Diyanet İşleri
"Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."
Kehf suresi
Kehf suresi, 80. ayet. وَأَمَّا ٱلْغُلَٰمُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَآ أَن يُرْهِقَهُمَا طُغْيَٰنًا وَكُفْرًا
veemme-lgulâmü fekâne ebevâhü mü'mineyni feḫaşînâ ey yürhiḳahümâ ṭugyânev veküfrâ.
"Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Mûsâ ve Hızır Kehf 60–82 3
Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Musa, "İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın" dedi.
Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım."
"O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı."
"Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."
"Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik."
"Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."
(Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
80. Öldürdüğüm o “erkek çocuğa gelince, onun ana-babası mü’min kimselerdi. Biz onun, ana-babasını azgınlığa ve küfre sürüklemesinden endişe ettik.” Bu çocuğun, -eğer ergenlik çağına gelirse- anne-babasını azgınlık ve küfre sürükleyeceği takdir edilmişti. Yani kendisi gibi onları da azgınlığa ve küfre zorlayacaktı. Bu da ya onların, çocuklarına duydukları sevgiden ötürü yahut da ona olan ihtiyaçları dolayısıyla olacaktı ve bu halleri, onları buna zorlayacaktı. İşte ben de bu mü’min anne ve babanın dinlerinin selâmeti için, bu hususa muttali olduğumdan dolayı o çocuğu öldürdüm. Bu üstün faydadan daha büyük bir fayda olabilir mi? Çünkü bu, her ne kadar ilk anda onlara bir kötülük ve onların zürriyetlerini kesmek gibi görünse de Yüce Allah, onlara bu çocuklarından daha hayırlı bir zürriyet verecektir. Bundan dolayı da devamla şöyle dedi:
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Kendisini öldürmeme karşı çıktığın gence gelince, onun anne ve babası Mümin idi. Yüce Allah ilmi ile onun kâfir olacağını biliyordu. Büluğa erdikten sonra anne babasının onun sevgisinde ya da ona olan ihtiyaçlarında aşırıya giderek o ikisini Allah'a iman etmede küfre düşürmesine ve azgınlığa sevk etmesinden korktuk.
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: غلم (13 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)
"Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına…
Aynı kök: رهق (10 geçiş) · Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır
Musa, "Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!" dedi.
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: غلم (13 geçiş)
Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında, adam (hemen) onu öldürdü. Musa, "Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi…
Aynı kök: خشي (48 geçiş) · Aynı kök: ابو (117 geçiş)
De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve…
Aynı kök: رهق (10 geçiş)
Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar…
Aynı kök: رهق (10 geçiş)
Kötü işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allah'(ın azabın)dan koruyacak hiçbir…
Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır
Hani Musa, beraberindeki gence şöyle demişti: "İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim."
Aynı kök: غلم (13 geçiş)
Zekeriya, "Ey Rabbim! Bana ihtiyarlık gelip çatmış iken ve karım da kısır iken benim nasıl çocuğum olabilir?" dedi. Allah, "Öyledir, ama Allah…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Erkek çocuğa gelince, onun ana babası mümin kişilerdi. Onları azdırıp inkâra sürüklemesini uygun görmemiştik. dipnot 1
"Gelelim delikanlıya: Onun ebeveyni imanlı kimselerdi; fakat biz onun azgınlık ve sapkınlıkla (ebeveynini) derin acılara boğacağına dair kaygı verici bir bilgiye sahiptik.
O genç adam da, -ki anası babası mümin kimselerdi- taşkınlıkları ve inkarcı eğilimleriyle onlara çok derin acılar vereceği yolunda kaygı verici belirtiler görmüştük;
"O küçük erkek çocuğa gelince: Onun ana-babası iki iman eden idi. . . (Büyüyünce, bürüneceği kişilikle çocuğun) onları taşkınlık ve küfre düşürmesinden ürktük!"
"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip korktuk."
«Erkek çocuğa gelince, onun ana babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları isyana ve küfre sürüklemesinden korktuk.»
"Delikanlıya gelince; onun anne-babası inanmış kişilerdi. Onları, azgınlığa ve nankörlük etmeye sürüklemesinden korktuk!"
"O çocuk ise, onun anne ve babası inanmış kimselerdi. Eğer çocuk yaşarsa onları azdırmasından ve inkara sürüklemesinden korktuk."
"Çocuğa gelince, ana babası iki gerçeği onaylayan kişi idi. Taşkınlık ve nankörlük ile o ikisine yük olmasından endişelendik." dipnot 1
'Çocuğa gelince, ana babası iki inanan kişi idi. Taşkınlık ve nankörlük ile o ikisine yük olmasından endişelendik.'
Oğlana gelince, anne babası mümin kimselerdi. Onun bunları azgınlık ve küfür ile sarmasından korktuk.
Oğlana gelince: ebeveyni mü'minlerdi, onun için bunları tuğyan ve küfrile sarmasından sakındık da
"Delikanlıya gelince, anne ve babası Mü'min kimselerdi. Onları azgınlığa ve Küfre sürüklemesine rızamız olmadı. dipnot 1 "
"Delikanlıya gelince, anne ve babası Mü'min kimselerdi. Onları azgınlığa ve Küfre sürüklemesine rızamız olmadı." dipnot 1
"Delikanlıya gelince, anne ve babası inanan kimselerdi. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden huşu ediyoruz." dipnot 1
"Çocuğa gelince, onun anne ve babası inançlı kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve küfür zorunu kullanmasından endişe edip korktuk."
"Oğlana gelince: Onun anası da, babası da iman etmiş kimselerdi. Bunun için onları bir azgınlık ve kafirlik bürümesinden endişe etdik de",
Oğlana gelince; onun anası babası inanmış kimselerdi. Çocuğun onları azdırıp küfre sürüklemesinden korkmuştuk.
(60-82) Ve bir zaman Musa genç arkadaşına demişti ki: "Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar veya uzun bir süre geçene kadar durmam. “Denizlerin Aralarında birleştikleri yere vardıklarında balıklarını unutmuşlardı ve balık da deniz de yol almış, akıp gitmişti. Onlar geçip gittikten sonra gence, bu yolculuğumuzda çok zahmet çektik "Öğle yemeğimizi getir" dedi. "Kayaya sığındığımız zamanı hatırlıyor musun? işte o zaman balığı unuttum." Ve bunu hatırlamayı bana unutturansa sadece Şeytan’dı dedi. Şaşırmış halde denize doğru yol aldı. İşte bu tamda beklediğimiz şey buydu dedi. Gerisin geri izleri üzere takip ederek döndüler. Derken, tarafımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve yanımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul u buldular. Musa ona, "Sana öğretilen yetiştirici / rüşte erdirici ilimden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi. Dedi ki: "Senin benimle beraberliğe sabretmeye gücün / istidadın yetmez." İç yüzünü kavrayamadığın / havsalanın almadığı bir şeye n asıl sabredeceksin? Dedi ki Allah'ın istemesi ile / inşallah beni sabırlı bulacaksın , hiçbir emrinde sana karşı gelmeyeceğim, dedi ki eğer ki bana tabi olacaksan ben hatırlayıp ta bir şey anlatmadıkça bana bir şey sorma , böylece yola koyuldular, nihayetinde bir gemiye bindiler onda bir delik açtı, dedi ki onu, içindekiler boğulsun diye mi deldin? Gerçekten yaptığın büyük önemde bir şey dedi, sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki Unuttuğum şeyden dolayı beni sorumlu tutma ve işimi bana zorlaştırma, Böylece tekrar yola koyuldular, nihayetinde bir oğlan çocuğa rastladılar onu öldürdü, "Saf / Temiz bir kişiyi sebepsiz yere öldürdün, gerçekten nankörce bir şey yaptın." dedi. Dedi ki sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme." Artık özrün iyice belirgin oldu , böylece tekrar yola koyuldular, bir köy halkı geldiklerinde halkından yemek istediler , b unları misafir etmekten çekindiler , nihayetinde orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular, onu ayağa kaldırdı / doğrulttu , dileseydin bunun için bir ücret alırdın dedi , işte bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır dedi , sana sabretmeye dayanamadığın konuların mânâlarını açıklayacağım , g emiye gelince; o, denizde çalışan yoksul kişilerindi, onların artlarında / peşlerinde her bir gemiyi gasbeden bir hükümdar / melik vardı bu nedenle gemiyi delmeyi istedim , erkek evlada gelince, onun anne babası mümin iki kişiydi , onların taşkınlık ve küf re sürüklemesinden endişe duyduk, istedik ki Rableri bu ikisine ondan daha temiz ve hayırlı birini, daha merhametli birini versin, duvara / cidara gelince, O duvar, şehirde yetim iki oğlanın idi , altında o ikisine ait altın vardı , babaları da Salih biri idi, Rabbin istedi ki ikisi de olgunluğa erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak ta altınlarını çıkarabilsinler, bunları kendimin işi olarak yapmadım, işte bu sabretmeye dayanamadıklarının yorumudur.
Gence gelince, onun anne ve babası Mümin idi. Gencin onları azgınlık ve küfre sürüklemesinden korktuk.
"Oğlana gelince: Onun anası babası mü'min insanlardı. Bunun, onlara azgınlık ve küfür sarmasından korktuk."
Erkek çocuğa gelince, anası babası mümin kimselerdi. Onları aşırı davranışlara ve kafirliğe sürüklemesinden çekindik. dipnot 1
Oğlan çocuğuna gelince, anası babası inanıp güvenmiş (mümin) kimselerdi. Onları azgınlığa ve nankörlüğe sürüklemesinden korktuk.
Gence gelince, onun, anne ve babası mümin idi. Gencin onları azgınlık ve küfre sürüklemesinden korktuk.
Gence gelince, onun, anne ve babası mümin idi. Gencin onları azdırıp, küfre sürüklemesinden korktuk.
"Oğlan çocuğa gelince: Onun anası babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkara sürüklemesinden korktuk."
As to the young man, –who was evil personified- his parents are righteous people and they would have, through affection and compassion, admitted of relaxation in Allah's system of faith and worship".
The young boy had parents who were people of faith, and so, fearing he would trouble them through wickedness and disbelief,
"As for the youth, his parents were people of Faith, and we feared that he would grieve them by obstinate rebellion and ingratitude (to Allah and man).
As for the lad, his parents were people of faith, and we feared lest he should plague them with transgression and disbelief,
As for the boy, his parents were muminun and we feared that he would darken their days with excessive insolence and kufr.
"And as for the boy, his parents were believers, and we feared lest he should oppress them by rebellion and disbelief.
As for the boy, his parents were faithful [persons], and We feared he would overwhelm them with rebellion and unfaith.
`And as for the boy, his parents were believers and we feared that he should involve them in trouble through transgression and disbelief,
As for the lad, his parents were believers; and we were afraid he would impose on them insolence and unbelief;
"As for the boy, I knew that he will become a big burden for his good believing parents by being rebellious and choosing the disbelief. …
And as for the youth, his parents were believers, and we feared lest he should impose upon them rebellion and misbelief.
"As for the youth, his parents were those who acknowledge, so we feared that he would oppress them by his transgression and denial."
As to the youth, his parents were true believers; and we feared lest he, being an unbeliever, should oblige them to suffer his perverseness and ingratitude:
As for the boat, it belonged to poor people, who toiled on the sea (or river), and I wished to damage it, for behind it was a king who seized on every boat by force.
And as for the youth, then his parents (Literally: his two fathers) were believers; so we were apprehensive he would oppress them with (his) in ordinance and disbelief.
And as for the lad, his parents were believers and we feared lest he should oppress them by rebellion and disbelief.
As for the boy, his parents were believers, but we feared that he would harass them with defiance and disbelief.
"And as for that young man, his parents were [true] believers - whereas we had every reason to fear that he would bring bitter grief upon them by [his] overweening wickedness and denial of all truth:
"And as for the boy, his parents were ˹true˺ believers, and we[1] feared that he would pressure them into defiance and disbelief.
"And as for the youth, his parents were believers, so we feared that he would oppress them by his transgression and disbelief. "
"As for the boy, his parents were good believers, and we saw that he was going to burden them with his transgression and disbelief.,
And as for the boy, his parents were believers, and we feared that he would overburden them by transgression and disbelief.
“And as for the lad: his parents were believers, and we feared he would burden them with inordinacy and denial.
And as for the lad, his parents were true believers whereas we had every reason to fear that he would bring bitter grief upon them by rebellion and disbelief.
"As for the boy, his parents were believers, and we feared that he would dishearten (and offend) them by (bitter and) prolonged revolt and by disbelief (to Allah).
As for the boy, his parents were believers. We apprehended that he would impose rebellion and infidelity upon them.
"And as for the youth, his parents were believers, so we were concerned that he would oppress them by his transgression and disbelief."