Diyanet İşleri
Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selam olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selam olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).
Zâriyât suresi
Zâriyât suresi, 25. ayet. إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ سَلَٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.
Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selam olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selam olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim'in misafirleri ve Lût kavmi Zâriyât 24–37 3
Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.
Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size va'dolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.
(Ey Muhammed!) İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?
Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selam olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selam olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).
Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.
Onu önlerine koydu. "Yemez misiniz?" dedi.
(Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim'in içine bir korku düştü. Onlar, "korkma" dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
25. “Hani onlar, onun yanına girmişler ve: “Selâm (ederiz)” demişlerdi. O da” onlara cevap olmak üzere: Size de “selâm” olsun, “Sizler tanıdık kimseler değilsiniz, demişti.” Yani ben sizi tanımıyorum. O nedenle bana kendinizi tanıtmanızı isterim? Ancak kendilerini tanıtmalarından sonra onları tanıyabilmişti.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onlar, İbrahim'in yanına girdiklerinde ona şöyle demişlerdi: "Selam!" İbrahim de onların selamını almış ve o da onlara karşılık olarak şöyle demiştir: "Selâm!" Kendi nefsinde şöyle demişti: "Bunlar kendilerini tanımadığımız kimselerdir."
Aynı kök: نكر (37 geçiş) · Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: "Korkma, çünkü biz Lut kavmine…
Aynı kök: نكر (37 geçiş) · Aynı kök: دخل (126 geçiş)
(Derken) Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler ve yanına girdiler. Yusuf onları tanıdı, onlar ise Yusuf'u tanımıyorlardı.
Aynı kıssa: Hz. İbrâhim · Ortak kavram: İslâm
"Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet kıl. Bize ibadet yerlerini ve ilkelerini göster. Tövbemizi…
Aynı kıssa: Hz. İbrâhim · Ortak kavram: İslâm
Rabbi ona "Teslim ol" dediğinde, "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
Aynı kıssa: Hz. İbrâhim · Ortak kavram: İslâm
İbrahim, bunu kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: "Oğullarım! Allah, sizin için bu dini (İslam'ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak…
Aynı kök: دخل (126 geçiş) · Ortak kavram: İslâm
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Aynı kök: دخل (126 geçiş) · Ortak kavram: İslâm
İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur, A'raf üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından…
Aynı kök: دخل (126 geçiş) · Ortak kavram: İslâm
İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Hani onlar (İbrahim'in) yanına girmiş ve "Selam!" demişlerdi. (İbrahim de) "Selam!" demiş, "(Bunlar) yabancı bir topluluk!" (diye içinden geçirmişti). dipnot 1
Hani, (elçiler) İbrahim'in huzuruna girmişler ve "(Sana) selam olsun!" demişlerdi de, o da, "(Size de) selam olsun!" demiş ve (içinden) "Bunlar tanımadık kimseler" diye geçirmişti.
O (semavi elçi)ler İbrahim'e gelip ona selam verdiklerinde, "(Size de) selam olsun!" demişti; (ve kendi kendine,) "Bunlar, yabancı kimseler!" (diye düşünmüştü.)
Hani Onun yanına girdiklerinde: "Selam" dediler. . . (İbrahim de): "Selam" dedi. . . "Rastlanmadık birileri (diye düşündü). "
Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk."
Onlar İbrahim’in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, «Bunlar, yabancılar» demişti.
Onun yanına girdiklerinde; "Selam!" dediler. "Selam yabancılar!" dedi.
Onlar, İbrahim'in yanına girip selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden "Bunlar yabancılar" demişti.
Onun huzuruna girmişlerdi ve "Selam (barış)" demişlerdi. O da, "Selam size, yabancılar!" demişti.
Onun huzuruna girmişlerdi ve 'Selam (barış)' demişlerdi. O da, 'Selam size, yabancılar!' demişti.
Yanına girdikleri vakit: "Selam!" dediler. O da: "Selam! Görülmedik bir topluluk" dedi.
O vakıt ki üzerine girdiler de "selam" dediler. "Selam, görülmedik bir kavım" dedi
Onun yanına geldiklerinde, "Selam." dediler. "Selam, tanınmayan topluluk." dedi.
Onun yanına geldiklerinde, "Selam." dediler. "Selam, tanınmayan topluluk." dedi.
Onun yanına geldiklerinde, "Selam." dediler. "Selam, tanınmayan topluluk." dedi.
Hani yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "Münker bir kavim."
Hani bunlar, onun yanına girmişlerdi de "Selam" demişlerdi. (İbrahim de) "selam" demiş (selam ile mukaabele etmiş), "(Bunlar) tanınmamış bir zümre" demişdi.
Hani onlar, yanına girip; selam sana, demişlerdi de; selam, demişti. Tanınmamış bir zümre.
(24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.
Hani O’nun yanına girmişler: “Selam!” demişlerdi. O da: "Selam! (Sizin üzerinize). (Sizler) tanınmayan yabancı kimselersiniz.” demişti.
Bir zaman onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. "Selam, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)."
Onun yanına girdiklerinde "Selam!" dediler. O da: "Size de selam olsun. Sizler buralarda tanınmayan kimselersiniz" dedi.
Hani yanına girmiş, "Selam!" demişlerdi. O (İbrahim): "Size de selam, tuhaf bir topluluksunuz" demişti.
Hani O’nun yanına girmişler: “Selam” demişlerdi. O da: Selam (sizin üzerinize). (Sizler) tanınmayan yabancı kimselersiniz!” demişti.
Hani O'nun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: -Selam ey yabancılar!" demişti.
Hani, İbrahim'in yanına girmişlerdi de "Selam!" demişlerdi. İbrahim: "Selam! Tanınmayan bir topluluk bu." demişti.
They entered in the presence, and greeted him with the expression of good will "Peace" and he met them with the dictum of welcome " Peace " stranger guests.
They went in to see him and said, ‘Peace.’ ‘Peace,’ he said, [adding to himself] ‘These people are strangers.’
Behold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people."
When they came to him, they said: "Peace"; he said: “Peace also be to you; (you seem to be) a group of strangers.” dipnot 1
When they entered his dwelling and said, ‘Peace!’ he said, ‘Peace, to people we do not know. ’
When they came in to him and said: "Salâm, (peace be upon you)!" He answered: "Salâm, (peace be upon you)," and said: "You are a people unknown to me."
When they entered into his presence, they said, ‘Peace!’ ‘Peace!’ He answered, ‘[You are] an unfamiliar folk. ’
Behold! they came to him and greeted him with peace, he said (in reply), `(On you be) peace. ' (He thought) they were all strangers.
When they entered unto him, saying 'Peace!' he said 'Peace! You are a people unknown to me. '
When they [angles appearing like human beings] reached him they wished peace for him. Abraham returned their salutation saying: "Peace also be with you my noble stranger guests."
When they entered in unto him and said, 'Peace!' he said, 'Peace!-a people unrecognised. '
When they entered upon him, they said, "Peace." He said, "Peace to a people unknown!"
When they went in unto him, and said, peace: He answered, peace; saying within himself, these are unknown people.
When they entered his presence they said, "Peace. Peace." Said he, "What a strange people."
As they entered to him, then they said, "Peace!" He said, "Peace! (You) are a people disclaimed (by me). " (i.e., not recognized by me)
When they came in unto him and said: Peace! he answered, Peace! (and thought): Folk unknown (to me).
When they came to him, they said: "Peace. " He answered: "Peace." They were a people he did not recognise.
When those [heavenly messengers] came unto him and bade him peace, he answered, "[And upon you be] peace!" - [saying to himself,] “They are strangers. ”
˹Remember˺ when they entered his presence and greeted ˹him with˺, "Peace!" He replied, “Peace ˹be upon you˺!” ˹Then he said to himself,˺ “These people must be strangers!”
When they entered upon him, they said: "Peace. " He said: "Peace to a people unknown!"
They visited him, saying, "Peace." He said, "Peace to you, strangers!"
When they entered upon him and said, "[We greet you with] peace. " He answered, "[And upon you] peace, [you are] a people unknown.
When they entered upon him and said: “Peace!” he said: “Peace, people unknown!”
When they visited him greeting him with "Peace!" He answered, "Peace to you strangers!"
When they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" And said: "You are a people unknown to me. "
When they (the angels in human form) entered unto him and said, "We greet you with Salām ." He said, “Salām on you.” (And he said to himself,) “(They are) unknown people.”
When they entered upon him, they said: "Peace." He said: "Peace to a people unknown!"