Kehf suresi

Kehf suresi, 82. ayet

Kehf suresi, 82. ayet. وَأَمَّا ٱلْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَٰمَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِى ٱلْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُۥ كَنزٌ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَٰلِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَن يَبْلُغَآ أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنزَهُمَا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ وَمَا فَعَلْتُهُۥ عَنْ أَمْرِى ذَٰلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا

veemme-lcidâru fekâne ligulâmeyni yetîmeyni fi-lmedîneti vekâne taḥtehû kenzül lehümâ vekâne ebûhümâ ṣâliḥâ. feerâde rabbüke ey yeblügâ eşüddehümâ veyestaḫricâ kenzehümâ. raḥmetem mir rabbik. vemâ fe`altühû `an emrî. ẕâlike te'vîlü mâ lem tesṭi` `aleyhi ṣabrâ.

Diyanet İşleri

"Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Kehf 79–85 · surenin 82. ayeti / 110

Konu Mûsâ ve Hızır Kehf 60–82 3

  1. Kehf 79

    "O gemi, denizde çalışan birtakım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı."

  2. Kehf 80

    "Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."

  3. Kehf 81

    "Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik."

  4. 82

    "Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."

  5. Kehf 83

    (Ey Muhammed!) Bir de sana Zülkarneyn hakkında soru soruyorlar. De ki: "Size ondan bir anı okuyacağım."

  6. Kehf 84

    Biz onu yeryüzünde kudret sahibi kıldık ve kendisine her konuda (amacına ulaşabileceği) bir yol verdik.

  7. Kehf 85

    O da (Batı'ya gitmek istedi ve) bir yol tuttu.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

82. Düzelttiğim “duvara gelince o, şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Altında da onlara ait bir define vardı. Babaları da salih bir kimse idi.” Bu çocukların hali de onlara şefkat ve merhamet etmeyi gerektiriyordu. Çünkü babalarını kaybetmiş küçük çocuklardı. Allah da babalarının salih olması dolayısıyla onları korumuştu. “Bu sebeple Rabbin, ikisinin de rüşt çağına ermelerini ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını diledi.” İşte ben, bunun için duvarı yıktım. Onun altındaki hazineyi çıkartıp duvarı da eski haline çevirdim ve bunun için herhangi bir ücret de istemedim. “Rabbinden bir rahmet olmak üzere” yani benim bu yaptığım Allah’ın bir rahmetinin sonucudur ki O, bu rahmeti kulu Hızır’a vermişti. “Ben bunları kendiliğimden yapmadım.” Kendiliğimden ve sırf kendi irademle yapmadım. Bu, ancak Allah’tan bir rahmet ve O’nun emri ile olmuştur. “İşte senin sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.” benim sana yaptığım bu açıklamalardır.

[Bu Kıssanın İhtivâ Ettiği İbretler ve Hükümler:]

Bu hayret verici ve son derece değerli kıssada pek çok faydalı husus, ahkâm ve kaideler bulunmaktadır. Yüce Allah’ın yardımıyla bunların bazılarına dikkat çekelim:

1. İlmin fazileti, ilim talebi için yolculuk yapmak ve ilmin en önemli iş olduğu. Çünkü Mûsâ aleyhisselam uzun bir mesafeye yolculuk yapmış, ilim talebi uğrunda çokça yorulmuş, İsrailoğulları arasında onlara öğretmek ve irşadda bulunmak için kalmayı terk ederek, ilmini daha çok artırmak amacıyla yolculuğu buna tercih etmiştir.

2. Daha önemli olanı başa alarak ondan başlamak. Çünkü ilim öğrenmek, onu terk etmekten ve ilim öğrenmeksizin sadece öğretim ile meşgul olmaktan daha önemlidir. Her ikisini bir arada yapmak ise en mükemmelidir.

3. İhtiyaçların karşılanması ve daha rahat etmek maksadıyla yolculukta da ikamet halinde de -Mûsâ’nın yaptığı şekilde- hizmetçi edinmek caizdir.

4. İlim, cihad vb. bir maksatla yolculuk yapan kimse, eğer maslahat maksadı ve nereye gidildiğini açıklamasını gerektiriyor ise bunu açıklaması gizlemesinden daha uygundur. Çünkü bunu açıklamanın, bu yolculuğa gerekli hazırlıkları yapmak, gerekli araçları edinmek, basiret üzere işini yapmak ve bu üstün ibadet arzusunu izhar etmek gibi faydaları vardır: Nitekim Mûsâ da: “Durmayacağım, tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım yahut yıllarca gideceğim” demişti. Diğer taraftan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Tebûk gazvesine çıkacağı vakit, genelde âdeti gideceği istikametten farklı bir yönü vehmettirmek olduğu halde, gideceği ciheti ashabına açıkça haber vermiştir (ki ona göre hazırlansınlar). Bu, maslahata bağlı bir şeydir.

5. Şerri ve şerrin sebeplerini, şeytanın süslü ve güzel göstermesi anlamında şeytana izafet etmek caizdir. Her ne kadar hayrı ve şer Allah’ın kaza ve kaderiyle oluyorsa da bu, caizdir. Çünkü Mûsâ’nın yanındaki delikanlı: “Onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı” demiştir.

6. Nefsin tabiatının bir gereği olan yorgunluk, açlık yahut susuzluk gibi hallerin -eğer bunlardan şikayet maksadıyla söylenmiyorsa ve gerçekten öyle ise- dile getirilip başkasına bildirilmesi caizdir. Çünkü Mûsâ da: “Bu yolculuğumuzda gerçekten yorgun düştük” demiştir.

7. İnsanın hizmetinde kullanacağı kişinin aklı başında, zeki ve ince kavrayışlı olması istenen bir şeydir. Böylelikle ondan isteyeceği işi tam anlamıyla gerçekleştirmesi mümkün olur.

8. İnsanın hizmetinde kullandığı kişiye kendi yediğinden yedirmesi ve birlikte yemeleri müstehabdır. Çünkü Yüce Allah’ın: “Kuşluk yemeğimizi getir” ifadesinin zahirine göre yemek, ikisine birden izafe edilmiştir ve ikisinin birlikte yediğini ortaya koymaktadır.

9. İlahi yardım kulun emrolunduğu işi yerine getirmesi oranında iner. Allah’ın emrine uygun hareket eden kimseye başkalarına ulaşmayacak kadar ilâhi yardım ulaşır. Çünkü: “Bu yolculuğumuzda gerçekten yorgun düştük” buyruğu bunu göstermektedir. Bununla da iki denizin birleştiği yeri aşan yolculuğa işaret edilmektedir. Ancak iki denizin birleştiği noktaya kadar olan mesafe, daha uzun olmakla birlikte yorgunluk şikâyeti söz konusu olmamıştır. Çünkü asıl gerçek yolculuğu o idi. İkinci mesafe ise görüldüğü kadarıyla bir günün bir bölümünü kapsamakta idi. Çünkü onlar, kayanın yanında istirahate çekildikleri vakitte balıklarını kaybetmişlerdi. Ve yine anlaşıldığı kadarıyla onlar, o kayanın yakınında gecelerini geçirmişler ve ertesi günü yola koyulmuşlardı. Nihâyet kuşluk yemeklerini yeme vakitleri gelince Mûsâ aleyhisselam, yanındaki genç delikanlıya: “Kuşluk yemeğimizi getir” demiş ve o da o vakit asıl varacakları yer olan o noktada balığı unutmuş olduğunu hatırladı.

10. Mûsâ ile yanındaki delikanlının karşılaştıkları kul, bir peygamber değildi. Salih bir kul idi. Çünkü Yüce Allah, onu kul olmakla vasfetmiştir. Ayrıca ona rahmet ve ilim ihsan etmiş olduğunu hatırlatmış ama onun risaletinden ve nübüvvetinden söz etmemiştir. Eğer o bir peygamber olsa idi Yüce Allah, başka peygamberlerde olduğu gibi bunu da açıkça zikrederdi. Hızır olduğu belirtilen bu zatın kıssanın sonunda “Ben bunları kendiliğimden yapmadım” sözleri, onun peygamber olduğuna delil olamaz. Bu buyruk, ancak ilhama ve birtakım şeyleri sezdirmeye delalet eder. Peygamber dışındakilere verilen ilham ve sezgi gibi. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Mûsâ’nın anasına: O’nu emzir... diye vahiy/ilham ettik.” (el-Kasas, 28/7); “Rabbin bal arısına vahiy/ilham etti ki: Dağlarda, ağaçlarda... evler edin” (en-Nahl, 16/68)

11. Allah’ın kullarına öğrettiği bilgi iki türlüdür: Birisi, kulun gayret ve çabaları ile elde edebileceği kesbî ilim, diğeri ise Yüce Allah’ın kullarından ihsan ve lütufta bulunduğu kimselere bağışladığı ledünnî/vehbî bir ilim. Çünkü Yüce Allah: “biz ona… nezdimizden bir ilim öğretmiştik.” buyurmaktadır.

12. Hocaya karşı edepli davranmak ve öğrencinin ona en güzel bir şekilde hitap etmesi. Çünkü Mûsâ: “Sana öğretilen ilimden bana, doğru yolu gösterecek bir şeyler öğretmen için sana tâbi olabilir miyim?” diyerek nazikçe hitap etmişti. Mûsâ, bu sözlerini ince bir üslup ve danışmak isteyen bir kimsenin edasıyla söylemiş, adeta “Bu hususta bana izin verir misiniz?” diye sormuştu. Ayrıca ondan birtakım şeyleri öğreneceğini de kabul etmişti. Hocasının bilgisine muhtaç olduklarını itiraf etmeyen, aksine kendileri ile onun arasında bir dayanışma olduğu iddiasında bulunan kibir ehli ve kaba kimseler ise böyle davranmazlar. Hatta bu gibi kimseler bazen kendilerinin hocalarına bir şeyler öğrettiklerini ve hocalarının gerçekten cahil olduğunu dahi zannederler. Hocaya karşı alçak gönüllü olmak ve onun öğreteceği şeylere muhtaç olduğunu ifade etmek, öğrencilik yapana faydalı olan en önemli hususlardan birisidir.

13. İlim öğrencisi daha faziletli olsa da kendisinden daha alt seviyede olan hocasına karşı mütevazı davranmalıdır. Çünkü Mûsâ’nın Hızır’dan daha faziletli olduğunda hiçbir şüphe yoktur.

14. Fazilet sahibi alim, uzman olmadığı bir bilgiyi o hususta uzaman olan bir kimseden -o ilimde kendisinden çok daha aşağıda bulunsa dahi- öğrenebilmelidir. Çünkü Mûsâ aleyhisselam, Yüce Allah’ın başkalarına vermemiş olduğu ilmi kendilerine bağışlamış olduğu azim sahibi (ulu’l-azm) rasûllerdendir. Ancak Hızır’ın sahip olduğu bu özel bilgi türünde Mûsâ onun kadar ileri değildi. Bundan dolayı ondan ilim öğrenmeye özel gayret göstermiştir. Buna göre mesela fakih ve muhaddis olan bir kimse, eğer nahiv, sarf vb. herhangi bir ilimde nispeten geri ise bu konuda ileride olan kimselerden -muhaddis veya fakih olmasalar dahi- ders almaktan çekinmemelidir.

15. İlim ve onun dışındaki faziletleri Yüce Allah’a izafe etmek, bunu ikrar ve itiraf etmek ve bunlara karşılık Allah’a şükretmek gerekir. Nitekim “sana öğretilen ilimden” ifadesi de “Yüce Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğretmen için” anlamındadır.

16. Faydalı bilgi hayra götüren, ulaştıran bilgidir. Doğruluk ihtiva eden, hayır yollarına ileten, kötü yollardan sakındıran yahut da bunlara vesile olan şeylerden olan her bir ilim, faydalı ilim kapsamı içerisindedir. Bunun dışında kalan bilgiler ise ya zararlıdır yahut da onlarda hiçbir fayda yoktur. Yüce Allah'ın: “Sana öğretilen ilimden bana, doğruyu gösterecek bir şeyler öğretmen için...” buyruğu bunu göstermektedir.

17. Alim ile birlikte olmaya ve ilim öğrenmeye sabredip dayanabilme gücü bulunmayan, bu hususta güzelce sebat gösteremeyen bir kimse, sabırsızlığı oranında ilimden pek çok şeyi kaçırır. Çünkü sabırlı olamayan bir kimse, ilim elde edemez. Sabrı elden bırakmayan kimse ise hangi işte gayret gösterirse O’na ulaşır. Çünkü Hızır, Mûsâ’nın kendisinden bir şeyler öğrenmesini engelleyen hususun, kendisi ile birlikte olmaya sabır gösteremeyeceği olduğunu belirtmiştir.

18. Sabrın gerçekleşmesinin en büyük sebebi, insanın sabır göstermesi emredilen hususu gereği gibi bilmesi ve ondan haberdar olmasıdır. O husus hakkında bilgi sahibi olmayan yahut onun amacını ve sonucunu bilmeyen, nasıl bir fayda ve kazanç sağlayacağından haberdar olmayan kimse, sabrın temelini oluşturan sebebe sahip değildir. Çünkü: “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredeceksin ki?” buyruğunda işi gereği gibi kavramayamış olmanın sabretmeye engel olacağı zikredilmektedir.

19. Aceleci olmamak, iyice araştırıp öğrenmek, herhangi bir şey hakkında maksadını bilmeden, nasıl bir amaç güdüldüğünü anlamadan hüküm vermekte acele etmemek gerekir.

20. Kullar geleceğe dair yapacakları işleri, Allah’ın meşietine bağlı olarak ifade etmeli ve insan herhangi birşey hakkında “inşaallah” demeksizin ben bu işi yapacağım dememelidir.

21. Herhangi bir şeyi yapmaya karar vermek, o işi yapmaya denk değildir. Çünkü Mûsâ aleyhisselam: “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın” diyerek kendisini sabra hazırladı ama bunu yapamadı.

22. Hoca eğer öğrencisine işin başında bazı hususlara dair, o hususların iç yüzünü ona kendisi anlatıncaya soru sormaktan uzak durmasını maslahata uygun görürse hiç şüphesiz maslahat neyi gerektiriyorsa ona uymak gerekir. Mesela daha önemli işler varken başkasını soruyorsa yahut zihnen idrak edemeyeceği ya da konu ile ilgisi olmayan bir hususa dair soru soracaksa soru sormasını engelleyebilir.

23. Tehlike bulunmaması halinde deniz yolculuğu yapmak caizdir.

24. Unutan bir kimse, ister Allah’a ait ister kullara ait haklar dolayısıyla olsun, unutmasından ötürü sorumlu değildir. Çünkü: “Unuttuğum bir şeyden ötürü beni azarlama!” sözü bunu gerektirir.

25. İnsan başkaları ile ilişkilerinde ve ahlâkında onlara yük teşkil etmemeli, kolaylık sağlamalı ve gönül hoşluğuyla yapabildikleriyle yetinmelidir. Güç yetiremeyecekleri yahut onlara ağır gelecek veya sıkıntıya sokacak şeyleri onlara yüklememelidir. Böyle bir şeye kalkışmak, onların kendisinden uzaklaşmasına ve usanmalarına sebep olur. Bunun yerine işin kolaylaşması için kolay olanı esas almalıdır.

26. İşlerin hükümleri zahirlerine göredir. Mal, can ve benzeri hususlarda da dünyevi hükümler bu zahire göredir. O yüzden Mûsâ aleyhisselam, Hızır’ın gemiyi delmesini ve çocuğu öldürmesini tepki ile karşılamıştır. Çünkü bu işler, zahiren münker işlerdir. Mûsâ aleyhisselam ise Hızır ile arkadaşlık ettiği bu halin dışında bu gibi şeylere sessiz kalamazdı. O yüzden Mûsâ, tepki göstermekte aceleci davranmış ve bu gibi işlerin genellikle görülen hallerindeki hükmü ne ise onun gereğini yapmaya kalkışmış, sabretmesini ve tepki göstermekte acele etmemesini gerektiren bu arızî ve istisnai duruma aldırış etmemiştir.

27. “Küçük olan kötülük işlenmek suretiyle daha büyük olan kötülük bertaraf edilir; maslahat olan iki husustan da daha büyük olanı göz önünde bulundurularak küçük maslahat büyük olana feda edilir” şeklindeki büyük kaide de burdan anlaşılmaktadır. Çünkü çocuğun öldürülmesi bir kötülüktür. Fakat anne babasını dinleri dolayısıyla fitneye düşürecek hale gelinceye kadar hayatta kalması, ondan daha büyük bir kötülüktür. Çocuğun öldürülmedense hayatta kalıp korunmasının daha hayırlı olduğu düşünülebilirse de anne ve babasının din ve imanlarının selamette kalması bundan daha hayırlıdır. Bundan dolayı Hızır onu öldürmüştür. Bu kaidenin kapsamına sayılamayacak kadar çok fer’i mesele ve faydalı hükümler girer. Her türlü fayda ve zarar çatışması, bu kaidenin kapsamına girmektedir.

28. Yine büyük kaidelerden birisi de şudur: “İnsanın başkasının malındaki tasarrufu, eğer maslahatı sağlamak ve kötülüğü engellemek şeklinde ise izinsiz olsa dahi caizdir.” Hatta bu işi yapanın ameli dolayısıyla başkasının malının telef edilmesi söz konusu olsa bile bu böyledir. Nitekim Hızır, gemiyi kusurlu olsun diye delmiş ve böylelikle gemi zalim hükümdarın gasbına maruz kalmaktan kurtulmuştur. Buna göre bir kimsenin evinde veya malında herhangi bir yangın, suya batma vb. bir tehlike vukua gelecek olup da malın bir bölümünün telef edilmesi yahut evin bir tarafının yıkılması ile geri kalanı kurtulabilecekse kişinin başkasına ait olan malı korumak üzere böyle bir tasarrufta bulunması caizdir, hatta gereklidir. Aynı şekilde zalim bir kimse başkasının malını almak isterse bir kimse de geri kalanını kurtarmak maksadıyla malın bir bölümünü ona verse, sahibinin izni olmadan dahi bu tasarruf caizdir.

29. Karada çalışmak caiz olduğu gibi denizde çalışmak da caizdir. Çünkü Yüce Allah: “O gemi, denizde çalışan birtakım yoksullara aitti” buyurmakta ve onların yaptıkları işi reddetmemektedir.

30. Yoksulun (miskin) bazen ihtiyacını karşılayamayacak kadar bir malı bulunabilir. Bu, kişiyi “miskin”lik derecesinden yukarıya çıkartmaz. Çünkü Yüce Allah, bu miskin/yoksul kimselerin bir gemileri olduğunu bize haber vermektedir.

31. Cana kıymak/öldürme en büyük günahlardandır. Nitekim Hızır, çocuğu öldürünce Mûsâ: “Gerçekten sen çok çirkin bir şey yaptın!” demiştir.

32. Kısas ile birisini öldürmek münker bir iş değildir. “Başka bir cana karşılık olmaksızın...” ifadesi bunu göstermektedir.

33. Salih olan kulu Yüce Allah, bizzat kendisini koruduğu gibi onun zürriyetini de korur.

34. Salih kimselere yahut da onlara yakın olanlara hizmet etmek, başka hizmetlerden daha üstündür. Çünkü Hızır, çocukların hazinelerini çıkartıp da duvarlarını doğrultmasını, babalarının salih kimse oluşuna bağlamıştır.

35. Yüce Allah’a karşı kullanılan ifade ve lafızlarda edebi elden bırakmamalıdır. Çünkü Hızır gemiyi kusurlu kılma işini: “Ben onu kusurlu yapmak istedim” ifadesiyle kendi nefsine izafe etmiştir. Hayırlı olan işi ise Yüce Allah’a izafe etmiştir. Şöyle ki: “Bu sebeple Rabbin ikisinin de rüşt çağına ermelerini ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını diledi” buyruğunda bu hayırlı işi, Yüce Allah’a izafe etmiştir. Nitekim İbrahim aleyhisselam da: “Hastalandığımda bana şifa veren O’dur.” (eş-Şuarâ, 76/80) demiş (şifada olduğu gibi hastalığı Allah’a izafe etmemiştir). Cinler de: “Doğrusu biz yerde bulunanlar için şer mi murad edildi yoksa Rableri onlar hakkında hayır mı murad etti, bilmiyoruz.” (el-Cin, 72/10) demişlerdir. Halbuki hayır ve şer hepsi de Allah’ın kaza ve kaderi iledir.

36. Arkadaşlık eden kimse, herhangi bir halde arkadaşına mazeretini beyan edip onu razı etmedikçe arkadaşından ayrılmamalı, onun arkadaşlığını terk etmemelidir. Nitekim Hızır da Mûsâ’ya böyle davranmıştır.

37. Sakıncalı olmayan hususlarda arkadaşın arkadaşına uygun hareket etmesi, arkadaşlığın devamına ve pekişmesine sebeptir. Nitekim uyuşmamak da arkadaşlığın kesilmesine sebep olur.

38. Hızırın icra etmiş olduğu bütün bu işler tamamen kaderin gereğidir. Allah onları bu salih kulun elinde icra etmiştir ki kullar, O’nun kader ve kazasındaki lütuf ve hikmetleri idrak edebilsinler. O’nun, kulu hakkında hiç mi hiç hoşlanmayacağı bazı şeyler takdir edebileceğini ve aslında o şeylerin o kulun dini için daha uygun olabileceğini -ki çocuğu öldürülmesi meselesi buna örnektir- ya da dünyası için daha uygun olabileceğini -ki delinen gemi meselesi böyledir- anlasınlar. Böylece Allah, kullarına lütfundan ve kereminden birer örnek sunmuştur ki onları bilsinler ve O’nun hoşlanılmayan takdirlerine rıza ile teslim olsunlar.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Yıkılmaya yüz tutmuş duvarı düzeltmeme karşı çıkmana gelince, bu duvar gelmiş olduğumuz şehirde babaları ölmüş iki gence aitti. Bu duvarın altında o ikisine ait gömülü bir hazine vardı. Bu iki çocuğun babası salih bir kimseydi. -Ey Musa!- Rabbin olgunluk yaşına ulaşıp büyümelerini istedi ki, o duvarın altında bulunan gömülü mallarını kendileri çıkarsınlar. Eğer duvar şimdi çökecek olsaydı hazine ortaya çıkacak ve zayi olacaktı. Bu önlem Rabbinin o ikisine olan merhametindendi. Ben bunu yapmak için çabaladım; senin sabremediğin şeylerin iç yüzü işte budur.

Kelimeler

35 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَأَمَّا ve emma ise
  2. ٱلْجِدَارُ l-cidaru duvar kök: جدر
  3. فَكَانَ fekane idi kök: كون
  4. لِغُلَـٰمَيْنِ ligulameyni çocuğun kök: غلم
  5. يَتِيمَيْنِ yetimeyni iki yetim kök: يتم
  6. فِى fi
  7. ٱلْمَدِينَةِ l-medineti şehirde kök: مدن
  8. وَكَانَ ve kane ve vardı kök: كون
  9. تَحْتَهُۥ tehtehu altında kök: تحت
  10. كَنزٌۭ kenzun bir hazine kök: كنز
  11. لَّهُمَا lehuma onlara ait
  12. وَكَانَ ve kane ve idi kök: كون
  13. أَبُوهُمَا ebuhuma babaları da kök: ابو
  14. صَـٰلِحًۭا salihen iyi bir kimse kök: صلح
  15. فَأَرَادَ feerade istedi ki kök: رود
  16. رَبُّكَ rabbuke Rabbin kök: ربب
  17. أَن en
  18. يَبْلُغَآ yebluga onlar (büyüyüp) ersinler kök: بلغ
  19. أَشُدَّهُمَا eşuddehuma güçlü çağlarına kök: شدد
  20. وَيَسْتَخْرِجَا ve yestehrica ve çıkarsınlar kök: خرج
  21. كَنزَهُمَا kenzehuma hazinelerini kök: كنز
  22. رَحْمَةًۭ rahmeten bir rahmet olarak kök: رحم
  23. مِّن min
  24. رَّبِّكَ ۚ rabbike Rabbinden kök: ربب
  25. وَمَا ve ma
  26. فَعَلْتُهُۥ fealtuhu bunları yapmadım kök: فعل
  27. عَنْ an
  28. أَمْرِى ۚ emri ben kendiliğimden kök: امر
  29. ذَٰلِكَ zalike işte budur
  30. تَأْوِيلُ te'vilu içyüzü kök: اول
  31. مَا ma şeylerin
  32. لَمْ lem
  33. تَسْطِع testia' senin güç yetiremediğin kök: طوع
  34. عَّلَيْهِ aleyhi hakkında
  35. صَبْرًۭا sabran sabırla kök: صبر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: جدر (4 geçiş) · Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: رود (148 geçiş)

    Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş…

  • Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş)

    Adam, şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."

  • Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş)

    Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.

  • Aynı kıssa: Mûsâ ve Hızır · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş)

    Adam, "Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?" dedi.

  • Aynı kök: بلغ (77 geçiş) · Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: فعل (109 geçiş)

    Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?" dedi.…

  • Aynı kök: صبر (103 geçiş) · Aynı kök: طوع (129 geçiş) · Aynı kök: رود (148 geçiş)

    Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini…

  • Aynı kök: جدر (4 geçiş) · Aynı kök: شدد (102 geçiş)

    Bedeviler inkar ve nifak bakımından daha ileri ve Allah'ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını tanımamaya daha yatkındırlar. Allah,…

  • Aynı kök: جدر (4 geçiş) · Aynı kök: شدد (102 geçiş)

    Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu halde savaşmazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

72 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Duvara gelince, o da şehirdeki iki öksüz çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları iyi biriydi. Rabbin onların yetişkinlik çağına ulaşıp da kendi katından bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istemişti. Ben bun(lar)ı kendiliğimden yapmadım. İşte bu (anlattıklarım) senin sabredemediğin şey(ler)in yorumudur. dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bilge kulun bu sözü, kendisinin melek olduğunun delilidir. Çünkü En‘âm 6:61, Nahl 16:50, Meryem 19:64, Enbiyâ 21:27 ve Tahrîm 66:6'da bu özellik meleklere ait olarak ifade edilmektedir. Surenin 65-82. ayetlerinde anlatılan olay, ya bir [darb-ı mesel]dir/örnektir veya Yüce Allah'ın görevlendirdiği özel bir meleğin verdiği eğitimdir. Gerçeği Allah bilir.

Mustafa İslamoğlu

"Ve duvara gelince: Duvar o şehirde yaşayan iki yetime aitti ve altında da onlara ait bir hazine gömülüydü. O ikisinin erdemli bir babası vardı; senin Rabbin ise, onlar erişkin birer insan olunca hazinelerini çıkarmalarını-Rabbinden bir rahmet olarak- diledi.

Muhammed Esed

Ve duvara gelince; duvar o kasabada yaşayan iki yetim oğlan çocuğuna aitti ve altında (hukuken) onların olan bir hazine (gömülüydü). Onların babası dürüst ve erdemli biriydi; bunun içindir ki, Rabbin onların erginlik çağına eriştiklerinde o hazineyi Rabbinden bir bağış olarak kazıp çıkarmalarını irade etti. (Dolayısıyla,) ben (bütün) bunları kendiliğimden yapmadım: Senin sabır göstermediğin (olayların) iç yüzünün gerçek anlamı işte budur."

Ahmed Hulusi

"Duvara gelince: O, şehirde iki yetim oğlanın idi. . . Onun altında, onlara (iki yetim çocuğa) ait bir hazine var idi. . . Ve babaları da salih idi. . . Bundan dolayı Rabbin diledi ki, o iki çocuk buluğ çağına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. . . Ben bu işleri kendi hükmümle yapmadım! İşte senin sabretmeye katlanamadığının tevili (içyüzü) budur. "

Ali Bulaç

"Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."

Ali Özek ve heyeti

«Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hâzinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.»

Ali Rıza Safa

"Duvar ise yöredeki iki yetim çocuğundu. Duvarın altında onlara ait bir gömü vardı. Babaları, erdemli bir kişiydi. Efendin, onların erginlik çağına erişmelerini ve Efendilerinden bir rahmet olarak gömüyü çıkarmalarını diledi. Bunları, kendiliğimden yapmadım. Dirençli olamadığın şeylerin açıklaması, işte böyledir!"

Bayraktar Bayraklı

"Duvara gelince o da, şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin onların ergenlik çağına ulaşıp da hazinelerini çıkarmalarını, kendi katından bir rahmet olarak istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte bu anlattıklarım senin sabredemediğin şeylerin yorumudur."

Edip Yüksel

"Duvar ise kentteki iki öksüze aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da erdemli birisiydi. Efendin diledi ki onlar büyüyüp tam güçlerine kavuştuktan sonra Efendinden bir rahmet olarak hazinelerini ortaya çıkarsınlar. Bunları kendi irademle yapmadım. İşte bunlar, dayanamadığın şeylerin açıklamasıdır."

Edip Yüksel (Eski Baskı)

'Duvar ise kentteki iki öksüze aitti. Duvarın altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da erdemli birisiydi. Rabbin diledi ki onlar büyüyüp tam güçlerine kavuştuktan sonra Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini ortaya çıkarsınlar. Bunları kendi irademle yapmadım. İşte bunlar, dayanamadığın şeylerin açıklamasıdır.'

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Gelelim duvara; o, şehirde iki yetim oğlanındı, altında onlar için saklanmış bir define vardı ve babaları iyi bir zat idi. Onun için Rabbin onların erginlik çağına ermelerini, definelerini çıkarmalarını diledi. Bütün bunlar, Rabbinden bir rahmet olmak üzeredir ve ben hiçbirini kendi görüşümle yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin açıklaması!" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Gelelim divara: şehir de iki yetim oğlanın idi, altında onlar için saklanmış bir define vardı ve babaları salih bir zat idi, onun için rabbın irade buyurdu ki ikisi de rüştlerine ersinler ve definelerini çıkarsınlar, hep bunlar rabbından bir rahmet olarakdır ve ben hiç birini kendi re'yimden yapmadım ve işte senin sabredemediğin şeylerin te'vili

Erhan Aktaş

"Duvar ise o şehirde iki yetim gence aitti. Ve onun altında, onlara ait bir servet vardı. Babaları iyi bir kimseydi. İşte onun için Rabb'in, onların erginlik dönemine erişmesini ve - Rabb'lerinden bir rahmet olarak- serveti çıkarmalarını istedi. Ve ben onu kendiliğimden bir iş olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin açıklaması budur. dipnot 1 "

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu kıssanın önemli mesajlarından birisi de şudur: Bir konuda kesin olarak doğru bilgi sahibi olunmadan, bir şeyin nedeni kesin olarak bilinmeden yargıda bulunmak doğru değildir. Musa Nebi, nedenini bilmediği her üç konuda da tanık oldukları ile yargıda bulunmuş ve yanılmıştır. Örneğin birisini bıçaklayarak öldüren bir kimseyi gördüğümüzde ona hemen katil deriz. Neden böyle deriz? Çünkü öldürürken gözlerimizle gördük. Oysaki neden öldürdüğünü öğrendiğimizde belki de katil dediğimiz kimseye bu kez kahraman diyeceğiz. Hatta ona yardım bile etmek isteyebiliriz. Onun için bir şeyin nedenini bilmeden, doğruluğundan emin olmadan sonuç üzerinden yargıda bulunmak -isabet edilse bile- doğru değildir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"Duvar ise o şehirde iki yetim gence aitti. Ve onun altında, onlara ait bir servet vardı. Babaları iyi bir kimseydi. İşte onun için Rabb'in, onların erginlik dönemine erişmesini ve -Rabb'lerinden bir rahmet olarak- serveti çıkarmalarını istedi. Ve ben onu kendiliğimden bir iş olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin açıklaması budur." dipnot 1

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Bu kıssanın önemli mesajlarından birisi de şudur: Bir konuda kesin olarak doğru bilgi sahibi olunmadan, bir şeyin nedeni kesin olarak bilinmeden yargıda bulunmak doğru değildir. Musa Nebi, nedenini bilmediği her üç konuda da tanık oldukları ile yargıda bulunmuş ve yanılmıştır. Örneğin birisini bıçaklayarak öldüren bir kimseyi gördüğümüzde ona hemen katil deriz. Neden böyle deriz? Çünkü öldürürken gözlerimizle gördük. Oysaki neden öldürdüğünü öğrendiğimizde belki de katil dediğimiz kimseye bu kez kahraman diyeceğiz. Hatta ona yardım bile etmek isteyebiliriz. Onun için bir şeyin nedenini bilmeden, doğruluğundan emin olmadan sonuç üzerinden yargıda bulunmak -isabet edilse bile- doğru değildir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"Duvar ise o şehirde iki yetim delikanlıya aitti. Ve onun altında, onlara ait bir servet vardı. Babaları iyi bir kimseydi. İşte onun için Rabb'in, onların erginlik dönemine erişmesini ve –Rabb'lerinden bir rahmet olarak- serveti çıkarmalarını istedi. Ve ben onu kendiliğimden bir iş olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin açıklaması budur."

Gültekin Onan

"Duvar ise şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu) rabbinden bir rahmettir. Bunları ben kendi buyrultum [özel görüşüm] ile yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."

Hasan Basri Çantay

"Dıvara gelince: Bu, o şehirde iki yetim oğlancığındı. Altında da onlara aid bir defiyne vardı. Babaları iyi bir adamdı. Binaen'aleyh Rabbin diledi ki ikisi de rüşdlerine ersinler, definelerini çıkarsınlar. (Bu), Rabbimden bir merhametdi. Ben bunu kendi re'yimle yapmadım. İşte üzerlerinde sabredemediğin şeylerin iç yüzü"!

İbni Kesir

Duvar ise; o şehirdeki iki yetim erkek çocuğa aitti. Altında da onlara ait bir define vardı. Babaları iyi bir kimseydi. Rabbın; onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbından bir rahmet olarak deefinelerini çıkar malarını istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın şeylerin tevili budur.

Mehmet Alagaş

(60-82) Ve bir zaman Musa genç arkadaşına demişti ki: "Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar veya uzun bir süre geçene kadar durmam. “Denizlerin Aralarında birleştikleri yere vardıklarında balıklarını unutmuşlardı ve balık da deniz de yol almış, akıp gitmişti. Onlar geçip gittikten sonra gence, bu yolculuğumuzda çok zahmet çektik "Öğle yemeğimizi getir" dedi. "Kayaya sığındığımız zamanı hatırlıyor musun? işte o zaman balığı unuttum." Ve bunu hatırlamayı bana unutturansa sadece Şeytan’dı dedi. Şaşırmış halde denize doğru yol aldı. İşte bu tamda beklediğimiz şey buydu dedi. Gerisin geri izleri üzere takip ederek döndüler. Derken, tarafımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve yanımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul u buldular. Musa ona, "Sana öğretilen yetiştirici / rüşte erdirici ilimden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" dedi. Dedi ki: "Senin benimle beraberliğe sabretmeye gücün / istidadın yetmez." İç yüzünü kavrayamadığın / havsalanın almadığı bir şeye n asıl sabredeceksin? Dedi ki Allah'ın istemesi ile / inşallah beni sabırlı bulacaksın , hiçbir emrinde sana karşı gelmeyeceğim, dedi ki eğer ki bana tabi olacaksan ben hatırlayıp ta bir şey anlatmadıkça bana bir şey sorma , böylece yola koyuldular, nihayetinde bir gemiye bindiler onda bir delik açtı, dedi ki onu, içindekiler boğulsun diye mi deldin? Gerçekten yaptığın büyük önemde bir şey dedi, sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki Unuttuğum şeyden dolayı beni sorumlu tutma ve işimi bana zorlaştırma, Böylece tekrar yola koyuldular, nihayetinde bir oğlan çocuğa rastladılar onu öldürdü, "Saf / Temiz bir kişiyi sebepsiz yere öldürdün, gerçekten nankörce bir şey yaptın." dedi. Dedi ki sana, benimle sabretmeye gücünün yetmeyeceğini söylememiş miydim? Dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme." Artık özrün iyice belirgin oldu , böylece tekrar yola koyuldular, bir köy halkı geldiklerinde halkından yemek istediler , b unları misafir etmekten çekindiler , nihayetinde orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular, onu ayağa kaldırdı / doğrulttu , dileseydin bunun için bir ücret alırdın dedi , işte bu seninle benim aramızın ayrılmasıdır dedi , sana sabretmeye dayanamadığın konuların mânâlarını açıklayacağım , g emiye gelince; o, denizde çalışan yoksul kişilerindi, onların artlarında / peşlerinde her bir gemiyi gasbeden bir hükümdar / melik vardı bu nedenle gemiyi delmeyi istedim , erkek evlada gelince, onun anne babası mümin iki kişiydi , onların taşkınlık ve küf re sürüklemesinden endişe duyduk, istedik ki Rableri bu ikisine ondan daha temiz ve hayırlı birini, daha merhametli birini versin, duvara / cidara gelince, O duvar, şehirde yetim iki oğlanın idi , altında o ikisine ait altın vardı , babaları da Salih biri idi, Rabbin istedi ki ikisi de olgunluğa erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak ta altınlarını çıkarabilsinler, bunları kendimin işi olarak yapmadım, işte bu sabretmeye dayanamadıklarının yorumudur.

Rowwad Tercüme Merkezi

Duvar ise şehirdeki iki yetim gence aitti. Altında da onlara ait bir hazine vardı. Babaları salih insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte bu sabredemediğin şeylerin açıklamasıdır.

Süleyman Ateş

"Duvar ise şehirde iki yetim çocuğun idi. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki onlar (büyüyüp) güçlü çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bunları, ben kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."

Süleymaniye Vakfı

Duvar ise şehirdeki iki yetim erkek çocuğa aitti. Altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki ergin hale dipnot 1 gelsinler de hazinelerini kendileri çıkarsınlar. Bu, Rabbinin bir ikramıdır. Ben bunlardan hiçbirini kendi isteğimle yapmadım. dipnot 2 İşte sabır gösteremediğin işlerin iç yüzü bunlardır." dipnot 3

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Nisa 4/6. ayette yetimlerin mallarının reşit olacakları zamana kadar korunması görevi, onların velilerine yüklenmiştir. Bu ayetteki yetim çocukların malları ise Allah tarafından, ergin olacakları zamana kadar koruma altına alınmaktadır. İki ayet birlikte okunduğunda Nisa Suresinde geçen nikah ve rüşd çağının bu ayette ergin olunan dönem olarak ifade edildiği görülmektedir. Buna göre ergin olma, ergenlikten farklı olarak malı idare edebilme kabiliyetinin de kazanıldığı rüşd çağına ulaşma olarak anlaşılır.
  2. metne dön, dipnot 2
    Kehf 18/65 ayetinden buraya kadar anlatılan ve kendisine Allah katından bir ilim öğretilen kulun (Kehf 18/65) Hızır olduğu sahih hadislerde belirtilmiştir (Buhari, İlim 16, 44, Tefsiru'l-Kur'an, Tefsiru Surati'l-Kehf 2-4; Muslim, Fedail 170-174). Bu ayet, Hızır'ın bir insan değil, bir melek olduğunu göstermektedir. Çünkü o, yaptığı işleri kendi isteği ile değil, Allah'ın emri gereği yaptığını söylemiştir. Allah Teala bu gibi işler için melekleri görevlendirir (Meryem 19/64, Duhan 44/3-6).
  3. metne dön, dipnot 3
    Bazı şeyler kötü görünebilir ama aslında hayırlıdır (Bakara 2/216).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Duvar ise şehirdeki iki yetim oğlanındı. Altında onlara ait bir gömü vardı. Babaları iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki erginlik çağına gelsinler de gömülerini çıkarsınlar. Bu, Rabbinin bir ikramıdır. Ben bunları, kendiliğimden yapmış değilim. İşte katlanmaya güç yetiremediğin işlerin iç yüzü budur."

Şaban Britch

Duvar ise, şehirdeki iki yetim gence aitti. Altında da onlara ait bir hazine vardı. Babaları salih insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte bu sabredemediğin şeylerin tevilidir.

Şaban Piriş

Duvar ise, şehirdeki iki yetim gence aitti. Altında da onlara ait bir hazine vardı. Babaları temiz ve iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben, bunları kendiliğimden yapmadım. İşte bu sabredemediğin işlerin gerçek yüzüdür.

Yaşar Nuri Öztürk

"Ve duvar. Duvar, o kentte yaşayan iki yetim oğlanındı. Altında, oğlanlara ait bir define vardı. Oğlanların babası da hayır ve barış seven bir kimse olarak yaşamıştı. Rabbin istedi ki, o çocuklar ergenliklerine ulaşsınlar da Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendi buyruğumun sonucu olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzü budur."

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

"As to the wall", the teacher said, "it constitutes a part of the property belonging to two orphan youngsters in the town and it rested directly on a treasure. Their father was a gracious man in whose heart reigned piety, and Allah, your Creator, has decreed that they reach maturity and dig out their treasure, an act of mercy vouchsafed by Allah, your Creator. You must realize that none of these incidents did I do of my own accord; there you have the interpretation of the incidents you could not forbear".

Abdul Haleem

The wall belonged to two young orphans in the town and there was buried treasure beneath it belonging to them. Their father had been a righteous man, so your Lord intended them to reach maturity and then dig up their treasure as a mercy from your Lord. I did not do [these things] of my own accord: these are the explanations for those things you could not bear with patience.’

Abdullah Yusuf Ali

"As for the wall, it belonged to two youths, orphans, in the Town; there was, beneath it, a buried treasure, to which they were entitled: their father had been a righteous man: So thy Lord desired that they should attain their age of full strength and get out their treasure - a mercy (and favour) from thy Lord. I did it not of my own accord. Such is the interpretation of (those things) over which thou wast unable to hold patience."

Abul A'la Maududi

As for the wall, it belonged to two orphan boys in the city, and under it there was a treasure that belonged to them. Their father was a righteous man and your Lord intended that they should come of age and then bring forth their treasure as a mercy from your Lord; I did not do this of my own bidding. This is the true meaning of things with which you could not keep your patience." dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    In connection with this story, a very hard problem arises to which an answer must be found. Two of the three things done by Khidr are obviously against those commandments of the law which have always been in force since the creation of man. No law allows anyone the right to damage the property of another and kill an innocent person. So much so that if a man were to know by inspiration that some usurper would illegally seize a certain boat, and that a certain boy would be involved in a rebellion and unbelief, even then no law, sent down by Allah, makes it lawful that one should bore a hole in the boat and kill the innocent boy by virtue of his inspiration. If in answer to this, one were to say that Khidr committed these two acts by the commands of Allah, this does not solve the problem, for the question is not this: "By whose command did Khidr commit these acts", but it is this: “What was the nature of these commands”? This is important because Khidr did these acts in accordance with divine command, for he himself says that these acts of his were not done by his own authority, but were moved by the mercy of Allah, and Allah Himself has testified this by saying: “We gave him a special knowledge from Ourselves”. Thus it is beyond any doubt that these acts were done by the command of Allah, but the question about the nature of the command remains there, for it is obvious that these commands were not legal because it is not allowed by any divine law, and the fundamental principles of the Quran also do not allow that a person should kill another person without any proof of his guilt. Therefore we shall have to admit that these commands belonged to one of those decrees of Allah in accordance with which one sick person recovers, while another dies: one becomes prosperous and the other is ruined. If the commands given to Khidr were of this nature, then one must come to the conclusion that Khidr was an angel (or some other kind of Allah’s creation) who is not bound by the divine law prescribed for human beings, for such commands as have no legal aspect, can be addressed to angels only. This is because the question of the lawful or the unlawful cannot arise about them: they obey the commands of Allah without having any personal power. In contrast to them, a man shall be guilty of a sin whether he does any such thing inadvertently by intuition or by some inspiration, if his act goes against some divine commandment. This is because a man is bound to abide by divine commandments as a man, and there is no room whatsoever in the divine law that an act may become lawful for a man merely because he had received an instruction by inspiration and had been informed in a secret way of the wisdom of that unlawful act.

Aisha Bewley

As for the wall, it belonged to two young orphans in the town and there was a treasure underneath it, belonging to them. Their father was one of the righteous and your Lord wanted them to come of age and then to unearth their treasure as a mercy from your Lord. I did not do it of my own volition. That is the explanation of the things about which you were not able to restrain yourself.’

Al-Hilali & Khan

"And as for the wall, it belonged to two orphan boys in the town; and there was under it a treasure belonging to them; and their father was a righteous man, and your Lord intended that they should attain their age of full strength and take out their treasure as a mercy from your Lord. And I did them not of my own accord. That is the interpretation of those (things) over which you could not hold patience."

Ali Quli Qarai

As for the wall, it belonged to two boy orphans in the city. Under it there was a treasure belonging to them. Their father had been a righteous man. So your Lord desired that they should come of age and take out their treasure —as a mercy from your Lord. I did not do that out of my own accord. This is the interpretation of that over which you could not maintain patience.’

Amatul Rahman Omar

`As for the wall it belonged to two orphan boys of the town and under this (wall there) was a treasure belonging to them and their father had been a righteous man. So your Lord desired that they should attain their (age of) full strength and then take out their treasure; a mercy from your Lord, and I did not do it of my own accord, (whatever I did was the will of the Lord). This is the significance of that which you were not able to bear with patience.'

Arthur John Arberry

As for the wall, it belonged to two orphan lads in the city, and under it was a treasure belonging to them. Their father was a righteous man; and thy Lord desired that they should come of age and then bring forth their treasure as a mercy from thy Lord. I did it not of my own bidding. This is the interpretation of that thou couldst not bear patiently.'

Bijan Moeinian

"As for the wall, that property belonged to two orphan boys. Under that wall there was a treasure hidden by their father. As the father was a good man, your Lord, out of His mercy, wanted them to discover it, when they would grow up and being capable of managing it. I did not do nothing on my own. Now you understand the wisdom behind the happening of the events that you did not have patience to stand."

E. Henry Palmer

And as for the wall, it belonged to two orphan youths in the city, and beneath it was a treasure belonging to them both, and their father was a righteous man, and their Lord desired that they should reach puberty, and then take out their treasure as a mercy from thy Lord; and I did it not on my own bidding. That is the interpretation of what thou couldst not have patience with.'

Edip-Layth

"As for the wall, it belonged to two orphaned boys in the city, and underneath it was a treasure for them, and their father was a good man, so your Lord wanted that they would reach their maturity and take out their treasure as a mercy from your Lord. None of what I did was of my own accord. That is the meaning of what you could not have patience for."

George Sale

And the wall belonged to two orphan youths in the city, and under it was a treasure hidden which belonged to them; and their father was a righteous man: And thy Lord was pleased that they should attain their full age, and take forth their treasure, through the mercy of thy Lord. And I did not what thou hast seen of mine own will, but by God's direction. This is the interpretation of that which thou couldest not bear with patience.

Hamid S. Aziz

So we desired that their Lord would give them in exchange a better one than him in purity, and nearer in filial affection.

Mahmoud Ghali

And as for the wall, then it belonged to two orphan youths in the city, and beneath it was a hoarding belonging to them; and their father was a righteous (man). So your Lord willed that they should reach full age and take out their hoarding as a mercy from your Lord; and in no way did I perform it upon my own command. This is the interpretation of what you were unable to (endure) patiently."

Marmaduke Pickthall

And as for the wall, it belonged to two orphan boys in the city, and there was beneath it a treasure belonging to them, and their father had been righteous, and thy Lord intended that they should come to their full strength and should bring forth their treasure as a mercy from their Lord; and I did it not upon my own command. Such is the interpretation of that wherewith thou couldst not bear.

Mohamed Ahmed - Samira

As for that wall, it belonged to two orphan boys of the city, and their treasure was buried under it. Their father was an upright man. So your Lord willed that on reaching the age of maturity they should dig out their treasure as a favour from their Lord. So, I did not do that of my own accord. This is the explanation of things you could not bear with patience."

Muhammad Asad

"And as for that wall, it belonged to two orphan boys [living] in the town, and beneath it was [buried] a treasure belonging to them [by right]. Now their father had been a righteous man, and so thy Sustainer willed it that when they come of age they should bring forth their treasure by thy Sustainer's grace. "And I did not do (any of] this of my own accord: this is the real meaning of all [those events] that thou wert unable to bear with patience."

Mustafa Khattab

"And as for the wall, it belonged to two orphan boys in the city, and under the wall was a treasure that belonged to them, and their father had been a righteous man. So your Lord willed that these children should come of age and retrieve their treasure, as a mercy from your Lord. I did not do it ˹all˺ on my own. This is the explanation of what you could not bear patiently."[1]

Progressive Muslims

"And as for the wall, it belonged to two orphaned boys in the city, and underneath it was a treasure for them, and their father was a good man, so your Lord wanted that they would reach their maturity and take out their treasure as a mercy from your Lord. And none of what I did was of my own accord. That is the meaning of what you could not have patience for."

Rashad Khalifa

"As for the wall, it belonged to two orphan boys in the city. Under it, there was a treasure that belonged to them. Because their father was a righteous man, your Lord wanted them to grow up and attain full strength, then extract their treasure. Such is mercy from your Lord. I did none of that of my own volition. This is the explanation of the things you could not stand." Zul-Qarnain: The One With the Two Horns or Two Generations

Sahih International

And as for the wall, it belonged to two orphan boys in the city, and there was beneath it a treasure for them, and their father had been righteous. So your Lord intended that they reach maturity and extract their treasure, as a mercy from your Lord. And I did it not of my own accord. That is the interpretation of that about which you could not have patience."

Sam Gerrans

“And as for the wall: it belonged to two fatherless lads in the city, and there was beneath it a treasure for them. And their father had been righteous, and thy Lord desired that they should reach maturity, and to bring forth their treasure as a mercy from thy Lord; and I did it not by my command. That is the interpretation of what thou couldst not be patient in.”

Shabbir Ahmed

As for the wall, it belonged to two orphan boys in the town. And there was a treasure for them, beneath the wall. Their late father was a righteous man, and your Lord wanted them to grow up to full maturity and then extract their treasure as a Mercy from your Lord. I did it not of my own accord (but carried out the Divine Command). This is the explanation of things you could not stand." (As the pondering was over, Moses understood that Revelation is to the intellect what the sunlight is to the eye. Thus ended his intellectual journey. Later on Moses was commissioned to Prophethood and experienced the Divine Revelation first hand).

Syed Vickar Ahamed

"And as for the wall, it belonged to two youths, orphans in the Town; Beneath it, there is a buried treasure, to which they were entitled; Their father had been a righteous man: So your Lord wanted that they should reach their age of full strength and (then) get out their treasure— As a mercy (and gift) from your Lord. And I did not do it of my own accord. This is the meaning of (the things) over which you were not able to hold patience."

Taqi Usmani

As for the wall, it belonged to two orphan boys in the city, and there was a treasure beneath it belonging to them, and their father was a pious man. So your Lord willed that they should reach their maturity and dig out their treasure, as a mercy from your Lord. I did not do it on my own accord. This is the reality of things about which you could not remain patient."

The Monotheist Group

"And as for the wall, it belonged to two orphaned boys in the city, and underneath it was a treasure for them, and their father was a good man, so your Lord wanted that they reach their independence and bring out their treasure as a mercy from your Lord. And none of what I have done was of my own accord. That is the meaning of what you could not have patience for."

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 82. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 82. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Kehf suresi, 82. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩