Diyanet İşleri
"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.
Hicr suresi
Hicr suresi, 55. ayet. قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ
ḳâlû beşşernâke bilḥaḳḳi felâ teküm mine-lḳâniṭîn.
"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim'in misafirleri Hicr 51–60 3
Hani misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" demişti.
Onlar, "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler.
İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" dedi.
"Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" dediler.
Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
İbrahim, "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
Şöyle dediler: "Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
55. “Dediler ki: Biz seni” hakkında en ufak bir şüphenin söz konusu olmadığı “hak ile müjdeliyoruz.” Çünkü Yüce Allah, her şeye gücü yetendir. Özellikle sizler de -ey hane halkı- Allah’ın rahmet ve bereketleri sizin üzerinizdedir. O nedenle Allah’ın sizlere lütuf ve ihsanda bulunmasının garipsenecek bir tarafı yoktur. “Onun için sakın ümit kesenlerden” yani hayrın gerçekleşeceğini uzak bir ihtimal olarak görenlerden “olma!” Aksine Allah’ın lütfunu, ihsanını, iyilik ve bağışını ummaya devam edenlerden olmalısın.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Elçi melekler İbrahim’e şöyle dediler: "Sana içinde hiçbir şüphe bulunmayan gerçeğin müjdesini verdik. Sakın sana müjdelediğimiz konuda ümitsizliğe kapılanlardan olma!''
Aynı kök: قنط (6 geçiş)
Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?"
Aynı kök: قنط (6 geçiş)
İnsanlara bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinirler. Eğer kendi işledikleri şeyler sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, bir de bakarsın ki…
Aynı kök: قنط (6 geçiş)
De ki: "Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok…
Aynı kök: بشر (123 geçiş) · Ortak kavram: Müjde (Beşâret)
İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her…
Aynı kök: بشر (123 geçiş) · Ortak kavram: Müjde (Beşâret)
De ki: "Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'an'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü'minler için de bir hidayet rehberi ve…
Aynı kök: بشر (123 geçiş) · Ortak kavram: Müjde (Beşâret)
Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Melekler:) "Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!" demişlerdi.
Onlar "Biz seni, gerçekleşmesi kaçınılmaz bir bilgiye dayanarak müjdeliyoruz" deyip eklediler: "Sakın ha, umutsuzluğa düşeyim deme!"
"Seni gerçekleşmesi kaçınılmaz olan bir şeyle müjdeliyoruz; onun için sakın umut kesenlerden olma!" dediler.
Dediler ki: "Seni Hak olarak müjdeliyoruz! Sakın ümitsizliğe düşme!"
Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.
"Sana, gerçekle, sevinçli bir haber veriyoruz. Artık, umudunu kesenler arasında olma!" dediler.
Melekler, "Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma!" dediler.
"Sana gerçeği müjdeledik, umudunu kesme" dediler.
'Sana gerçeği müjdeledik, umudunu kesme,' dediler.
Onlar: "Biz seni gerçek şeyle müjdeledik; onun için ümidini kesenlerden olma!" dedi.
Seni dediler: emri hakkile tebşir ettik, onun için ümidi kesenlerden olma
Onlar: "Seni, hakk dipnot 1 ile müjdeliyoruz. Asla ümidini kesenlerden olma." dediler.
Onlar: "Seni, hakk dipnot 1 ile müjdeliyoruz. Asla ümidini kesenlerden olma." dediler.
Onlar: "Seni, hakk dipnot 1 ile müjdeliyoruz. Asla ümidini kesenlerden olma." dediler.
Dediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma."
Dediler: "Seni hak olarak muştuluyoruz. O halde ümidini kesenlerden olma".
Dediler ki: Seni gerçekten müjdeliyoruz, öyleyse ümidini kesenlerden olma.
(49-79) Kullarıma benden haber ver! / bahset! Ben bağışlayanım, esirgeyenim , benim azabım! O da çok acıtıcı bir işkencedir. Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver / bahset , onun yanına girdikleri vakit, selam dediler , biz sizden ürktük dedi, d ediler ki kesinlikle biz sana bilen / alim bir oğul müjdeliyoruz , dedi ki beni mi müjdelediniz? bana ihtiyarlık gelmişken niçin beni müjdelersiniz ki? sana gerçeği müjdeliyoruz, ümidini kesenlerden olma dediler, sadece sapmışlar Rablerinin rahmetinden ümit keserler dediler, sizin göreviniz nedir ey elçiler dedi, biz, Lut ve ailesi hariç suçlu bir kavme gönderildik onların hepsini, karısı hariç, kurtaracağız, takdir ettik, o kadın azaba uğrayanlardan olacak dediler. Elçiler Lut ailesine geldiklerinde muhakkak ki siz , tanımayan / inkâr eden bir kavimsiniz dedi, bilakis bizim sana getirdiğimiz ise onların hakkında tereddüt ettikleri, şeydir dediler , b iz sana gerçeği getirdik ve kesinlikle doğru söylüyoruz, gecenin bir kısmında yakın çevreni de alarak yürümeye başla onları ar tlarından takip et , sizden biri bile dönüp ardına bakmasın, emredildiğiniz tarafa doğru ilerleyin dediler, bu işi onlara gerçekleştirdik, işte onlar , arkaları kesilmiş olarak sabahladılar , ş ehir halkı sevinçle geldi O da işte bunlar benim misafirlerim beni rezil utandırmayın, Allah’tan sakının beni üzmeyin dedi , Dediler ki seni alemlerden yasaklamadık mı? eğer ki yapacaksanız İşte bunlar kızlarım dedi, senin ömrüne yemin olsun ki sarhoşluk içinde bocalıyorlardı, şafakta onları bir ses aldı, altlarını üstlerine getirdik, siccilden taşlar üzerlerine yağdırdık, işte bunda ayırt edici işareti görebilenler için / mütevessimler için işaretler vardır, Muhakkak O (yıkıntı), eski bir yol kenarındadır. Muhakkak k i bunda iman edenler için ayetler vardır. Hakikaten Eykeliler de zalimlerdendi onlardan intikam aldık her iki kavim de (Lut ve Eyke) apaçık liderlerdiler / öncülerdiler / imamlardılar.
"Sana gerçeği müjdeliyoruz. Ümitsizliğe düşenlerden olma!" dediler.
"Sana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma!" dediler.
Dediler ki: "Sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümidini kesenlerden olma! dipnot 1 "
Dediler ki "Sana bir gerçeği müjdeliyoruz. Sakın umudunu kesenlerden olma."
"Sana gerçeği müjdeliyoruz. Ümitsizliğe düşenlerden olma!" dediler.
-Seni gerçekten müjdeliyoruz. Ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.
Dediler: "Hakk'a dayanarak müjdeledik sana, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma."
"Never", they said, "but we have intimated to you the truth and therefore do not entertain the idea that the thing which seems hopeless makes you despair of Allah's mercy. "
They said, ‘We have told you the truth, so do not despair.’
They said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair!"
They said: "The good tiding we give you is of truth. Do not, therefore, be of those who despair."
They said, ‘We bring you good news of the truth, so do not be among those who despair. ’
They (the angels) said: "We give you glad tidings in truth. So be not of the despairing."
They said, ‘We bring you good news in truth; so do not be among the despondent. ’
They said, `We give you good tidings on the basis of (the revelation of) truth; therefore do not be of the despairing ones (of the mercy of Allâh). '
give me good tidings?' They said, 'We give thee good tidings of truth. Be not of those that despair.'
They said: "This good news is nothing but the truth. You should not act like those who have given up."
They said, 'We give the glad tidings of the truth, then be not of those who despair!'
They said, "We have brought you good news with truth, so do not be of those in denial."*
They said, we have told thee the truth; be not therefore one of those who despair.
They said, "We bring you glad tidings in truth, then be not of those who despair!"
They said, "We have given you glad tidings with the truth, so do not be of the ones who are despondent. "
They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing.
"We have given you the happy tidings of a truth, " they replied. "So do not be one of those who despair."
They answered: "We have given thee the glad tiding of something that is bound to come true. - so be not of those who abandon hope!"
They responded, "We give you good news in all truth, so do not be one of those who despair."
They said: "We have brought you good news with truth, so do not be of those in denial. "
They said, "The good news we give you is true; do not despair."
They said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing. "
They said: “We have brought thee glad tidings in truth; so be thou not of those who despair.”
They answered, "We have given you the glad tiding that is bound to come true. So be not of those who abandon hope!"
They said: "We give you the happy news in truth: Then do not despair!"
They said, "We have given to you the good news of a fact. So do not be one of those who lose hope."
They said: "We have brought you good news with the truth, so do not be of those in denial."