Diyanet İşleri
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
İsrâ suresi
İsrâ suresi, 26. ayet. وَءَاتِ ذَا ٱلْقُرْبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلْمِسْكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا
veâti ẕe-lḳurbâ ḥaḳḳahû velmiskîne vebne-ssebîli velâ tübeẕẕir tebẕîrâ.
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Ana babaya iyilik ve sayılan ahlâk ilkeleri İsrâ 23–39 3
Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.
Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: "Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı."
Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma.
Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.
Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle.
Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 26–27. ayetler için yazılmıştır.
26. “Yakınlara” iyilik ve ikramın farz ve sünnet türünden hak ettiği “hakkını ver.” Bu hak durumların ve yakınlıkların farklılığına, ihtiyaç duyup duymamaya ve zamana göre değişiklik arz eder. “yoksula” yoksulluğunun ortadan kalkması için zekât ve onun dışındaki haklarını ver; “ve yolda kalmışa da.” memleketinden uzaklarda ve kendisini oraya ulaştıracak kadar imkanı bulunmayan yabancı kimselere de hakkını ver. “Ama saçıp savurma!” Bunların hepsine maldan, verene zarar vermeyecek şekilde verilir ve verilecek miktar, uygun olandan fazla olmamalıdır. Çünkü bunu aksi, savurganlıktır. Yüce Allah da bunu yasaklamış ve ardından şöyle buyurmuştur:
27. “Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir.” Zira şeytan, yerilmeyi gerektirmeyen hiçbir şeye çağırmaz. O, insanı cimriliğe ve eli sıkılığa çağırır. Bu konuda kişi şeytana itaat etmezse bu sefer de onu saçıp savurmaya ve israfa çağırır. Yüce Allah ise en adaletli ve en dengeli olan işi emreder ve bundan dolayı da kişiyi över. Nitekim Yüce Allah, Rahman’ın has kullarından söz ederken şöyle buyurmaktadır: “Onlar ki infak ettiklerinde israf da etmezler, cimrilik de etmezler. Bunun arasında orta bir yol tutarlar.” (el-Furkân, 25/67) Burada da Allah şöyle buyurmaktadır:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
-Ey Mümin!- Akrabalık bağı olana, ihtiyaç sahibi fakire ve yolda kalmışa hakkını ver. Malını (Allah'a) isyan edilen bir yolda harcama veya israf ederek gereksiz yere saçıp savurma.
Aynı kök: بذر (3 geçiş)
Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.
Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere…
Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)
Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar…
Aynı kök: سكن (69 geçiş) · Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)
Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki…
Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)
(166-167) İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah'ın izniyledir. Bu da mü'minleri ortaya çıkarması ve münafıklık…
Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)
Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza…
Aynı kök: قرب (96 geçiş) · Ortak kavram: Yol (sebîl)
Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.
Ortak kavram: Yol (sebîl)
Yoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı küfre değişirse, o artık doğru…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver! dipnot 1 Saçıp savurma! dipnot 2
(Ey insan!) Yakınlık sahiplerine hakkını ver; düşküne ve yolda kalmışa da... Fakat sakın ola ki (elinde avucunda olanı) amaçsız bir biçimde saçıp savurma!
Ve (ey insanoğlu,) yakın(ların)a hak(lar)ını ver; düşküne de, yolda kalmışa da; ama sakın (elindekini) anlamsız, amaçsız bir biçimde saçıp savurma.
Yakınlara hakkını ver; yoksula ve yolda kalmışa da. . . (Fakat) ölçüsüz de dağıtma!
Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.
Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.
Ayrıca, yakınlara haklarını ver; yoksula ve yolda kalana da. Ve saçıp savurma.
Bir de akrabaya, yoksula ve yolcuya/çaresiz kalana hakkını ver! Gereksiz yere de saçıp savurma!
Akrabalara haklarını ver. İhtiyaç sahiplerine ve yolcuya da... Ancak saçıp savurma.
Akrabalara haklarını ver. İhtiyaç sahiplerine ve yolcuya da... Ancak saçıp savurma
Akrabaya hakkını ver; yoksula, yolda kalmış olana da; bununla beraber saçıp savurma!
Karabet sahibine de hakkını ver, miskine de, yolda kalmışa da, bununla beraber saçıp savurma
Yakınlık sahibine,1 düşkünlere ve yol oğluna dipnot 2 yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma.
Yakınlık sahibine dipnot 1 , düşkünlere ve yol oğluna dipnot 2 yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma.
Yakınlık sahibine dipnot 1 , düşkünlere ve kendisini Allah'ın yoluna adamış olanlara dipnot 2 yardım yap! Savurganlık yaparak saçıp savurma.
Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.
Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hak (lar) ını ver. (Malını) israf ile saçıb savurma.
Yakınlara hakkını ver. Miskine, yolcuya da. Ama saçıp savurma.
(22-44) Allah ile beraber ilahlar edinme, sonra kınanmış / mezmum halde kendi başına terkedilmiş / mahzul halde kalırsın. Allah ondan başkasına kulluk etmemeyi anne babaya güzel davranışı gerekli kıldı. İkisinden biri yahut her ikisi yanında ihtiyarlığa erişirse asla o ikisine de uf dahi deme, o ikisini azarlama, her ikisine de ikram edici söz söyle , rahmetle ve tevazu kanatları ile onları muhafaza et ve de ki rabbim her ikisine de tıpkı küçükken ki beni terbiyeleri gibi merhamet eyle. Rabbiniz kendinizde olanı / n efsinizde olanı en iyi bilir, eğer ki salihlerden olursanız, kesinlikle O, kendisine yönelenleri bağışlayandır. Yakın olana / Akraba olana , çalışma gücü olmayana / miskine yolda kalmışa / yol çocuğuna hakkını ver, saçıp savurma , savuranlar kesinlikle şeytanların kardeşleridirler ve şeytan da Rabbini yok saymaktadır. Rabbinden umduğun rahmeti beklemek amacıyla eğer ki (bir şey veremediğinden dolayı) onlardan yüz çevirmen gerekirse onlara gönül alıcı sözler söyle, elini de boynuna bağlama, dağıtılacakların hepsini dağıtma, kendini kınar ve çaresizce oturur kalırsın. Muhakkak ki Rabbin rızkı dilediğine ge nişletir dilediğine ölçüyle takdir eder , Muhakkak ki O, kullarından haberdardır, görendir. Evlatlarınızı fukaralık korkusu ile öldürmeyin , bizler onları ve dahi sizleri rızıklandırıyoruz, onları öldürmek büyük bir suçtur. Zinaya yaklaşmayın! o, iğrenç ve de kötü bir yoldur. Allah’ın haram kıldığı birini hakkınız olan hariç öldürmeyin. Her kim ki zulme uğrayarak / mazlum bir şekilde öldürülürse velisine bir yetki vardır ancak öldürmekte israfa gitmesin / haddi aşmasın, muhakkak ki o yardım görendir. Yetim malına, o, kuvvetli / güçlü hâle erinceye kadar güzellikle ol anlar hariç yaklaşmayın , verdiğiniz sözü / ahdi yerine getirin / ifa edin , muhakkak ki ahitte / söz vermekte sorumluluk / mesuliyet vardır. Ölçtüğünüz zaman Ölçümü tam yapınız , kıstaslara uygun olarak düzgün tartın / veznedin, bu daha hayırlıdır ve ilerde oluşacak sonuçlar bakımından daha güzeldir. İlmin olmayan şeyin ardından gitme , m uhakkak kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur / mesuldür. Yeryüzünde kibirlenerek yürüme, yeryüzünü delip yaramazsın, dağlara boyca da uzanamazsın , bunların hepsi Rabbin yanında istenmeyen / kerih görülen kötülüklerdendir . İşte bunlar Rabbinin hikmetlerinden sana vahyettikleridir. Allah’la beraber başkaca ilahlar edinme, azarlanmış ve kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın.
Akrabaya, düşküne ve yolda kalmışa hakkını ver. Fakat, saçıp savurma!
Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver, fakat saçıp savurma.
Akrabaya, çaresiz ve yolcuya hakkını ver; dipnot 1 ama (elindekileri) saçıp savurma!
Yakınlarına, yoksullara ve yolda kalanlara hakkını ver ama saçıp savurma.
Akrabaya, düşküne ve yolda kalmışa hakkını ver. Fakat, saçıp savurma!
(26-27) Akrabaya, düşküne ve yolda kalmışa hakkını ver. Fakat, saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.
Akrabaya hakkını ver. Çaresize, yolda kalana da. Fakat saçıp savurma.
And render to the poor being of kin his due and also to the needy and to the wayfarer who does not have the means for transportation, but do not expend extravagantly or wastefully.
Give relatives their due, and the needy, and travellers- do not squander your wealth wastefully:
And render to the kindred their due rights, as (also) to those in want, and to the wayfarer: But squander not (your wealth) in the manner of a spendthrift.
(iii) Give to the near of kin his due, and also to the needy and the wayfarer. (iv) Do not squander your wealth wastefully,
Give your relatives their due, and the very poor and travellers but do not squander what you have.
And give to the kinsman his due and to the Miskîn [1] (poor) and to the wayfarer. But spend not wastefully (your wealth) in the manner of a spendthrift.[2] (Tafsir At-Tabarî)
Give the relatives their [due] right, and the needy and the traveller [as well], but do not squander wastefully.
And give to the near of kin and the needy, and the wayfarer their dues, and do not squander (your wealth) wastefully.
And give the kinsman his right, and the needy, and the traveller; and never squander;
You shall fulfill your charitable obligations towards your relatives, needy people, and stranded travelers (refugees) but do not be wasteful.
And give thy kinsman his due and the poor and the son of the road; and waste not wastefully,
Give the relative his due, and the poor, and the wayfarer; and do not waste excessively.
And give unto him who is of kin to you his due, and also unto the poor, and the traveller. And waste not thy substance profusely:
And give your kinsman his due and the needy and the son of the road (wayfarer); and squander (waste) not your wealth in wantonness.
And bring to a near kinsman his true (right) and (to) the indigent and the wayfarer; and do not squander wantonly (Literally: in "wanton" squandering).
Give the kinsman his due, and the needy, and the wayfarer, and squander not (thy wealth) in wantonness.
So give to your relatives what is their due, and to those who are needy, and the wayfarers; and do not dissipate (your wealth) extravagantly.
And give his due to the near of kin, as well as to the needy and the wayfarer, but do not squander [thy substance] senselessly.
Give to close relatives their due, as well as the poor and ˹needy˺ travellers. And do not spend wastefully.
And give the relative his due, and the poor, and the wayfarer; and do not waste excessively.
You shall give the due alms to the relatives, the needy, the poor, and the traveling alien, but do not be excessive, extravagant.
And give the relative his right, and [also] the poor and the traveler, and do not spend wastefully.
And give thou the relative his due, and the needy, and the wayfarer; but squander thou not wastefully,
And give your relative his or her Divine right, and give to those whose running businesses have stalled, who have lost their jobs, the needy wayfarer, the homeless, and the one who reaches you in a state of destitution. (For this nobility you will have to guard yourself against squandering your wealth). Do not squander your wealth senselessly. (2:261).
And give the relatives their due rights, and (also) to those in want, and to the wayfarer: But do not waste (your wealth) like a spendthrift (or a wasteful person).
Give the relative his right, and the needy and the wayfarer. And do not squander recklessly.
And give the relative his due, and the poor, and the wayfarer; and do not waste excessively.