Diyanet İşleri
Adam, şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."
Kehf suresi
Kehf suresi, 67. ayet. قَالَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًا
ḳâle inneke len testeṭî`a me`iye ṣabrâ.
Adam, şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve Hızır Kehf 60–82 3
Musa: "İşte aradığımız bu idi" dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Musa ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi.
Adam, şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."
"İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
Musa, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi.
O da şöyle dedi: "O halde, eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
67. Bunun üzerine Hızır, Mûsâ’ya: Ben senin bu teklifini reddetmem; fakat “sen benimle bir arada olmaya asla sabredemezsin.” Bana uymaya, benimle birlikte kalmaya gücün yetmez. Çünkü sen zahiri itibariyle karşı çıkılması gereken fakat iç yüzü böyle olmayan birtakım şeyler göreceksin. Bundan dolayı da devamla ona şöyle dedi:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Hızır Musa'ya demişti ki: Şu bir gerçektir ki, sen benim ilmimden göreceklerine asla sabredemezsin. Çünkü bendeki ilim, senin yanındaki ilimle denk değildir.
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş)
Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş)
Adam, "Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?" dedi.
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş)
Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım."
Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Sizden kimin, hür mü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin…
Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Allah'a ve Resul'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah…
Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: Sabır
Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini…
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın (dininin) nişanelerindendir. Onun için her kim hac ve umre niyetiyle Kabe'yi ziyaret eder ve onları da tavaf…
Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Ortak kavram: İtaat
Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(O bilge melek) şu cevabı vermişti: "Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin.
O, "Korkarım ki sen benimle birlikteliğe sabredemezsin!" dedi (ve ekledi):
(Öteki;) "Sen benimle birlikte(yken olacak olanlara) katlanamazsın" dedi,
(Hızır a. s. ) dedi ki: "Sen benimle beraberliğe kesinlikle dayanamazsın (senin varoluş programın ve işlevin zahire, göz boyutuna dönük; batın/gayb boyutuna ait hükümleri, işlevinin gereği bakışla hazmedemezsin)!"
Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."
Dedi ki: Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin.
"Aslında, benimle birlikte asla dirençli olamazsın!" dedi.
O kul, "Sen benimle birlikte olmaya sabredemezsin."
"Sen benimle birlikte olmaya dayanamazsın" dedi,
'Sen benimle birlikte olmaya dayanamazsın,' dedi,
O: "Doğrusu sen benimle beraber olmaya sabredemezsin.
Doğrusu, dedi: sen benimle sabredemezsin
"Sen, benimle beraber olmada sabretmeye asla güç yetiremezsin."
"Sen, benimle beraber olmada sabretmeye asla güç yetiremezsin."
Sen, benimle beraber olmada sabretmeye asla güç yetiremezsin.
Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."
O da (Musaya): "Doğrusu sen benim beraberimde sabretmiye asla muktedir olamazsın".
O da dedi ki: Doğrusu sen, benim yaptıklarıma asla dayanamazsın.
(60-82) Ve bir zaman Musa genç arkadaşına demişti ki: "Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar veya uzun bir süre geçene kadar durmam. “Denizlerin Aralarında birleştikleri yere vardıklarında balıklarını unutmuşlardı ve balık da deniz de yol almış, akıp gitmişti. Onlar geçip gittikten sonra gence, bu yolculuğumuzda çok zahmet çektik "Öğle yemeğimizi getir" dedi. "Kayaya sığındığımız zamanı hatırlıyor musun? işte o zaman balığı unuttum." Ve bunu hatırlamayı bana unutturansa sadece Şeytan’dı dedi. Şaşırmış halde denize doğru yol aldı. İşte bu tamda beklediğimiz şey buydu dedi. Gerisin geri izleri üzere takip ederek döndüler. Derken, tarafımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve yanımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul u buldular. Musa ona, "Sana öğretilen yetiştirici / rüşte erdirici ilimden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi. Dedi ki: "Senin benimle beraberliğe sabretmeye gücün / istidadın yetmez." İç yüzünü kavrayamadığın / havsalanın almadığı bir şeye n asıl sabredeceksin? Dedi ki Allah'ın istemesi ile / inşallah beni sabırlı bulacaksın , hiçbir emrinde sana karşı gelmeyeceğim, dedi ki eğer ki bana tabi olacaksan ben hatırlayıp ta bir şey anlatmadıkça bana bir şey sorma , böylece yola koyuldular, nihayetinde bir gemiye bindiler onda bir delik açtı, dedi ki onu, içindekiler boğulsun diye mi deldin? Gerçekten yaptığın büyük önemde bir şey dedi, sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki Unuttuğum şeyden dolayı beni sorumlu tutma ve işimi bana zorlaştırma, Böylece tekrar yola koyuldular, nihayetinde bir oğlan çocuğa rastladılar onu öldürdü, "Saf / Temiz bir kişiyi sebepsiz yere öldürdün, gerçekten nankörce bir şey yaptın." dedi. Dedi ki sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme." Artık özrün iyice belirgin oldu , böylece tekrar yola koyuldular, bir köy halkı geldiklerinde halkından yemek istediler , b unları misafir etmekten çekindiler , nihayetinde orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular, onu ayağa kaldırdı / doğrulttu , dileseydin bunun için bir ücret alırdın dedi , işte bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır dedi , sana sabretmeye dayanamadığın konuların mânâlarını açıklayacağım , g emiye gelince; o, denizde çalışan yoksul kişilerindi, onların artlarında / peşlerinde her bir gemiyi gasbeden bir hükümdar / melik vardı bu nedenle gemiyi delmeyi istedim , erkek evlada gelince, onun anne babası mümin iki kişiydi , onların taşkınlık ve küf re sürüklemesinden endişe duyduk, istedik ki Rableri bu ikisine ondan daha temiz ve hayırlı birini, daha merhametli birini versin, duvara / cidara gelince, O duvar, şehirde yetim iki oğlanın idi , altında o ikisine ait altın vardı , babaları da Salih biri idi, Rabbin istedi ki ikisi de olgunluğa erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak ta altınlarını çıkarabilsinler, bunları kendimin işi olarak yapmadım, işte bu sabretmeye dayanamadıklarının yorumudur.
Adam, şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraber olmaya asla sabredemezsin.”
(O da): "Sen benimle beraber bulunmağa dayanamazsın" dedi.
O da şöyle dedi: "Sen benim yanımda olmaya asla sabredemezsin.
"Sen benimle birlikte olmaya dayanamazsın" dedi.
O da: Sen benimle olmaya sabredemezsin, dedi.
O da: -Sen benimle olmaya sabredemezsin, dedi.
Dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe dayanamazsın."
He -the teacher- said to Mussa: "But you shall not be able to bear with me nor shall you quietly await the course of events".
The man said, ‘You will not be able to bear with me patiently.
(The other) said: "Verily thou wilt not be able to have patience with me!"
He answered: "You will surely not be able to bear with me.
He said, ‘You will not be able to bear with me.
He (Khidr) said: "Verily you will not be able to have patience with me!
He said, ‘Indeed you cannot have patience with me!
He (- the great man) said, `(Yes, but) while keeping company with me you will never be able to bear (and keep company) with me in patience,
Said he, 'Assuredly thou wilt not be able to bear with me patiently.
The man replied: "You will not patient enough to bear with me….
said he, 'Verily, thou canst never have patience with me.
He said, "You will not be able to have patience with me."
He answered, verily thou canst not bear with me:
Said Moses to him, "May I follow you, so that you may teach me of the (Higher) Truth which you have been taught?"
Said he "Surely you will never be able to (endure) with me patiently. "
He said: Lo! thou canst not bear with me.
He said: "You will not be able to bear with me.
[The other] answered: "Behold, thou wilt never be able to have patience with me –
He said, "You certainly cannot be patient ˹enough˺ with me.
He said: "You will not be able to have patience with me. "
He said, "You cannot stand to be with me.
He said, "Indeed, with me you will never be able to have patience.
Said he: “Thou canst never be patient with me.
He said, "Verily, you won't be able to have patience with me.
(The wise one) said: "Surely, you will not be able to have patience with me!
He said, "You can never bear with me patiently.
He said: "You will not be able to have patience with me."