Diyanet İşleri
Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.
Hicr suresi
Hicr suresi, 52. ayet. إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle innâ minküm vecilûn.
Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim'in misafirleri Hicr 51–60 3
(49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.
Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.
Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" dedi.
"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
52. “Hani konuklar onun yanına girip: “Selâm (ederiz)” demişlerdi.” Bu sözleri ile ona selam vermişlerdi. O da onların selamlarını aldı. “Doğrusu biz sizden korkuyoruz, demişti.” Melekler onun yanına girip o da onları misâfir zannedince çabucak evine gitmiş ve ziyafet olarak kızartılmış bir danayı önlerine getirivermişti. Meleklerin ellerinin ona uzanmadığını görünce gelenlerin hırsız yahut benzeri kötü kimseler olacağından korkmuştu.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Onun yanına girdikleri zaman ona şöyle dediler: "Sana selam olsun!" O da, onların verdiği selamdan daha güzel bir selamla onlara karşılık verdi ve onları beşer zannederek yemeleri için onlara kızarmış bir buzağı sundu. Ondan yemediklerini gördüğü zaman onlara şöyle dedi: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz.''
Aynı kök: وجل (5 geçiş)
Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır.…
Aynı kök: وجل (5 geçiş)
Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
Aynı kök: وجل (5 geçiş)
Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak…
Aynı kök: دخل (126 geçiş) · Ortak kavram: İslâm
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Aynı kök: دخل (126 geçiş) · Ortak kavram: İslâm
İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur, A'raf üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından…
Aynı kök: دخل (126 geçiş) · Ortak kavram: İslâm
İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik…
Ortak kavram: İslâm
Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır." Onlar,…
Ortak kavram: İslâm
Hayır, öyle değil! Kim "ihsan" derecesine yükselerek özünü Allah'a teslim ederse, onun mükafatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Hani onun yanına girdikleri zaman "Selam!" demişler, (İbrahim de onlara:) "Şüphesiz ki biz sizden korkuyoruz." demişti.
Hani, onun huzuruna girmişler ve "Selam!" demişlerdi. (İbrahim) ise "Doğrusu biz sizden çekiniyoruz" diye mukabele etmişti.
Hani, o'nun yanına geldiklerinde o'na: "Sana selam olsun!" demişler; o da onlara: "Biz sizden korkuyoruz!" diye cevap vermişti.
Hani Onun yanına gelmişlerdi de "Selam" demişlerdi. . . (İbrahim de): "Biz sizden endişe duyuyoruz" diye cevap verdi.
Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti.
Onun yanına girdikleri zaman, «selam» dediler. (İbrahim:) Biz sizden çekiniyoruz, dedi.
Onun yanına girdiklerinde; "Selam!" dediler. O da "Sizden korkuyoruz!" dedi.
Onun yanına girdikleri zaman, "Selam" dediler. İbrahim, "Biz sizden çekiniyoruz" dedi.
Onun yanına varıp, "Selam!" demişlerdi. O da, "Biz sizden korkuyoruz" demişti.
Onun yanına varıp, 'Selam!,' demişlerdi. O da, 'Biz sizden korkuyoruz,' demişti.
Onlar, onun yanına girdiklerinde "Selam!" dediler. İbrahim: "Biz gerçekten sizden korkuyoruz!" dedi.
O vakıt ki yanına girdiler de, selam dediler, biz dedi: sizden cidden korkuyoruz
İbrahim'in yanına girdiklerinde, "Selam." dediler. İbrahim: "Doğrusu, sizden korkuyoruz." dedi.
İbrahim'in yanına girdiklerinde, "Selam." dediler. İbrahim: "Doğrusu, sizden korkuyoruz." dedi.
İbrahim'in yanına girdiklerinde, "Selam." dediler. İbrahim: "Doğrusu, sizden korkuyoruz." dedi.
Yanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti.
Hani bunlar onun karşısına girib "Selam" demişlerdi. O da: "Biz, demişdi, sizden endişe edicileriz".
Onun yanına girip: Selam demişlerdi. O da: Doğrusu biz, sizden endişe ediyoruz, demişti.
(49-79) Kullarıma benden haber ver! / bahset! Ben bağışlayanım, esirgeyenim , benim azabım! O da çok acıtıcı bir işkencedir. Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver / bahset , onun yanına girdikleri vakit, selam dediler , biz sizden ürktük dedi, d ediler ki kesinlikle biz sana bilen / alim bir oğul müjdeliyoruz , dedi ki beni mi müjdelediniz? bana ihtiyarlık gelmişken niçin beni müjdelersiniz ki? sana gerçeği müjdeliyoruz, ümidini kesenlerden olma dediler, sadece sapmışlar Rablerinin rahmetinden ümit keserler dediler, sizin göreviniz nedir ey elçiler dedi, biz, Lut ve ailesi hariç suçlu bir kavme gönderildik onların hepsini, karısı hariç, kurtaracağız, takdir ettik, o kadın azaba uğrayanlardan olacak dediler. Elçiler Lut ailesine geldiklerinde muhakkak ki siz , tanımayan / inkâr eden bir kavimsiniz dedi, bilakis bizim sana getirdiğimiz ise onların hakkında tereddüt ettikleri, şeydir dediler , b iz sana gerçeği getirdik ve kesinlikle doğru söylüyoruz, gecenin bir kısmında yakın çevreni de alarak yürümeye başla onları ar tlarından takip et , sizden biri bile dönüp ardına bakmasın, emredildiğiniz tarafa doğru ilerleyin dediler, bu işi onlara gerçekleştirdik, işte onlar , arkaları kesilmiş olarak sabahladılar , ş ehir halkı sevinçle geldi O da işte bunlar benim misafirlerim beni rezil utandırmayın, Allah’tan sakının beni üzmeyin dedi , Dediler ki seni alemlerden yasaklamadık mı? eğer ki yapacaksanız İşte bunlar kızlarım dedi, senin ömrüne yemin olsun ki sarhoşluk içinde bocalıyorlardı, şafakta onları bir ses aldı, altlarını üstlerine getirdik, siccilden taşlar üzerlerine yağdırdık, işte bunda ayırt edici işareti görebilenler için / mütevessimler için işaretler vardır, Muhakkak O (yıkıntı), eski bir yol kenarındadır. Muhakkak k i bunda iman edenler için ayetler vardır. Hakikaten Eykeliler de zalimlerdendi onlardan intikam aldık her iki kavim de (Lut ve Eyke) apaçık liderlerdiler / öncülerdiler / imamlardılar.
Onun yanına girdikleri zaman ona: "Selam!" dediklerinde, o da onlara: “Biz, sizden korkuyoruz.” demişti.
Onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi.
Bir gün İbrahim'in yanına girmişler ve "Selam!" demişlerdi. İbrahim: "Biz sizden tedirgin oluyoruz." dedi dipnot 1 .
Bir gün İbrahim'in yanına girmişler ve "Selam(esenlik ve güvenlik dileriz)" demişlerdi. İbrahim: "Biz sizden kuşku duyuyoruz" dedi.
Onun yanına girdikleri zaman: "Selam!" demişlerdi. O da: “Biz, sizden korkuyoruz” demişti.
Onun yanına girdikleri zaman: "Selam!" demişlerdi. O da: "Biz, sizden endişe ediyoruz" demişti.
Hani onun yanına girmişlerdi de "Selam!" demişlerdi. O da "Biz sizden korkuyoruz." diye konuşmuştu.
They made entry into his home and greeted him with the expression of good will, "Peace", he recoiled back afraid of them -due to their unusual behaviour-.
when they came to him and said, ‘Peace,’ he said, ‘We are afraid of you.’
When they entered his presence and said, "Peace!" He said, "We feel afraid of you!"
When they came to Abraham they said: "Peace be upon you!" He replied: "Indeed we feel afraid of you." dipnot 1
When they came in to him, they said, ‘Peace!’ He said, ‘Truly we are afraid of you. ’
When they entered unto him, and said: Salâm (peace)! [Ibrâhîm (Abraham)] said: "Indeed! We are afraid of you."
when they entered into his presence and said, ‘Peace!’ He said, ‘We are indeed afraid of you. ’
When they entered upon him and greeted him saying, `Peace (be upon you)' he answered, `We feel afraid of you. '
when they entered unto him, saying, 'Peace!' He said, 'Behold, we are afraid of you. '
When they arrived, they said: "Peace be with you. " He said, “You frighten me.”
when they entered in unto him and said, 'Peace!' he said, 'Verily, we are afraid of you. '
That they entered upon him, they said, "Peace." He said, "We are worrisome of you."
When they went in unto him, and said, peace be unto thee; he answered, verily we are afraid of you:
When they came unto him and said, "Peace!", he said, "Verily, we are afraid of you. "
As they entered to him (and) so they said, "Peace!" He said, "Surely we feel tremulous of you. "
(How) when they came in unto him, and said: Peace. He said: Lo! we are afraid of you.
When they came to him and said: "Peace, " he answered: "Truly we are afraid of you. "
[how, ] when they presented themselves before him and bade him peace, he answered: "Behold, we are afraid of you!"
who entered upon him and greeted ˹him with˺, "Peace!" He ˹later˺ said, “Surely we are afraid of you.”[1]
That they entered upon him, they said: "Peace. " He said: "We are worrisome of you."
When they entered his quarters, they said, "Peace." He said, "We are apprehensive about you."
When they entered upon him and said, "Peace. " [Abraham] said, "Indeed, we are fearful of you."
When they entered upon him, and said: “Peace!” He said: “We are afraid of you.”
When they came unto him, and said, "Peace!" He said, "Behold, We are afraid of you. "
When they entered his presence and said: "Peace!" He said, "Indeed, we feel afraid of you!"
When they visited him, they greeted him with Salām (peace on you). He said, "We are scared of you."
When they entered upon him, they said: "Peace." He said: "We are worrisome of you."