Diyanet İşleri
Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.
Zuhruf suresi
Zuhruf suresi, 83. ayet. فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
feẕerhüm yeḫûḍû veyel`abû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yû`adûn.
Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Rahmân'ın çocuğu yoktur; "hoş gör ve selam de" Zuhruf 81–89 3
Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil, yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadırlar.
(Ey Muhammed!) De ki: "Eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum."
Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır.
Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.
O, gökte de ilah olandır, yerde de ilah olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! Kıyametin bilgisi de yalnız O'nun katındadır ve yalnızca O'na döndürüleceksiniz.
O'nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefaat edebilirler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
83. “Bırak onları... dalıp oyalansınlar.” Batıla dalsınlar ve imkânsız şeylerle oyalanıp dursunlar. Onların bilgileri zararlıdır, fayda vermez. Zira onlar, hakka karşı ileri sürdükleri bilgilere dalıp bu hususları araştırırlar. Böylelikle peygamberlerin getirdiklerini akılları sıra çürütmeye çalışırlar. Onların amelleri de oyalanmadır ve akılsızlıktır. Ruhları arındırmaz ve hiçbir bilgi doğurmaz.
Bundan dolayı Yüce Allah, ileride karşılarına çıkacak olan Kıyamet günü ile onları tehdit ederek: “tehdit edildikleri güne kavuşuncaya kadar” buyurmaktadır. Zira o, günde ne elde etmiş olduklarını bilecekler. Kazandıkları ebedi bedbahtlığı ve sürekli azabı görecekler.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Resul!- Bırak onları, kendilerine vadolunan günlerine kavuşuncaya kadar batıllarına dalsınlar ve oynaya dursunlar. O gün ise kıyamet günüdür.
Aynı kök: خوض (12 geçiş) · Aynı kök: لعب (20 geçiş) · Aynı kök: وذر (45 geçiş)
Sen onları bırak, uyarıldıkları günlerine kavuşuncaya kadar batıl inançlarına dalsınlar ve oynasınlar.
Aynı kök: خوض (12 geçiş) · Aynı kök: لعب (20 geçiş) · Aynı kök: وذر (45 geçiş)
Allah'ın kadrini gereği gibi bilemediler. Çünkü, "Allah, hiç kimseye hiçbir şey indirmedi" dediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet…
Aynı kök: خوض (12 geçiş) · Aynı kök: لعب (20 geçiş)
Şayet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, "Biz sadece lafa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk", derler. De ki: "Allah'la, O'nun ayetleriyle…
Aynı kök: لعب (20 geçiş) · Aynı kök: وذر (45 geçiş)
Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi…
Aynı kök: وذر (45 geçiş) · Ortak kavram: Vaad
Onlar, "Sen bize tek Allah'a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi…
Aynı kök: لعب (20 geçiş)
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kafirleri dost edinmeyin. Eğer mü'minler…
Aynı kök: لعب (20 geçiş)
Siz namaza çağırdığınız vakit onu alaya alıp eğlence yerine koyuyorlar. Bu, şüphesiz onların akılları ermeyen bir toplum olmalarındandır.
Aynı kök: وذر (45 geçiş)
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sen (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar.
Artık onları bırak, geleceği vaad olunan günlerine kavuşuncaya kadar lafazanlıkla oyalansınlar ve (kelimelerle) oynamayı sürdürsünler.
Onları bırak da vaad edilen (Hesap) Günü ile karşılaşıncaya kadar beyhude konuşmalarla oyalansınlar ve (kelimelerle) oynayıp dursunlar!
Bırak onları, vadolundukları sürece kavuşuncaya kadar (dünyalarına) dalsınlar ve oynasınlar!
Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar, dalsınlar ve oynaya dursunlar.
Sen bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya dursunlar.
Artık, onlara aldırış etme. Kendilerine sözü verilen güne kavuşuncaya dek, aymazlık içinde oyalansınlar.
Uyarıldıkları güne kavuşuncaya kadar bırak onları; eğlenceye dalsınlar, oynasınlar!
Bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynasınlar.
Bırak onları, kendilerine söz verilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsınlar, oynasınlar.
Şimdi bırak onları dalsınlar, oynaya dursunlar, va'dolunduklan günleri (gelip) çatasıya kadar!
Şimdi bırak onları dalsınlar, oynıya dursunlar ta va'dolundukları günlerine çatasıya kadar
Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.
Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.
Artık onları kendi hallerine bırak! Uyarıldıkları güne kavuşuncaya değin boş şeylerle oyalanıp dursunlar.
Artık onları bırak; onlara vadedilen günlerine kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.
(Şimdilik) sen bırak onları, (baatılın içine) dalsınlar, (dünyalarında) oynaya dursunlar. Nihayet (azab ile) tehdid edilmekde oldukları günlerine kavuşdurulacaklardır.
Bırak onları, kendilerine vaadedilen güne ulaşıncaya kadar dalsınlar, oyalanıp dursunlar.
(78-89) Kesin olan şu ki gerçekten biz size, hakkı getirdik ve lakin siz haktan hoşlanmıyorsunuz. Onlar işlerini sağlama aldılarsa bizde işini sağlama alanlarız / mübrimiz . Biz onların sırlarını ve fısıldaşmalarını işitme yeceğimizi mi hesap ediyorlar? Bilakis yanlarında ki elçilerimiz yazıyorlar / kaydediyorlar. De ki eğer Rahman'ın bir çocuğu olsaydı ona ilk ibadet eden ben olurdum, semaların ve arzın rabbi, tahtın / arşın Rabbi, vasıflandırmalarınızdan üstündür. Vaad edilen günleri ile buluşuncaya değin bırak onları / sal onları, dalsınlar ve oyunla oyalansınlar. O Gökte de ilahıdır, yerde de ilahtır. O ilah, hâkimdir bilendir , göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin egemenliği / mülkiyeti Ona ait olan (Allah) ne mübarektir. Saatin bilgisi O ’nun yanındadır, Ona dönüş yapılır / rücu edilir, O'nun dışında dua ettikleriniz şefaat konusuna Malik değildirler, ancak gerçeğe / hakka şahit olan istisnadır. (Onlar şefaat ederler) Onlar biliyorlar. Şayet onlara, onları kimin yarattığını sorsan Allah diyeceklerdir o halde nasıl oluyor da kara çalıyorsunuz / ifk ediyorsunuz? Onlar hakkında denilir ki ey Rab, işte onlar kesinlikle inanmayan kavimdir, onlara aldırma ve selam de, artık ilerde bilecekler. (Şimdi değil)
Bırak onları, kendilerine vadedilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.
Bırak onları, kendilerine söylenen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.
Artık onları bırak da tehdit edildikleri günle yüzleşinceye dek boş işlere dalsın, oynayıp dursunlar dipnot 1 .
Onları kendi hallerine bırak, boş işlere dalsınlar da tehdit edildikleri azap günüyle yüzleştirilinceye dek oyalanıp dursunlar.
Bırak onları, kendilerine vadedilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.
Bırak onları, kendilerine vaat edilen güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynaya dursunlar.
Bırak onları, kendilerine vaat edilen günlerine kavuşuncaya değin dalıp gitsinler; oynayıp oyalansınlar!
Let them drown themselves O Muhammad in the nonsensical and in vanities and engage in amusement which is the happiness of those who cannot think, until the encounter with the Day they have been promised.
Leave them to wade in deeper and play about, until they face the Day they have been promised.
So leave them to babble and play (with vanities) until they meet that Day of theirs, which they have been promised.
So leave them alone to indulge in their vanities and to frolic about until they encounter that Day of theirs against which they have been warned.
So leave them to plunge and play around until they meet their Day which they are promised.
So leave them (alone) to speak nonsense and play until they meet the Day of theirs which they have been promised.
So leave them to gossip and play until they encounter their day which they are promised.
So leave them alone to indulge in vain talk and to keep themselves occupied with unreal things until they meet their time (of punishment) which they have been promised.
Then leave them alone to plunge and play, until they encounter that day of theirs which they are promised.
Let them be amused by their fabrications till they see the Day which is waiting them.
But leave them to ponder and to play until they meet that day of theirs which they are promised.
So leave them to speak nonsense and play until they meet their day, which they have been promised.
Wherefore let them wade in their vanity, and divert themselves, until they arrive at their day with which they have been threatened.
So leave them flounder in false discourses and sporting until they meet their Day which they are promised.
So leave them out to wade (i. e., to become absorbed in) and play until they meet the Day which they are promised.
So let them flounder (in their talk) and play until they meet the Day which they are promised.
Leave them to their vain discoursing and horse-play till they come to meet their promised day (of reckoning).
But leave them to indulge in idle talk and play [with words] until they face that [Judgment] Day of theirs which they have been promised:
So let them indulge ˹in falsehood˺ and amuse ˹themselves˺ until they face their Day, which they have been warned of.
So leave them to speak nonsense and play until they meet their Day, which they have been promised.
Let them blunder and play until they meet their day that is awaiting them.
So leave them to converse vainly and amuse themselves until they meet their Day which they are promised.
So leave thou them alone to discourse vainly and play until they meet their day which they are promised.
So let them chatter and play until they meet their Day which they have been promised.
So leave them (alone) to talk aimlessly and play (with petty things) until they meet that Day of theirs, which they have been promised.
So, let them indulge (in their fallacy) and play, until they face their Day that they are promised.
So leave them to speak nonsense and play until they meet their Day which they have been promised.