Duhân suresi

Duhân suresi, 16. ayet

Duhân suresi, 16. ayet. يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ

yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.

Diyanet İşleri

Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Duhân 13–19 · surenin 16. ayeti / 59

Konu Mübarek gece; dumanın gelişi ve azap Duhân 1–16 3

  1. Duhân 13

    Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.

  2. Duhân 14

    Sonra ondan yüz çevirdiler ve "Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!" dediler.

  3. Duhân 15

    Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski halinize döneceksiniz.

  4. 16

    Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.

  5. Duhân 17

    Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Musa) gelmişti.

  6. Duhân 18

    O, şöyle demişti: "Allah'ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim."

  7. Duhân 19

    "Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum."

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

Bu metin 10–16. ayetler için yazılmıştır.

10. “O halde sen, göğün aşikar bir duman getireceği günü gözle!” Onların azaba uğramalarını bekle. Çünkü onların azap edilme vakti yaklaşmış bulunuyor.

11-16. “O, insanları” bu duman, onların hepsini “bürüyecektir.” Ve onlara:

“Bu can yakıcı bir azaptır” denilecektir. Müfessirler, buradaki “duman”dan maksadın ne olduğu hususunda farklı görüşlere sahiptir:

1. Bir görüşe göre bu, Kıyamet gününde cehennem ateşi günahkârlara yakınlaştırılınca insanları bürüyüp kuşatacak olan bir dumandır. Buna göre Yüce Allah, bu buyruğunda Kıyamet gününün azabı ile onları tehdit etmekte ve peygamberine de onların bu gün ile karşılaşmalarını gözetlemesini emretmektedir.

Kâfirleri tehdit etmek ve onlara gelecek olan azabı acele istememek hususunda Kur’ân’ın izlediği yolun bu olması, bu manayı desteklemektedir. Zira bu tür buyruklarda o gün hatırlatılarak ve onun azabı bildirilerek kafirler korkutulmaktadır. Aynı zamanda peygamber ve mü’minlere de kendilerine eziyet verenlerin başına gelecek azap bildirilerek onlar teselli edilmektedirler.

Yine bu manayı şu âyet-i kerime de desteklemektedir: “Onlarda düşünüp öğüt almak nerede? Halbuki onlara açıklayıcı bir peygamber de gelmiştir.” (13. ayet) Zira bu sözler, Kıyamet gününde kâfirlere, dünyaya döndürülmeyi isteyecekleri vakit söylenecek ve onlara: Artık geri dönüş zamanı geride kalmıştır, denilecektir.

2. Bir diğer görüşe göre bu dumandan kasıt, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Kureyş kâfirlerine iman etmedikleri ve hakka karşı büyüklendikleri için beddua etmesi üzerine onların başına gelen bir musibettir. Peygamber, onlara yaptığı bedduasında: “Allah’ım Yusuf(un döneminde görülen kıtlık) yılları gibi yıllarla onlara karşı bana yardımcı ol!”[20] demişti.

Bunun üzerine Yüce Allah da onları çok büyük bir açlığa mahkûm etmiş ve sonunda leşleri, kemikleri yeme noktasına kadar varmışlar, gök ile yer arasında hiçbir şey olmadığı halde bir duman görecek hale gelmişlerdi. Bunun sebebi ise aşırı derecedeki açlıkları idi. Buna göre Yüce Allah’ın: “O halde sen, göğün aşikar bir duman getireceği günü gözle” buyruğundaki duman, onların bakışları ve algılayışları itibariyle bir dumandı. Yoksa gerçekte duman diye bir şey yoktu. Onların bu durumları, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den merhamet dilenip de Yüce Allah’a kendileri için bu azabı üzerlerinden kaldırması için dua etmesini istedikleri ve onun da dua etmesi üzerine Allah’ın bu azabı üzerlerinden kaldırması vaktine kadar devam etmişti.

Buna göre Yüce Allah’ın: “Biz, o azabı bir süre kaldıracağız; ama şüphesiz siz yine (eski halinize) döneceksiniz” buyruğu Yüce Allah’ın bu azabı üzerlerinden kaldıracağına dair bir haberdir. Ayrıca eğer tekrar büyüklenmeye ve yalanlamaya dönmesinler diye onlara bir tehdittir. Hem de ona döneceklerine dair bir haberdir ki haber verildiği gibi de gerçekleşmiştir. Yine Yüce Allah, bu şekilde hareket etmeleri halinde büyük yakalayışla onları cezalandıracağını da bildirmiştir. Müfessirlerin dediklerine göre bu, Bedir vakasıdır. Ancak bu görüşün tartışmaya çok açık bir görüş olduğu aşikardır.

3. Bir başka görüşe göre bu dumandan kasıt, Kıyamet alâmetlerinden olan dumandır ve âhir zamanda gerçekleşecektir. Bu duman, insanların nefes almalarını zorlaştıracak ve mü’minler de bir dumandan rahatsız olur gibi ondan rahatsız olacaklardır.

Ancak kabul edilmeye değer olan, birinci görüştür. Burada şöyle bir ihtimal de vardır: “O halde sen, göğün aşikar bir duman getireceği günü gözle. O (duman) insanları bürüyecektir. “Bu, can yakıcı bir azaptır. “Rabbimiz! Bu azabı üzerimizden kaldır. Çünkü biz iman edeceğiz.” (derler.) Ama nerde onlarda düşünüp öğüt almak?! Halbuki onlara açıklayıcı bir peygamber de gelmiştir. Sonra yine ondan yüz çevirdiler ve: “O, kendisine bir şeyler öğretilmiş bir delidir” dediler.” buyruklarında kastedilen bütün hususlar, Kıyamet gününde gerçekleşecektir. Buna karşılık Yüce Allah’ın: “Biz, o azabı bir süre kaldıracağız; ama şüphesiz siz yine (eski halinize) döneceksiniz. En büyük azapla yakalayacağımız gün, hiç şüphe yok ki Biz, (onlardan) intikam alacağız” buyrukları ise az önce zikredildiği üzere Kureyşlilerin başından geçen musibete işaret olabilir.

Bu âyet-i kerimelerin bu iki mana ve hususa dair nâzil olduğu kabul edilecek olursa, âyetlerin lafzında buna mani herhangi bir husus olmadığı görülür. Aksine bu lafızların belirttiğimiz bu iki manaya tam olarak uyduğu görülür. Kanaatimizce kuvvetli olan ve doğru olma ihtimali daha ileri olan görüş de budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

-Ey Resul!- Bedir gününde ve kıyametin şiddetli azap gününde kavminin kâfirlerini kuvvetlice yakalamamızı bekle. Allah'a küfür etmeleri ve resulünü yalanlamaları sebebi ile biz de onlardan intikamımızı mutlaka alacağız.

Kelimeler

6 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. يَوْمَ yevme o gün kök: يوم
  2. نَبْطِشُ nebtişu vururuz kök: بطش
  3. ٱلْبَطْشَةَ l-betşete vuruşla kök: بطش
  4. ٱلْكُبْرَىٰٓ l-kubra büyük kök: كبر
  5. إِنَّا inna zira biz
  6. مُنتَقِمُونَ muntekimune öc alıcıyız kök: نقم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: بطش (10 geçiş)

    Onların yürüyecek ayakları mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var, ya da işitecek kulakları mı var? De ki: "Haydi, çağırın…

  • Aynı kök: بطش (10 geçiş)

    "Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız."

  • Aynı kök: بطش (10 geçiş)

    Musa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince adam, "Ey Musa! Dün birini öldürdüğün gibi, beni de öldürmek mi istiyorsun. Sen ancak…

  • Aynı kök: نقم (17 geçiş)

    (3-4) O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i insanlar için birer hidayet olarak…

  • Aynı kök: نقم (17 geçiş)

    De ki: "Ey kitap ehli! Sadece Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olan (ilahi kitap)lara inandığımızdan ve çoğunuzun da fasıklar…

  • Aynı kök: نقم (17 geçiş)

    Ey iman edenler! İhramlı iken (karada) av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine) bir ceza vardır. (Bu ceza),…

  • Ortak kavram: Kibir

    Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük…

  • Ortak kavram: Kibir

    Sabrederek ve namaz kılarak (Allah'tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah'a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

79 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

(Fakat) biz büyük bir darbe vuracağımız gün şüphesiz ki intikam alıcıyız. dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Yüce Allah'ın intikam almasıyla ilgili bilgi için bkz. A‘râf 7:136, dipnot 1.

Mustafa İslamoğlu

Kapana kıstırıp enselediğimiz büyük gün gelip çatınca da, her halükarda yaptıklarınızın acısını size tattıracağız.

Muhammed Esed

(bütün günahkarları) şiddetli bir hamle ile kuşatacağımız Gün, (sizden de) intikamımızı mutlaka alacağız!

Ahmed Hulusi

O süreçte (semanın apaçık bir duman olarak geldiğinde) en büyük yakalayışla yakalarız. . . Muhakkak ki biz yapılan suçların sonuçlarını yaşatanız!

Ali Bulaç

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.

Ali Özek ve heyeti

Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız .

Ali Rıza Safa

Yaman bir yakalayışla yakalayacağımız gün, hak ettikleri cezayı kesinlikle vereceğiz.

Bayraktar Bayraklı

Fakat biz büyük bir şiddetle vurup yakaladığımız gün, elbette kendilerinden intikam alacağız.

Edip Yüksel

Asıl o büyük yakalama ile yakaladığımızda öc alırız.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Asıl o büyük yakalama ile yakaladığımızda öc alırız.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ama (kendilerini) o büyük şiddetle sıkıvereceğimiz gün, muhakkak Biz intikam alacağız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Amma o büyük satvetle sıkıvereceğimiz gün her halde biz intikam alacağız

Erhan Aktaş

En büyük yakalayışla yakalayacağımız gün, kuşkusuz Biz, mutlaka hesap görenleriz.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

En büyük yakalayışla yakalayacağımız gün, kuşkusuz Biz, mutlaka hesap görenleriz.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

En büyük yakalayışla yakalayacağımız gün, kuşkusuz Biz, mutlaka hesap görenleriz.

Gültekin Onan

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette biz intikam alacağız.

Hasan Basri Çantay

Çok büyük bir şiddet ve satvetle (kendilerini) çarpacağımız gün muhakkak ki biz (onlardan) intikaam alıcılarız.

İbni Kesir

Onları çarptıkça çarpacağımız gün; şüphesiz intikam alırız.

Mehmet Alagaş

(9-16) Onlar bir kuşku içinde oynuyorlar , insanları kaplayacak , apaçık bir dumanın geldiği günü gözetle , işte bu acıtıcı bir azaptır, Rabbimiz bizden azabı gider / kaldır kesinlikle biz iman ediyoruz , onlar için artık hatırlamak / anmak artık ne kadar uzak! Onlara apaçık bir Resul gelmişti de sonra ondan yüz çevirmişlerdi öğretilmiş / belletilmiş / muallim divane / mecnun dediler. Biz az bir şey , azabı gidereceğiz siz yine kesinlikle küfre döneceksiniz. O gün büyük bir yakalayış ile yakalayacağız biz kesinlikle öc alıcıyız / intikam alıcıyız.

Rowwad Tercüme Merkezi

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.

Süleyman Ateş

O gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öç alıcıyız!

Süleymaniye Vakfı

Bunlara en büyük darbeyi indireceğimiz gün(ü gözle), biz hak ettikleri cezayı elbette vereceğiz dipnot 1 .

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Müşriklerin hak ettikleri ceza, Mekke'yi Müslümanlara bırakmak zorunda kalacak olmalarıdır (İsra 17/76-77). Müslümanları göçe zorlayan Mekkeli müşrikler; Bedir (Enfal 8/67-70), Uhud (Al-i İmran 3/172-174) ve Hendek (Ahzab 33/25) savaşlarında ağır darbeler aldılar. Sonra Müslümanlarla Mekke'nin yanı başında, Hudeybiye'de bir antlaşma yapmak zorunda kaldılar (Tevbe 9/7). Müşriklerin antlaşmayı bozmaları üzerine, Müslümanlar Mekke çevresine kadar gelince, onlar paniğe kapılıp çaresiz kaldılar. İslam ordusuna karşı koyamayacaklarını anladılar ve Ebu Süfyan başkanlığında bir heyeti Muhammed aleyhisselamın karargahına gönderdiler. Ebu Süfyan, Kabe'nin avlusunda Mekkelilere kendisinin İslamiyet'i kabul ettiğini ve teslim olmaktan başka çarelerinin kalmadığını söyledi (DİA, Mekke md.). Ama onun Müslüman olduğunu söylemesi, Mekke'nin Müslümanların eline geçmesine engel olmadı. Mekke'yi de kaybedince müşrikler en ağır darbeyi yediler ve bütün hakimiyetleri yok oldu.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bütün bunlar, onlara o büyük darbeyi indireceğimiz gün dipnot 1 olacaktır. Biz onlara hak ettikleri cezayı vereceğiz.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Mekke'nin fethedildiği gün

Şaban Britch

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.

Şaban Piriş

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette intikam alacağız.

Yaşar Nuri Öztürk

Gün gelir, en büyük vuruşla vururuz biz. Şu bir gerçek ki, intikam da alırız biz!

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

There shall come the Day O Muhammad when We strike the blow that is severe, shocking, disastrous and destructive punishing wrong and avenging crime; the great instance of Our vindictive punishment. Indeed, We will take just vengeance on those wretches who had miss-spent life befooling the minds so as to cause what is false to be accepted as true.

Abdul Haleem

and on the Day We seize [them] mightily We shall exact retribution.

Abdullah Yusuf Ali

One day We shall seize you with a mighty onslaught: We will indeed (then) exact Retribution!

Abul A'la Maududi

The Day when We shall seize them with a mighty seizing, that will be the Day on which We shall inflict upon you full retribution. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    The commentators have seriously disputed the meaning of these verses, and the difference of opinion existed even in the time of the companions. Masruq, the well-known student of Abdullah bin Masud, states: One day when we entered the mosque of Kufah, we saw a preacher addressing the people. He recited the verse: Yauma tatissama- u bidukhan-im-mubin, then asked: Do you know what kind of smoke it is? This smoke will appear on the Day of Resurrection and will make the disbelievers and the hypocrites blind and deaf, but the believers will be affected only to the extent as if they had caught cold. Hearing this commentary we went to Abdullah bin Masud and reported to him what the preacher had said. Abdullah at that time was lying down. On hearing this commentary he sat up startled and said: When a person does not have the knowledge, he should ask those who have it. The fact is that when the people of the Quraish went on refusing to accept Islam and continued to oppose the Prophet (peace be upon him), the Prophet (peace be upon him) prayed: O God, help me with a famine like the famine of Joseph (peace be upon him); consequently, a very severe famine overtook Makkah and the people were forced to eat bones, skins and carrion. The conditions became so bad that whoever looked up to the sky would see nothing but smoke due to intensity of hunger. At last, Abu Sufyan came to the Prophet (peace be upon him) and said: You tell the people to treat their kindred kindly, your own people are starving, kindly pray to God to remove this calamity. This was the time when the people of the Quraish had started saying: O God, if You remove this torment from us, we will believe. This same event has been referred to in these verses; and the severest blow implies the calamity that was inflicted on the Quraish in the Battle of Badr. This tradition has been related by Imam Ahmad, Bukhari Tirmidhi, Nasai, Ibn Jarir and Ibn Abi Hatim from Masruq with several chains of authorities. Besides Masruq, Ibrahim Nakhai Qatadah, Asim and Amir have also related that Abdullah bin Masud had given the same commentary of this verse. Therefore there cannot be any doubt that Ibn Masud actually held this same opinion. Among the immediate followers of the companions, Mujahid, Qatadah. Abul Aliyah, Muqatil, Ibrahim Nakhai, Dahhak and Atiyyah al-Aufi and others have also concurred with Ibn Masud in this commentary.

Aisha Bewley

On the day We launch the Great Assault We will certainly take Our revenge.

Al-Hilali & Khan

On the Day when We shall seize you with the greatest seizure (punishment). Verily, We will exact retribution.

Ali Quli Qarai

The day We shall strike with the most terrible striking, We will indeed take vengeance [on them].

Amatul Rahman Omar

(After this respite) We shall again seize (you) with the mighty onslaught one day, then We shall inflict a sure and stern punishment.

Arthur John Arberry

Upon the day when We shall assault most mightily, then We shall take Our vengeance.

Bijan Moeinian

The Day that I (God) send the severest quake, will be the Day when I will take the vengeance.

E. Henry Palmer

On the day when we will assault with the great assault, verily, we will take vengeance.

Edip-Layth

On the day We strike the great strike, We will avenge.

George Sale

On the day whereon We shall fiercely assault them with great power, verily We will take vengeance on them.

Hamid S. Aziz

On the day when We will seize them with a mighty seizing, We will indeed exact retribution.

Mahmoud Ghali

Upon the Day when We will assault you with the greatest assault; surely We will be Avengers.

Marmaduke Pickthall

On the day when We shall seize them with the greater seizure, (then) in truth We shall punish.

Mohamed Ahmed - Samira

The day that We shall seize them with a grievous hold, We will indeed castigate them.

Muhammad Asad

on the Day when We shall seize [all sinners] with a most mighty onslaught, We shall, verily, inflict Our retribution [on you as well]!

Mustafa Khattab

˹Then˺ on the Day We will deal ˹you˺ the fiercest blow, We will surely inflict punishment.

Progressive Muslims

On the Day We strike the great strike, We will avenge.

Rashad Khalifa

The day we strike the big stroke, we will avenge.

Sahih International

The Day We will strike with the greatest assault, indeed, We will take retribution.

Sam Gerrans

The day We seize with the greatest seizing We will take retribution!

Shabbir Ahmed

On the Day when We shall seize with mighty grasp, verily, We shall indeed dispense Our Requital.

Syed Vickar Ahamed

One day We shall get to you with a mighty disaster that will come: (And then) We will truly make (you) suffer the real punishment.

Taqi Usmani

(Then,) the day We will seize (you) with the greatest seizure, We will take vengeance.

The Monotheist Group

On the Day We strike the great strike, We will avenge.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Duhân suresi, 16. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Duhân suresi, 16. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Duhân suresi, 16. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩