Diyanet İşleri
İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
Kehf suresi
Kehf suresi, 91. ayet. كَذَٰلِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا
keẕâlik. veḳad eḥaṭnâ bimâ ledeyhi ḫubrâ.
İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Zülkarneyn Kehf 83–101 3
"Her kim de iman eder ve salih amel işlerse, ona mükafat olarak daha güzeli var. (Üstelik) ona emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz."
Sonra yine (doğuya doğru) bir yol tuttu.
Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.
İşte böyle. Şüphesiz biz onun yanındakileri ilmimizle kuşatmışızdır.
Sonra yine bir yol tuttu.
İki dağ arasına ulaşınca, bunların önünde, neredeyse hiçbir sözü anlamayan bir halk buldu.
Dediler ki: "Ey Zülkarneyn! Ye'cüc ve Me'cüc (adlı kavimler) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktadırlar. Onlarla bizim aramıza bir engel yapman karşılığında sana bir vergi verelim mi?"
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
91. Bununla birlikte bütün bunlar, Yüce Allah’ın takdiri ve bilgisi dahilinde olmuştur. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Biz onun elinde ne varsa hepsini ilmimizle kuşatmıştık.” Yani biz, onun sahip olduğu muaazam sebeplerin/yolların ve hayırların ne olduğunu biliyorduk ve biz, Zulkarneyn nereye yönelip giderse bilgimizle onun yanındaydık.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Aynı şekilde ilmimiz ayrıntılı bir şekilde Zülkarneyn'in sahip olduğu güç ve otoriteyi kuşatmıştır.
Aynı kök: حوط (28 geçiş) · Aynı kök: خبر (52 geçiş)
"İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
Aynı kıssa: Zülkarneyn
(Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."
Aynı kıssa: Zülkarneyn
Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.
Aynı kıssa: Zülkarneyn
O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.
Aynı kök: حوط (28 geçiş)
Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak halinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir.…
Aynı kök: حوط (28 geçiş)
Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi…
Aynı kök: خبر (52 geçiş)
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru…
Aynı kök: خبر (52 geçiş)
Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.
onların yaşam tarzı da işte böyleydi; fakat doğrusu Biz, onun sahip olduğu tasavvuru derin bir bilgiyle kuşatmışızdır.
(Biz onları) işte böyle (bir yaşama tarzı içinde, böyle bir düzeyde bırakmıştık ve o da onları öylece kendi hallerine bıraktı;) ve muhakkak ki sınırsız bilgimizle Biz onun zihninden geçenleri kuşatmış bulunuyorduk.
İşte böyle. . . Biz Onu, ondaki ile ihata etmiştik.
İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup biten her şeyi) biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.
İşte böylece onunla ilgili her şeyden haberdardık.
İşte böyle. Kendisinde olan her şeyi bilgimizle kaplamıştık.
İşte onun durumu böyledir. Onun bilgi olarak sahip olduğu her şeyi biz biliriz.
İşte böyle... Onun her bulduğunu tamamıyla biliyorduk.
İşte böyle... Onun her bulduğunu tamamıyla biliyorduk.
İşte böyle. Halbuki Biz, onun yanında nelerin bulunduğunu tamamen biliyorduk.
Böyle, halbuki onun yanında neler vardı temamını biz biliyorduk
İşte böyle! Biz, onun yanında olan şeyleri bilgimizle kuşatmıştık.
İşte böyle! Biz, onun yanında olan şeyleri bilgimizle kuşatmıştık.
İşte böyle! Biz, onun yanında olan şeyleri bilgimizle kuşatmıştık.
İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup biten her şeyi) biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.
İşte (Zülkarneynin işi) böyle idi. Halbuki onun yanında (neler vardı) ki biz hepsini ilm (imiz) le kuşatmışızdır.
İşte bunun gibi, onun yaptıklarının hepsini baştan başa biliyorduk Biz.
(83-98) Sana İki boynuzludan / zülkarneyn’den sorarlar, de ki size onu ve onla ilgili hatıraları okuyacağım, arzı ona mekân yaptık her şeyi bir sebeple ona verdik , O da bir sebebe uydu / tabi oldu , güneşin battığı yere ulaştığında siyah balçıktan / çamurlu bir gözenin içinde onun / güneşin battığını gördü (gün batımı gözeye aksetmiş) ve gözenin yanında da bir kavim buldu, Ona, Ey Zülkarneyn ya bu kavmi azaba uğratırsın yahut onları güzellikle elde edersin dedik. O da kim zulmediyorsa ona azap ederiz, sonrasında da Rabbine geri gönderilir, O’da nasıl olacağı belirsiz bir azapla onlara azap eder dedi, Kim iman eder de ıslah edici amel işlerse ona güzel bir karşılık vardır , O’na işlerimizden / emirlerimizden kolay olanı söyleyeceğiz , sonra bir sebebe uydu / tabi oldu güneşin doğduğu yere ulaştığındaysa orada bir kavmin üzerine güneşi doğarken buldu, O kavmin güneşine karşı herhangi bir koruyucu siper yapmamıştık, Onun katında olanı her şeyi kuşatmıştık, her şeyden haberimiz vardı, sonra bir sebebe uydu / tabi oldu sonra iki set arasına vardığı zaman, iki setin dışında kalan, söz dahi anlamayan durumda ki bir kavmi buldu, dediler ki Ey Zülkarneyn, gerçekten Ye’cüc ve Me’cüc arzda bozgunculuk çıkarıyorlar, sana onlarla bizim aramızda set yapman karşılığında bir haraç versek olur mu? Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha hayırlıdır dedi. Bana güç / kuvvet ile yardım edin , bende onlarla sizin aranızda bir sur / radmen yapayım, bana demirin cevherlerini getirin, iki dağın arası yamaçlar, demir cevherleri ile dolarak eşitlenince körükleyin / üfürün dedi, kor haline / nar haline gelince de bana bakır getirin üzerine dökeyim dedi, artık onun arkasına geçmeye de yahut delmeye de güçleri yetmez , dedi ki bu Rabbimden bir esirgemedir / rahmettir, Rabbimin vaadi geldiğindeyse onu dümdüz edecektir, Rabbinin vaadi haktır.
İşte böyle. Onun yanında olan her şeyi büsbütün kuşatmıştık.
İşte (Zu'l-Karneyn) böyle (yüksek bir mevkie ve hükümranlığa sahip) idi. Onun yanında (daha) nice bilgi ve yetki bulunduğunu biliyorduk.
İşte böyle; Biz onun (Zülkarneyn'in) yanında olan her şeyi tam olarak biliyorduk.
İşte böyle; Biz o topluğun her şeyini biliyorduk.
İşte böyle, onun yanındakilerin hepsini ilmimizle kuşattık
İşte böyle, onun yanındakilerin hepsini baştan başa biliyorduk.
İşte böyle! Biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.
For thus We knew his thoughts and feelings as well as his mode of action.
And so it was: We knew all about him.
(He left them) as they were: We completely understood what was before him.
Thus was the state of those people, and We encompassed in knowledge all concerning Dhu al- Qarnayn.
Our knowledge encompasses all that happened to him.
So (it was)! And We knew all about him (Dhul-Qarnain).
So it was, and We comprehended whatever pertained to him.
That is how (it was). As for him, We alone had full knowledge of all that he had with him.
So; and We encompassed in knowledge what was with him.
I (God) know well what he was doing (therefore, this is a true story. )
So! And we comprehended the knowledge of what (forces) he had with him.
So it was, and We knew ahead of time about what he intended.
Thus it was; and we comprehended with our knowledge the forces which were with him.
Until when he reached the rising of the sun (furthest East), he found it rising upon a people to whom We had given no shelter there from.
Thus it was, and We already encompassed in cognizance what was close to him.
So (it was). And We knew all concerning him.
It was so, for We were fully informed about him.
thus [We had made them, and thus he left them; and We did encompass with Our knowledge all that he had in mind
So it was. And We truly had full knowledge of him.
So it was, and We knew ahead of time about what he intended.
Naturally, we were fully aware of everything he found out.
Thus. And We had encompassed [all] that he had in knowledge.
Thus! — and We have encompassed what is with it in knowledge —
So it was, and We knew all about him and his resources. (He helped that nation with his abundant resources that We had given him).
(He left them) as they were, (and) We completely understood what was before him.
Thus it was, and Our knowledge fully comprehends whatever (wealth and equipment) he had with him.
So it was, and We knew ahead of time about what he intended.