Diyanet İşleri
Hani, "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız" diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hala şahitlik etmektesiniz.
Bakara suresi
Bakara suresi, 84. ayet. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَآءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ أَنفُسَكُم مِّن دِيَٰرِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ
veiẕ eḫaẕnâ mîŝâḳaküm lâ tesfikûne dimâeküm velâ tuḫricûne enfüseküm min diyâriküm ŝümme aḳrartüm veentüm teşhedûn.
Hani, "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız" diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hala şahitlik etmektesiniz.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Misak: ana babaya iyilik, kan dökmemek Bakara 83–86 3
Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Hani, biz İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz, herkese güzel sözler söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız, zekatı vereceksiniz" diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç, yüz çevirerek sözünüzden döndünüz.
Hani, "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız" diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hala şahitlik etmektesiniz.
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab'ın (Tevrat'ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.
Andolsun, Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya mucizeler verdik. Onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 84–85. ayetler için yazılmıştır.
84-85. Bu ayetlerde sözü geçen tutum, Medine’de vahyin indirildiği dönemde bulunanların tutumudur. Şöyle ki Ensar’ı oluşturan Evs ile Hazreçliler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamber olarak gönderilmesinden önce müşrik idiler ve cahiliye âdeti üzere birbirleri ile çarpışıyorlardı. İşte bu halde oldukları sırada Kurayza oğulları, Nadir oğulları ve Kaynuka oğulları diye bilinen üç yahudi grubu gelip onların bulundukları bölgeye yerleştiler. Ve onların her bir kesimi Medinelilerden bir kesimle antlaştılar. Birbirleri ile savaşacak olurlarsa yahudiler de o Araplarla savaşan kendi antlaşmalılarına, diğer Araplara karşı yardımcı oluyorlardı. Karşı taraftaki Araplara da bir başka yahudi kesimi yardımcı oluyordu. Böylelikle bir yahudi diğer bir yahudiyi öldürebiliyor ve herhangi bir sürgün ve talan söz konusu olduğu takdirde onu yurdundan çıkarabiliyordu. Daha sonra savaş sona erdiğinde eğer iki kesim arasında birtakım kimseler esir düşmüş ise fidye vererek biri diğerini esaretten kurtarıyordu. Hâlbuki şu üç husus onlara emredilmiş ve farz kılınmıştı: Biri diğerinin kanını dökmeyecekti, biri diğerini yurdundan çıkarmayacaktı ve onlardan birisinin esir olduğu görülecek olursa fidye vererek onu kurtaracaklardır. Onlar son emri yerine getirdiler. İlk iki emri ise terk ettiler. İşte Yüce Allah bu hususa işaret ederek ve onların bu yaptıklarını reddederek şöyle buyurmaktadır:
“Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıyorsunuz da” bu fidye vererek esirleri kurtarmaktır; “bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” Bu da (dindaşlarını) öldürmeleri ve yurtlarından çıkarmalarıdır. Bu buyrukta imanın verilen emirleri yerine getirmeyi, yasaklardan da kaçınmayı gerektirdiğine ve emir olarak verilen buyrukların imandan olduğuna dair delil vardır. Daha sonra Yüce Allah bu şekilde davrananlar hakkında şöyle buyurmaktadır: “İçinizden böyle yapanların cezası dünya hayatında zilletten başka bir şey değildir.” Nitekim bu gerçekleşmiş ve Yüce Allah onları hor ve hakir düşürmüş, Rasûlü’nü onlara galip getirmiş, O da kimilerini öldürmüş, kimilerini esir etmiş, kimilerini de yurtlarından sürgüne göndermiştir. “Kıyamet gününde ise böyleleri azabın en şiddetlisine” en büyüğüne “itilirler. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” Daha sonra Yüce Allah onların Kitab’ın bir bölümünü inkar edip bir bölümüne iman etmelerine sebep olan şeyi şöylece haber vermektedir:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Tevrat'ta birbirinizin kanını dökmenin ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmanın haram kılındığı ile ilgili sizden aldığımız o sapasağlam sözü hatırlayın. Sonra bu hususta sizden aldığımız sözü itiraf ettiniz ve bunun doğru olduğuna şahitlik etmektesiniz.
Aynı kök: سفك (2 geçiş) · Aynı kök: دمو (10 geçiş)
Hani, Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa…
Aynı kök: وثق (34 geçiş) · Aynı kök: قرر (38 geçiş) · Ortak kavram: Şahitlik
Hani, Allah peygamberlerden, "Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka…
Aynı kök: وثق (34 geçiş) · Aynı kök: دور (55 geçiş)
Derken, onların ardından yerlerine Kitab'a (Tevrat'a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve "(nasıl olsa) biz…
Aynı kök: وثق (34 geçiş) · Aynı kök: دور (55 geçiş)
Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde…
Aynı kök: قرر (38 geçiş) · Aynı kök: دور (55 geçiş)
"Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak (geçici) bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedi olarak kalınacak yerdir."
Aynı kök: دمو (10 geçiş)
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret…
Aynı kök: دمو (10 geçiş)
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş,…
Aynı kök: دمو (10 geçiş)
De ki: "Bana vahyolunan Kur'an'da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah'tan başkası…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Hani birbirinizin kanlarını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Sonunda siz de şahit olarak (bunları) kabul etmiştiniz. dipnot 1
Yine sizden "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayacaksınız" diye de söz almıştık; üstelik siz de bunu ikrar etmiştiniz; hala da buna şahitsiniz.
O zaman, birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan sürmeyeceğinize dair kesin söz almıştık sizden, siz de kabul etmiştiniz; ve (şimdi de) buna şahitlik yapıyorsunuz.
Hani sizden, birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yaşadığı yerden uzaklaştırmayın diye söz almıştık. Siz de buna şahitlik eder halde ikrar (kabul) etmiştiniz.
Hani sizden "Birbirinizin kanını dökmeyin, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın" diye misak almıştık. Sonra sizler bunu onaylamıştınız, hala (buna) şahitlik ediyorsunuz.
(Ey İsrâiloğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden kesin bir söz almıştık. Her şeyi görerek sonunda bunları kabul etmiştiniz.
Oysa sizden kesin söz almıştık: "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız!" Bunu kabul etmiş ve tanık olmuştunuz.
Hatırlayınız ki, sizden,"Birbirinizin kanını akıtmayınız, birbirinizi yurtlarınızdan çıkartmayınız"diye sağlam söz almıştık. Sonra siz bunu kabullendiniz ve birbirinize karşı şahitlik ettiniz.
Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarından çıkarmayacaksınız diye de sizden söz almıştık. Bunu kabul etmiş ve tanık olmuştunuz.
Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarından çıkarmıyacaksınız diye de sizden söz almıştık. Bunu kabul etmiş ve tanık olmuştunuz.
Yine bir vakit kesin sözünüzü almıştık: "Birbirinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız." Sonra siz bunu ikrar da ettiniz ve ikrarınıza şahit de oldunuz.
Yine bir vakit misakınızı aldık; biribirinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, ve nüfusunuzu diyarınızdan çıkarmıyacaksınız, sonra siz buna ıkrar da verdiniz ve ıkrarınıza şahit de oldunuz
Hani! Bir zamanlar sizden, birbirinizin kanlarını dökmeyeceğinize ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair kesin söz almıştık. Bu sözümüzü kabul ettiğinizin tanıkları sizlersiniz.
Hani! Bir zamanlar sizden, birbirinizin kanlarını dökmeyeceğinize ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair kesin söz almıştık. Bu sözümüzü kabul ettiğinizin tanıkları sizlersiniz.
Hani! Bir zamanlar sizden, birbirinizin kanlarını dökmeyeceğinize ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair kesin söz almıştık. Bu sözümüzü kabul ettiğinizin tanıkları sizlersiniz.
Hani sizden "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz ve birbirinizi yurtlarınızdan (diyariküm) çıkarmıyacaksınız diye misak almıştık. Sonra sizler bunu onaylamıştınız (akrertüm). Hala da buna tanıklarsınız.
Hani sizden (ey Yahudiler,) "(Birbirinizin) kanlarını (haksız) yere) akıtmayın, kendinizi kendi yurdlarınızdan çıkarmayın" diye kat'i söz almışdık. Sonra siz de (buna karşı) ikraar vermişdiniz ve haala (bu yolda aleyhinizde) şahidlik edib duruyorsunuz da.
Hani; bir de kanınızı dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan sürmeyin diye söz almıştık, sonra bunu ikrar ettiniz ve şahid de oldunuz.
(83-86) Bir vakit İsrailoğullarından bir söz almıştık Allah’tan başkasına tapmayın, anne babaya , yakınlığı olanlara, yetimlere ve yoksunlara / miskinlere güzel davranışlarda bulunun, namazı kalkıp kılın, zekâtı verin. Sonra azınız hariç yüz çevirdiniz (verilen sözü adeta duvara astınız) döneklik ettiniz. Yine bir vakit sizden söz aldık kanlarınızı dökmeyeceksiniz birbirinizi yurtlarınızdan / diyarlarınızdan çıkarmayacaksınız sonra bu sözü tekrar ettiniz ve sizler şahitlik te ettiniz. Sonra siz, işte şunlarsınız; birbirinizi öldürüyorsunuz, bir bölümünüz sizden birilerini diyarlarından çıkarıyor, onlar aleyhine günah ve düşmanlık hususunda birbirinizle yardımlaşıyorsunuz, esir olarak size getirildiklerinde onlardan fidye alıyorsunuz , size haram olmasına rağmen onları yurtlarından çıkarıyorsunuz. Siz kitabın bir kısmına mı inanıyorsunuz? Bir kısmını da inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bu şekilde yapanın cezası dünya hayatında utanılacak haldir / rezilliktir, kıyamet gününde ise azabın daha şiddetlisine geri itilirler (raddü). Allah yapıyor olduklarınızdan gafil değildir. Onlar ki ahiret hayatı yerine dünya hayatının müşterisi olmuş almışlardır , onlardan azap kesinlikle hafifletilmeyecektir , onlara yardım da edilmeyecektir.
(Ey İsrailoğulları!) “Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.
"Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz,birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız?" diye sizden kesin söz almıştık; göre göre bunu kabul etmiştiniz.
"Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, sizden olanları yurdunuzdan çıkarmayacaksınız!" diye de söz almıştık. Bunu da kabul etmiştiniz. Siz bunu (Tevrat'ta) dipnot 1 görüyorsunuz.
Eski Ahit · 1. Krallar 12:24
‹RAB diyor ki, İsrailli kardeşlerinize saldırmayın, onlarla savaşmayın. Herkes evine dönsün! Çünkü bu olayı ben düzenledim.› ” RABbin bu sözlerini duyan halk Onun buyruğuna uyup evine döndü. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Eski Ahit · Hezekiel 45:9
“ ‹Egemen RAB şöyle diyor: Yeter artık, ey İsrail önderleri! Zorbalığı, baskıyı bırakın. Adil ve doğru olanı yapın. Halkımı kendi topraklarından kovmayın. Egemen RAB böyle diyor. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Bir gün sizden yine "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, kendinizden olanları yurdunuzdan çıkarmayacaksınız!" diye söz aldık. Bunu kabul etmiştiniz; siz de buna şahitsiniz.
Sizden; “Kanınızı akıtmayınız, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayınız” diye söz almıştık; sonra siz de söz vermiştiniz ve hala buna şahitlik ediyorsunuz.
Sizden "boş yere kanınızı akıtmayınız, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayınız" diye söz almıştık; sonra siz de söz vermiştiniz ve hala buna şahitlik ediyorsunuz.
Sizden şu sözü de almıştık: Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz. Birbirlerinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız. Bunu kabul etmiştiniz. Hala da buna tanıklarsınız.
Again, We entered into another Covenant declaring thus: "Do not shed your own blood", We said, "nor expel each other from your dwellings," and you sanctioned it and bore witness to its validity as stated in your own AL-Tawrah.
We took a pledge from you, ‘Do not shed one another’s blood or drive one another from your homelands.’ You acknowledged it at the time, and you can testify to this.
And remember We took your covenant (to this effect): Shed no blood amongst you, nor turn out your own people from your homes: and this ye solemnly ratified, and to this ye can bear witness.
And recall when We made a covenant with you, that you shall not shed one another’s blood, and shall not turn out one another from your homelands; you confirmed it, and you yourselves are witnesses to it.
And when We made a covenant with you not to shed your blood and not to expel one another from your homes, you agreed and were all witnesses.
And (remember) when We took your covenant (saying): Shed not the blood of your (people), nor turn out your own people from their dwellings. Then, (this) you ratified and (to this) you bear witness.
And when We took a pledge from you: ‘You shall not shed your [own people’s] blood, and you shall not expel your folks from your homes,’ you pledged, and you testify [to this pledge of your ancestors].
And (recall) when We took a covenant from you, `You shall not shed each other's blood and you shall not expel your people from your homes. ' Then you confirmed it (promising to abide by it) and you witnessed (the covenant).
And when We took compact with you: 'You shall not shed your own blood, neither expel your own from your habitations'; then you confirmed it and yourselves bore witness.
I also took a solemn pledge from you that you should not shed your own people’s blood and deport each other from their land. You promised and bore witness.
And when we took covenant from you, 'shed ye not your kinsmans blood, nor turn your kinsmen out of their homes:' then did ye confirm it and were witnesses thereto.
We have taken a covenant with you, "You shall not spill each other's blood, nor drive each other out from your homes." You agreed to this while bearing witness.
And when We accepted your covenant, saying, ye shall not shed your brothers blood, nor dispossess one another of your habitations. Then ye confirmed it, and were witnesses thereto.
And remember when We took a covenant from you, "shed not your kinsman's blood, nor turn your kinsmen out of their homes:" then did you confirm it and were witnesses thereto.
And (remember) as We took compact with you (that), "You shall not shed your blood, (Literally: bloods) nor drive out yourselves (i. e., your own people) from your residences." Thereafter you ratified (that), and you yourselves bore witness.
And when We made with you a covenant (saying): Shed not the blood of your people nor turn (a party of) your people out of your dwellings. Then ye ratified (Our covenant) and ye were witnesses (thereto).
And remember, when We made a covenant with you whereby you agreed you will neither shed blood among you nor turn your people out of their homes, you promised, and are witness to it too.
And lo! We accepted your solemn pledge that you would not shed one another's blood, and would not drive one another from your homelands - whereupon you acknowledged it; and thereto you bear witness [even now].
And ˹remember˺ when We took your covenant that you would neither shed each other’s blood nor expel each other from their homes, you gave your pledge and bore witness.
And We have taken a covenant with you: "You shall not spill each other's blood, nor drive each other out from your homes. " And you agreed to this while bearing witness.
We made a covenant with you, that you shall not shed your blood, nor shall you evict each other from your homes. You agreed and bore witness.
And [recall] when We took your covenant, [saying], "Do not shed each other's blood or evict one another from your homes. " Then you acknowledged [this] while you were witnessing.
And when We took your agreement: “Shed not your blood, and turn not your own out of your homes,” then you affirmed and bore witness;
And, We made a Covenant with you saying, "Desist from feuds and mutual bloodshed, and do not expel your own people from your towns and dwellings. Then you agreed and you were witnesses thereof.
And (remember) when, We took your Promise (that you will) shed no blood among yourselves, and not turn out your own people from your homes: And to this you truly agreed, and to this you (yourselves) can bear witness.
When We took a pledge from you: "You shall not shed the blood of one another, and you shall not drive one another out of your homes." Then you agreed, being yourselves the witnesses.
And We have taken a covenant with you: "You shall not spill the blood of each other, nor expel each other from your homes." And you agreed to this while bearing witness.