Diyanet İşleri
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Kehf suresi
Kehf suresi, 65. ayet. فَوَجَدَا عَبْدًا مِّنْ عِبَادِنَآ ءَاتَيْنَٰهُ رَحْمَةً مِّنْ عِندِنَا وَعَلَّمْنَٰهُ مِن لَّدُنَّا عِلْمًا
fevecedâ `abdem min `ibâdinâ âteynâhü raḥmetem min `indinâ ve`allemnâhü mil ledünnâ `ilmâ.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve Hızır Kehf 60–82 3
Oradan uzaklaştıklarında Musa beraberindeki gence, "Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük" dedi.
Genç, "Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti" dedi.
Musa: "İşte aradığımız bu idi" dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisingeri döndüler.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Musa ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi.
Adam, şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."
"İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
65. Mûsâ ve beraberindeki delikanlı balığı kaybettikleri yere ulaştıklarında Allah’ın kullarından bir kul olan Hızır ile karşılaştılar. Doğru olan görüşe göre o, peygamber değil, salih bir kul idi. “Biz, ona tarafımızdan bir rahmet vermiş” Allah’ın kendisi vasıtasıyla ilmini arttırdığı ve amelini güzelleştirdiği bir rahmet ihsan etmiş “ve nezdimizden bir ilim öğretmiştik.” Her ne kadar Mûsâ, başta iman ve itikadi esaslar olmak üzere bir çok konuda ondan daha bilgili idiyse de o, Mûsâ’ya verilmemiş türden birtakım bilgilere sahip kılınmıştı. Zira Mûsâ, peygamberler arasında Yüce Allah’ın diğer insanlara ilim, amel ve başka özelliklerle üstün kılmış olduğu ulu’l-azm rasûllerden birisi idi.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Balığı kaybettikleri yere vardıklarında, orada salih kullarımızdan bir kul buldular (o Hızır -aleyhisselam-)'dır. Kendisine katımızdan rahmet verdik ve ona tarafımızdan insanların bilmediği bir ilim öğrettik. O da bu kıssanın ihtiva ettiği konudur.
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: لدن (18 geçiş)
Musa, "Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son…
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: وجد (107 geçiş)
Musa, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi.
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: وجد (107 geçiş)
Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş…
Aynı kök: لدن (18 geçiş)
(Onlar şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok…
Aynı kök: لدن (18 geçiş)
Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin" dedi.
Aynı kök: لدن (18 geçiş)
Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük…
Aynı kök: وجد (107 geçiş)
Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah'a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl…
Aynı kök: وجد (107 geçiş)
Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin. Kendiniz için her ne iyilik işlemiş olursanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(Derken), kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve ona tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul bulmuşlardı. dipnot 1
Sonunda orada, kendisine katımızdan bir rahmete nail kılarak (ilmimizden) bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.
Ve orada kendisine katımızdan üstün bir bağışta bulunarak (özel) bir bilgiyle donattığımız kullarımızdan birine rastladılar.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz Ona indimizden (Hakikatini yaşatan) bir rahmet vermiş ve yine Onda ledünnümüzden (Tecelli-i sıfat olarak tahakkuk etme {mardiye} şuuru) ilim açığa çıkarmıştık.
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Sonunda, Kendi katımızdan Ona bir rahmet verdiğimiz ve bilgimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular. dipnot 231
Orada katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve yine katımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.
Katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve bilgimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve bilgimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
derken kullarımızdan bir kul buldular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki biz ona nezdimizden bir rahmet vermiş ve ledünnimizden bir ılim öğretmiştik
Derken katımızdan, kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan bir ilim dipnot 1 öğrettiğimiz Bizim kullarımızdan bir kul dipnot 2 buldular.
Derken katımızdan, kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan dipnot 1 bir ilim öğrettiğimiz dipnot 1 Bizim kullarımızdan bir kul dipnot 2 buldular.
Derken katımızdan, kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan dipnot 1 bir ilim öğrettiğimiz dipnot 1 Bizim kullarımızdan bir kul dipnot 2 buldular.
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Derken kullarımızdan (öyle) bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş, kendisine nezdimizden (haas) bir ilim öğretmişdik.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki Biz, ona; katımızdan bir rahmet vermiş ve kendisine nezdimizden bir ilim öğretmiştik.
(60-82) Ve bir zaman Musa genç arkadaşına demişti ki: "Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar veya uzun bir süre geçene kadar durmam. “Denizlerin Aralarında birleştikleri yere vardıklarında balıklarını unutmuşlardı ve balık da deniz de yol almış, akıp gitmişti. Onlar geçip gittikten sonra gence, bu yolculuğumuzda çok zahmet çektik "Öğle yemeğimizi getir" dedi. "Kayaya sığındığımız zamanı hatırlıyor musun? işte o zaman balığı unuttum." Ve bunu hatırlamayı bana unutturansa sadece Şeytan’dı dedi. Şaşırmış halde denize doğru yol aldı. İşte bu tamda beklediğimiz şey buydu dedi. Gerisin geri izleri üzere takip ederek döndüler. Derken, tarafımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve yanımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul u buldular. Musa ona, "Sana öğretilen yetiştirici / rüşte erdirici ilimden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi. Dedi ki: "Senin benimle beraberliğe sabretmeye gücün / istidadın yetmez." İç yüzünü kavrayamadığın / havsalanın almadığı bir şeye n asıl sabredeceksin? Dedi ki Allah'ın istemesi ile / inşallah beni sabırlı bulacaksın , hiçbir emrinde sana karşı gelmeyeceğim, dedi ki eğer ki bana tabi olacaksan ben hatırlayıp ta bir şey anlatmadıkça bana bir şey sorma , böylece yola koyuldular, nihayetinde bir gemiye bindiler onda bir delik açtı, dedi ki onu, içindekiler boğulsun diye mi deldin? Gerçekten yaptığın büyük önemde bir şey dedi, sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki Unuttuğum şeyden dolayı beni sorumlu tutma ve işimi bana zorlaştırma, Böylece tekrar yola koyuldular, nihayetinde bir oğlan çocuğa rastladılar onu öldürdü, "Saf / Temiz bir kişiyi sebepsiz yere öldürdün, gerçekten nankörce bir şey yaptın." dedi. Dedi ki sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme." Artık özrün iyice belirgin oldu , böylece tekrar yola koyuldular, bir köy halkı geldiklerinde halkından yemek istediler , b unları misafir etmekten çekindiler , nihayetinde orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular, onu ayağa kaldırdı / doğrulttu , dileseydin bunun için bir ücret alırdın dedi , işte bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır dedi , sana sabretmeye dayanamadığın konuların mânâlarını açıklayacağım , g emiye gelince; o, denizde çalışan yoksul kişilerindi, onların artlarında / peşlerinde her bir gemiyi gasbeden bir hükümdar / melik vardı bu nedenle gemiyi delmeyi istedim , erkek evlada gelince, onun anne babası mümin iki kişiydi , onların taşkınlık ve küf re sürüklemesinden endişe duyduk, istedik ki Rableri bu ikisine ondan daha temiz ve hayırlı birini, daha merhametli birini versin, duvara / cidara gelince, O duvar, şehirde yetim iki oğlanın idi , altında o ikisine ait altın vardı , babaları da Salih biri idi, Rabbin istedi ki ikisi de olgunluğa erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak ta altınlarını çıkarabilsinler, bunları kendimin işi olarak yapmadım, işte bu sabretmeye dayanamadıklarının yorumudur.
Orada kendisine tarafımızdan bir rahmet vermiş ve nezdimizden bir ilim öğretmiş olduğumuz kullarımızdan bir kul buldular.
(Orada) Kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
Derken (orada) katımızdan ikramda bulunduğumuz ve tarafımızdan ilim öğrettiğimiz bir kul buldular.
Sonra kullarımızdan bir kulu buldular. Ona katımızdan bir ilim öğreterek ikramda bulunmuştuk.
Orada, kendisine katımızdan rahmet verip, yine tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.
Orada, kendisine esenlik verip, katımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.
Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.
There, they found one of Our devotees to whom We extended Our mercy and the initiation in mysteries and to whom We imparted of Our mystic knowledge what is transcending human comprehension.
and found one of Our servants- a man to whom We had granted Our mercy and whom We had given knowledge of Our own.
So they found one of Our servants, on whom We had bestowed Mercy from Ourselves and whom We had taught knowledge from Our own Presence.
and there they found one of Our servants upon whom We had bestowed Our mercy, and to whom We had imparted a special knowledge from Ourselves. dipnot 1
They found a slave of Ours whom We had granted mercy from Us and whom We had also given knowledge direct from Us.
Then they found one of Our slaves, on whom We had bestowed mercy from Us, and whom We had taught knowledge from Us.
[There] they found one of Our servants whom We had granted a mercy from Ourselves, and taught him a knowledge from Our own.
So that they found a (noble and great) servant of Ours to whom We had granted mercy from Us and whom We had taught (great) Knowledge from Ourself.
Then they found one of Our servants unto whom We had given mercy from Us, and We had taught him knowledge proceeding from Us.
There they found one of My servants (probably Prophet Khizr) whom I had blessed with knowledge.
Then they found a servant of our servants, to whom we had given mercy from ourselves, and had taught him knowledge from before us.
So they came upon a servant of Ours whom We had given him compassion from Us and We taught him knowledge from Us.
And coming to the rock they found one of our servants, unto whom We had granted mercy from us, and whom We had taught wisdom from before us.
Moses said, "This is what we were searching for. " So they retraced their steps again.
Then they (both) found one of Our bondmen (Literally: bondman from among Our bondmen) to whom We had brought mercy from Our Providence, and had taught him knowledge from very close to Us.
Then found they one of Our slaves, unto whom We had given mercy from Us, and had taught him knowledge from Our presence.
Then they found one of Our votaries, whom We had blessed and given knowledge from Us.
and found one of Our servants, on whom We had bestowed grace from Ourselves and unto whom We had imparted knowledge [issuing] from Ourselves.
There they found a servant of Ours, to whom We had granted mercy from Us and enlightened with knowledge of Our Own.
So they came upon a servant of Ours whom We had given him mercy from Us and We taught him knowledge from Us.
They found one of our servants, whom we blessed with mercy, and bestowed upon him from our own knowledge.
And they found a servant from among Our servants to whom we had given mercy from us and had taught him from Us a [certain] knowledge.
And they found a servant from among Our servants to whom We had given mercy from Us, and taught knowledge from Us.
(Moses wondered how exciting the merging of the two streams would be! And he imagined that) he found a servant of Ours, on whom We had bestowed grace from Our Presence and unto whom We had imparted knowledge from Ourselves.
Then they found one (of the wise men) on whom We had bestowed Mercy from Ourselves and whom We had given knowledge from Our Own Presence.
Then they found one of Our servants whom We blessed with mercy from Us and whom We gave knowledge, a knowledge from Our own.
So they came upon a servant of Ours whom We had given him mercy from Us and We had taught him knowledge from Us.