Diyanet İşleri
Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur'an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.
Zuhruf suresi
Zuhruf suresi, 29. ayet. بَلْ مَتَّعْتُ هَٰٓؤُلَآءِ وَءَابَآءَهُمْ حَتَّىٰ جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ وَرَسُولٌ مُّبِينٌ
bel metta`tü hâülâi veâbâehüm ḥattâ câehümü-lḥaḳḳu verasûlüm mübîn.
Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur'an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim'in sözü; "iki şehrin birinden büyük bir adam" Zuhruf 26–35 3
Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: "Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım."
"Ben ancak O, beni yaratana taparım. Şüphesiz O beni doğru yola iletecektir."
İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı.
Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur'an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.
Fakat kendilerine Hak gelince, "Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkar ediyoruz" dediler.
"Bu Kur'an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!" dediler.
Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
29. “Doğrusu Ben, bunları da babalarını da” türlü arzu ve şehvetlerle “faydalandırdım.” Nihâyet onların amaçları ve nihai maksatları bunlar, oldu. Bunlara karşı kalpten duydukları sevgi, artıp durdu ve sonunda bu, onlarda köklü bir vasıf halini aldı, kökleri ta derinlere varan inanç şekline büründü.
“Nihayet kendilerine” herhangi bir şüphe, tereddüt ve karışıklığın söz konusu olmadığı “hak ve” risaleti apaçık olan, gerek ahlâkı, gerek mucizeleri, gerek getirdikleri gerekse de önceki peygamberlerin onu tasdik etmesi ile hem de bizzat onun kendi daveti ile risâletinin/rasûl olduğunun delilleri apaçık ortada olan “apaçık/açıklayıcı bir peygamber geldi.”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Ben, bu yalanlancı müşrikleri cezalandırmada acele etmedim. Bilakis ben bunları ve atalarını, kendilerine Kur'an ve apaçık açıklayan resul olan, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- gelinceye kadar dünyada geçimliklerle yaşattım.
Aynı kök: متع (70 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)
"Ey babamız! Biz yarışa girmiştik. Yusuf'u da eşyamızın yanında bırakmıştık. (Bir de ne görelim) onu kurt yemiş. Her ne kadar doğru söylesek de sen…
Aynı kök: متع (70 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)
Yüklerini açıp zahire bedellerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte ödediğimiz bedeller de bize geri…
Aynı kök: متع (70 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)
Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz?…
Aynı kök: ابو (117 geçiş)
Yoksa siz Yakub'un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediği, onların da, "Senin ilahına ve ataların İbrahim,…
Aynı kök: ابو (117 geçiş)
Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun!" denildiğinde, "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!" derler. Peki ama, ataları bir şey…
Aynı kök: ابو (117 geçiş)
Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan,…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Doğrusu, bunları da atalarını da kendilerine gerçek ve onu apaçık (tebliğ eden) bir elçi gelinceye kadar barındırdım.
Ama nerde! Ben, işte şunların ve atalarının, hakikat ve (o hakikat) apaçık ortaya koyan bir elçi gelinceye kadar safa sürmelerine izin verdim.
Şimdi, (İbrahim'den sonra yaşamış olanlara gelince,) onlara -ve atalarına- her şeyi apaçık ortaya seren bir elçi aracılığıyla hakikati gönderinceye kadar istedikleri gibi yaşamalarına izin verdim:
Bunları ve onların atalarını, kendilerine Hak ve apaçık bir Rasul gelinceye kadar dünyadan yararlandırdım.
Hayır; Ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar metalandırdım, yaşattım.
Doğrusu bunları da atalarını da kendilerine hak ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim.
Hayır! Gerçeği ve onu açıklayan bir elçiyi gönderinceye dek, onları ve atalarını geçindirdim.
Doğrusu ben, bunları ve babalarını, bu gerçek ve onu açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.
Doğrusu, kendilerine gerçek ve apaçık bir elçi varıncaya kadar şunlara ve atalarına imkan tanıdım.
Doğrusu, kendilerine gerçek ve apaçık bir elçi varıncaya kadar şunlara ve atalarına imkan tanıdım.
Fakat bunları ve atalarını kendilerine hak ve apaçık anlatan bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp yaşattım.
Fakat şunları ve atalarını ta kendilerine hakk ve bir Resuli mübin gelinciye kadar müstefid edip yaşattım
Doğrusu bunları ve atalarını, kendilerine Hakk ve onu açıklayıcı bir Resul gelinceye kadar yararlandırıp yaşattım.
Doğrusu bunları ve atalarını, kendilerine Hakk ve onu açıklayıcı bir resul gelinceye kadar yararlandırıp yaşattım.
Doğrusu bunları ve atalarını, kendilerine Hakk ve onu açıklayıcı bir rasul gelinceye kadar yaşattım.
Hayır; ben onları ve atalarını, kendilerine hak ve açıklayan bir elçi gelinceye kadar metalandırdım, yaşattım.
Daha doğrusu ben onları da, atlarını da, kendilerine hak (ve şeriat hükümlerini) açıklayan bir peygamber gelinceye kadar, faidelendirdim (yaşatdım).
Hayır. Ben, onları da, atalarını da hakkı açıklayan bir peygamber gelene kadar geçindirdim.
(26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?
Evet! Onları ve atalarını, kendilerine hak/Kur'an ve (her şeyi) apaçık (açıklayan) bir rasûl gelinceye kadar nimetlendirdim.
Doğrusu bunları da, babalarını da kendilerine gerçek söz ve (onu) açıklayan elçi gelinceye dek yaşattım.
Aslında kendilerine bu gerçek (Kur'an) ve resul olduğu apaçık olan kişi (Muhammed) gelinceye kadar bunları da atalarını da nimetlerden yararlandırdım.
Aslında bunlara da atalarına da nimetler verdim, sonunda bu gerçek ve onu açıklayan elçi geldi.
Evet, onları ve atalarını kendilerine hak/Kur'an ve (her şeyi) apaçık (açıklayan) bir rasûl gelinceye kadar nimetlendirdim.
Evet, onları ve atalarını kendilerine hak ve apaçık bir elçi gelinceye kadar nimetlendirdim.
Ben, şunlar ve atalarını, kendilerine hak ve açık kanıtlı resul gelinceye kadar nimetlendirdim.
But the idolaters ignored Ibrahim's great legacy and so did their successors. Yet I made them both enjoy life until the truth has come to them at the hands of a reputable and esteemed Messenger,
I have let these people and their fathers enjoy long lives, and now I have given them the Truth and a messenger to make things clear-
Yea, I have given the good things of this life to these (men) and their fathers, until the Truth has come to them, and a messenger making things clear.
(Even when they began worshipping others than Allah We did not destroy them) but bestowed sustenance on them and on their forefathers until there came to them the Truth and a Messenger who clearly expounded things to them. dipnot 1
I let those people and their forefathers enjoy themselves until the truth came to them and a Messenger to make it clear.
Nay, but I gave (the good things of this life) to these (polytheists) and their fathers to enjoy, till there came to them the truth (the Qur’ân), and a Messenger (Muhammad صلى الله عليه و سلم) making things clear.
Rather I provided for these and their fathers until there came to them the truth and a manifest apostle.
(Yet when these disbelievers took to idol-worship I did not obliterate them) rather I allowed them and their fathers to enjoy worldly provisions until there came to them this lasting truth and a great Messenger who tells the right from the wrong.
Nay, but I gave these and their fathers enjoyment of days, until the truth came unto them, and a manifest Messenger.
Although these people [in Arabian Peninsula] turned away from Abraham’s path, and followed their forefathers, I (God) sustained them until I sent them the Truth through a clarifying messenger (Mohammad).
Nay; but I let these (Meccans) and their fathers have enjoyment until the truth came to them, and an apostle.
Indeed, I have given these people and their fathers enjoyment, until the truth came to them, and a clarifying messenger.
Verily I have permitted these Meccans and their fathers to live in prosperity, until the truth should come unto them, and a manifest apostle:
Nay! I let them and their fathers enjoy life until there came to them the Truth and a Messenger making things clear.
No indeed, (but) I made these and their fathers enjoy (life) until the Truth came to them and an evident Messenger.
Nay, but I let these and their fathers enjoy life (only) till there should come unto them the Truth and a messenger making plain.
In fact, I allowed them and their fathers to enjoy this life till the truth, and the apostle preaching it lucidly, came to them.
Now [as for those who did come after him, ] I allowed them - as [I had allowed] their forebears - to enjoy their lives freely until the truth should come unto them through an apostle who would make all things clear:
In fact, I had allowed enjoyment for these ˹Meccans˺ and their forefathers, until the truth came to them along with a messenger making things clear.
Indeed, I have given these people and their fathers to enjoy, until the truth came to them, and a clarifying messenger.
Indeed, I have given these people and their ancestors sufficient chances, then the truth came to them, and a clarifying messenger.
However, I gave enjoyment to these [people of Makkah] and their fathers until there came to them the truth and a clear Messenger.
The truth is, I gave these and their fathers enjoyment, until there came to them the truth and a clear messenger.
As it is, I have let these people, and their fathers get along with their lives, until the Truth has come to them and a Messenger making things clear (and afford them a chance to achieve true success).
Nay (in reality)! I (reference to Allah), have given the good things of this life. To these (men) and their fathers, until the Truth has come to them and a messenger who makes things clear.
But, I gave these and their fathers enjoyment, until the truth came to them, and a messenger as well who explains (it).
Indeed, I have given these people and their fathers to enjoy, until the truth came to them, and a clarifying messenger.