Diyanet İşleri
Karun, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, "Keşke Karun'a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir" dediler.
Kasas suresi
Kasas suresi, 79. ayet. فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ فِى زِينَتِهِۦ قَالَ ٱلَّذِينَ يُرِيدُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا يَٰلَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَآ أُوتِىَ قَٰرُونُ إِنَّهُۥ لَذُو حَظٍّ عَظِيمٍ
feḫarace `alâ ḳavmihî fî zînetih. ḳâle-lleẕîne yürîdûne-lḥayâte-ddünyâ yâ leyte lenâ miŝle mâ ûtiye ḳârûnü innehû leẕû ḥażżin `ażîm.
Karun, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, "Keşke Karun'a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir" dediler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Kārûn Kasas 76–84 3
Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: "Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez."
"Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez."
Karun, "Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir" dedi. O, Allah'ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helak etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir).
Karun, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, "Keşke Karun'a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir" dediler.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, "Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur" dediler.
Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah'a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!
Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, "Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kafirler iflah olmayacak" demeye başladılar.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
79. Kârûn, inat ve azgınlığını sürdürmeye devam etti. Kavminin nasihatini kabul etmeyerek şımarıklığını sürdürdü. Kendi kendisini beğenmeye devam etti ve kendisine verilen mallara aldandı. “Derken” bir gün “tüm ihtişamıyla kavminin karşısına çıktı.” Yani dünya hallerinden en üstün görüldüğü bir halde çıktı. Onun pek çok malı vardı. O bakımdan mümkün olan en ileri derecede hazırlandı ve süslendi.
nun gibi bir kimsenin süslenişi de normalde hayret verici olur. Zira o, dünyanın her türlü süsünü, allısını pullusunu, övünülecek her bir şeyini ihtiva edecek şekilde süslenir.
öyle bir halde süslendiğinde de gözler ona dikildi. Onun kılık kıyafeti, kalpleri dondurdu, zinetleri ruhları cezbetti. Onun bu halini görenler de iki kısma ayrıldı. Her bir kısım da gayret ve arzusu doğrultusunda sözler söyledi:
“Dünya hayatını isteyenler” yani iradeleri dünyaya bağlanıp nihai hedefleri orası olan ve onun dışında bir şey istemeyenler “dediler ki: Keşke Kârûn’a verilenlerin” dünyalıkların, malların ve servetlerin “bir benzeri bizim de olsa! Gerçekten o, (dünyadan yana) çok nasipli!”
vet, durum onların arzuladıkları noktada bitse idi, dünyanın ötesinde âhiret yurdu da olmamış olsaydı, gerçekten onun büyük bir nasip sahibi olduğu şeklindeki sözleri doğru olurdu. Çünkü ona verilen dünyalık, dünya nimetleri ile nimetlenmenin en ileri derecesi idi. Bu yolla o, bütün isteklerini elde edebiliyordu. O bakımdan bu büyük nasip, onların hedeflerine göre büyük idi.
ihai hedefi bu olan, bütün istekleri bundan ibaret olan kimse, elbetteki düşük bir şey talep ediyor ve en basit maksada yöneliyor demektir. O nedenle böyle bir kimsenin üstün maksatlara ve oldukça değerli hedeflere doğru yükselmesi, asgari derecede bile söz konusu olmaz.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Karun, süslerindeki ihtişamı göstere göstere dışarı çıktı. Dünya hayatının süsüne düşkün olan Karun’un ashabından bazıları şöyle dediler: "Keşke Karun’a verilmiş olan dünya malının aynısı bize de verilmiş olsa. Şüphesiz Karun, (dünya nimetlerinden) yeteri kadar büyük bir paya sahibidir."
Aynı kök: زين (46 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş) · Ortak kavram: Dünya
Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe…
Aynı kök: زين (46 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş) · Ortak kavram: Dünya
Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini…
Aynı kök: زين (46 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş) · Ortak kavram: Dünya
Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: "Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut'a vereyim ve sizi güzelce bırakayım."
Aynı kıssa: Kārûn · Ortak kavram: Dünya
"Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde…
Aynı kök: حظظ (7 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş)
Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük…
Aynı kök: حظظ (7 geçiş) · Ortak kavram: Mesel (örnek)
Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin…
Aynı kök: حظظ (7 geçiş) · Ortak kavram: Mesel (örnek)
Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, size "kelale" (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür…
Aynı kıssa: Kārûn
Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Karun), süslü bir şekilde kavminin karşısına çıkmıştı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Ah, keşke Karun'a verilenin benzeri bize de verilseydi! Şüphesiz ki o, çok büyük bir payın (servetin) sahibidir!" demişlerdi.
Ve işte bu kişi kavminin karşısına tüm görkem ve gösterişi içinde çıkmıştı. Yalnızca dünya hayatını isteyenler (ona bakıp) "Ah keşke, ne olurdu Karun'a verilen kadar bize de verilseydi! Şu kesin ki o gerçekten de çok şanslı biriymiş!" derlerdi.
(Karun) işte böyle görkem ve gösteriş içinde soydaşlarının karşısına çıkardı. (Öyle ki,) yalnızca dünya hayatına gözünü dikenler (ona bakıp da): "Ah, n'olurdu" derlerdi, "Karun'a verildiği kadar bize de verilseydi! Çünkü o gerçekten çok talihli biri!"
(Karun) zenginlik göstergeleriyle yurttaşlarının arasına çıktığında; dünya hayatını (en sefil yaşamı) arzulayanlar dedi ki: "Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. . . Şüphesiz büyük bir keyif ehlidir o!"
Böylelikle kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler.
Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler.
Böylece, görkem ve gösteriş içinde toplumunun karşısına çıktı. Dünya yaşamını isteyenler, şöyle dediler: "Ah; keşke Karun'a verilenler kadar bizim de olsaydı! Aslında, gerçekten çok şanslı birisi!"
Karun, gösteriş içinde toplumun karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler, "Keşke Karun'a verildiği gibi bize de verilse; doğrusu o, büyük bir şans sahibidir" demişlerdi.
Bir ara, tüm görkemiyle halkının arasına çıkmıştı. Dünya hayatını seçenler, "Keşke Karun'a verilenlerin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten, o çok şanslı biri" dediler.
Bir ara, tüm görkemiyle halkının arasına çıkmıştı. Dünya hayatını seçenler, 'Keşke Karun'a verilenlerin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten, o çok şanslı biri,' dediler.
Derken, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: "Ah ne olurdu, şu Karun'a verilen gibisi bizim de olsa; o gerçekten büyük bir bahtiyar (varlık sahibi)!" dediler.
Derken ziyneti içinde kavmına karşı huruç etti, Dünya hayati arzu edenler ah, dediler, ne olurdu şu Karuna verilen gibi bizim de olsa! O cidden büyük bir bahtiyar
Karun, ziynetli dipnot 1 bir şekilde halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına düşkünlüğü olanlar: "Keşke bizim de Karun gibi varlığımız olsaydı! Gerçekten o, çok kısmetli biri." diye iç geçirdiler.
Karun, ziynetli dipnot 1 bir şekilde halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına düşkünlüğü olanlar: "Keşke bizim de Karun gibi varlığımız olsaydı! Gerçekten o, çok kısmetli biri." diye iç geçirdiler.
Karun, görkemli bir şekilde halkının karşısına çıktı. Dünya hayatına düşkünlüğü olanlar: "Keşke bizim de Karun gibi varlığımız olsaydı! Gerçekten o, çok kısmetli biri." diye iç geçirdiler.
Böylelikle kendi ihtişamlı süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler.
Derken zineti (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıkdı. Dünya hayatını arzu edenler: "Nolurdu, dediler, Kaaruna verilen (şu servet) gibi bizim de (malımız) olsaydı. O, hakıykaten büyük nasib saahibidir.
Debdebe içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: keşki Karun'a verildiği gibi bizim de olsaydı. Doğrusu o, büyük bir varlık sahibidir, demişlerdi.
(76-84) Muhakkak ki Karun Musa kavmindendi, onlara karşı azıttı, Ona hazineler / servetler vermiştik, öyleydi ki anahtarlarını kuvvetlice bir kalabalık (usbe) ancak taşırdı, (Servet insan ilişkisi at süvari ilişkisi gibidir) Bir vakit kavmi ona demişti ki şımarıklık içinde olma / ferahlanma Allah şımaranları / ferahlananları sevmez, Allah’ın ahiret yurdunda vereceklerinin peşinden koş, dünyadan da nasibini unutma Allah’ın sana güzelce verdiği gibi sende güzelce ver / ihsanda bulun, Arzda bozuculuğun / ifsadın peşinde koşma, Allah bozguncuları sevmez. Karun dedi ki yanımdaki ilim sayesinde o bana verildi, peki gerçekten bilmiyor mu ki önceki nesilleri helak ettiğimizi , onlar ki kuvvetçe ondan daha şiddetli, topluluk olarak daha fazla idiler, suçlulara günahlarından sorulmaz / sual olunmaz. Karun, servetiyle süslenerek kavminin karşısına çıktı ve dünya hayatını dileyenler / murat edenler dedi ki keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi ya, o kocaman bir haz / pay içerisindedir. İlim verilenler ise dediler ki yazıklar olsun size Allah ’ın sevabı Allaha inanan ve salih amel işleyenler için daha hayırlıdır. Onunla da / sevapla da ancak sabırlılar buluşur / kavuşur. Onu ve yerdeki yurdunu yerin dibine geçirdik, Allah’tan başka ona yardım edebilecek bir adam dahi yoktu, o, yardım edilenlerden olmadı, dün onun yerinde olmayı umanlar şöyle d er hale geldiler , vay be d emek ki Allah kullarından istediğine rızkı seriyor / bol bol veriyor ya da kısabiliyor, eğer Allah’ın ihsanı olmasaydı kesin biz de yerin dibine batmıştık , vay be demek ki kafirler kurtulmuyorlar / iflah olmuyorlar. İşte bu ahiret yurdu , biz onu, arzda büyüklenme ve bozgun muradı olmayanlara yaptık, netice / akıbet korunanlarındır, kim güzel işlerle gelir ise ondan daha hayırlısı onundur, kim de kötülükle gelirse ona da yaptığı kötülük kadar ceza verilir.
Kavminin karşısına süslü takılarıyla çıkmıştı. Dünya hayatını isteyenler: "Keşke Kârûn’a verilen gibi bize de verilseydi. O, gerçekten büyük bir pay sahibidir." demişlerdi.
(Karun) süsü, (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı. dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun'a verilenin bir benzeri de bize verilseydi, dediler, gerçekten onun büyük şansı var!"
Karun bütün haşmetiyle kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatı peşinde olanlar dipnot 1 dediler ki: "Ah keşke Karun'a verilenin bir benzeri bizde de olsa! O, gerçekten büyük bir paya sahip!"
Sonra bütün haşmetiyle halkının karşısına çıktı. Dünyalık arzusu içinde olanlar dediler ki, "Ah keşke Karun'a verilenin bir benzeri bizde de olsa? O gerçekten büyük bir paya sahip!"
Kavminin karşısına süslü takılarıyla çıkmıştı. Dünya hayatını isteyenler: Keşke Karun’a verilen gibi bize de verilseydi. O, gerçekten büyük bir pay sahibidir, demişlerdi.
Kavminin karşısına süslü takılarıyla çıkmıştı. Dünya hayatını isteyenler: -Keşke Karun'a verilen gibi bize de verilseydi. O, gerçekten çok şanslı demişlerdi.
Karun, süsü püsü içinde toplumunun karşısına çıktı. Şu iğreti dünya hayatını amaçlayanlar dediler ki: "Ah, Karun'a verilenin bir benzeri bize de verilseydi. Gerçekten o, çok nasipli bir adam!"
And so he came out before his people in a splendid procession conducting himself pompously, and there exclaimed those who were absorbed m the vanities of this wicked world: "we wish", they said, "we were given the like of the riches Qarun was made to possess. He is indeed fortunate".
He went out among his people in all his pomp, and those whose aim was the life of this world said, ‘If only we had been given something like what Qarun has been given: he really is a very fortunate man,’
So he went forth among his people in the (pride of his wordly) glitter. Said those whose aim is the Life of this World: "Oh! that we had the like of what Qarun has got! for he is truly a lord of mighty good fortune!"
Once Korah went forth among his people in full glitter. Those seeking the life of this world said: "Would that we had the like of what Korah has! He truly has a great fortune."
He went out among his people in his finery. Those who desired the life of this world said, ‘Oh! If only we had the same as Qarun has been given! What immense good fortune he possesses.’
So he went forth before his people in his pomp. Those who were desirous of the life of the world, said: "Ah, would that we had the like of what Qârûn (Korah) has been given! Verily he is the owner of a great fortune."
So he emerged before his people in his finery. Those who desired the life of the world said, ‘We wish we had like what Korah has been given! Indeed he is greatly fortunate.’
Then (it came to pass one day that) he (- Korah) appeared before his people in all his pomp and show. (Thereupon) those who were desirous of (the provisions and enjoyment of) the life of this world said, `If only we could have the like of all that Korah has been given. He is, truly speaking, the master of a great fortune.'
So he went forth unto his people in his adornment. Those who desired the present life said, 'Would that we possessed the like of that Korah has been given! Surely he is a man of mighty fortune.
One day Korah appeared in public with all his fineries. Those who were following the worldly goals said: "What a lucky man; it would be nice to have such wealth."
And he went out amongst the people in his ornaments; those who desired the life of this world said, '0 would that we had the like of what Korah has been given! verily, he is endowed with mighty fortune!'
Then he came out among his people draped in his ornaments. Those who preferred this worldly life said, "Oh, if only we were given similar to what Qarun has been given. Indeed, he is very fortunate."
And Karun went forth unto his people, in his pomp. And they who loved this present life, said, oh that we had the like wealth, as hath been given unto Karun! Verily he is master of a great fortune.
Said he, "I have only been given it because of the knowledge which I possess. " Knew he not that Allah had destroyed before him many generations of those who were mightier than he in strength and greater in following? But the guilty are not asked immediately concerning their sins.
So he went out to his people in his adornment. The ones who would like (to gain) the present life (Literally: the lowly "life", i.e., the life of this world) said, "Oh, would that we had the like of what Qarûn has been brought! Surely he is indeed an owner of a tremendous fortune." (Literally: portion "of wealth").
Then went he forth before his people in his pomp. Those who were desirous of the life of the world said: Ah, would that we had the like of what hath been given unto Korah! Lo! he is lord of rare good fortune.
Then he came before his people in all pomp; and those enamoured of this world, said: "Ah would that we had what Qarun has been given! He indeed possesses great good fortune. "
And so he went forth before his people in all his pomp; [and] those who cared only for the life of this world would say, "Oh, if we but had the like of what Qarun has been given! Verily, with tremendous good fortune is he endowed!"
Then he came out before his people in all his glamour. Those who desired the life of this world wished, "If only we could have something like what Korah has been given. He is truly a man of great fortune!"
Then he came out among his people draped in his ornaments. Those who preferred this worldly life said: "Oh, if only we were given similar to what Qaaroon has been given. Indeed, he is very fortunate."
One day, he came out to his people in full splendor. Those who preferred this worldly life said, "Oh, we wish that we possessed what Qaaroon has attained. Indeed, he is very fortunate."
So he came out before his people in his adornment. Those who desired the worldly life said, "Oh, would that we had like what was given to Qarun. Indeed, he is one of great fortune."
So went he forth to his people in his finery. Those who sought the life of this world said: “Would that we had the like of what has been given to Qārūn! He is one of great fortune!”
And so once he came out to his people in all his pomp. And those who cared only for the life of this world said, "Ah, we wish we had the like of what Qaroon has been given. Indeed, he is extremely fortunate."
So he went before his (own showy) people with the (pride of his worldly) show. Those whose goal is the life of this world, said: "Oh! If only we had the (wealth) like what Qârûn (Qaroon) has got! Verily, he is truly a lord of very good fortune!"
Then (once) he came out before his people in his embellishment. Said those who are desirous of the worldly life, "Would that we had the like of what Qārūn has been given! He is a man of great fortune indeed."
Then he came out among his people draped in his ornaments. Those who preferred this worldly life said: "Oh, if only we were given similar to what Qaroon has been given. Indeed, he is very fortunate."