeti mey yesûmühüm sûe-l`aẕâb. inne rabbeke leserî`u-l`iḳâb. veinnehû legafûrur raḥîm.

    Süleymaniye Vakfı

    O zaman Rabbin şunu ilan etti: "Kıyamete /mezardan kalkış gününe kadar, onlara kötü bir azap vermek isteyenleri üzerlerine salacağım". Senin Rabbin, cezayı çabuk verir. Ama o, elbette çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 167. ayet

  11. A'râf suresi, 168. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 168. ayet. وَقَطَّعْنَٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ أُمَمًا مِّنْهُمُ ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذَٰلِكَ وَبَلَوْنَٰهُم بِٱلْحَسَنَٰتِ وَٱلسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    veḳaṭṭa`nâhüm fi-l'arḍi ümemâ. minhümu-ṣṣâliḥûne veminhüm dûne ẕâlik. vebelevnâhüm bilḥasenâti vesseyyiâti le`allehüm yerci`ûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onları yeryüzünde toplumlara böldük. İçlerinden iyiler olduğu gibi iyi olmayanlar da vardı. Belki dönerler diye onları hem iyilikler hem kötülüklerle imtihan ettik.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 168. ayet

  12. A'râf suresi, 169. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 169. ayet. فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَٰذَا ٱلْأَدْنَىٰ وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِن يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِّثْلُهُۥ يَأْخُذُوهُ أَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِم مِّيثَٰقُ ٱلْكِتَٰبِ أَن لَّا يَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ وَدَرَسُوا۟ مَا فِيهِ وَٱلدَّارُ ٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    feḫalefe mim ba`dihim ḫalfüv veriŝü-lkitâbe ye'ḫuẕûne `araḍa hâẕe-l'ednâ veyeḳûlûne seyugferu lenâ. veiy ye'tihim `araḍum miŝlühû ye'ḫuẕûh. elem yü'ḫaẕ `aleyhim mîŝâḳu-lkitâbi el lâ yeḳûlû `ale-llâhi ille-lḥaḳḳa vederasû mâ fîh. veddâru-l'âḫiratü ḫayrul lilleẕîne yetteḳûn. efelâ ta`ḳilûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Arkalarından o kitaba mirasçı olan bir nesil geldi. "Eninde sonunda bağışlanacağız dipnot 1 " diyerek bu dünyanın geçici menfaatine yapıştılar. Benzer bir menfaat daha görseler ona da yapışırlar. Kitaplarında onlardan, "Allah'a karşı yalnızca gerçeği söyleyeceksiniz!" diye söz alınmış değil miydi? Kitapları üzerinde çalışmadılar mı? Yanlışlardan sakınanlar için hayırlı olan Ahiret yurdudur. Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 169. ayet

  13. A'râf suresi, 170. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 170. ayet. وَٱلَّذِينَ يُمَسِّكُونَ بِٱلْكِتَٰبِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُصْلِحِينَ

    velleẕîne yümessikûne bilkitâbi veeḳâmu-ṣṣalâh. innâ lâ nüḍî`u ecra-lmuṣliḥîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Kitaba sıkı sarılıp namazı özenle ve sürekli kılanlara gelince; biz düzeni sağlamaya çalışanların ödülünü zayi etmeyiz dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 170. ayet

  14. A'râf suresi, 171. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 171. ayet. وَإِذْ نَتَقْنَا ٱلْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَأَنَّهُۥ ظُلَّةٌ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُۥ وَاقِعٌۢ بِهِمْ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱذْكُرُوا۟ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

    veiẕ netaḳne-lcebele fevḳahüm keennehû żulletüv veżannû ennehû vâḳi`um bihim. ḫuẕû mâ âteynâküm biḳuvvetiv veẕkürû mâ fîhi le`alleküm tetteḳûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir gün o dağı (Tur-i Sina'yı) dipnot 1 yerinden söküp üzerlerine kaldırdık, adeta bir gölgelik gibi oldu. Başlarına düşecek sandılar. "Size verdiğimize (kitaba) sıkı sarılın. İçindeki bilgiyi aklınızdan çıkarmayın ki yanlışlardan sakınasınız." dedik.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 171. ayet

Elest bezmi ve ayetlerden sıyrılan kişi 172–181

  1. A'râf suresi, 172. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 172. ayet. وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنۢ بَنِىٓ ءَادَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا۟ بَلَىٰ شَهِدْنَآ أَن تَقُولُوا۟ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَٰفِلِينَ

    veiẕ eḫaẕe rabbüke mim benî âdeme min żuhûrihim ẕürriyyetehüm veeşhedehüm `alâ enfüsihim. elestü birabbiküm. ḳâlû belâ. şehidnâ. en teḳûlû yevme-lḳiyâmeti innâ künnâ `an hâẕâ gâfilîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Rabbin Ademoğullarından, onların arka taraflarından nesillerini alıp, onları kendilerini bağlayacak şekilde "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye şahit tuttuğunda, onlar "Elbette Rabbimizsin! Biz buna şahit olduk!" derler dipnot 1 . Yoksa kıyamet /mezardan kalkış günü, "Biz bunun farkında değildik." derdiniz.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki "Ademoğulları" kelimesi, hem kadını hem de erkeği ifade eder. Çocuğu kadın doğurur ama o, arka tarafından değil rahminden çıkarak dünyaya gelir. İnsan neslinin devamı ile ilgili olarak Ademoğullarının arka tarafından çıkan tek şey, bel kemiği ile leğen kemikleri arasından çıkan yumurta ve spermdir (Tarık 86/7). İnsan, bu iki maddenin, rahim girişinde birleşip yumurtanın oluşumu ve kendine has özelliklerin belirlenmesi ile birlikte oluşmaya başlar (Al-i İmran 3/6, Mürselat 77/20-23). Bu sebeple ayetteki, Ademoğullarının nesillerinin arka taraflarından ilk alınma anı, doğum anını değil, kadının ve erkeğin büluğa erdikleri ilk anı ifade eden mecaz kullanımdır. Bu andan itibaren sorumluluklar başlar. Zaten yeni doğan çocukta bir bilgi olmaz (Nahl 16/78). Ama o, doğumdan itibaren kendini ve çevresini izlemeye ve belli bir aşamaya gelince sorular sormaya başlar. Çünkü ana rahminde vücut yapısının tamamlanmasından sonra üflenen ruh sayesinde insan, bilgi öğrenme ve öğrendiği bilgiyi değerlendirerek yeni bilgilere ulaşma kabiliyetine kavuşur (Müminun 23/14, Secde 32/7-9). Sonunda Allah'ın tek Rab yani kendinin ve tüm varlıkların sahibi ve yöneticisi olduğunu kesin olarak anlar. Allah, içsel olarak onlara: 'elestu bi Rabbikum = ben sizin Rabbiniz /sahibiniz değil miyim' diye sorar, onlar da içten tam bir kararlılıkla "bela = elbette Rabbimizsin!" der. Kur'an'da her şeyin örneği vardır (İsra 17/89, Kehf 18/54, Rum 30/58, Zümer 39/27). Bunun örneği de İbrahim aleyhisselamdır. Onun ailesi ve toplumu ile yaptığı mücadele, gözlemlerini tamamlayıp kesin kanaate varmasından sonra, delikanlılığının ilk günlerinde, henüz nebi olmamışken başladı (En'am 6/ 74-81, Enbiya 21/51-70). Onunla bu konuda tartışan halkına: "Benimle Allah hakkında mı tartışıyorsunuz?" demesi, bu bilgiye onların da ulaşmış olduğunu gösterir (En'am 6/80). Yoksa onlar, "Allah da kim?" diye sorarlardı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 172. ayet

  2. A'râf suresi, 173. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 173. ayet. أَوْ تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أَشْرَكَ ءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِّنۢ بَعْدِهِمْ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلْمُبْطِلُونَ

    ev teḳûlû innemâ eşrake âbâünâ min ḳablü vekünnâ ẕürriyyetem mim ba`dihim. efetühlikünâ bimâ fe`ale-lmübṭilûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ya da şöyle derdiniz: "Sana bizden önce, atalarımız ortak koştu. Biz, onlardan sonra gelen bir nesildik (onlara uyduk). Batıla dalan o kimselerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin dipnot 1 ?"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kendilerine elçi gelmeyen toplumlar, sadece şirkten ve evrensel doğrulardan sorumlu olurlar. Çünkü Allah'ın bir ortağının olamayacağını ve evrensel doğruları kendi gözlemleriyle öğrenmiş olurlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 173. ayet

  3. A'râf suresi, 174. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 174. ayet. وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    vekeẕâlike nüfeṣṣilü-l'âyâti vele`allehüm yerci`ûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ayetleri işte böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz. Belki dönerler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 174. ayet

  4. A'râf suresi, 175. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 175. ayet. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱلَّذِىٓ ءَاتَيْنَٰهُ ءَايَٰتِنَا فَٱنسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَكَانَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ

    vetlü `aleyhim nebee-lleẕî âteynâhü âyâtinâ fenseleḫa minhâ feetbe`ahü-şşeyṭânü fekâne mine-lgâvîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini onlara anlat: O kişi, ayetlerimizden sıyrılıp uzaklaşınca şeytan onu peşine taktı dipnot 1 , böylece boş hayale kapılıp yoldan çıkanlardan oldu.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 175. ayet

  5. A'râf suresi, 176. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 176. ayet. وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَٰهُ بِهَا وَلَٰكِنَّهُۥٓ أَخْلَدَ إِلَى ٱلْأَرْضِ وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ ٱلْكَلْبِ إِن تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَث ذَّٰلِكَ مَثَلُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱقْصُصِ ٱلْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

    velev şi'nâ lerafa`nâhü bihâ velâkinnehû aḫlede ile-l'arḍi vettebe`a hevâh. femeŝelühû kemeŝeli-lkelb. in taḥmil `aleyhi yelheŝ ev tetrukhü yelheŝ. ẕâlike meŝelü-lḳavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. faḳṣuṣi-lḳaṣaṣa le`allehüm yetefekkerûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Tercihi biz yapsaydık onu ayetlerimizle yüceltirdik. Ama o, arzularına uyarak dünyalığa dipnot 1 kapılıp kaldı dipnot 2 . Onun durumu köpeğin durumu gibidir. Üzerine gitsen de dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur dipnot 3 . İşte ayetlerimiz karşısında yalana sarılan toplulukların örneği budur. Bu kıssayı tam olarak anlat, belki düşünürler.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3
      Köpekte ter bezi yoktur, dolayısıyla sıcak havalarda vücut ısısını dengelemek için dilini çıkarıp solur. Bu şekilde fazla ısıyı dışarı verir. Dinden dönenin durumu da köpek gibidir. Nasıl ki köpek, üzerine varsan da kendi haline bıraksan da sürekli dilini çıkarır, durumunu değiştirmezse, dinden dönen kişi de kendi haline bıraksan da, üzerine gitsen de durumunu değiştirmez. Vicdanının verdiği huzursuzluktan kurtulmak için ayetler hakkında yalan söylemeden duramaz.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 176. ayet

  6. A'râf suresi, 177. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 177. ayet. سَآءَ مَثَلًا ٱلْقَوْمُ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَأَنفُسَهُمْ كَانُوا۟ يَظْلِمُونَ

    sâe meŝelen-lḳavmü-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ veenfüsehüm kânû yażlimûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan topluluk ne kötü bir örnektir! Onlar yanlışı kendilerine yapıyorlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 177. ayet

  7. A'râf suresi, 178. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 178. ayet. مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِى وَمَن يُضْلِلْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    mey yehdi-llâhü fehüve-lmühtedî. vemey yuḍlil feülâike hümü-lḫâsirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah'ın, doğru yolda olduğunu onayladığı kişi hidayete ermiş olur. Doğru yoldan saptığını onayladığı kişiler ise kaybedenlerdir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 178. ayet

  8. A'râf suresi, 179. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 179. ayet. وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَّا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَّا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ ءَاذَانٌ لَّا يَسْمَعُونَ بِهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْغَٰفِلُونَ

    veleḳad ẕera'nâ licehenneme keŝîram mine-lcinni vel'ins. lehüm ḳulûbül lâ yefḳahûne bihâ. velehüm a`yünül lâ yübṣirûne bihâ. velehüm âẕânül lâ yesme`ûne bihâ. ülâike kel'en`âmi bel hüm eḍall. ülâike hümü-lgâfilûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Cinlerin ve insanların çoğunu sanki dipnot 1 cehennemlik olsunlar diye yetiştirdik dipnot 2 . Onların kalpleri vardır ama onunla (gerçeği) kavramazlar; gözleri vardır ama ilerisini görmezler dipnot 3 ; kulakları vardır ama söz dinlemezler dipnot 4 . Onlar en'am (koyun, keçi, sığır ve deve dipnot 5 ) gibidirler. Hatta daha aşağı seviyededirler dipnot 6 . Gerçeklere ilgisiz kalanlar işte onlardır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah, insanları ve cinleri kendisine kulluk etsinler diye yarattığı halde (Zariyat 51/56) onların çoğu kendi iradeleri ile isyan etmiş ve bu hale düşmüşlerdir. Bu durumda hakiki anlamı vermek mümkün olmayacağı için meale "sanki" ifadesi konmuştur.
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah Zariyat Suresinde:"Cinleri ve insanları, kulluğu sadece bana yapsınlar diye yarattım." (Zariyat 51/56) dediği halde gelenekte bu ayete, "İnsanların ve cinlerin çoğunu cehennem için yarattık" şeklinde anlam verilir. Zariyat 56'da (haleka) خلق fiili kullanıldığı halde bu ayette zerae (ذرأ) fiili kullanılmıştır. Zerae, yetiştirme anlamındadır (En'am 6/136, Nuh 71/17, Müminun 23/79).
    3. metne dön, dipnot 3
      "İlerisini görmek" diye tercüme ettiğimiz kelime "basiret"tir. Küçük ve büyük baş hayvanların da gözleri vardır ama basiretleri yoktur.
    4. metne dön, dipnot 4
      Sem' /dinleme, basar /basiret ve kalp /gönül kabiliyetleri, insana ruhun üflenmesiyle birlikte oluşan üç kabiliyettir (Secde 32/9). Ayette bu kabiliyetlerin cinlerde de olduğunun bildirilmesi onlara da ruh üflendiğinin delilidir. Ruh, bilgisayarın işletim sistemine benzer. O sistem bilgisayara, yapımı tamamlandıktan sonra yüklenir. Ruh da vücuda, yapısının tamamlanmasından sonra yüklenir ve kişinin ikinci vücudu olur. Kişi, o andan itibaren diğer canlılardan farklı hale gelir (Müminun 23/12-14). Kalp, kişinin gönlü, ana kumanda merkezidir. Vücut, doğru bilgilere uyulmasını ister. Gönül ise menfaatleriyle doğrular arasında git-geller yaşar. Kararını menfaatlerine göre verirse kendini bazı doğrulara kapatır ve onları yok sayar. Bu da kişiyi, nankör ve kafir yapar. Kafir, Allah'ın ayetlerini görür, doğru olduklarına inanır ama menfaatlerine ters düştüğü için görmezden gelir. Bu sebeple kafirlik, bilinçli bir eylemdir (Al-i İmran 3/106, Tevbe 9/66, Nahl 16/106, Neml 27/14, Ankebut 29/47, Lokman 31/32). Bu eylemi yapanlar, Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lanetini hak ederler. Tevbe etmezlerse dünyalarını da ahiretlerini de kaybederler (Al-i İmran 3/89-91). Bazıları da ikili oynar. Kötü bir görünüm vermemek için, doğruları kabul ettiğini söyler. Menfaatlerine ters düşen ayetlerin anlamlarıyla oynayarak kafirlerden de kötü duruma düşer. Bunlar, insanlara karşı ikiyüzlülük, Allah'a karşı münafıklık edenlerdir. (Bakara 2/8-16, 75-79) Bütün bu bilgiler ışığında insan ve cin: "Duyu organlarıyla elde ettiği bilgileri gönlüne göre değerlendirip davranışlarını değiştirebilen canlı" şeklinde tarif edilebilir. Bu özellikler onları, Allah'a karşı sorumlu hale getirmiştir (En'am 6/128-132, Zümer 39/42, Ahkaf 46/18-19, 29-32, Cin 72/14-15).
    5. metne dön, dipnot 5
    6. metne dön, dipnot 6

    Ayet detayı — A'râf suresi, 179. ayet

  9. A'râf suresi, 180. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 180. ayet. وَلِلَّهِ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ فَٱدْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا۟ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ أَسْمَٰٓئِهِۦ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    velillâhi-l'esmâü-lḥusnâ fed`ûhü bihâ. veẕerü-lleẕîne yülḥidûne fî esmâih. seyüczevne mâ kânû ya`melûn.

    Süleymaniye Vakfı

    En güzel isimler dipnot 1 /özellikler Allah'a aittir. Ona, onlarla dua edin. Allah'ın özellikleri hakkında saptırma yapanları bırakın dipnot 2 . Onlara yaptıklarının cezası verilecektir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Arapçada isim, bir şeyi tanımlayan, neye yaradığını gösteren ve akılda tutmaya yarayan sözdür (Müfredat). En güzel isimlerin Allah'a ait olması onun en güzel özelliklere sahip olduğunu ifade eder.
    2. metne dön, dipnot 2

    Ayet detayı — A'râf suresi, 180. ayet

  10. A'râf suresi, 181. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 181. ayet. وَمِمَّنْ خَلَقْنَآ أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ

    vemimmen ḫalaḳnâ ümmetüy yehdûne bilḥaḳḳi vebihî ya`dilûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Yarattıklarımız içinde, gerçek olanla doğruyu gösteren ve onunla adaleti sağlayan bir toplum daima vardır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 181. ayet

Verilen mühlet ve kıyametin vakti 182–188

  1. A'râf suresi, 182. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 182. ayet. وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

    velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ senestedricühüm min ḥayŝü lâ ya`lemûn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 182. ayet

  2. A'râf suresi, 183. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 183. ayet. وَأُمْلِى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

    veümlî lehüm. inne keydî metîn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 183. ayet

  3. A'râf suresi, 184. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 184. ayet. أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا۟ مَا بِصَاحِبِهِم مِّن جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    evelem yetefekkerû mâ biṣâḥibihim min cinneh. in hüve illâ neẕîrum mübîn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 184. ayet

  4. A'râf suresi, 185. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 185. ayet. أَوَلَمْ يَنظُرُوا۟ فِى مَلَكُوتِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ وَأَنْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَدِ ٱقْتَرَبَ أَجَلُهُمْ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

    evelem yenżurû fî melekûti-ssemâvâti vel'arḍi vemâ ḫaleḳa-llâhü min şey'iv veen `asâ ey yekûne ḳadi-ḳterabe ecelühüm. febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Göklerin ve yerin yönetimi, Allah'ın yarattığı herhangi bir şey, bir de ecellerinin yaklaşmış olabileceği konularında hiç kafa yormadılar mı? Bundan sonra hangi söze güvenebilirler!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 185. ayet

  5. A'râf suresi, 186. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 186. ayet. مَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَا هَادِىَ لَهُۥ وَيَذَرُهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

    mey yuḍlili-llâhü felâ hâdiye leh. veyeẕeruhüm fî ṭugyânihim ya`mehûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah'ın sapık saydığını yola getirecek kimse yoktur dipnot 1 . Allah onları taşkınlıkları içinde bırakır, bocalar dururlar.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Onlar yola gelmeden Allah onları yola gelmiş saymaz (Kasas 28/56).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 186. ayet

  6. A'râf suresi, 187. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 187. ayet. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَآ إِلَّا هُوَ ثَقُلَتْ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَا تَأْتِيكُمْ إِلَّا بَغْتَةً يَسْـَٔلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِىٌّ عَنْهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

    yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ. ḳul innemâ `ilmühâ `inde rabbî. lâ yücellîhâ livaḳtihâ illâ hû. ŝeḳulet fi-ssemâvâti vel'arḍ. lâ te'tîküm illâ bagteten. yes'elûneke keenneke ḥafiyyün `anhâ. ḳul innemâ `ilmühâ `inde-llâhi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sana o saati soruyorlar, ne zaman gelip kalıcı olacak diye? De ki: "Onun bilgisi sadece Rabbimdedir. Vakti gelince ondan başkası onu ortaya çıkarmaz. Göklerde ve yerde etkisi ağır olacaktır dipnot 1 . Size gelişi ansızın olur dipnot 2 ." Sanki sorup öğrenmişsin gibi, tutup sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır dipnot 3 . Ama insanların çoğu bunu bilmez."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 187. ayet

  7. A'râf suresi, 188. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 188. ayet. قُل لَّآ أَمْلِكُ لِنَفْسِى نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ وَلَوْ كُنتُ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ لَٱسْتَكْثَرْتُ مِنَ ٱلْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِىَ ٱلسُّوٓءُ إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    ḳul lâ emlikü linefsî nef`av velâ ḍarran illâ mâ şâe-llâh. velev küntü a`lemü-lgaybe lestekŝertü mine-lḫayr. vemâ messeniye-ssûü in ene illâ neẕîruv vebeşîrul liḳavmiy yü'minûn.

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: "Allah'ın onayladıkları dışında kendime herhangi bir fayda sağlamaya da kendime gelecek bir zararı gidermeye de gücüm yetmez dipnot 1 . Eğer gaybı /gizli şeyleri bilseydim iyi şeylerden çokça elde ederdim. Bana kötülük de dokunmazdı. Ben, inanıp güvenen bir topluluk için sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 188. ayet

Tek nefisten yaratılış ve âciz ilahlar 189–198

  1. A'râf suresi, 189. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 189. ayet. هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَٰحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّىٰهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِۦ فَلَمَّآ أَثْقَلَت دَّعَوَا ٱللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ ءَاتَيْتَنَا صَٰلِحًا لَّنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ

    hüve-lleẕî ḫaleḳaküm min nefsiv vâḥidetiv vece`ale minhâ zevcehâ liyesküne ileyhâ. felemmâ tegaşşâhâ ḥamelet ḥamlen ḫafîfen femerrat bih. felemmâ eŝḳalet de`ave-llâhe rabbehümâ lein âteytenâ ṣâliḥal lenekûnenne mine-şşâkirîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sizi bir tek nefisten dipnot 1 yaratan, onunla huzur bulsun diye eşini dipnot 2 de o nefisten oluşturan odur dipnot 3 . Erkek onu sarınca eşi hafif bir yük yüklenir ve onunla dolaşır. Yükü ağırlaşınca da Rableri /Sahipleri olan Allah'a şöyle yalvarırlar: "Bize iyi bir evlat verirsen, üzerine düşeni yapanlardan olacağız."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Nefis kelimesi, hem beden hem de ruh anlamına gelir (Zümer 39/42). Bu ayetteki nefis, bedenin özelliklerini içeren döllenmiş yumurtadır. Nefsin oluşumu, üç karanlık bölgede tamamlanır (Zümer 39/6). Bunlar yumurtalık /karar-ı mekin (Müminun 23/13, Mürselat 77/21), yumurtalıkla rahim arasındaki kanal /müstekar ve rahim /müstevda'dır (En'am 6/98).
    2. metne dön, dipnot 2
      Zevc /eş kelimesinin müennesi /dişili olan "zevce" kelimesi Kur'an'da ve fasih Arapçada kullanılmaz. Kadın erkeğin zevci /eşi, erkek de kadının zevci /eşidir.
    3. metne dön, dipnot 3

    Ayet detayı — A'râf suresi, 189. ayet

  2. A'râf suresi, 190. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 190. ayet. فَلَمَّآ ءَاتَىٰهُمَا صَٰلِحًا جَعَلَا لَهُۥ شُرَكَآءَ فِيمَآ ءَاتَىٰهُمَا فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    felemmâ âtâhümâ ṣâliḥan ce`alâ lehû şürakâe fîmâ âtâhümâ. fete`âle-llâhü `ammâ yüşrikûn.

    Süleymaniye Vakfı

    İyi bir evlat verince de Allah'ın onlara verdiği (evlat) hakkında Allah'a ortaklar uydururlar dipnot 1 . Allah, onların ortak saydıklarından yücedir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Evlatlarının iyi olmasını Allah'a değil, ortak koştuklarına bağlamaya başlarlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 190. ayet

  3. A'râf suresi, 191. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 191. ayet. أَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ

    eyüşrikûne mâ lâ yaḫlüḳu şey'ev vehüm yuḫleḳûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Bunlar, hiçbir şeyi yaratamayan üstelik kendileri de yaratılmış olan birilerini (Allah'a) ortak mı sayıyorlar?

    Ayet detayı — A'râf suresi, 191. ayet

  4. A'râf suresi, 192. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 192. ayet. وَلَا يَسْتَطِيعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلَآ أَنفُسَهُمْ يَنصُرُونَ

    velâ yesteṭî`ûne lehüm naṣrav velâ enfüsehüm yenṣurûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Halbuki onların bunlara yardım etmeye güçleri yetmez; onlar kendileri için bile bir şey yapamazlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 192. ayet

  5. A'râf suresi, 193. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 193. ayet. وَإِن تَدْعُوهُمْ إِلَى ٱلْهُدَىٰ لَا يَتَّبِعُوكُمْ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ أَدَعَوْتُمُوهُمْ أَمْ أَنتُمْ صَٰمِتُونَ

    vein ted`ûhüm ile-lhüdâ lâ yettebi`ûküm. sevâün `aleyküm ede`avtümûhüm em entüm ṣâmitûn.

    Süleymaniye Vakfı

    O müşrikleri doğru yola çağırsanız size uymazlar; çağırsanız da sessiz kalsanız da sizin için değişen bir şey olmaz (bir sonuç alamazsınız) dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Ayet detayı — A'râf suresi, 193. ayet

  6. A'râf suresi, 194. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 194. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ فَٱدْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ لَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    inne-lleẕîne ted`ûne min dûni-llâhi `ibâdün emŝâlüküm fed`ûhüm felyestecîbû leküm in küntüm ṣâdiḳîn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 194. ayet

  7. A'râf suresi, 195. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 195. ayet. أَلَهُمْ أَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَآ أَمْ لَهُمْ أَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَآ أَمْ لَهُمْ أَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَآ أَمْ لَهُمْ ءَاذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا قُلِ ٱدْعُوا۟ شُرَكَآءَكُمْ ثُمَّ كِيدُونِ فَلَا تُنظِرُونِ

    elehüm ercülüy yemşûne bihâ. em lehüm eydiy yebṭişûne bihâ. em lehüm a`yünüy yübṣirûne bihâ. em lehüm âẕânüy yesme`ûne bihâ. ḳuli-d`û şürakâeküm ŝümme kîdûni felâ tünżirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onların ayakları mı var ki yürüsünler; elleri mi var ki tutsunlar; gözleri mi var ki görsünler; kulakları mı var ki dinlesinler! De ki: "(Allah'a) ortak saydıklarınızı çağırın, sonra bana oyun kurun, hiç göz açtırmayın.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 195. ayet

  8. A'râf suresi, 196. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 196. ayet. إِنَّ وَلِـِّۧىَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْكِتَٰبَ وَهُوَ يَتَوَلَّى ٱلصَّٰلِحِينَ

    inne veliyyiye-llâhü-lleẕî nezzele-lkitâb. vehüve yetevelle-ṣṣâliḥîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Benim velim (en yakınım), bu kitabı indiren Allah'tır. O, iyilere velilik eder."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 196. ayet

  9. A'râf suresi, 197. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 197. ayet. وَٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَآ أَنفُسَهُمْ يَنصُرُونَ

    velleẕîne ted`ûne min dûnihî lâ yesteṭî`ûne naṣraküm velâ enfüsehüm yenṣurûn.

    Süleymaniye Vakfı

    (Ey müşrikler!) Allah ile aranıza koyup yardıma çağırdıklarınızın size yardıma güçleri yetmez. Onlar kendileri için bile bir şey yapamazlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 197. ayet

  10. A'râf suresi, 198. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 198. ayet. وَإِن تَدْعُوهُمْ إِلَى ٱلْهُدَىٰ لَا يَسْمَعُوا۟ وَتَرَىٰهُمْ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

    vein ted`ûhüm ile-lhüdâ lâ yesme`û. veterâhüm yenżurûne ileyke vehüm lâ yübṣirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Onları doğru yola çağırsanız duymazlar. Sana baktıklarını görürsün ama onlar görmezler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 198. ayet

Affı tut; şeytanın kışkırtması; Kur'an dinlenirken susmak 199–206

  1. A'râf suresi, 199. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 199. ayet. خُذِ ٱلْعَفْوَ وَأْمُرْ بِٱلْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْجَٰهِلِينَ

    ḫuẕi-l`afve ve'mür bil`urfi vea`riḍ `ani-lcâhilîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Sen af yolunu tut, marufa dipnot 1 uymalarını iste, cahilce davrananlara dipnot 2 da mesafeli ol!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Örf ve ma'ruf, güzelliği akıl ve din yoluyla bilinen şeydir.
    2. metne dön, dipnot 2
      "Cahilce davranan" olarak meal verdiğimiz "cahil (جاهل) kelimesi, bilmeyen anlamına geldiği gibi, bilinen ama olması gerekenin aksine davranan anlamına da gelir (Müfredat). Ayette örfe, yani herkesin doğru olduğunu bildiği şeye uymayan kişiden söz edildiği için bu kişiye cahil değil, "cahilce davranan" denir. Çünkü böyle bir kişi, doğruyu bildiği halde bilmiyormuş gibi davranır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 199. ayet

  2. A'râf suresi, 200. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 200. ayet. وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ نَزْغٌ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    veimmâ yenzeganneke mine-şşeyṭâni nezgun feste`iẕ billâh. innehû semî`un `alîm.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 200. ayet

  3. A'râf suresi, 201. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 201. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ إِذَا مَسَّهُمْ طَٰٓئِفٌ مِّنَ ٱلشَّيْطَٰنِ تَذَكَّرُوا۟ فَإِذَا هُم مُّبْصِرُونَ

    inne-lleẕîne-tteḳav iẕâ messehüm ṭâifüm mine-şşeyṭâni teẕekkerû feiẕâ hüm mübṣirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Yanlışlardan sakınanlar, şeytani bir kuruntu kendilerini sarınca, akıllarında tutmaları gereken doğru bilgileri (ayetleri) hatırlar ve hemen gerçeği görürler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 201. ayet

  4. A'râf suresi, 202. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 202. ayet. وَإِخْوَٰنُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِى ٱلْغَىِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ

    veiḫvânühüm yemüddûnehüm fi-lgayyi ŝümme lâ yuḳṣirûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Şeytanların kardeşlerine gelince; şeytanlar onlara yanlış kurgularda destek verir, onlar da ellerinden geleni artlarına koymazlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 202. ayet

  5. A'râf suresi, 203. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 203. ayet. وَإِذَا لَمْ تَأْتِهِم بِـَٔايَةٍ قَالُوا۟ لَوْلَا ٱجْتَبَيْتَهَا قُلْ إِنَّمَآ أَتَّبِعُ مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ مِن رَّبِّى هَٰذَا بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    veiẕâ lem te'tihim biâyetin ḳâlû levle-ctebeytehâ. ḳul innemâ ettebi`u mâ yûḥâ ileyye mir rabbî. hâẕâ beṣâiru mir rabbiküm vehüdev veraḥmetül liḳavmiy yü'minûn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 203. ayet

  6. A'râf suresi, 204. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 204. ayet. وَإِذَا قُرِئَ ٱلْقُرْءَانُ فَٱسْتَمِعُوا۟ لَهُۥ وَأَنصِتُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    veiẕâ ḳurie-lḳur'ânü festemi`û lehû veenṣitû le`alleküm türḥamûn.

    Süleymaniye Vakfı

    Kur'an okunduğu zaman ona kulak verin ve susun dipnot 1 ki iyilik bulasınız.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Namazda imamın Kur'an'ı sesli okuduğu rekatlarda, onu duyan cemaatin susup dinlemesi gerekir. İmamı duyamayan, Fatiha ve zamm-ı sureyi kendi başına okur.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 204. ayet

  7. A'râf suresi, 205. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 205. ayet. وَٱذْكُر رَّبَّكَ فِى نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخِيفَةً وَدُونَ ٱلْجَهْرِ مِنَ ٱلْقَوْلِ بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْـَٔاصَالِ وَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْغَٰفِلِينَ

    veẕkür rabbeke fî nefsike teḍarru`av veḫîfetev vedûne-lcehri mine-lḳavli bilgudüvvi vel'eṣâli velâ teküm mine-lgâfilîn.

    Süleymaniye Vakfı

    Öğle ve ikindide dipnot 1 , içten içe yalvararak, korku içinde, yüksek olmayan bir sesle dipnot 2 Rabbini zikret dipnot 3 . Sakın (ayetlere) ilgisiz davrananlardan olma!"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öğle ve ikindi namazlarında kıraatin yüksek sesle olmamasının delili bu ayettir. Ayetteki "el-ğuduvv (الْغُدُوِّ)" ve "el-asal (الْآَصَالِ)" kelimeleri öğle ve ikindi vakitlerini ifade eder. Başka bir ayette Allah Teala bu kelimeleri şöyle açıklamıştır: "Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de el-ğuduvv ve el-asal vakitlerinde ister istemez sadece Allah'a secde ederler." (Ra'd 13/15)<br /> Ayette işaret edilen iki vakitte gölgelerin secde ettiğinin bildirilmiş olması, bu iki vaktin, güneşin bulunduğu zaman dilimleri olduğunu göstermektedir. Zira Allah Teala, güneşi gölgenin göstergesi yaptığını belirtmiştir: "Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmüyor musun? Eğer farklı bir kural koysaydı onu hareketsiz /sabit kılardı. Biz güneşi gölgenin göstergesi kıldık." (Furkan 25/45)<br /> Dolayısıyla ğuduvv ve asal, güneş ışıklarının bulunduğu gündüz vakitleridir. Gündüz kılınan farz namazlar da öğle ve ikindi namazlarıdır. Ayete sabah-akşam değil de öğle-ikindi şeklinde mana vermemiz bundandır. Bu vakitlerle ilgili olarak başka ayetler de vardır:<br /> "(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Oralarda, "el-ğuduvv " ve el-asal" vakitlerinde Onun şanını yücelterek tenzih eden öyle yiğitler vardır ki ne ticaret ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, namazı hakkıyla ifa etmekten, zekatı vermekten alıkoyar. Onlar kalplerin ve gözlerin dehşetten halden hale döneceği, alt üst olacağı bir günden endişe ederler." (Nur 24/36-37)<br /> Bu ayete göre "el-ğuduvv" ve "el-asal", pazarların kurulup alışverişin kızıştığı zaman dilimlerini gösterir. Cuma namazının farziyetini bildiren aşağıdaki ayet de cumanın vaktinin alışverişin kızıştığı vakitte yani öğle vakti olduğuna işaret etmektedir. Çünkü pazarlar kurulduktan sonra alışverişin kızıştığı vakitlerin başlangıcı "genelde" öğle vaktine denk gelir. Ayet şöyledir:<br /> "Ey inananlar! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah'ı anmaya koşun, alım satımı bırakın. Bilseniz bu sizin için daha iyidir." (Cuma 62/9).<br /> "El-ğuduvv" ile aynı kökten gelen "el-ğada (غَدَاءَ)" kelimesi de bunun bir başka delilidir. İlgili ayet şöyledir: "(Buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde Musa genç adamına "Öğle yemeğimizi (غَدَاءَنَا) getir bize. Hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi." dedi." (Kehf 18/62)<br /> Bu ayete göre "ğada (غَدَاءَ)" kelimesi, sabah kalkıp yorulana kadar yol yürüdükten sonra yenilen yemeğe denir. Bir kişinin gece dinlendikten sonra sabah kalkıp yorulana kadar yürümesi yaklaşık olarak öğle vaktine denk gelir. "Ğada" kelimesinin öğle vakti olduğunun başka bir delili de "el-asal" kelimesidir. Çünkü bu kelimenin müfredi/tekili olan "asil (أَصِيلً)" Kur'an-ı Kerim'de "bükraten (بُكْرَةً)" kelimesinin zıddı olarak gelmektedir (Furkan 25/5, Ahzab 33/42, Fetih 48/9, İnsan 76/25). "Bükraten (بُكْرَةً)" kelimesi, güneş ışıklarının yayılmaya başlamasından öğlene kadar olan zaman dilimini ifade eder. Buna göre "asil (أَصِيلً)", güneş ışıklarının zayıflamasıyla güneşin batışı arasındaki zamanı gösterir ki bu ikindi namazının vaktidir. "el-ğuduvv (الْغُدُوِّ)" vakti "asil (أَصِيلً)" vaktinden önce olduğuna ve "asil (أَصِيلً)" de ikindi manasına geldiğine göre ayetlerdeki "el-ğuduvv (الْغُدُوِّ)" öğle vaktini gösterir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ayetteki "öğle ve ikindi" ifadeleri, Allah'ı anmanın (zikir) ve bir önceki ayetteki Kur'an okumanın (kıraat) namazda olan ameller olduğunu gösterir. Buna göre, gündüz kılınan öğle ve ikindi namazlarında kıraat yüksek sesle olmaz, gece namazlarının (akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rekatı ve sabah namazı) kıraati sesli olur. Cemaatle namaz kılınırken sabah namazında, akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rekatlarında -ki buna Cuma ve bayram namazlarının iki rekatı da dahildir- imam açıktan okurken cemaat susup imamı dinlemeli; imamın sessiz okuduğu diğer namazlarda (öğle ve ikindi namazlarının bütün rekatlarında, akşamın üçüncü, yatsının üç ve dördüncü rekatlarında) ve imamın sesinin duyulmadığı durumlarda ise cemaat de içinden kıraatte bulunmalıdır (A'raf 7/204).
    3. metne dön, dipnot 3
      Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir (Müfredat ذكر md.). Doğru bilginin kaynağı Allah'ın ayetleridir. Bunlar, yaratılan ayetler ve indirilen ayetler olmak üzere iki türlüdür. Her birinden elde edilen doğru bilgi zikirdir (Enbiya 21/24, En'am 6/80). İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder. (Ra'd 13/28) Allah'ı zikretmek; onu, kitabını ve yarattığı ayetleri dikkate almak, akıldan çıkarmamak ve onların üzerine düşünmektir. İnsan bunlardan bildiği kadarıyla sorumludur (Bakara 2/209).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 205. ayet

  8. A'râf suresi, 206. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 206. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَيُسَبِّحُونَهُۥ وَلَهُۥ يَسْجُدُونَ secde ayeti

    inne-lleẕîne `inde rabbike lâ yestekbirûne `an `ibâdetihî veyüsebbiḥûnehû velehû yescüdûn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 206. ayet