Kehf suresi

Kehf suresi, 80. ayet

Kehf suresi, 80. ayet. وَأَمَّا ٱلْغُلَٰمُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَآ أَن يُرْهِقَهُمَا طُغْيَٰنًا وَكُفْرًا

veemme-lgulâmü fekâne ebevâhü mü'mineyni feḫaşînâ ey yürhiḳahümâ ṭugyânev veküfrâ.

Diyanet İşleri

"Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Kehf 77–83 · surenin 80. ayeti / 110

Konu Mûsâ ve Hızır Kehf 60–82 3

  1. Kehf 77

    Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Musa, "İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın" dedi.

  2. Kehf 78

    Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım."

  3. Kehf 79

    "O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı."

  4. 80

    "Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."

  5. Kehf 81

    "Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik."

  6. Kehf 82

    "Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."

  7. Kehf 83

    (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

80. Öldürdüğüm o “erkek çocuğa gelince, onun ana-babası mü’min kimselerdi. Biz onun, ana-babasını azgınlığa ve küfre sürüklemesinden endişe ettik.” Bu çocuğun, -eğer ergenlik çağına gelirse- anne-babasını azgınlık ve küfre sürükleyeceği takdir edilmişti. Yani kendisi gibi onları da azgınlığa ve küfre zorlayacaktı. Bu da ya onların, çocuklarına duydukları sevgiden ötürü yahut da ona olan ihtiyaçları dolayısıyla olacaktı ve bu halleri, onları buna zorlayacaktı. İşte ben de bu mü’min anne ve babanın dinlerinin selâmeti için, bu hususa muttali olduğumdan dolayı o çocuğu öldürdüm. Bu üstün faydadan daha büyük bir fayda olabilir mi? Çünkü bu, her ne kadar ilk anda onlara bir kötülük ve onların zürriyetlerini kesmek gibi görünse de Yüce Allah, onlara bu çocuklarından daha hayırlı bir zürriyet verecektir. Bundan dolayı da devamla şöyle dedi:

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Kendisini öldürmeme karşı çıktığın gence gelince, onun anne ve babası Mümin idi. Yüce Allah ilmi ile onun kâfir olacağını biliyordu. Büluğa erdikten sonra anne babasının onun sevgisinde ya da ona olan ihtiyaçlarında aşırıya giderek o ikisini Allah'a iman etmede küfre düşürmesine ve azgınlığa sevk etmesinden korktuk.

Kelimeler

10 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَأَمَّا ve emma gelince
  2. ٱلْغُلَـٰمُ l-gulamu çocuğa kök: غلم
  3. فَكَانَ fekane idi kök: كون
  4. أَبَوَاهُ ebevahu onun anası babası kök: ابو
  5. مُؤْمِنَيْنِ mu'mineyni mü'min insanlar kök: امن
  6. فَخَشِينَآ fe haşina korktuk kök: خشي
  7. أَن en
  8. يُرْهِقَهُمَا yurhikahuma onlara sarmasından kök: رهق
  9. طُغْيَـٰنًۭا tugyanen azgınlık kök: طغي
  10. وَكُفْرًۭا ve kufran ve küfür kök: كفر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: غلم (13 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)

    "Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına…

  • Aynı kök: رهق (10 geçiş) · Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır

    Musa, "Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!" dedi.

  • Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: غلم (13 geçiş)

    Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Musa, "Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi…

  • Aynı kök: خشي (48 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)

    De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve…

  • Aynı kök: رهق (10 geçiş)

    Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar…

  • Aynı kök: رهق (10 geçiş)

    Kötü işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah'(ın azabın)dan koruyacak hiçbir…

  • Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır

    Hani Musa, beraberindeki gence şöyle demişti: "İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim."

  • Aynı kök: غلم (13 geçiş)

    Zekeriya, "Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?" dedi. Allah, "Öyledir, ama Allah…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

69 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Erkek çocuğa gelince, onun ana babası mümin kişilerdi. Onları azdırıp inkâra sürüklemesini uygun görmemiştik. dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Burada geçen [haşînâ] fiili yaygın anlamı olan "korkmak" şeklinde tercüme edilirse mesajın anlaşılmasında sorun yaşanması kaçınılmazdır. Çünkü Yüce Allah'ın herhangi bir şeyden korkması kesinlikle söz konusu olamaz. Korkanlar melekler şeklinde kabul edilirse bu defa da meleklerin bir şeylerden korktuğu için bir insanı öldürmesi söz konusu olmaktadır. Konuyu insan (Hızır) şeklinde kabul edince konu tamamen çıkmaza sürüklenmektedir. Çünkü bu Hızır denen şahsiyet bir kişidir; ayetteki ilgili fiil ise çoğul kalıptadır. Oysa pek çok müfessir ve lügat âlimine göre Yüce Allah için kullanılması durumunda bu fiilin "uygun görmemek" anlamı da vardır ki bu anlam bağlama da olaya da uygundur.

Mustafa İslamoğlu

"Gelelim delikanlıya: Onun ebeveyni imanlı kimselerdi; fakat biz onun azgınlık ve sapkınlıkla (ebeveynini) derin acılara boğacağına dair kaygı verici bir bilgiye sahiptik.

Muhammed Esed

O genç adam da, -ki anası babası mümin kimselerdi- taşkınlıkları ve inkarcı eğilimleriyle onlara çok derin acılar vereceği yolunda kaygı verici belirtiler görmüştük;

Ahmed Hulusi

"O küçük erkek çocuğa gelince: Onun ana-babası iki iman eden idi. . . (Büyüyünce, bürüneceği kişilikle çocuğun) onları taşkınlık ve küfre düşürmesinden ürktük!"

Ali Bulaç

"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip korktuk."

Ali Özek ve heyeti

«Erkek çocuğa gelince, onun ana babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları isyana ve küfre sürüklemesinden korktuk.»

Ali Rıza Safa

"Delikanlıya gelince; onun anne-babası inanmış kişilerdi. Onları, azgınlığa ve nankörlük etmeye sürüklemesinden korktuk!"

Bayraktar Bayraklı

"O çocuk ise, onun anne ve babası inanmış kimselerdi. Eğer çocuk yaşarsa onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korktuk."

Edip Yüksel

"Çocuğa gelince, ana babası iki gerçeği onaylayan kişi idi. Taşkınlık ve nankörlük ile o ikisine yük olmasından endişelendik." dipnot 1

Edip Yüksel — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    * Adolf Hitler sevimli ve görünüşte suçsuz bir çocuktu. Çocukken ölmüş olsaydı çoğu kişi üzülecek ve hatta Tanrı'nın hikmetini sorgulayacaktı. Bu derslerden öğreniyoruz ki her şeyin ardında güzel bir sebep vardır. Adolf Hitler gibi bir caninin yaşatılması ise bir başka sebebe bağlıdır.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

'Çocuğa gelince, ana babası iki inanan kişi idi. Taşkınlık ve nankörlük ile o ikisine yük olmasından endişelendik.'

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Oğlana gelince, anne babası mümin kimselerdi. Onun bunları azgınlık ve küfür ile sarmasından korktuk.

Elmalılı Hamdi Yazır

Oğlana gelince: ebeveyni mü'minlerdi, onun için bunları tuğyan ve küfrile sarmasından sakındık da

Erhan Aktaş

"Delikanlıya gelince, anne ve babası Mü'min kimselerdi. Onları azgınlığa ve Küfre sürüklemesine rızamız olmadı. dipnot 1 "

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Zor kullanarak, baskı yaparak anne ve babasını azgınlığa ve küfre sürüklemekte oluşunu samimiyetle biliyorduk. Anlaşılan odur ki; söz konusu alim/bilen kul o yörede yaşayan ve yaşadığı bölgede olup bitenlere yakından tanık olan birisidir. Delikanlıyı ve delikanlının anne ve babasına inançlarından dolayı nasıl baskı yaptığını, nasıl zulmettiğini içtenlikle/yakından bilen birisidir. Ayetteki huşu kelimesi, alim kulun olup bitenleri çok iyi bildiği ve bilgisinden emin olduğu anlamındadır. Zaten ayete literal olarak dil bilgisi kuralları açısından da gelecek zaman anlamı verilemez. Çünkü "en yurhikahuma" mastardır ve mastarlar isim grubundan oldukları için şimdiki zaman kipindedirler. Ayet, gelecekte olacak olan bir şeyden değil oluyor olan; olmakta olan bir durumdan söz etmektedir. Ayete gelecekte olacak bir şeymiş gibi anlam verilmesi yanlıştır. Ayrıca ayette geçen haşiye kelimesinin anlamı korkmak değil, huşudur, yani içtenliktir. En ilkel olanı da dahil, yeryüzünün hiçbir hukuk sisteminde olmayan, gelecekte işlenecek bir suça ceza vermeyi, Allah'ın uygun görmüş olabileceğini varsaymak Allah'a iftira atmaktır.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Delikanlıya gelince, anne ve babası Mü'min kimselerdi. Onları azgınlığa ve Küfre sürüklemesine rızamız olmadı." dipnot 1

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Zor kullanarak, baskı yaparak anne ve babasını azgınlığa ve küfre sürüklemekte oluşunu samimiyetle biliyorduk. Anlaşılan odur ki; söz konusu alim/bilen kul o yörede yaşayan ve yaşadığı toplumda olup bitenlere yakından tanık olan birisidir. Delikanlıyı ve delikanlının anne ve babasına inançlarından dolayı nasıl baskı yaptığını, nasıl zulmettiğini içtenlikle/yakından bilen birisidir. Ayetteki huşu sözcüğü, alim kulun olup bitenleri çok iyi bildiğinden ve bilgisinden emin olduğu anlamındadır. Zaten ayete literal olarak dil bilgisi kuralları açısından da gelecek zaman anlamı verilemez. Çünkü يُرْهِقَهُمَا أَنْ "en yurhikahuma" mastardır ve mastarlar isim grubundan oldukları için şimdiki zaman kipindedirler. Ayet, gelecekte olacak olan bir şeyden değil oluyor olan; olmakta olan bir durumdan söz etmektedir. Ayete gelecekte olacak bir şeymiş gibi anlam verilmesi yanlıştır. Ayrıca ayette geçen haşiye sözcüğünün anlamı korkmak değil, huşudur, yani içtenliktir. En ilkel olanı da dahil, yeryüzünün hiçbir hukuk sisteminde olmayan, gelecekte işlenecek bir suça ceza vermeyi, Allah'ın uygun görmüş olabileceğini varsaymak Allah'a iftira atmaktır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"Delikanlıya gelince, anne ve babası inanan kimselerdi. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden huşu ediyoruz." dipnot 1

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Zor kullanarak, baskı yaparak onları azgınlığa ve küfre sürüklediğini içtenlikle, yakinen biliyoruz. Haşiye sözcüğüne "korktuk" şeklinde anlam verilmesi yanlıştır. Zira Haşiye, yani huşu; içtenlik, samimiyet demektir. Anlaşılan odur ki; söz konusu alim kul o yörede yaşayan ve yaşadığı toplumda olup bitenlere yakından tanık olan birisidir. Çocuğu ve çocuğun ailesini de çok iyi tanımakta, çocuğun anne babasına nasıl zulmettiğini yakinen bilmektedir. Çocuğun onları azgınlığa ve küfre sürüklediğinden emin birisidir. Ayetteki huşu sözcüğü, alim kulun olup bitenleri çok iyi bildiğinden ve bilgisinden emin olduğu anlamındadır. Gelecekte olacak olan bir şeyden değil olmuş olan; olmakta olan bir durumdan söz edilmektedir. Ayete gelecekte olacak bir şeymiş gibi anlam verilmesi yanlıştır. Yanlışlığın temel nedeni haşiye sözcüğüne korkma anlamının verilmesidir.

Gültekin Onan

"Çocuğa gelince, onun anne ve babası inançlı kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve küfür zorunu kullanmasından endişe edip korktuk."

Hasan Basri Çantay

"Oğlana gelince: Onun anası da, babası da iman etmiş kimselerdi. Bunun için onları bir azgınlık ve kafirlik bürümesinden endişe etdik de",

İbni Kesir

Oğlana gelince; onun anası babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırıp küfre sürüklemesinden korkmuştuk.

Mehmet Alagaş

(60-82) Ve bir zaman Musa genç arkadaşına demişti ki: "Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar veya uzun bir süre geçene kadar durmam. “Denizlerin Aralarında birleştikleri yere vardıklarında balıklarını unutmuşlardı ve balık da deniz de yol almış, akıp gitmişti. Onlar geçip gittikten sonra gence, bu yolculuğumuzda çok zahmet çektik "Öğle yemeğimizi getir" dedi. "Kayaya sığındığımız zamanı hatırlıyor musun? işte o zaman balığı unuttum." Ve bunu hatırlamayı bana unutturansa sadece Şeytan’dı dedi. Şaşırmış halde denize doğru yol aldı. İşte bu tamda beklediğimiz şey buydu dedi. Gerisin geri izleri üzere takip ederek döndüler. Derken, tarafımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve yanımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul u buldular. Musa ona, "Sana öğretilen yetiştirici / rüşte erdirici ilimden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi. Dedi ki: "Senin benimle beraberliğe sabretmeye gücün / istidadın yetmez." İç yüzünü kavrayamadığın / havsalanın almadığı bir şeye n asıl sabredeceksin? Dedi ki Allah'ın istemesi ile / inşallah beni sabırlı bulacaksın , hiçbir emrinde sana karşı gelmeyeceğim, dedi ki eğer ki bana tabi olacaksan ben hatırlayıp ta bir şey anlatmadıkça bana bir şey sorma , böylece yola koyuldular, nihayetinde bir gemiye bindiler onda bir delik açtı, dedi ki onu, içindekiler boğulsun diye mi deldin? Gerçekten yaptığın büyük önemde bir şey dedi, sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki Unuttuğum şeyden dolayı beni sorumlu tutma ve işimi bana zorlaştırma, Böylece tekrar yola koyuldular, nihayetinde bir oğlan çocuğa rastladılar onu öldürdü, "Saf / Temiz bir kişiyi sebepsiz yere öldürdün, gerçekten nankörce bir şey yaptın." dedi. Dedi ki sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme." Artık özrün iyice belirgin oldu , böylece tekrar yola koyuldular, bir köy halkı geldiklerinde halkından yemek istediler , b unları misafir etmekten çekindiler , nihayetinde orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular, onu ayağa kaldırdı / doğrulttu , dileseydin bunun için bir ücret alırdın dedi , işte bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır dedi , sana sabretmeye dayanamadığın konuların mânâlarını açıklayacağım , g emiye gelince; o, denizde çalışan yoksul kişilerindi, onların artlarında / peşlerinde her bir gemiyi gasbeden bir hükümdar / melik vardı bu nedenle gemiyi delmeyi istedim , erkek evlada gelince, onun anne babası mümin iki kişiydi , onların taşkınlık ve küf re sürüklemesinden endişe duyduk, istedik ki Rableri bu ikisine ondan daha temiz ve hayırlı birini, daha merhametli birini versin, duvara / cidara gelince, O duvar, şehirde yetim iki oğlanın idi , altında o ikisine ait altın vardı , babaları da Salih biri idi, Rabbin istedi ki ikisi de olgunluğa erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak ta altınlarını çıkarabilsinler, bunları kendimin işi olarak yapmadım, işte bu sabretmeye dayanamadıklarının yorumudur.

Rowwad Tercüme Merkezi

Gence gelince, onun anne ve babası Mümin idi. Gencin onları azgınlık ve küfre sürüklemesinden korktuk.

Süleyman Ateş

"Oğlana gelince: Onun anası babası mü'min insanlardı. Bunun, onlara azgınlık ve küfür sarmasından korktuk."

Süleymaniye Vakfı

Erkek çocuğa gelince, anası babası mümin kimselerdi. Onları aşırı davranışlara ve kafirliğe sürüklemesinden çekindik. dipnot 1

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu ayet, bir sonraki ayet ile birlikte düşünülünce o çocukta, annesini ve babasını isyana sürükleyecek boyutta bir gelişim problemi olduğu anlaşılır. Ayetteki "Çekindik" sözünü söyleyen bir melektir. Bunu kendi sözü olarak değil, Allah'ın sözü olarak söylediği için o söz Allah'a aittir. Bu, iki ayet sonraki ifadelerden olarak anlaşılmaktadır (Bkz. Kehf 18/82 ve dipnotu). Bu sözün Allah Tealaya ait olması sebebiyle bu ayet, herşeyin ezelden belirlendiği iddiasına dayanan geleneksel kader anlayışının yanlış olduğunun kesin delillerindendir.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Oğlan çocuğuna gelince, anası babası inanıp güvenmiş (mümin) kimselerdi. Onları azgınlığa ve nankörlüğe sürüklemesinden korktuk.

Şaban Britch

Gence gelince, onun, anne ve babası mümin idi. Gencin onları azgınlık ve küfre sürüklemesinden korktuk.

Şaban Piriş

Gence gelince, onun, anne ve babası mümin idi. Gencin onları azdırıp, küfre sürüklemesinden korktuk.

Yaşar Nuri Öztürk

"Oğlan çocuğa gelince: Onun anası babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk."

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

As to the young man, –who was evil personified- his parents are righteous people and they would have, through affection and compassion, admitted of relaxation in Allah's system of faith and worship".

Abdul Haleem

The young boy had parents who were people of faith, and so, fearing he would trouble them through wickedness and disbelief,

Abdullah Yusuf Ali

"As for the youth, his parents were people of Faith, and we feared that he would grieve them by obstinate rebellion and ingratitude (to Allah and man).

Abul A'la Maududi

As for the lad, his parents were people of faith, and we feared lest he should plague them with transgression and disbelief,

Aisha Bewley

As for the boy, his parents were muminun and we feared that he would darken their days with excessive insolence and kufr.

Al-Hilali & Khan

"And as for the boy, his parents were believers, and we feared lest he should oppress them by rebellion and disbelief.

Ali Quli Qarai

As for the boy, his parents were faithful [persons], and We feared he would overwhelm them with rebellion and unfaith.

Amatul Rahman Omar

`And as for the boy, his parents were believers and we feared that he should involve them in trouble through transgression and disbelief,

Arthur John Arberry

As for the lad, his parents were believers; and we were afraid he would impose on them insolence and unbelief;

Bijan Moeinian

"As for the boy, I knew that he will become a big burden for his good believing parents by being rebellious and choosing the disbelief. …

E. Henry Palmer

And as for the youth, his parents were believers, and we feared lest he should impose upon them rebellion and misbelief.

Edip-Layth

"As for the youth, his parents were those who acknowledge, so we feared that he would oppress them by his transgression and denial."

George Sale

As to the youth, his parents were true believers; and we feared lest he, being an unbeliever, should oblige them to suffer his perverseness and ingratitude:

Hamid S. Aziz

As for the boat, it belonged to poor people, who toiled on the sea (or river), and I wished to damage it, for behind it was a king who seized on every boat by force.

Mahmoud Ghali

And as for the youth, then his parents (Literally: his two fathers) were believers; so we were apprehensive he would oppress them with (his) in ordinance and disbelief.

Marmaduke Pickthall

And as for the lad, his parents were believers and we feared lest he should oppress them by rebellion and disbelief.

Mohamed Ahmed - Samira

As for the boy, his parents were believers, but we feared that he would harass them with defiance and disbelief.

Muhammad Asad

"And as for that young man, his parents were [true] believers - whereas we had every reason to fear that he would bring bitter grief upon them by [his] overweening wickedness and denial of all truth:

Mustafa Khattab

"And as for the boy, his parents were ˹true˺ believers, and we[1] feared that he would pressure them into defiance and disbelief.

Progressive Muslims

"And as for the youth, his parents were believers, so we feared that he would oppress them by his transgression and disbelief. "

Rashad Khalifa

"As for the boy, his parents were good believers, and we saw that he was going to burden them with his transgression and disbelief.,

Sahih International

And as for the boy, his parents were believers, and we feared that he would overburden them by transgression and disbelief.

Sam Gerrans

“And as for the lad: his parents were believers, and we feared he would burden them with inordinacy and denial.

Shabbir Ahmed

And as for the lad, his parents were true believers whereas we had every reason to fear that he would bring bitter grief upon them by rebellion and disbelief.

Syed Vickar Ahamed

"As for the boy, his parents were believers, and we feared that he would dishearten (and offend) them by (bitter and) prolonged revolt and by disbelief (to Allah).

Taqi Usmani

As for the boy, his parents were believers. We apprehended that he would impose rebellion and infidelity upon them.

The Monotheist Group

"And as for the youth, his parents were believers, so we were concerned that he would oppress them by his transgression and disbelief."

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 80. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 80. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 80. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩