Diyanet İşleri
"İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
Kehf suresi
Kehf suresi, 68. ayet. وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَىٰ مَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ خُبْرًا
vekeyfe taṣbiru `alâ mâ lem tüḥiṭ bihî ḫubrâ.
"İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve Hızır Kehf 60–82 3
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Musa ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi.
Adam, şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."
"İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
Musa, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi.
O da şöyle dedi: "O halde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın."
Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Musa, "Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın." dedi.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
68. “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredeceksin ki?” Yani iç yüzünü de zahirini de kavrayamadığın, ondan maksadın ve akibetinin ne olduğunu bilemediğin bir işe nasıl sabreder ve tahammül gösterebilirsin?
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
İç yüzünü ve doğruluğunu bilemediğin fiilleri gördüğünde nasıl sabredersin? Çünkü sen onlar hakkında kendi ilminin ulaştığı kadarıyla hükmedersin.
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Adam, şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Musa, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi.
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
Aynı kök: حوط (28 geçiş) · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız,…
Aynı kök: خبر (52 geçiş) · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Andolsun, içinizden, cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz.
Aynı kök: حوط (28 geçiş) · Aynı kök: خبر (52 geçiş)
İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
Aynı kök: حوط (28 geçiş) · Aynı kök: كيف (83 geçiş)
Hayır öyle değil. Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de (peygamberleri…
Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Sabrederek ve namaz kılarak (Allah'tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah'a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredeceksin?" dipnot 1
"Kaldı ki sen, tecrübe bilgi kapsamına tümüyle girmeyen şeye nasıl (ve neden) katlanasın ki?"
"çünkü tecrübe alanı içinde kavrayamayacağın şeye nasıl katlanabilirsin ki?"
"Hakikatinden haberin olmayan bir olayı gördüğünde, nasıl dayanabilirsin ki!"
(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"
(İç yüzünü) kavrayamadığın bilbilgiye nasıl sabredersin?
"İçyüzünü kavrayamadığın bir şeye karşı, nasıl dirençli olabilirsin?"
"Hakkında hiçbir bilgin olmayan şeylere sen nasıl sabredeceksin?" dedi.
"Bilmediğin bir şeye nasıl dayanabilirsin?"
'Bilmediğin bir şeye nasıl dayanabilirsin?'
Havsalanın almadığı şeye nasıl sabredeceksin!" dedi.
Havsalanın almadığı şey'e nasıl sabredeceksin?
"Haberdar edilerek iç yüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"
"Haberdar edilerek iç yüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"
Haberdar edilerek içyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?
(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"
"(İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabr edersin?" dedi.
Kavrayamayacağın bir bilgiye nasıl dayanırsın?
(60-82) Ve bir zaman Musa genç arkadaşına demişti ki: "Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar veya uzun bir süre geçene kadar durmam. “Denizlerin Aralarında birleştikleri yere vardıklarında balıklarını unutmuşlardı ve balık da deniz de yol almış, akıp gitmişti. Onlar geçip gittikten sonra gence, bu yolculuğumuzda çok zahmet çektik "Öğle yemeğimizi getir" dedi. "Kayaya sığındığımız zamanı hatırlıyor musun? işte o zaman balığı unuttum." Ve bunu hatırlamayı bana unutturansa sadece Şeytan’dı dedi. Şaşırmış halde denize doğru yol aldı. İşte bu tamda beklediğimiz şey buydu dedi. Gerisin geri izleri üzere takip ederek döndüler. Derken, tarafımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve yanımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul u buldular. Musa ona, "Sana öğretilen yetiştirici / rüşte erdirici ilimden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi. Dedi ki: "Senin benimle beraberliğe sabretmeye gücün / istidadın yetmez." İç yüzünü kavrayamadığın / havsalanın almadığı bir şeye n asıl sabredeceksin? Dedi ki Allah'ın istemesi ile / inşallah beni sabırlı bulacaksın , hiçbir emrinde sana karşı gelmeyeceğim, dedi ki eğer ki bana tabi olacaksan ben hatırlayıp ta bir şey anlatmadıkça bana bir şey sorma , böylece yola koyuldular, nihayetinde bir gemiye bindiler onda bir delik açtı, dedi ki onu, içindekiler boğulsun diye mi deldin? Gerçekten yaptığın büyük önemde bir şey dedi, sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki Unuttuğum şeyden dolayı beni sorumlu tutma ve işimi bana zorlaştırma, Böylece tekrar yola koyuldular, nihayetinde bir oğlan çocuğa rastladılar onu öldürdü, "Saf / Temiz bir kişiyi sebepsiz yere öldürdün, gerçekten nankörce bir şey yaptın." dedi. Dedi ki sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme." Artık özrün iyice belirgin oldu , böylece tekrar yola koyuldular, bir köy halkı geldiklerinde halkından yemek istediler , b unları misafir etmekten çekindiler , nihayetinde orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular, onu ayağa kaldırdı / doğrulttu , dileseydin bunun için bir ücret alırdın dedi , işte bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır dedi , sana sabretmeye dayanamadığın konuların mânâlarını açıklayacağım , g emiye gelince; o, denizde çalışan yoksul kişilerindi, onların artlarında / peşlerinde her bir gemiyi gasbeden bir hükümdar / melik vardı bu nedenle gemiyi delmeyi istedim , erkek evlada gelince, onun anne babası mümin iki kişiydi , onların taşkınlık ve küf re sürüklemesinden endişe duyduk, istedik ki Rableri bu ikisine ondan daha temiz ve hayırlı birini, daha merhametli birini versin, duvara / cidara gelince, O duvar, şehirde yetim iki oğlanın idi , altında o ikisine ait altın vardı , babaları da Salih biri idi, Rabbin istedi ki ikisi de olgunluğa erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak ta altınlarını çıkarabilsinler, bunları kendimin işi olarak yapmadım, işte bu sabretmeye dayanamadıklarının yorumudur.
“İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
"Sana bildirilmeyen bir şeye nasıl dayanabilirsin?"
İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin ki!"
"İç yüzünü bilmediğin bir şeye nasıl dayanacaksın?"
Gerçek yönünü kavrayıp, kuşatamadığın bir şey hakkında nasıl sabredebilirsin?
Gerçek yönünü bilmediğin bir şeye nasıl sabredebilirsin?
"Havsalanın almadığı bir şeye nasıl dayanacaksın?"
"And how could you", he added, "put up with something whose significance, import or intended purpose you do not know nor do you look at it with your inward sight!"
How could you be patient in matters beyond your knowledge?’
"And how canst thou have patience about things about which thy understanding is not complete?"
For how can you patiently bear with something you cannot encompass in your knowledge?"
How indeed could you bear with patience something you have not encompassed in your knowledge?’
"And how can you have patience about a thing which you know not?"
And how can you have patience about something you are not in the know of?’
`And how can you have patience about things the knowledge of which you do not comprehend. '
And how shouldst thou bear patiently that thou hast never encompassed in thy knowledge?'
After all, how can you be patient about something that you do not know anything about it?" (try to attend a lecture that you do not know nothing about the subject matter and see how patient you are. )
How canst thou be patient in what thou comprehendest no knowledge of?'
"How can you be patient about what you have not been given any news?"
For how canst thou patiently suffer those things, the knowledge whereof thou dost not comprehend?
Said he, "Verily, you can never bear it.
And how should you (endure) patiently what you have not encompassed in your cognizance?"
How canst thou bear with that whereof thou canst not compass any knowledge?
"How can you bear that which is beyond your comprehension?"
for how couldst thou be patient about something that thou canst not comprehend within the compass of (thy] experience?"
And how can you be patient with what is beyond your ˹realm of˺ knowledge?"
"And how can you be patient about that which you have not been given any news"
"How can you stand that which you do not comprehend?"
And how can you have patience for what you do not encompass in knowledge?"
“And how canst thou be patient with what thou hast not encompassed in knowledge?”
And how can you bear with that which you cannot comprehend?"
"And how can you have patience about things about which your understanding is not complete?"
And how would you keep patient over something your comprehension cannot grasp?"
"And how can you be patient about that which you have not been given any news?"